Ceza Genel Kurulu, kasten öldürme suçunda yerel mahkeme direnmesi üzerine sanığın meşru savunma ve sınır aşımının değerlendirildiği hukuki uyuşmazlığı çözdü.
Özet: Bu hukuki metin, sanığın eşini taciz eden maktulün tüfekle kovalaması ve tahra ile saldırmak istemesi üzerine, sanığın maktule arkadan ateş ederek öldürmesi olayında, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin eylemi meşru savunma kapsamında değerlendirerek beraat kararı verilmesi gerektiği yönündeki bozma ilamına direnen yerel mahkemenin, sanığın öldürme kastıyla hareket ettiği ve meşru savunma ile sınırın aşılması koşullarının oluşmadığı gerekçesini, sanık hakkında meşru savunma veya sınırın aşılması hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tespiti amacıyla Yargıtay Ceza Genel Kurulunca incelenmesini konu almaktadır.
Ceza Genel Kurulu         ████████ E.  ,  ████████ K.
    "İçtihat Metni"

    KARARI VEREN
    YARGITAY DAİRESİ
    : 1. Ceza Dairesi
    MAHKEMESİ
    :Ağır Ceza
    SAYISI
    : 221-174
    I. HUKUKİ SÜREÇ
    Sanığın kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 81/1, 29, 62, 53, 54... . maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye ve mahsuba ilişkin İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 11.04.2016 tarihli ve 315-68 sayılı hükmün, sanık müdafii ve katılan ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 20.03.2018 tarih ve 3105-1287 sayı ile; "Yerel mahkemece, sanık ile maktul arasında yaşanan tartışmada, sanığın tüfeği maktule doğru fırlatıp koşarak kaçmaya başladığı, maktulün yere düşen tüfeği alıp sanığı takip ettiği, kaçmakta olan sanığın bu esnada yere düştüğü, ardından gelen maktulün sanığa doğru tüfekle bir el ateş ettiği ancak isabet ettiremediği, daha sonra maktulün elindeki tahra ile hamle yapmak istediğinin kabul edilmesi karşısında, sanık hakkında TCK'nın 25. ve 27/2 maddelerinin uygulanıp uygulanmayacağının karar yerinde tartışmasız bırakılması ve yine genel gerekçe ile cezaların dosyaya özgü şahsileştirilmesi yapılmadan maktulden kaynaklanan hangi eylemlerin haksız tahrik nedeni olarak kabul edildiği açık ve net gösterilmeden yetersiz gerekçe ile hüküm kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
    İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesince 05.11.2018 tarih ve 245-376 sayı ile bozma ilamına uyularak devam olunan yargılama sonucunda önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine, bu hükmün sanık ve müdafii ile katılan ... vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesince 10.06.2020 tarih ve 3038-1207 sayı ile; "Sanığın meşru savunma sınırları içerisinde kalan eyleminden dolayı TCK'nın 25/1. maddesi uyarınca beraati yerine yazılı şekilde hüküm kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
    Yerel Mahkeme ise 30.09.2020 tarih ve 221-174 sayı ile; "Maktulün tüfek ile bir el ateş ettikten sonra tüfeği bırakıp tahra ile sanığa saldırması sonrasında, sanığın tabanca ile saldırıyı defetmesi mümkün iken bunu yapmayarak bütün mermilerin giriş deliklerinin arkadan olmasından çıkan sonuca göre, içinde bulunduğu olumsuz konumdan kurtulup maktulün arkasına geçen ve daha üstün bir konuma gelen sanığın, maktulün öldürücü bölgelerine arkadan beş el ateş etmesi nazara alındığında, amacının maktulden gelen saldırıyı defetmek değil onu öldürmek olduğu, bu sebeple eyleminde meşru müdafaa koşullarının oluşmadığı, diğer taraftan, heyecan ve korku hâlinde beş atışın dördünün baş bölgesine isabet ettirilmesinin mümkün olmayıp ayrıca sırtı dönük olan maktulün sanıkta korku, heyecan ve paniğe neden olmasının söz konusu olamayacağı nedenleriyle sanığın eyleminin mazur görülebilecek bir heyecan, korku ve telaş içerisinde meşru savunmada sınırın aşılması olarak kabulünün de mümkün olmadığı," şeklindeki gerekçe ile bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın cezalandırılmasına karar vermiştir.
