Ceza Genel Kurulu, sanığın nitelikli kasten öldürme suçuna iştirakinden dolayı verilen mahkumiyet hükmüne ilişkin yerel mahkeme direnme kararının delil yeterliliğini incelemiştir.
Özet: Bir yerel mahkeme tarafından tasarlayarak kasten öldürme suçundan müebbet hapse mahkûm edilen sanığın hükmü, Yargıtayın eyleme doğrudan iştirak veya kolaylaştırmaya ilişkin yeterli, kesin delil bulunmadığı gerekçesiyle beraat istemiyle bozulmasına rağmen, yerel mahkeme, sanığın olay tarihlerinde sahte kimlik kullanması ve diğer faillerle birlikte cinayet zaman diliminde aynı araçta silahlarla yakalanması gibi olgularla eyleme katıldığı kanaatiyle önceki mahkûmiyet kararında direnmiştir; bu durum üzerine dosya, sanığa isnat edilen suçun sabit olup olmadığının nihai olarak karara bağlanması için Ceza Genel Kuruluna sevk edilmiştir.

YARGITAY DAİRESİ
: 1. Ceza DairesiMAHKEMESİ
:Ağır CezaSAYISI
: 25-419I. HUKUKİ SÜREÇSanığın tasarlayarak kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 82/1-a, 62, 53, 63... . maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin Hatay 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 07.10.2015 tarihli ve 133-262 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 24.11.2020 tarih ve 5108-3046 sayı ile; "İnceleme dışı sanıklar ... ve ...’in, sanığın olaya katılımına ilişkin bilgilerinin görgüye dayalı olmadığı ancak bu hususu inceleme dışı sanık ...’dan duyduklarını söylemeleri, ...’ın ise sanığın da eyleme katıldığına dair herhangi bir beyanda bulunmadığı, hakeza ...’ın ilk beyanlarında sanığın o dönemde sahte kimlik olarak kullandığı ... ismini de belirtmediği dikkate alındığında, sanığın diğer faillerin eylemine doğrudan iştirak ettiğine veya eylemi kolaylaştırdığına ilişkin mahkûmiyetine yeterli, kesin delil bulunmadığı nazara alınıp beraati yerine yanılgılı değerlendirme sonucu mahkûmiyetine hükmedilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına oy çokluğuyla karar verilmiştir.Daire Üyeleri ... ve ...; hükmün onanması gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.Hatay 2. Ağır Ceza Mahkemesi ise 06.07.2021 tarih ve 25-419 sayı ile; "...Sahte isim kullanan sanığın, maktulün öldürülmesi suçunun failleri ile birlikte cinayet tarihine tekabül eden zaman dilimi içerisinde aynı araçta, silahlarla beraber yakalanmasının tesadüf olamayacağı gibi eyleme katıldığının daha önce de tanık beyanları ile ifade edilmiş olması hususları dikkate alındığında, sanığın maktulün öldürülmesi suçunun müşterek faili olduğu," şeklindeki gerekçe ile bozma ilamına direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyizi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 04.11.2022 tarihli ve 118548 sayılı onama istekli tebliğnamesiyle dosya, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Yargıtay 1. Ceza Dairesine gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 12.07.2023 tarih, 12570-4960 sayı ve oy çokluğu ile direnme kararının yerinde görülmemesi nedeniyle Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.II. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSUİnceleme dışı sanıklar ... ..., ... ..., ... ..., ... ... ve ... ... hakkında maktulü nitelikli kasten öldürme suçundan verilen mahkûmiyet kararları Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup temyizin ve direnmenin kapsamına göre inceleme sanık hakkında maktule yönelik nitelikli kasten öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.Özel Daire çoğunluğu ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen suçun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.III. OLAY VE OLGULARİncelenen dosya kapsamından;13.04.2006 tarihinde maktulün kaybolduğu iddiasıyla arkadaşlarının kolluğa müracaat etmeleri üzerine soruşturmaya başlandığı,14.04.2006 tarihinde inceleme dışı sanık ... adına kayıtlı ancak maktul tarafından kullanılan 31 ** *** plaka sayılı aracın boş bir arazi içerisinde terk edilmiş vaziyette bulunduğu, kontak anahtarı üzerinde ve kapıları açık olan araçta ... ve maktul adlarına düzenlenmiş nüfus cüzdanı talep belgeleri ile sigara izmaritleri olduğunun görülerek ilgili tutanağın tanzim edildiği, kriminal raporuna göre izmaritlerden birinde inceleme dışı sanık ...’a ait DNA profili elde edildiği,17.04.2006 tarihinde dava dışı sanık ... ...’