Vakıf üyeliği ve prim tespiti davasında, çalışanın üyeliğinden çıkarılması, zamanaşımı, hak düşürücü süre tartışmaları ve yönetmelik değişikliği bildiriminin mahkeme kararlarının bozulmasına etkisi.
Özet: Eski bir banka çalışanının vakıf üyeliği ve ödenmesi gereken prim miktarının tespiti talebiyle açtığı davada, yerel mahkemenin davasını önce zamanaşımı, sonra da hak düşürücü süre gerekçesiyle reddetmesi üzerine, temyiz mahkemesi kararı iki kez bozarak, kanunla düzenlenmeyen bir sürenin hak düşürücü süre olarak kabul edilemeyeceğini ve davacının vakıf yönetmeliğindeki değişiklikler ile borçlanma hakkı konusunda usulüne uygun bilgilendirilip bilgilendirilmediğinin, şayet bilgilendirildiyse 30.12.2005 tarihine kadar süresinde başvuru yapıp yapmadığının araştırılarak esastan karar verilmesi gerektiğini vurgulamış, son gelen cevaba göre davacının bilgilendirilmediğinin anlaşıldığını belirtmiştir.
8. Hukuk Dairesi         █████████ E.  ,  █████████ K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI
: ████████ E., ████████ K.
KARAR
: Davanın Banka yönünden husumetten reddi, davalı Vakıf yönünden kabulü
Taraflar arasındaki vakıf üyeliği ile ödenmesi gereken prim miktarının tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonunda Dairece, Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiş, Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davalı ... yönünden davanın husumet yokluğundan reddine, davalı Vakıf yönünden ise davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı, davalı Vakıf vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili, dava dilekçesi ve duruşmadaki beyanlarında davacının 1982 yılından 2002 yılına kadar davalı ... AŞ'de güvenlik görevlisi olarak çalıştığını ve 2002 yılında emekli olduğunu, işe başladığında davalı Vakfa üye yapıldığını ve maaşından prim kesildiğini, emekli olduktan sonra kendisine primlerinin iade edildiğini ve Vakıf üyeliğinden rızası dışında çıkarıldığını, ancak Vakıf senedinde de belirtildiği üzere davalı ... AŞ'nin her çalışanının Vakfın doğal üyesi olduğunu, bu nedenle vakıf üyeliğinden çıkarılması ve daha sonra üyeliğe kabul edilmemesinin vakıf senedine ve vakfın kuruluş amacına aykırı olduğunu, taraflar arasındaki hizmet sözleşmesinde davacının daimi personel gibi sosyal yardımlardan yararlanacağı kararlaştırılmasına rağmen ... Vakıf yardımlarından yararlandırılmadığından davacının davalı Vakfa üyeliğinin, davacının ödemesi gereken üyelik primlerinin, işveren prim payının ve bu paylardan davalı ... AŞ'nin de sorumlu olduğunun tespitine karar verilmesini istemiş, davalılar vekilleri aracılığıyla sundukları dilekçelerde ayrı ayrı davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin, davacının 2002 yılında emekli olduğu ve davalı Vakıf ile ilişiğinin kesildiği, davanın ise 10 yıllık süre dolduktan sonra 18.09.2014 tarihinde açıldığı, davalıların süresinde verdikleri cevap dilekçesinde zamanaşımı def'inde bulundukları gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen karar; davacı vekilinin temyizi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 18. Hukuk Dairesinin 14.01.2016 tarihli ve █████████ Esas, ████████ Karar sayılı ilamıyla onanmış, bilahare davacı vekilinin karar düzeltme talebi Dairemizin 29.05.2018 tarihli ve █████████ Esas ██████████ Karar sayılı ilamıyla kabul edilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Bozma ilamında özetle; somut olayda uygulanacak zamanaşımı başlangıcının borçlanma hakkı getiren Geçici 3. maddeye göre ödemenin yapılması için gösterilen son tarih olan 30.12.2005 tarihi olduğu, Mahkemece, işin esasına girilerek sözü edilen yönetmeliğin 3. maddesi uyarınca davacının davalı Vakfa müracaatının olup olmadığı, süresinde ödeme yapıp yapmadığına ilişkin gerekli araştırmalar yapılıp oluşacak sonuç doğrultusunda bir karar verilmesi gerektiği hususlarına değinilmiştir.