    Bu hükmün de sanık müdafii ve katılan ... vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 14.09.2022 tarihli ve 15550 sayılı bozma-gönderme istekli tebliğnamesiyle dosya, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Yargıtay 1. Ceza Dairesine gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 16.11.2022 tarih ve 9066-8936 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi nedeniyle Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
    II. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU
    Temyizin ve direnmenin kapsamına göre inceleme sanık hakkında kasten öldürme suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.
    Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında TCK'nın 25/1. maddesi uyarınca meşru savunma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkin olup sanığın eyleminde aynı Kanun'un 27/2. maddesinde belirtilen meşru savunmada sınırın aşılması şartlarının mevcut olup olmadığının da değerlendirilmesi gerekmektedir.
    Görüşmeler sırasında bazı Ceza Genel Kurulu Üyelerince sanık hakkında haksız tahrik nedeniyle yapılan indirim oranının isabetli belirlenip belirlenmediğinin de tartışılması gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine bu husus da ayrıca değerlendirilmiştir.
    III. OLAY VE OLGULAR
    İncelenen dosya muhteviyatından;
    Eşleri de arkadaş olan sanık ve maktulün ... ilçesi ... Beldesi'nde ikamet ettikleri, sanığın iddiasına göre 2014 yılı Temmuz ayından itibaren maktulün, sanığın eşi olan tanık ...’yı cep telefonu ile arayarak taciz ettiği, ...’nın durumu eşine anlatması üzerine maktul ve sanık arasında tartışma yaşandığı, araya akrabaların girmesi ile sanığın konuyla ilgili herhangi bir müracaatta bulunmadığı, 17.12.2014 tarihinde ...’nın, maktul ile aynı mahallede oturan kayınvalidesini ziyarete gittiği, maktulün eşi olan katılan ...’in, mahallelinin duyacağı şekilde "Bu o..nun burada ne işi var? Kocamı ayartıyor!" diyerek bağırdığı, ...’nın bu hadiseyi ertesi gün sanığa anlattığı, sanığın da aynı gün saat 18.00 sıralarında konuşmak amacıyla kasaba meydanında oturmakta olan maktulün yanına gittiği, tanıklar ..., ... ve ...’nun anlatımlarına göre; sanığın motosikletini park edip maktule doğru yöneldiği, maktulün de paltosunun içinden tahra çıkarıp sallayarak sanığa doğru yürümeye başladığı, bunun üzerine birkaç adım gerisindeki motosikletine dönerek sepetten çıkardığı av tüfeğini eline alan sanığın, tüfeği kılıfından çıkardığı esnada kendisine yaklaşmış olan maktul ile aralarında birkaç metre mesafe kala tüfeği maktule doğrultarak tetiğe bastığı, ancak mekanizmasının kapalı olması nedeniyle tüfeğin ateşlenmediği, devamında tüfeği sopa gibi kullanarak maktulün üzerine atıp ara yola doğru koşmaya başladığı, yere düşen tüfeği eline geçiren maktulün bir elinde tüfek diğer elinde tahra ile sanığı kovaladığı, adı geçen tanıkların da sanık ve maktulün peşi sıra koştuklarını belirtmek suretiyle bu hususu doğruladıkları, yine sanığın kaçış istikametindeki yolda yürümekte olan tanık ...'