Rehinli aracın kasko sigorta hasar tazminatında aktif dava ehliyeti, dain ve mürtehin muvafakati ile borcun ödenmesi ve yargılama sürecindeki tebligat sürelerinin kesinliğine dair temyiz incelemesi.
Özet: Davacıya ait kasko sigortalı aracın hasarlanması sonrası sigorta şirketinin ödeme reddi üzerine başlayan uyuşmazlıkta, hakem heyetleri dain ve mürtehin muvafakatının şartlı oluşu gerekçesiyle başvuruyu usulden reddetmiş, ancak Yargıtay önceki kararında dain ve mürtehin borcunun ödendiğini ve davacının aktif dava ehliyetine sahip olduğunu belirterek davanın esastan incelenmesi gerektiği yönünde bozma kararı vermiştir. Buna rağmen itiraz hakem heyeti yeniden ret kararı alınca, davacı vekili bilirkişi raporu ücretine ilişkin tebligat yapılmamasını temyiz sebebi göstermiş olup, mahkeme Hukuk Muhakemeleri Kanunundaki süreler, tebligat usulleri ve bu kuralların taraflar için bağlayıcılığı bağlamında mevcut itirazı değerlendirmektedir.
4. Hukuk Dairesi         2025/5 E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

SAYISI
: ████████ E., ████████ K.
İtiraz Hakem Heyeti kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı asıl dava dilekçesinde; 21.12.2017 tarihinde davacıya ait davalıya kasko sigortalı aracın karıştığı tek taraflı kazada hasarlandığını, davalı tarafından başvurunun gerekçesiz reddedildiğini beyanla, 47.992,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava dışı şirketin rehin alacaklısı olması nedeniyle aktif dava ehliyeti yokluğu nedeniyle davanın reddini istemiştir.
III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI
Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla dain mürtehinin muvafakatının şartlı olması nedeniyle başvurunun usulden reddine karar verilmiştir.
IV. İTİRAZ
Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararına karşı süresi içinde davacı vekilince itiraz edilmesi üzerine, İtiraz Hakem Heyetince itirazın reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
İtiraz Hakem Heyeti kararının süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 22.12.2022 tarih ██████████ Esas ██████████ Karar sayılı ilamıyla; somut olayda, taraflar arasında düzenlenen kasko sigorta poliçesinde dain ve mürtehin olan ...'den tazminatın davacıya ödenmesine muvafakati olup olmadığı hususunun sorulduğu, verilen cevapta dava açılmasına muvafakat edildiği ancak herhangi bir alacak olması halinde hesaplarına yatırılmasının talep edildiği; Uyuşmazlık Hakem Heyetince muvafakatın şartlı olması nedeniyle davanın reddine karar verildiği, İtiraz Hakem Heyetince; rehin alacağının devam ettiği gerekçesiyle davacı tarafın itirazının reddine karar verildiği, Dairemizin geri çevirme ilamı üzerine verilen cevapta ise ... araç kredisinden kaynaklı borcun tamamen ödendiğini, dolayısıyla rehin haklarının kalmadığını bildirdiği, bu durumda; İtiraz Hakem Heyetince, kredi veren kurumun dava açmaya muvafakatine ihtiyaç bulunmadığı, davacının aktif dava ehliyetine sahip olduğu davada işin esasına girilerek delillerin toplanması ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiği belirtilerek kararın bozulmasına karar verilmiştir.
B. İtiraz Hakem Heyetince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının itirazının reddine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; bilirkişi raporu ücretinin yatırılmasına ilişkin herhangi bir tebligat yapılmadığını, vekille takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılması gerektiğini belirterek İtiraz Hakem Heyeti kararının bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık; davalı ... tarafından Kasko Sigorta Poliçesi ile teminat altına alınan aracın karıştığı trafik kazası sonucu hasarlanması nedeniyle maddi tazminat talebine ilişkindir.
6100 sayılı HMK'de öngörülen süreler, nitelikleri bakımından, taraflar için ve mahkemeler için konulmuş süreler olmak üzere ikiye ayrılır:
Mahkemeler için öngörülen sürelerin, taraflar için öngörülen sürelerden farkı; sürenin geçirilmiş olmasının, o sürede yapılması öngörülen işlemin yapılma olanağını ortadan kaldırmamasıdır. Eş söyleyişle hakim, gecikmeli de olsa süreye bağlanmış olan işlemi yapabilir. Dolayısıyla, gecikmeli de olsa yapılan işlem, oluşturulan karar hukuken geçerlidir ve süresinde yapılmış gibi hukuki sonuç doğurur.
Sürelerin önemli bir kısmı, taraflar için konulmuş sürelerdir. Taraflar, bu süreler içinde belli işlemleri yapabilirler veya yapmaları gerekir. Bu süre içinde yapılamayan işlemler, tekrar yapılamaz ve süreyi kaçıran taraf aleyhine sonuç doğurur. Taraflar için konulmuş süreler; kanunda belirtilen süreler ve hakim tarafından belirtilen süreler olmak üzere ikiye ayrılır:
Kanunda belirtilen süreler; kanun tarafından öngörülmüş (cevap süresi, temyiz süresi gibi) süreler olup, bu süreler kesindir. Bir işlemin kanuni süresi içinde yapılıp yapılmadığı, mahkemece re’sen gözetilir.
