İş kazası sonucu ölümle neticelenen olayda, hak sahiplerine bağlanan gelirin tahsili davasında mahkemenin bozma kararına uymaması ve kusur oranları hususundaki çelişkili raporlar.
Özet: Davacı kurumun, maden ocağında metan gazı patlaması sonucu vefat eden sigortalının hak sahiplerine ödenen ilk peşin sermaye değerli gelirin tahsili talebiyle açtığı iş kazası davasında, mahkemenin önceki bozma kararına rağmen, kusur oranlarının tespiti konusunda uzman bilirkişi raporunu yeterince değerlendirmeyerek bozma öncesi raporlara itibar etmesi ve hükmü kendi içinde çelişkili hale getirmesi üzerine, hem davacı kurum hem de davalı DSİ Genel Müdürlüğü tarafından yapılan temyiz başvuruları incelenmektedir; taraflar, bozma ilamına uyulmaması, kusur tespiti eksiklikleri ve vekalet ücreti konularında itirazlarını dile getirmişlerdir.

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
:Asliye Hukuk MahkemesiMahkemece bozmaya uyularak verilen karar davacı Kurum ve davalı .... Genel Müdürlüğü vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVADavacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ... Şube müdürü adına.... sicil sayılı dosyada işlem gören işyeri işçilerinden Kurum sigortalısı ....'nün ... tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu vefat etmesi nedeniyle, hak sahiplerine bağlanan ilk peşin sermaye değerli gelirin davalılardan müştereken müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.II. CEVAP1.Davalı .... vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu patlamanın metan gazı birikmesi nedeniyle meydana geldiğini, patlamaya sebep olan metan gazının kaynağının ise .... Baraj Gölünün ... organize sanayi atıksuları ve....nın evsel ve sanayi atıkları ile kirletilmesinin sebep olduğunu, müvekkil idarenin dava konusu olayın meydana gelmesinde herhangi bir kusurunun bulunmadığını belirterek davanın müvekkil Kurum yönünden reddine karar verilmesini talep etmiştir.2.Davalı ... vekili duruşmadaki beyanında; ... belediyesinin kusur ve sorumluluğunun bulunmadığını belirterek davanın müvekkil kurum yönünden reddine karar verilmesini talep etmiştir.III. MAHKEME KARARIMahkemenin 21.02.2022 tarihli 2020/3 55... /96 Karar sayılı kararı ile davanın kabulüne karar verilmiştir.IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİMahkeme kararına karşı davacı Kurum, davalı ... ve davalı .... Genel Müdürlüğü vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.Dairenin 12.12.2022 tarihli ve ██████████ Esas, ██████████ Karar sayılı ilamında;" Mahkemece; tarafların kusur oran ve aidiyetleri bakımından çelişkili kararların verilmesi olasılığının ortadan kalkması, hak ve adalet kurallarına aykırı bir sonuç ortaya çıkmaması, yargıya olan güvenin sarsılmaması yönü gözetilerek, ceza davasında kabul edilen maddi olgu hukuk hakimini bağlayacağından, kesinleşen ceza davasında kusurlu bulunarak mahkumiyetlerine hükmedilen şahıslar hakkında zararlandırıcı sigorta olayının meydana gelmesinde az da olsa bir miktar kusur verilmesi gereği gözetilerek, eldeki dosya ile ceza dosyasında alınan kusur raporları arasındaki çelişki giderilmeli, bu kapsamda iş kazasının olduğu meslek kolu ile iş ve işçi güvenliği konusunda uzman bilirkişi kurulundan kusur raporu alınmalı ve varsa konuya ilişkin tazminat dosyası da gözetilmek suretiyle, sonucuna göre hüküm kurulmalıdır.” hususlarına işaret edilmekle, Mahkemece bozma sonrası yargılamada alınan 25.12.2021 tarihli bilirkişi heyeti kusur raporunda, davalı işveren ... Genel Müdürlüğünün kazanın meydana gelmesinde %60 oranında, ....Belediye Başkanlığının ise %20 oranında kusurlu olduğu, kazalı .... %10 oranında, .... Şube Müdürlüğüne bağlı ... sulama barajında işletme şefi olarak görev yapan dava dışı .... ve şube müdürü ...’nın %5’er oranda kusurlu oldukları tespit edilmiş olmasına rağmen, Mahkemece, yeter düzeyde bir gerekçe sunulmaksızın anılan raporun hükme esas alınmayacağı belirtilerek, bozma öncesi alınan bilirkişi raporlarına itibarla ıslahen talep gibi davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır.Mahkemece, hükmüne uyulduğu halde, bozma ilamına göre alınan bilirkişi raporuna itibar edilmeyerek, bozma içeriği gözetilmeden, yeterli ve gerekli şekilde irdeleme yapılmaksızın, bozma öncesi alınan bilirkişi raporları hükme dayanak kılınmak suretiyle, yazılı şekilde karar verilmesi, hükmü kendi içinde çelişkili hale getirdiğinden isabetsiz bulunmuştur." gerekçelerine dayalı olarak karar bozulmuştur.Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne; 135.237,55 TL’nin .... tarihinden itibaren itibaren işleyecek yasal faizi ile birliktedavalılar .... ve ... Belediyesinden müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine, bakiye 150.230,62TL ‘nin ise 12.07.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı işveren ... ‘den alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.V. TEMYİZA. Temyiz Sebepleri1.Davacı Kurum vekili temyiz dilekçesinde; bozma ilam içeriği gözetilmeden yeterli ve gerekli irdeleme yapılmadan karar verildiğini, meydana gelen kazada ölen işçinin kusurunun olmadığını, eksik inceleme sonucu karar verildiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.2. Davalı ... Genel Müdürlüğü temyiz dilekçesinde; bilirkişi raporuna yönelik itirazlarının karşılanmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunun yetersiz olduğunu, meydana gelen iş kazasının oluşumunda idarelerinin kusurunun olmadığını, reddedilen tutar yönünden taraflarına vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.B. Değerlendirme ve GerekçeUyuşmazlık rücuan tazminat istemine ilişkindir.Davaya konu .... tarihinde meydana gelen iş kazası nedeniyle açılan davanın yasal dayanağı olay tarihinde yürürlükte bulunan 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesidir. Davanın gelirler yönünden yasal dayanağı olan 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesinin 1 inci fıkrasında, iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir davranışı sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamının, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirileceği, 4. fıkrasında, iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle gerçekleşmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısının, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücû edileceği belirtilmiştir. Anlaşılacağı üzere 21/1. madde işverenin, 21/4. madde üçüncü kişinin rücu alacağından sorumlulukları düzenlenmiş olup bu maddelere göre açılan rücuan tazminat davalarında işveren ile üçüncü kişi arasında müteselsil borçluluk ilişkisi bulunduğundan konuya ilişkin olarak 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun irdelenmesi de gerekmektedir.Söz konusu Kanun'un 141 – 148 inci maddelerinde müteselsil borçlara yer verilmiş olup 141. maddede, alacaklıya karşı, her biri borcun tümünden sorumlu olma yükümü altına girdiklerini beyan eden birden çok borçlu arasında teselsül bulunduğu, böyle bir beyanın yokluğunda teselsülün ancak kanunun belirlediği durumlarda olacağı, 142. maddede, alacaklının, müteselsil borçluların tümünden veya birinden borcun tamamen veya kısmen ödenmesini istemekte serbest olduğu, borç tamamen ödeninceye dek borçluların tümünün sorumluluklarının devam edeceği, 145. maddede, yaptığı ödeme veya takas ile borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmiş olan müteselsil borçlulardan birinin, sona eren borç oranında diğer borçluları borçtan kurtarmış olacağı, 146. maddede, borcun niteliğinden aksi anlaşılmadıkça, müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ödemeden birbirine eşit birer payı üzerine almak zorunda olduğu ve payından çok ödeme yapanın, fazla tutar yönünden diğer borçlulara rücu hakkının bulunduğu, 147. maddede, rücu hakkından yararlanan müteselsil borçlulardan her birinin, ödediği tutar oranında alacaklının haklarına halef olacağı bildirilmiştir. Diğer taraftan Kanunun haksız eylem yönünden müteselsil sorumluluğa ilişkin 50. maddesinde, birden çok kimseler birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri takdirde, önayak olan (kışkırtan) ile asıl gerçekleştiren ve yardımcı olanların, ayırım gözetilmeksizin müteselsilen sorumlu olacakları, hakimin, bunların birbiri aleyhinde rücu hakları olup olmadığını takdir ve gerektiğinde bu rücunun kapsamının derecesini saptayacağı belirtilmiş, çeşitli nedenlerin