Ücret alacağı davasında, işçinin elden aldığı iddia edilen gerçek ücret ile SGKya bildirilen ücret farkının ispatı ve işverenin yasal belge düzenleme yükümlülüğü.
Özet: Yargıtay içtihadı, işçinin resmi kayıtlardan yüksek elden ücret aldığı iddiasıyla açtığı alacak davasında, ücret miktarının tespitinde 4857 sayılı İş Kanununun 8. ve 37. maddelerince düzenlenen çalışma koşulları belgesi ve ücret pusulaları gibi işverenden sadır belgelerin ispat gücünü, asgari ücret sınırını, tarafların ücreti serbestçe kararlaştırma özgürlüğünü, belgede belirtilmeyen ücretin belirlenme kriterlerini ve özellikle işverenle işçi arasında muvazaa bulunup bulunmadığı olgusunun mahkemece resen araştırılması gerektiğini belirterek, ücret uyuşmazlıklarında delil değerlendirme ilkelerini ortaya koymuştur.
9. Hukuk Dairesi         ██████████ E.  ,  ██████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ

DAVA
:Davacı, ücret alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, isteği hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde taraflar avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı İsteminin Özeti
:
Davacı taraf; davalıya ait iş yerinde 22.12.2008 tarihinde pazarlama elemanı sıfatıyla işe başladığını, mevcut işini herhangi bir kusuru olmaksızın düzenli bir şekilde sürdürdüğünü, haklı bir neden gösterilmeksizin ve hiçbir şekilde savunması dahi alınmadan ve herhangi bir bildirimde bulunulmadan davalı işverence 01.07.2009 tarihinde işten çıkarıldığını, her ne kadar aylık ücretinin SSK Hizmet Dökümünde 666,00 TL olarak gözükmesine rağmen, ücret olarak aylık 1.500,00 TL elden almakta olduğunu, Nisan, Mayıs ve Haziran 2009 dönemlerine ilişkin aylık 1.500,00 TL olmak üzere toplam 4.500,00 TL üç aylık ücret alacağının kendisine ödenmediğini, 4.500,00 TL.nin 7 gün içerisinde ödenmesi hususunda davalı şirkete 06.08.2009 tarihinde ihtarname çektiğini, söz konusu ihtarnamenin 24.08.2009 tarihinde davalı şirketçe tebellüğ edilmesine rağmen, kendisine herhangi bir ödemenin yapılmadığını ve 01.09.2009 tarihi itibariyle temerrüdün gerçekleştiğini, iddia ederek üç aylık ücret alacağı için fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak şimdilik aylık 500,00 TL.den olmak üzere toplam 1.500,00 TL.sinin ödenmesini istemiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti
:
Davalı taraf; davacı yanca ikame edilen işbu alacak davasının hukuk ve yasaya aykırı olduğunu, davacı yan iş yerinde aylık 1.500,00 TL ücretle çalıştığı ve 3 aylık ücret alacağı olduğunu ileri sürse de bu durumun doğru olmadığını, şirketten kendi isteği ile ayrıldığını, şirketi zarara uğratacak davranışlarda bulunduğunu, davacının şirkette aylık 666,00 TL ücretle çalıştığını, ücret alacağının kendisine eksiksiz ve tam olarak ödendiğini beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti
:
Toplanan deliller ve değerlendirmeler doğrultusunda, özellikle bilirkişi rapor içeriğinden; davacının ödenmeyen 3 aylık ücret alacağı olduğu sonucuna varılarak fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak davanın kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz
:
Karar, taraflar vekillerince temyiz edilmiştir.
E) Gerekçe
:
Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununda 32 nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir.
İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir.
4857 sayılı Yasanın 8 inci maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı yasanın 37 nci maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır. (Yargıtay 9.HD. 23.9.20 08... /27217 E, ██████████ K.).
Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanmış olması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanunun 8 inci ve 37 nci maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de göz ardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmiş olması ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemiş oluşu, işçinin ücret, sigorta pirimi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenmiş olup olmamasının da araştırılması gerekir.
Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Somut olayda; Mahkemece taraf tanıkları dinlenilmeden, ücret araştırması yapılmadan hüküm kurulmuştur.
Mahkemece yerinde olmayan gerekçeyle tüm tanıklar dinlenmeden, ücret araştırması yapılmadan karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
F) Sonuç
:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 21.05.2012 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!