ın gelen sesler üzerine geriye baktığında sanığı önde, maktulü de arkada koşarken gördüğünü ileri sürdüğü, kovalamaca sırasında sanığın yüzüstü yere düştüğü, yönünü çevirdiği sırada maktulün av tüfeği ile bir el ateş ettiği, atışın sanığa denk gelmediği, tanıkların patlama sesiyle birlikte korkup saklanmaya çalıştıkları, bu aşamada yerde olan sanığın belinden çıkardığı tabancası ile maktule arkasından beş el ateş açtığı, mermilerden birinin maktulün sağ skapular bölgesi alt lateralden girip sağ göğüs ucundan çıktığı, uzağa yakın atış mesafesinden yapılan diğer dört adedinin ise baş bölgesinin sol hattından girdikleri, iki mermi çekirdeğinin yüzün ön bölgesinden çıkarken diğer ikisinin beyin boşluğuna saplanıp kaldığı, maktulün her biri müstakilen öldürücü nitelikteki toplamda beş ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı kafatası ve kaburga kırıkları ile birlikte beyin kanaması, beyin doku harabiyeti ve iç organ delinmesiyle gelişen iç kanama sonucu olay yerinde hayatını kaybettiği, maktul ve sanık arasındaki tartışmanın başladığı yer ile maktulün vurulduğu yer arasındaki mesafenin 70 metre olduğunun belirlendiği, ihbar üzerine suç mahalline gelen güvenlik güçlerince yerde 7,65 mm çapında beş adet boş kovan ile aynı çapta üç adet patlamamış ve iğne darbesi almadığı anlaşılan mermi çekirdeği, bir adet deforme mermi çekirdeği, av tüfeği ve bir adet boş av tüfeği kartuşunun ele geçirildiği, yapılan kontrolde mevcut hâli ile atışa hazır vaziyette ve barut kokusu gelen tüfekte namluya sürülü üç adet dolu fişek bulunduğu, maktulün cesedinin 1,28 cm solunda yerde bulunan tahranın görüldüğü, olayın hemen akabinde kaçan sanığın evinde yakalandığı, sanık tarafından teslim edilen tabancanın haznesinde fişek bulunmadığı ancak şarjöründe on adet mermi mevcut olduğu, sanığın elinde ve yüzünde, maktulün de mont ve kazağında atış artıklarına rastlandığının belirtildiği,
    Anlaşılmaktadır.
    Sanık kollukta; eşinin bir gün önce yaşanan hadiseyi anlatması üzerine moralinin bozulduğunu, bu hususu konuşmak amacıyla maktulün yanına gittiğini, motosikletinden inip yöneldiği sırada maktulün elindeki tahra ile kendisine saldırdığını, bunun üzerine motosikletin kasasında bulunan av tüfeğini aldığını ve kendisini savunmak amacıyla maktulün ayağına doğru tetiği çektiğini, ancak emniyetinin kapalı olması nedeniyle tüfeğin ateşleme yapmadığını, bu esnada maktulün iki kez kafasına doğru tahra salladığını, kendisinin tüfeği sopa gibi kullanıp maktulün üzerine atarak kaçmaya başladığını, maktulün tahra ve söz konusu tüfekle arkasından geldiğini, koşarken yere düştüğünü, peşinden gelen maktulün yerde iken kendisine tüfekle bir el ateş ettiğini, isabet almadığını ve doğrularak belindeki tabancasını çıkarıp maktule birkaç el ateş ettiğini, çiftçilik yaptığını, dağa gidip geldiği için kendisini koruma amaçlı tüfek ve tabanca bulundurduğunu,
    19.12.2014 tarihinde savcılıkta; yere düşünce maktulün elindeki tahra ile de kendisine hamle yapmaya çalıştığını, tüfeğin ateşleme yapmadığını görünce tahrayla saldırıya devam ettiğini, bu nedenle tabancasını ateşlediğini,
    Mahkemede farklı olarak; kollukta kendisini savunmak amacıyla tüfeği maktulün ayaklarına doğru yöneltip tetiği çektiği yönündeki beyanının doğru olmadığını, olayın heyecanı ile bu şekilde söylediğini,
    Savunmuştur.