ın eşi olan ... tarafından inceleme dışı sanık ...’nin adamlarının, ikamet ettiği konutun çevresinde silahlı bir şekilde dolaştıkları yönünde şikâyette bulunulması üzerine 18.04.2006 tarihinde gece 00.45 sıralarında ikamet etrafında görülen 31 ** *** plakalı sayılı aracın durdurularak yapılan kontrolde; araç sürücüsünün ... ... olup içinden inceleme dışı sanıklar ..., ..., ... ve ...’in indiği, araçta ...’a ait tabanca, ...’e ait tabanca, av tüfeği ve el yapımı dört adet molotof kokteylinin ele geçirildiği,18.04.2006 tarihinde öğlen saatlerinde balıkçılık yapan bir şahsın ... köyü dere kenarında bir erkek cesedi bulduğunu ihbar etmesi üzerine olay mahalline gidildiği, otopsi raporunda; maktule ait olduğu tespit edilen cesedin her iki elinin arkadan bağlanmış olduğunun, tahmini ölümün üç-dört gün önce gerçekleştiğinin bildirildiği,Maktulün eski kayın biraderi olması nedeniyle ifadesine başvurulan inceleme dışı sanık ...’ın 19.04.2006 tarihinde kolluk beyanında; ...’nin kendisini çağırarak "...’in azmettirmesiyle ... beni vurdu, ...’in yerini öğrenirsen bana haber ver." dediğini, bu esnada yanlarında ..., ... ve ...’ın da bulunduğunu, maktulün uyuşturucu ticareti yapan ...’in torbacısı olduğunu, öncesinden ablasıyla evli olup sonradan ayrıldıklarını, bu nedenle ...’nin adamlarından biraz dayak yemesini istediği için maktulle bir görüşme ayarlayarak ...’a da buluşacakları yeri haber verdiğini, üçünün birlikte araçla dolaştıklarını, daha sonra kendisinin evine geçtiğini, maktulün öldürüldüğünü sonradan öğrendiğini belirttiği,İnceleme dışı sanık ...’in, ...’ı tanımadığını, maktule de hap vermediğini, eylemi gerçekleştiren ...’nin suçu üzerine yıkmak istediğini; inceleme dışı sanık ...’nin, ...’in bacanağı olup eşi vasıtasıyla yerini öğrenebilecek durumda olduğunu, ...’in yerini öğrenmek amacıyla maktulü kaçırıp sonradan öldürmesi için bir sebebinin bulunmadığını; inceleme dışı sanıklar ..., ..., ... ve ...’ın, ...’nin yeğeni olan ... ...’yi öldürüp firar eden ...’i bulup güvenlik güçlerine yakalatmak amacıyla ...'in evinin bulunduğu Kırıkhan’a gittiklerini, ...’in bu işle bir ilgisinin olmayıp aracını vermek istemediği için kendileriyle birlikte geldiğini, maktulün öldürülmesi olayına karışmadıklarını; ilaveten ...’un, tescil sahibi olduğu aracı harici sözleşme ile maktule sattığını, bu nedenle araçta kendisi adına düzenlenmiş belgenin ele geçirildiğini; ...’ın, maktulle zaman zaman bir araya gelip dolaştıkları sigara içmiş olabileceğini ifade ettikleri,Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 14.09.2006 tarihli ve 174-174 sayılı iddianamesi ile ... ..., ... ..., ... ..., ... ..., ... ..., ... ..., ... ..., ... ... ve diğerleri hakkında haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla silahlı suç örgütü kurmak, yönetmek ve üye olmak suçlarından kamu davası açılıp yargılamanın Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesinin ████████ esas sayılı dosyası kapsamında yürütüldüğü,Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcılığınca 27.04.2006 tarihli ve 286-197 sayılı iddianame ile ..., ..., ..., ... ve ...’ın, şikâyetçisinin ... ... olduğu ruhsatsız silah taşıma, silahla ve birden fazla kişi ile birlikte tehdit ve mala zarar verme suçlarından cezalandırılması talebiyle açılan kamu davası üzerine Kırıkhan Asliye Ceza Mahkemesince 26.09.2007 tarih ve 397-415 sayı ile Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesinin ████████ esas sayılı dosyası ile birleştirilmek üzere görevsizlik kararı verildiği,Hatay Cumhuriyet Başsavcılığınca 27.07.2006 tarihli ve 2802-521 sayılı iddianame ile ..., ..., ..., ..., ... ve ...’in maktulü tasarlayarak kasten öldürme suçundan cezalandırılmaları talebiyle açılan kamu davasında verilen görevsizlik kararı ile dosyanın gönderildiği Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesince 05.06.2007 tarih ve 333-100 sayı