Otomotiv sektöründe köklü bir geçmişe sahip markanın gerçek hak sahipliği iddiası ve benzer markanın kötüniyetli tescilinin hükümsüzlüğü talebiyle açılan temyiz davası.
Özet: Davacı, 1998den beri 12. sınıfta "..." markasının gerçek hak sahibi olan ve Türkiyede araç üretimi ve satışı yapan bir firma olarak, davalının 2016 yılında tescil ettirdiği aynı sınıftaki "..." markasının kötüniyetli ve kendi markasıyla iltibas yaratacak derecede benzer olduğunu iddia ederek bu markanın hükümsüzlüğünü ve kendi hak sahipliğinin tespitini talep ederken; davalı ise davacının Türkiyede kendi markasından önce ciddi ve yoğun kullanımını ispatlayamadığını, markalar arasında benzerlik bulunmadığını ve davacının sunduğu tescillerin çoğunun farklı versiyonlarda, daha sonraki tarihlerde veya alakasız sınıflarda olduğunu belirterek davanın reddini savunmaktadır.

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
SAYISI
: ████████ Esas, █████████ KararHÜKÜM
: Esastan retİLK DERECE MAHKEMESİ
: İstanbul 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk MahkemesiSAYISI
: ████████ E., ████████ K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:KARARI. DAVADavacı vekili dava dilekçesinde; 1932 yılında ...’da kurulan müvekkilinin 1998 tarihinden bu yana 12. sınıfta “...” markasının gerçek hak sahibi olduğunu, araç üretiminde 88 yıldır sektörde bilindiğini, 2004 yılında “...” marka araçları Türkiye’nin pek çok bölgesinde 40’tan fazla satış merkezi kanalıyla sattığını, distribütörler aracılığıyla Türkiye’de faaliyette bulunduğunu, 2012 yılında Sakarya’daki tesisler de araçların üretimine başladığını, yeni ürünü olan ... ...’ı piyasaya sürdüğünü, daha sonra 2013 tarihinde Türk müşterilerine yönelik araç ürün çeşitliliğinin, Türkiye’de montajı yapılan ... ... ile de genişletildiğini, 2017 yılı itibariyle araç üretimlerinin ... ... alt kuruluşu olan ... Grup Otomotiv Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından üstlenildiğini, Türkiye’deki üretim tesislerini ciddi yatırımlar yapıldığını, müvekkilinin Türkiye’deki aktif satışlarını https://gazturkiye.com.tr/ alan adlı internet sitesi üzerinden gerçekleştirildiğini, davaya konu “...” markalı araçların Türkiye’nin çok sayıdaki ilinde satılarak ticari araç ve otomotiv sektöründe liderler arasında yer aldığını, “...” markasının müvekkili ile özdeşleştiğini, “...” ibaresinin müvekkilinin ticari unvanının da esas unsurunu oluşturduğunu, 12. sınıfta çok sayıda ülkede 1998 yılından beri müvekkili adına tescilinin sağlandığını, WIPO üzerinden Türkiye’ye uzatılan 2007/... marka başvurusunun 12. sınıfta Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) nezdinde tescilli ██████████ sayılı dava dışı üçüncü kişi adına tescilli “...” markası nedeniyle tescil edilemediğini, davalının kötüniyetli olarak 2016/... numaralı “...” markasını davacı ile aynı hizmet sınıfı olan 12. sınıfta kötüniyetle tescil ettirdiğini, bu markanın 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nu (SMK) gereği hükümsüz kılınması gerektiğini, müvekkilinin “...” markasını Türkiye’deki davalıdan önce kullandığını, davalı adına tescilli markanın müvekkilinin markası ile iltibasa yol açacak derecede benzerlik taşıdığını ileri sürerek 12, 16 ve 35. sınıflarda 1998 tarihinden beri pek çok ülkede müvekkili adına tescilli “...” markasının gerçek hak sahibinin müvekkili olduğunun tespitine, müvekkilinin gerçek hak sahibi olduğu “...” markasının ayırt edilemeyecek kadar benzerinin davalı tarafından Türkiye’de 2016/... sayı ile yine 12. sınıfta tescil edilmiş olması sebebi ile işbu marka tescilinin kötüniyetli tescil olduğunun tespiti ile markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir.II. CEVAPDavalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin 03.05.2016 tarihinde markanın tescili için başvurduğunu, davalının SMK’nın 6/3 hükmüne dayalı iddiasının kabulü için bu markanın 12. sınıfta yer alan mallar bakımından Türkiye’de 03.05.2016 tarihinden önce ciddi ve yoğun bir şekilde kullanıldığını ispatlaması gerektiğini, davacının sunduğu yurt dışı tescillerinin “...” markasını müvekkilinden önce Türkiye’de ciddi ve yoğun bir şekilde kullandığını ispatlamadığını, ayrıca sunulan tescillerin çoğunlukla “... ...”, “... ...+ŞEKİL”, “...”, “...+ŞEKİL”, “...+ŞEKİL”, “ ... ...+ŞEKİL” ibareli markalara ilişkin olduğunu, sunulan tescillerin birçoğunun da müvekkilinin başvurusundan sonraki tarihleri içerdiğini, eski tarihli tescil belgelerinin bir kısmının da dava dışı şirketler adına bulunduğunu, davacıya ait TÜRKPATENT nezdindeki marka başvurularının 2017 yılına ait olduğunu, yalnızca 2007/... sayılı “...