    IV. GEREKÇE
    A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar
    Ayrıntıları Yüksek Genel Kurulun 28.05.2025 tarihli ve 174-241, 19.02.2025 tarihli ve 279- 75... .01.2025 tarihli ve 287-365 sayılı içtihatları ile diğer müstakar kararlarında belirtildiği üzere;
    TCK'nın 25/1. maddesinde düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
    1- Saldırıya ilişkin şartlar
    :
    a) Bir saldırı bulunmalıdır.
    b) Bu saldırı haksız olmalıdır.
    c) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur.
    d) Saldırı ile savunma eş zamanlı bulunmalıdır.
    2- Savunmaya ilişkin şartlar
    :
    a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkânının bulunmamasıdır.
    b) Savunma saldırana karşı olmalıdır.
    c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır.
    Savunmanın, meşru savunma şartlarının bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda, sınırın aşılması söz konusu olabilmektedir.
    TCK’nın 27. maddesinin 2. fıkrasında, hukuka uygunluk nedenlerinden sadece meşru savunma için sınırın aşılmasına ilişkin özel bir düzenleme öngörülmüştür. Buna göre bu hükmün uygulanabilmesi için;
    1- Meşru savunma ile korunabilecek bir hakkın bulunması,
    2- Saldırıya ilişkin şartların var olması,
    3- Savunmaya ilişkin şartlardan ölçülülük ya da orantılılık şartının, savunma lehine ihlal edilmesi suretiyle sınırın aşılması,
    4- Sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi gerekmektedir.
    Tüm bu şartların birlikte gerçekleşmesi hâlinde, meşru savunmada sınırı aşan faile CMK’nın 223/3-c maddesi uyarınca ceza verilmeyecektir. Bu durumda, kişinin, maruz kaldığı saldırı karşısında içine düştüğü heyecan, korku veya telaş dolayısıyla davranışlarını yönlendirme yeteneğinin ortadan kalkması söz konusu olacağından, meşru savunmada sınırın aşılmasından dolayı kusurlu sayılmayacağı kabul edilir. Sınırın kasten aşılıp aşılmadığının bir önemi bulunmamaktadır. Dolayısıyla, belirleyici olan maruz kalınan saldırının kişiyi içine düşürdüğü psikolojik durumdur. Zira kişi sırf maruz kaldığı saldırının etkisiyle, heyecan, korku veya telaşa kapılarak meşru savunmanın sınırlarını aştığında bu maddeden yararlanabilecek, buna karşılık saldırının etkisinin yanında, saldırıdan kaynaklanmış olsa bile, öfke gibi nedenlerle sınır aşıldığında ise aynı korumadan faydalanılması söz konusu olmayacaktır. Başka bir deyişle, failin amacı, saldırının defedilmesinden çok, kin duygusunu tatmine yönelik ise meşru savunmada sınırın aşılması değil, ancak haksız tahrik söz konusu olabilecektir.
    Öte yandan, 5237 sayılı TCK'da haksız tahrikle ilgili olarak, 765 sayılı TCK’da yer alan ağır tahrik-hafif tahrik ayırımına son verilmiş ve tahriki oluşturan fiilin, somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından değerlendirilmesi ve sanığın iradesi üzerindeki etkisi göz önüne alınarak maddede gösterilen iki sınır arasında belirlenen oranda indirim yapılması şeklinde bir düzenlemeye gidilmiştir.
    Ceza Genel Kurulunun müstakar kararlarında tartışmasız olarak benimsendiği üzere, tahrik nedeniyle yapılacak indirimin oranı belirlenirken, haksız tahriki oluşturan hareketin işleniş şekli, yeri, niteliği, zamanı, yöresel şartlar ve tahrik eden ile edilenin durumları göz önüne alınıp değerlendirilmelidir.