ile aynı Mahkemenin ████████ esas sayılı dosyası ile birleştirme kararı verildiği,Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesince birleştirilerek devam olunan kamu davalarında yapılan yargılama sonucunda 14.11.2008 tarih ve 281-226 sayı ile; ... ve ...’nin çıkar amaçlı silahlı suç örgütü kurma, diğer inceleme dışı sanıkların da bu örgüte üyelikten mahkûmiyetlerine, ...’in ise müsnet suçtan beraatine; şikâyetçisinin ... olduğu birden fazla kişi ile birlikte ve silahlı tehdit, mala zarar vermeye teşebbüs suçlarından ..., ..., ..., ... ve ...’in ayrı ayrı beraatlerine; ..., ..., ..., ... ve ...’in maktulü tasarlayarak kasten öldürme suçundan mahkûmiyetlerine karar verildiği,...’in 17.11.2008 havale tarihli dilekçesi ile maktulü öldürenlerin arasında sanığın da bulunduğu, ancak ... ... sahte kimliğini kullandığı için hakkında bu suçtan dava açılmadığı yönünde ihbarda bulunması üzerine Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 29.05.2009 tarihli ve 274-224 sayılı iddianamesiyle sanığın maktulü tasarlayarak kasten öldürme suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı,Yerel Mahkemece yapılan yargılama sırasında tanık sıfatıyla dinlenen ... ve ...'in, yargılandıkları ana dosyada duruşma sırası bekledikleri sırada ...’ın kendilerine sanığın da maktulü öldürenlerin içinde olduğunu anlattığını; ...'ın ise sanık ile Hatay E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda kısa bir süre aynı koğuşta kaldıklarını, ... ... sahte kimliği ile tanıdığı sanığın, ..., ..., ... ve ... ile birlikte Kırıkhan’a baskına gittikleri sırada yakalandığını öğrendiğini, ... ve ...’e de bu konuyu anlattığını, sanığın maktulün öldürülmesi eylemine katılıp katılmadığını bilmediği gibi sanığın da kendisine bu yönde bir anlatımı olmadığını beyan ettikleri,Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesince 12.09.2011 tarih ve 127-209 sayı ile, sanık hakkında müsnet suçtan açılan kamu davasının Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesinin ████████ esas sayılı dava dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği, Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesince 12.03.2014 tarih ve 103-167 sayı ile dosyanın Hatay 2. Ağır Ceza Mahkemesine devredildiği,Anlaşılmaktadır.Sanık aşamalarda; suç tarihinde Hatay’da galericilik yaptığını, ... ve ... ile bu şekilde tanıştıklarını, ayrıca ...’nin işlettiği lokale sık sık gidip geldiğini, olay tarihinden önce ...’nin bir arkadaşına araç sattığını, ancak sonradan arızalı olduğu ileri sürülerek aracının ... ile geri gönderildiğini, 18.04.2006 günü bahse konu aracını teslim almak amacıyla gittiğinde ...’nin kardeşinin öldürüldüğünü öğrendiğini, ev sahibi olan ...’un cenaze işlemleri için Kırıkhan’a gitmeleri gerektiğini söyleyip aracını istediğini, kendisinin de vermek istemeyince ... ve ... ile olay nedeniyle isimlerini öğrendiği ... ve ...’i de alarak birlikte Kırıkhan’a gittiklerini, aynı gün gece saatlerinde Hatay’a dönmek üzere yolda seyrettikleri sırada polis ekiplerinin kendilerini durdurduklarını, asker firarisi olduğu ve kesinleşmiş başkaca bir ilamı bulunduğu için ... ... sahte kimliğini ibraz ederek ifade verdiğini, yanında yakalanan şahısların üzerlerinden çıkan silahlarla bir ilgisinin olmadığını, ancak tutuklanarak cezaevine girdiğini, herhangi bir husumeti ya da samimiyetinin bulunmadığı ... ile de on gün aynı koğuşta kaldıklarını, maktulün öldürülmesi eylemi ile bir ilgisinin olmadığını savunmuştur.IV. GEREKÇEA. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin AçıklamalarAnayasa’nın 38... /1 ile CMK’nın 217/1 ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen ceza muhakememizin amacı, geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan vakıayı/maddi gerçekliği, insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılamasında taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sorunu mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir.Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Kural olarak her türlü delil aracı kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk nizamı belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin hayata nasıl geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357).Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. CMK'nın 288. maddesinin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek aynı düşünceyi benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.Buna göre ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) şeklinde ulaşılabilecek olan temel prensipler aynı zamanda ceza yargılamasının da temel ilkelerini oluşturur. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı).Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de doktrin ve uygulamada, suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmı gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimale göre sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).Şu hâlde, isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira, kabili te'lif olmayan şüphe ve gerçeğin yan yana mevcudiyeti üzerinden salt bir kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kurallarına uygun olduğu söylenemeyeceği gibi maddi gerçekliğin bütünüyle ortaya çıkarıldığı da ileri sürülemeyecektir.B. Somut Olayda Hukuki NitelendirmeSanığın, 13.04.2006 tarihinde inceleme dışı sanıklar ile birlikte maktulü kaçırdığının ve ellerinden bağlayıp nehre atmak suretiyle tasarlayarak maktulün ölümüne neden olduğunun iddia ve kabul edildiği olayda;İnceleme dışı sanıklar ... ve ...’in, ...'ın kendilerine aktardığı üzere ... ... sahte kimliğini kullanan sanığın da diğerleri ile beraber maktulün öldürülmesi eylemine katılmış olduğu yönünde ihbarda bulunmaları üzerine müsnet suçtan sanık hakkında kamu davası ikame edilmiş ise de; sanık ile husumetli bulunan ... ve ...’in bilgilerinin görgüye dayalı olmadığı gibi tanık sıfatıyla dinlenen ...’ın, sanığın kendisine inceleme dışı diğer sanıklarla birlikte aynı araçta bulunması sebebiyle tutuklandığını anlattığını, aralarında maktulün öldürülmesi eylemi ile ilgili herhangi bir konuşma geçmediğini, ... ve ...’e de bu hususu aktardığını ifade etmesi, ...’ın, ...’in yerini söyletmek için maktulü ... ve adamlarına teslim ettiği yönündeki ifadesi ile terk edilmiş bir hâlde bulunan maktulün kullandığı araçta yapılan inceleme sonucunda ele geçirilen bulgular uyarınca ..., ..., ..., ... ve ... hakkında maktulü tasarlayarak kasten öldürme suçundan kamu davası açılıp soruşturma ve kovuşturma evrelerinde ...’ın ya da diğer inceleme dışı sanıkların ...’in veyahut sanığın da bu eyleme katıldığına dair bir anlatımlarının bulunmaması, 18.04.2006 tarihinde gece saatlerinde ...’in eşi olan ...’ın, bir aracın ikametinin etrafında şüpheli bir şekilde dolaşmakta olduğu yönünde şikâyette bulunması üzerine güvenlik güçlerince ihbara konu yere gidildiğinde durdurulan araçtan inceleme dışı sanıklar ile araç sürücüsü ... sahte kimliğini gösteren sanığın yakalanmış olmasından, sanığın da maktulü kaçırıp öldürenlerin arasında yer aldığı sonucuna ulaşılamayacağı, kaldı ki sanık ve diğerlerinin maktulün kaçırılıp öldürülmesinin hemen akabinde değil, otopsi raporu da dikkate alındığında ölüm olayından dört gün sonra yakalanmaları, olay anı ile sonrasına ilişkin bir görgü tanığının bulunmaması, suç mahallinde sanığa ait bir bulgu elde edilememesi ve sanığın tüm aşamalarda suçlamayı kabul etmemesi hususları birlikte nazara alındığında; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığın isnat olunan suçu işlediği yönünde vicdani kanaat oluşturması bakımından yeterli olmadığı anlaşılmakla in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince ispat edilemeyen suçtan beraat kararı verilmesi gerektiği kabul edilmelidir.Bu itibarla Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.V. KARARAçıklanan nedenlerle;1-Hatay 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 06.07.2021 tarihli ve 25-419 sayılı direnme kararına konu hükmünün, sanığın isnat edilen suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,2-Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.10.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.