+ŞEKİL” markasının başvuru tarihinin müvekkilinin markasından daha önceki bir tarihi içerdiğini, ancak bu markanın da müvekkilinin markasının kapsamında bulunmayan ve 12. sınıfla hiçbir ilgisi olmayan 16. sınıf mallar için tescilli bulunduğunu, bu markanın davacı tarafa öncelik hakkı sağlamayacağını, sunulan marka tescil belgelerinin Türkiye’de ilgili markanın ciddi ve yoğun bir biçimde kullanıldığını ispatlayamayacağını, 2016 yılında davacının Türkiye’de hiçbir araç satmadığını, ondan önceki yıl da tüm Türkiye’de yalnızca 22 araç satışının bulunduğunu, bir an için davacının “...” ibaresi ve dilekçede belirttiği “...+ŞEKİL” markaları üzerinde gerçek hak sahipliği olduğu varsayılsa bile bu ibare üzerindeki gerçek hak sahipliğinin müvekkilin dava konusu markasının hükümsüzlüğüne sebebiyet vermeyeceğini, zira markalar arasında benzerlik dahi bulunmadığını, “...” ibaresinin gerçek hak sahibinin müvekkili olduğunu, davacının tescilin kötüniyetli olduğunu ispat etmesi gerektiğini, ancak davacı yanın bu hususun ispatı için herhangi bir delil/bulgu sunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davacının “...” markasının otomotiv ve bağlantılı sektörlerde tanındığı, davalının tescil tarihi olan 2016 yılı itibarı ile bu tanınmışlığın sunulan deliller kapsamında kabulünün gerektiği, davacının dünya çapında pek çok ülkede marka tescillerinin bulunduğu, “...+ ŞEKİL” marka ve ibaresi üzerinde davalıya kıyasen gerçek hak sahibi/öncelik hakkı sahibi konumunda olduğu, bilirkişi raporunda; davacının “...+ŞEKİL” markasının SMK’nın 6/4 hükmü uyarınca Paris Sözleşmesinin 1. mükerrer 6. maddesi anlamında tanınmış marka olarak kabul edilmesi gerektiği, dava konusu markanın 12. sınıf emtialarda tescilli olduğu, davacının markasını kullandığı emtia sınıfının motorlu kara taşıt aracı olan kamyon, kamyonet ve ... türü ticari araçlarda tanındığı, dava konusu “... ... ...” ibareli markanın esaslı unsuru olan “...” ibaresinin yüksek ayırt ediciliği haiz olduğu dikkate alındığında davacının markasının itibarından haksız bir avantaj elde etmek amacıyla kötüniyetli olarak tescil ettirildiğinin kabulü gerektiği, kötüniyetli tescilde süre koşulu aranmadığı, üstün hak sahipliği, iltibas ve kötü niyetli tescile dayalı hükümsüzlük şartlarının oluştuğu, kullanıma yönelik iddiaların tanınmış marka koruması dikkate alındığında dinlenilmeyeceği, davacı markasını bilen veya basiretli tacir ilkesi gereği bilmesi gereken davalının savunmalarına itibar olunamayacağı, kötüniyetli tescile dayalı marka tescilinin tümden hükümsüzlüğüne karar verileceği gerekçesiyle davanın kabulü ile “...” markasının gerçek hak sahibinin davacı olduğunun tespitine, davalı adına TÜRKPATENT nezdinde 2016/... numarasıyla tescilli “... ... ...” ibareli markanın hükümsüzlüğüne karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince istinaf edilmiştir.IV. İSTİNAFBölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davacının 2007/... numaralı “...” ibareli markası, davalının markasının başvuru tarihinden önce tescil edilmiş ise de tarafların markalarının tescil sınıflarının aynı/ benzer olmadığı, ancak sektör bilirkişisinin yer aldığı bilirkişi heyeti raporunda “...” markasının 2005 yılı ve sonrasında Türkiye'de hatırı sayılır derecede ticari araç satışları yaptığı, özellikle 2013-2015 yıllarında “... ...” markası ile Türkiye'de ciddi tanıtım/ promosyon faaliyetlerinde bulunup yetkili satış ve servis ağı kurarak Türkiye pazarında yer edinerek sektörel bilinirliği olduğu yönünde görüş belirtildiği, raporda ve 2014 tarihli haberlerde “... ... ...”, “... ...” kamyonet modellerini satışa sürdüğü ve “... ...” modelin Türkiye lansmanının yapıldığına yer verildiği, yine 19.12.2014 tarihli haberin “...'nın en büyük ticari araç markası olan ve ... otomotiv distribütörlüğünde Türkiye'de üretim yapan ..., ... ...'in çift kabin versiyonu Türkiye pazarına sundu...” şeklinde olduğu, benzer ibare ve tanıtımlara Aralık 2012, Mart 2013 tarihli haberlerde de yer verildiği dikkate alındığında davacının TÜRKPATENT nezdinde 12. sınıfta tescilli markası mevcut değilse de, motorlu kara taşıtları kapsamına giren otomotiv ve ticari araçlar sektöründe önceye dayalı kullanım hakkı olduğu, davacının markasal kullanımları “...”, “... ...”, “... ... ...” vb. ibareli olup markanın asıl unsurunun “...” ibaresinden oluştuğu, dava konusu markanın asıl unsurunun da “...” olduğu, tarafların aynı sektörde faaliyet gösterdiği, davacının markasının sektörel olarak bilindiği, 2014 yılında Türkiye'de üretime başladığı ve Sakarya'daki fabrikada “... ...” adlı hafif ticari aracın seri üretimini yaptığı hususunun ulusal haberlere de yansıdığı dikkate alındığında tescilde kötüniyetin kabul edilmesinin somut dosya kapsamına uygun bulunduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince temyiz edilmiştir.V. TEMYİZA. Dava ve Hukuki NitelendirmeDava, önceye dayalı hak sahipliğinin tespiti ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir.B. Değerlendirme ve GerekçeYapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.VI. SONUÇ
: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 23.06.2025 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.