Mahkemenin bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda verdiği ikinci kararında; davanın; davalı ... AŞ yönünden husumet yokluğundan, davalı Vakıf yönünden ise süresinde başvuru yapılmadığından hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle Dairemizin 31.10.2022 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı ilamıyla; "... bir hakkı sona erdiren ve dava şartı olarak kabul edilen hak düşürücü süre ancak kanunla düzenlenebileceğinden ve dava konusu Vakfa ait yönetmelikte yapılan değişiklik ile davacı gibi daha önce Vakfa üyelik hakkı tanınmayanlara üyelik hakkı tanınması ve bunun için belirlenen süre içerisinde müracaat şartı getirilmesinde düzenlenen süre hak düşürücü süre mahiyetinde olmadığından, Mahkemece hak düşürücü sürede dava açılmadığı gerekçesiyle davalı ... Vakıf aleyhine açılan davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
Buna göre, Mahkemece yapılacak iş; davalı Vakfın davacıyı yönetmelik değişikliği hakkında bilgilendirip bilgilendirmediği, bilgilendirdiyse davacının 30.12.2005 tarihine kadar davalı Vakfa yazılı başvuruda bulunup bulunmadığı hususlarının araştırılması ve ondan sonra işin esası hakkında karar verilmesidir." gerekçesi ile ikinci defa bozulmuştur.
Mahkeme son kararında; davalı Vakıftan gelen yazı cevabına göre davacıya Yönetmelik değişikliğinin tebliğ edilmediğinin anlaşıldığı, bu doğrultuda usule uygun bir bildirim yapılmadığından davacının borçlanma talebinin davalı Vakıf yönetimi tarafından geri çevrilmesinin uygun görülmediği, 01.10.2005 tarihinde yürürlüğe giren Vakıf Yönetmeliği'nin Geçici 3. maddesi hükmü dikkate alındığında, davacının her ne kadar belirli süreli olarak nitelendirilse bile belirsiz süreli olarak çalışmış olması, bu sebeple vakıf üyesi olma koşulunun çalışma şartı yönünden yerine getirilmiş olduğunu, Yönetmelik değişikliğinin davacı gibi güvenlik görevlisi statüsünde çalışanlar için vakıf üyesi olma ve geriye dönük hizmet sürelerini borçlanma olanağı tanıdığını, dolayısıyla davacı bakımından tüm üyelik koşullarının yerine getirilmiş olduğunu, davacının prim aslı ve işlemiş faizini ödemesi koşuluyla davalı vakfın doğal üyesi olduğunun kabulü gerektiği gerekçesi ile davalı ... AŞ yönünden pasif dava ehliyetinin bulunmaması nedeniyle davanın reddine; diğer davalı ... AŞ Mensupları ... Sosyal Güvenlik ve Yardımlaşma Sandığı Vakfı aleyhine açılan davanın kabulüyle; "davacının 02.08.1982 - 01.02.2002 tarihleri arasında davalı ... A. Ş. Mensupları ... Sosyal Güvenlik ve Yardımlaşma Sandığı Vakfının doğal üyesi olduğunun tespitine; davacının, davalı ... A. Ş. Mensupları ... Sosyal Güvenlik ve Yardımlaşma Sandığı Vakfına ödenmesi gereken prim aslının 2.338,04 TL ve işlemiş faiz tutarının 9.962,96 TL olduğunun tespitine, tespit edilen prim aslına dava tarihinden ödeme tarihine kadar yasal faiz uygulanmasına" karar verilmiştir.
Mahkeme kararına karşı davalı Vakıf vekili verdiği temyiz dilekçesinde; vakıf mevzuatı uyarınca talebin hak düşürücü sürenin dolmasından sonra yapıldığını, davacının Yönetmelikte belirtilen 30.12.2005 tarihine kadar yazılı talepte bulunmak ve yine 30.12.2005 tarihine kadar borçlandığı süreye ilişkin prim, aidat ve katılma payları ile ölüm yardımı aidatlarının tamamını ödemediğini, açıklanan ve resen gözetilecek sebeplerle Mahkeme kararının bozulmasını istemiştir.
Dava, davalı Vakıf senedinde 2005 yılında yapılan değişiklik sonucu davacının vakıf üyesi olduğu ile davalı Vakfa ödemesi gereken prim miktarının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) Geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi ile 439. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428. maddesi ile 439. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, Mahkeme kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davalı Vakıf vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
S O N U Ç
:Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Mahkeme kararının ONANMASINA,427,60 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 187,80 TL'nin temyiz edenden alınmasına,
Taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 16.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!