birleşmesi bakımından müteselsil sorumluluğa dair 51. maddesinde, birden çok kimseler çeşitli nedenlere (haksız eylem, sözleşme, kanun) dayanarak sorumlu oldukları takdirde haklarında, birlikte bir zarara sebebiyet veren kimselere ilişkin hükümlere göre işlem yapılacağı, kural olarak haksız bir eylemi ile zarara sebebiyet vermiş olan kimsenin en önce, tarafından hata gerçekleşmemiş ve üzerine borç alınmamış olmasına karşın yasal olarak sorumlu olan kimsenin de en sonra, zarar ile yükümlü tutulacağı açıklanmıştır. Müteselsil borç, birden çok borçlunun alacaklıya karşı borcun tümünden sorumlu olduğu, alacaklının tamamen veya kısmen edayı her bir borçludan isteyebildiği, eda tamamen yerine getirilinceye dek borçluların sorumluluklarının süregeldiği, her borçlunun iç ilişkideki payına bakılmaksızın borcun tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, borçlulardan birinin borcu ödemesi durumunda diğerlerinin de alacaklıya karşı borçtan kurtulduğu, borcun, her bir borçlu yönünden tali değil asli nitelik taşıdığı, alacaklı karşısında birden çok borç ve borçlunun bulunduğu borç ilişkisidir. Bu ilişkide ifa, asıl alacağı ortadan kaldırmayıp alacak hakkı, ödeme yapmak suretiyle rücu hakkını kazanan borçluya geçtiğinden, anılan borçlu, alacaklının halefi olarak diğerlerine rücu edebilmektedir. Bununla birlikte, rücua konu olan borcun müteselsil niteliği bulunmadığından, sorumluluktan kurtulmak için her borçlunun borcun tümü yerine, kendine düşen payını ödemesi yeterli olmaktadır ki burada kanundan doğan halefiyet söz konusudur. Kuşkusuz, ödeme yapan borçlu ile alacaklının öncesinde, halefiyeti ortadan kaldırıcı sözleşme yapmak yetkileri de bulunmaktadır. Öğreti ve yargı kararlarında, borçların aynı sebepten doğması durumuna “tam teselsül” denilmekte ve değinilen 50. maddenin bunu karşıladığı ifade edilmekte, borçların farklı nedenlerden (kanun, sözleşme, haksız eylem) doğması halinde ise “eksik teselsül”ün varlığından söz edilerek 51. maddenin de bunu tanımladığı kabul edilmektedir. 50. maddede, aynı zarardan dolayı birden çok kişinin birlikte müteselsilen sorumlu tutulmaları, birden çok kişinin ortak kusurlarıyla zarara birlikte sebebiyet vermiş olmaları koşuluna bağlanmıştır. 51. maddede ise müteselsil sorumluluk, ortak kusur yerine farklı hukuksal nedenlere bağlanmıştır ve bunlar kanun, sözleşme veya haksız eylemdir. Birden çok kişi, kanun, sözleşme veya haksız eylem nedeniyle aynı zarar için, zarara uğrayana karşı sorumlu iseler, bunlar arasında, bir zarara ortaklaşa sebep olanlar hakkındaki dönmeye (rücu) ilişkin kurallar uygulanmakta, kural olarak ilk önce, haksız eylemiyle zarara yol açan sorumlu tutulmakta, en son olarak da kusuru olmaksızın ve sözleşme gereği sorumluluğu olmadığı halde kanun hükmü gereğince sorumlu tutulan kişiye başvurulmaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.10.2013 gün ve 2013/9-1559 Esas - █████████ Karar, 15.05.2015 gün ve ███████-2267 Esas - █████████ Karar, 19.06.2015 gün ve ███████-2281 Esas - █████████ Karar, 24.06.2015 gün ve ███████-19 Esas - █████████ Karar sayılı ilamlarında aynı görüşlere yer verilmiştir.Önemle vurgulanmalıdır ki 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda eksik ve tam teselsül ayırımına son verilmiş, 61. maddede, birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerin uygulanacağı, 62. maddede, tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğunun göz önünde tutulacağı, tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişinin, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olacağı bildirilmiştir. İşveren veya üçüncü kişiye karşı açılan davalarda 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesine göre rücu alacağından sorumluluk belirlenirken kural olarak, işveren yönünden 1 inci fıkraya göre gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri ile yargılamada yöntemince hesaplanacak gerçek (maddi) zarar karşılaştırması yapılıp düşük (az) olan tutar esas alınmalı, üçüncü kişi bakımından 4. fıkra gereğince gerçek zarar gözetilmeksizin gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı benimsenmeli ve bunlara kusur oranları uygulanmalı ise de işveren ve üçüncü kişinin birlikte taraf olarak yer aldığı, başka anlatımla aynı anda 1 ve 4 üncü fıkralara dayalı uyuşmazlıklarda, fıkralarda yer alan hükümlerin nasıl anlaşılması ve giderek ne şekilde uygulama yapılması gerektiği önem arz etmektedir.Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla neden olmaları durumunda, anılan 50... . maddeler (6098 sayılı Kanun'un 61... . maddeleri) gereğince teselsül hükümleri kapsamında bu kişilerin birlikte sorumlulukları vardır ve 146. maddeye (6098 sayılı Kanun'un 62. maddesine) göre, kendi payından fazlasını ödeyenin diğer müteselsil borçlulara karşı rücu hakkı saklı kalmak kaydıyla, her bir borçlu yönünden kusurlarına karşılık gelen miktar ayrılmaksızın teselsül kurallarına göre sorumluluklarına karar verilmelidir. İş kazası veya meslek hastalığına birlikte sebebiyet veren sorumluların işveren ve üçüncü kişi olması durumunda ise işverenden istenebilecek gerçek zararı aşmayan gelirin ilk peşin sermaye değerinin müteselsil sorumluların toplam kusuruna düşeninden işveren, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısının müteselsil sorumluların toplam kusuruna karşılık gelen tutarından da üçüncü kişi sorumlu tutulmalıdır. Daha açık anlatımla, işverenin müteselsilen sorumlu olacağı tutar, 1 inci fıkra gereğince kendi kusur payı gözetilerek sorumlu tutulacağı miktarın (gelirin ilk peşin sermaye değeri X işverenin kusur oranı), üçüncü kişinin 4. fıkraya göre sorumlu olacağı tutar (gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı X üçüncü kişinin kusur oranı) ile toplamı kadar olmalı, kanun koyucunun getirdiği “gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı” sınırlaması karşısında üçüncü kişinin müteselsilen sorumlu tutulacağı miktarın ise gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı ile işveren de dahil olmak üzere tüm davalıların kusurları toplamının çarpımı sonucu elde edilecek tutar kadar olması gerekmektedir. Bu yaklaşım ve uygulama, işvereni, iç ilişkide üçüncü kişiye rücu edemeyeceği miktarı Kuruma ödemek zorunda bırakmadığından da hakkaniyete uygundur.Somut olayda ... tarihinde, meydana gelen iş kazası sonucunda, davalı ... Genel Müdürlüğü işçilerinden kazalı ....’nün vefatı sebebiyle, hak sahiplerine bağlanan gelirin rücuan tahsili talebiyle açılan eldeki davada, Mahkemece bozma sonrası yargılamada hükme esas alınan bilirkişi raporunda; iş kazasının meydana gelmesinde kazalı ....'nün %10, davalı ... Genel Müdürlüğünün %60, davalı ...'nın %20, ceza yargılamasında mahkumiyetlerine hükmedilen dava dışı ... ve şube müdürü...'nın %5'şer oranda kusurlu olduğunun belirtildiği görülmekle, bozma öncesi yargılamada hükme dayanak kılınan bilirkişi raporunda kurum sigortalısı ... ...'ye kusur atfedilmediğinin anlaşılması karşısında, bozma içeriği kapsamında sadece ceza dosyasında mahkumiyetlerine hükmedilen dava dışı kişilere yönelik olarak bir miktar kusur verilmesi gereğine işaret edildiğinin anlaşılması karşısında, kurum sigortalısı kazalı ....'ye bozma sonrası yargılamada hükme esas alınan bilirkişi raporunda kusur atfedilmesi bu bağlamda Kurum lehine oluşan usuli kazanılmış hakkın gözetilmemesi isabetsiz bulunmuştur.Bu nedenle, davacı lehine oluşan usuli kazanılmış hak durumu dikkate alınmak suretiyle, bozma içeriğine göre ceza davasında hakkında kesinleşmiş ceza kararı olan dava dışı diğer kişilere bir miktar kusur verilmesi gerektiği gözetilerek işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda uzman olan bilirkişi heyetinden yeniden oluşa uygun kusur raporu alınmalı, akabinde ceza yargılamasında mahkumiyetlerine hükmedilen dava dışı ... ve şube müdürü... ile davalı ...'nın yukarıda değinilen 5510 sayılı Kanun'un 21/4. maddesi kapsamında 3. kişi olduğu gözetilerek, bilirkişi marifetiyle yapılacak hesaplama uyarınca Kurum alacağı belirlenmelidir.Bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek eksik araştırma ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.VI. KARARAçıklanan sebeplerle;Temyiz olunan Mahkeme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,Dosyanın kararı veren Mahkemesine gönderilmesine,12.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.