    B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
    Sanığın, eşini taciz ettiğini düşündüğü maktulle konuşmak amacıyla olay mahalline gittiği, motosikletinden indiği sırada maktulün üzerinden çıkardığı tahra ile sanığa doğru yürümeye başladığı, bunun üzerine sanığın birkaç adım geriye dönerek motosikletinin kasasında bulunan av tüfeğini eline aldığı, tüfeği maktule doğrultup ateş etmek istediği, ancak emniyeti kapalı olan tüfeğin ateşleme yapmadığı, maktulün elindeki tahrayı kendisine doğru savurması nedeniyle tüfeği sopa gibi kullanarak maktulü itip kaçmaya başladığı, maktulün yere düşen tüfeği alıp diğer elindeki tahra ile birlikte sanığın peşinden koştuğu, kovalamaca sırasında sanığın yere düştüğü, arkadan gelen maktulün yerde olan sanığa tüfekle bir el ateş ettiği, atışın isabet almadığı, bu kez diğer elindeki tahra ile kendisine yönelmesi üzerine yerde yatar vaziyette bulunan sanığın doğrularak belinden çıkardığı tabancasıyla arka bölgesinden beş el ateş edip maktulü öldürdüğü kabul edilen olayda;
    Maktulü görür görmez silahını doğrultmadığı, maktulün tahra ile manevra yapması nedeniyle av tüfeğini çıkardığı, tüfeğin ateşleme yapmaması üzerine olay yerinden kaçıp uzaklaşmak istediği sabit olmakla birlikte sanığın aşamalardaki; kaçarken el ve dizlerinin üzerine düştüğüne, devamında hemen yönünü çevirdiği sırada maktulün tüfekle bir el ateş ettiğine ve daha sonra tüfeği bırakıp tahra ile kendisine yöneldiğine dair savunmalarının, maktulün hayati bölgelerine aldığı beş atışın tamamının arkasından yapılmış olduğu yönündeki otopsi görüntüleri ve bilirkişi raporu ile çürütüldüğü, dolayısıyla bir aşamaya kadar sanıkla karşı karşıya olan maktulün, sanığın tabancasını belinden çıkardığını görerek artık sırtını dönmüş vaziyette olduğunun kabul edilmesi gerektiği, buna göre maktulden sadır olan saldırının hâlen sürdüğünden söz edilemeyeceği, kaldı ki maktulün yeniden saldırıya geçmesi hâlinde dahi sanığın, hayati olmayan bölgelerini hedef alarak maktulü etkisiz kılma ve daha hafif nitelikteki tahraya karşı tabancası ile saldırıyı kolaylıkla bertaraf etme imkânının bulunduğu anlaşılmakla, olayın vuku tarzı bağlamında tarafların konum ve olanakları itibarıyla da sanık hakkında meşru müdafaa ve meşru müdafaada mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaş sonucu sınırın aşılması koşullarının gerçekleşmediği, ancak maktulün önce tahra ile saldırması, akabinde av tüfeğini ateşlemesi nedenleriyle eylemin haksız tahrik altında işlendiği ve kanaat getirilen oluşa göre sanık hakkında tahrik nedeniyle azami düzeyde yapılan indirim oranının isabetli olduğu kabul edilmelidir.
    Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün gerekçesinin isabetli olduğu ve hükmün denetlenmesi amacıyla dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
    Asıl uyuşmazlık konuları bakımından çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi; direnme kararının isabetli olmadığı ve sanık hakkında meşru savunmada sınırın aşılması koşullarının bulunduğu görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
    V. KARAR
    Açıklanan nedenlerle;
    1- İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 30.09.2020 tarihli ve 221-174 sayılı hükme yönelik direnme gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA,
    2-Dosyanın, uygulamanın denetlenmesi amacıyla Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 30.10.2025 tarihinde yapılan müzakerede, sanık hakkında meşru savunma ve meşru savunmada sınırın aşılması koşullarının bulunup bulunmadığına ilişkin uyuşmazlık bakımından oy çokluğuyla, haksız tahrik nedeniyle yapılan indirim oranının isabetli olup olmadığına dair uyuşmazlık bakımından ise oy birliğiyle karar verildi.

    Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
    Üye olmak için tıkla!