Hakimin tespit ettiği süreler ise, kural olarak kesin değildir (Kuru, Baki/ Arslan Ramazan/ Yılmaz, Ejder, Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, 6100 sayılı HMK’na Göre Yeniden Yazılmış 22. Baskı, Ankara 2011, s.749).
Hakim, kendi tayin etmiş olduğu süreyi, HMK’nın 90/2. maddesine göre iki tarafı dinledikten sonra haklı nedenlere dayanarak azaltıp çoğaltabilir ve bu sürenin, kesin olduğuna da karar verebilir (HMK m.94/2)
Yukarıda da belirtildiği üzere, ilke olarak, hakimin verdiği süre kesin olmayıp, kesinlik için şu iki koşuldan birinin varlığı zorunludur:
İlk koşul, hakimin kesin olduğunu belirtmeksizin verdiği ilk sürede işlemin yapılmaması nedeniyle ilgili tarafın yeniden süre talep hakkının varlığı karşısında, bu talep üzerine hakimin verdiği ikinci sürenin kesin olması ve bu kesinliğin yasadan kaynaklanmasıdır (HMK. 94/2); bu halde, ikinci kez verilen sürenin kesin olduğu belirtilmemiş ve ihtar edilmemiş olsa dahi sonuç değişmez.
İkinci halde ise; yasaya göre hakimin, tayin ettiği ilk sürenin kesin olduğuna da karar verebilmesidir (HMK m. 94). Ancak, böyle bir durumda kesin sürenin hukuki sonuç doğurabilmesi için, buna ilişkin ara kararının yasaya ve içtihatlara uygun şekilde oluşturulması, hiçbir tereddüde yer vermeyecek derecede açık olması ve kesin süreye uyulmamasının sonuçlarının ilgili tarafa ihtar edilmesi gerekir.
Kesin süreye ilişkin ara kararının verilmesiyle karşı taraf lehine usuli kazanılmış hak doğmaktadır. Bu ilkenin doğal sonucu, yargısal kesin süreyle sadece tarafların değil, hakimin de bağlı olduğu, dolayısıyla hakimin bu tür bir ara kararından dönmesinin hukuken geçersiz bulunduğudur.
Kısaca; ister kanun, ister hakim tarafından tayin edilmiş olsun, kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin, bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesi olanaklı değildir.
Öte yandan, 6100 sayılı HMK'nin 94. maddesi uyarınca kesin süreye ilişkin ara kararının hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması taraflara yüklenen yükümlülüklerin, yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her iş için yatırılacak ücretin hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması gerekir. Ayrıca verilen sürenin amaca uygun, yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçların açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır. Bazı hallerde kesin sürenin kaçırılması, o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, davanın kaybedilmesine neden olmaktadır. Böyle bir durumda, geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır.
Bu cümleden olarak, kesin sürenin amacına uygun olarak kullanılması ve yeterli uzunlukta olmasının yanı sıra, tarafların yargılamadaki tutumları ile süreye konu işlemin özelliğinin de göz önünde bulundurulması gerekir.(Benzer ilkelere (YHGK'nın 12.12.2012 gün ve 2012/9-1170 E., 1172 K.; 18.02.1983 gün 1980/1-1284, ████████; 22.11.1972 gün 8/832, 935; 13.10.2010 gün ███████-510-485; 28.04.2010 gün 2010/2-221-241 ve 28.03.2012 gün ███████-55-2012-249 sayılı kararlarında da değinilmiştir.)
Somut olayda; davacı taraf kasko sigortacısı davalıdan maddi tazminat talep etmektedir.
İtiraz Hakem Heyetince 02.03.2024 tarihli ara karar ile; “bilirkişi ücreti olarak 1.900,00 TL takdirine, takdir edilen ücretin ...nolu banka hesabına tebliğden itibaren 3 günlük kesin süre içerisinde yatırılmasına" şeklinde ihtaratta bulunulmuş, ara karar gereğinin yerine getirilmemesi nedeniyle itirazın reddine karar verilmiştir. Ara kararında bilirkişi ücreti yatırılmamasının sonuçları belirtilmediği gibi, yine HMK'nın 324. maddesine göre delil avansı yatırılmamasının sonucu "o delile dayanmaktan vazgeçme" olup bu husus da ara kararında açıkça belirtilmemiştir.
İtiraz Hakem Heyetince verilen ara kararı söz konusu niteliklere ve şartlara haiz olmadığından, davacı tarafa kesin süre verildiğinden ve sonuçlarının uygulanması gerektiğinden bahsedilemez.
Bu durumda İtiraz Hakem Heyetince, davacıya hasar bedeli incelemesi yapılabilmesi için gerekli giderleri yatırması hususunda, HMK'nın ilgili maddeleri gereğince usulüne uygun şekilde yeniden süre verilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu biçimde hüküm kurulması doğru değildir.
VI. KARAR
Yukarıda açıklanan sebeple davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine,
Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,
08.05.2025 oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!