Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin kambiyo senetlerinden kaynaklanan menfi tespit davasında hatır çeki iddiaları ve ticari ilişkilerin bilirkişi raporlarıyla incelendiği gerekçeli karar.
Özet: Davacı, davalıya verilen iki çekin üçüncü bir şirketin borcunu garanti etmek amacıyla "hatır çeki" olarak düzenlendiğini ve kendisinin davalıya bir borcu olmadığını iddia ederek menfi tespit, çeklerin iptali ve iadesini talep ederken, davalı çeklerin kendi ticari alacağına karşılık verildiğini savunmuştur; yapılan incelemelerde ise davalının üçüncü şirketten dava konusu çekler dahil fazla ödeme belgesi aldığı ve bunu ticari teamüllere aykırı kur farkı faturalarıyla dengelemeye çalıştığı, ayrıca davacı ile davalı arasındaki doğrudan ticari ilişkide davacının davalıya fazla ödeme yaptığı tespit edilmiştir.

ESAS NO
: 2024/KARAR NO
: 2025/HAKİM
: ... ...KATİP
: ... ...DAVACI
:VEKİLİ
: Av.DAVALI
:VEKİLİ
: Av.DAVA
: Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)DAVA TARİHİ
: █████/2024KARAR TARİHİ
: █████/2025KARAR YAZIM TARİHİ
: █████/2025Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:DAVA
:Davacı vekili dava dilekçesi ile; Esas ticari ilişkinin iş bu davanın davalısı ile ... faaliyet gösteren, yetkililerinin aslen ... uyruklu olduğu ... arasında ticaret yapan ... Vergi Nolu, ... ... adresinde mukim ... Teks Dış Ticaret Limited Şirketi olduğunu, davalının yapılan ticaret nedeni ile ayrıca bir teminat göstermesini talep etmesi üzerine, ... Teks Dış Ticaret Limited Şirketi'nin işlerinin aksamaması adına iki şirket arasındaki ticari ilişkideki borcu garanti etmek adına aşağıdaki çekleri verdiklerini, çeklerin bir nevi hatır çeki olduğunu, ... A.Ş. ... Şubesine ait █████/2024 Keşide Tarihli ... Çek Seri Numaralı ... Emrine yazılı 335.000TL bedelli çek ile, ... A.Ş. ... Şubesine ait █████/2024 Keşide Tarihli ... Çek Seri Numaralı ... Emrine yazılı 372.000TL bedelli çek, Teminat çeki verilen ... firması borçları ödeyemediğinden, işbu davanın davalısının ... firması adına icra takibi başlattığını, davalı şirkete teminat olarak verilen müvekkili çekleri hakkındada takip başlatma ihtimali olduğundan, müvekkili şirket açısından tedbir talep ettiği, davalı şirket aleyhine açılan menfi tespit davasının kabulüne, davalı şirkete herhangi bir borcunun olmadığının tespitine, çeklerin iptaline ve iadesine, muhtemel icra takiplerinin durdurulması amacıyla ihtiyat-i tedbir kararı verilmesine, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.CEVAP
:Davalı vekili cevap dilekçesi ile; Müvekkili Şirket ile dava dışı ... Tekstil Dış. Tic. Ltd. Şti. arasında ticari ilişkinin mevcut olduğunu ve davaya konu iki adet çekin söz konusu ticari ilişkideki borcun ödemesi olarak Müvekkili Şirkete verildiğini. Çekin, bir kambiyo senedi niteliğiyle sebepten mücerret biçimde kayıtsız şartsız borç ikrarını içerdiğini, davanın niteliği itibariyle ispat külfetinin davacı üzerinde olduğunu, esasen takdiri delil olan taraf defterleri ile ispatın mümkün olmadığını, gerek dava dışı ... Tekstil Dış. Tic. Ltd. Şti.'nin gerekse davacının adreslerinin ... olarak aynı adresler olduğunu, her iki şirketin vekilinin de aynı kişi olduğunu, davacının danışıklı ve kötüniyetli olarak yasal başvurularda bulunduklarını, iş bu davasının reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesini talep etmiştir.KANITLAR
:İcra dosyası, ticari defter ve bağlı kayıtlar, bilirkişi raporları, yemin vs.KANITLARIN DEĞERLENDİRMESİ VE HUKUKİ NİTELENDİRME :Dava, dava konusu 2 adet çekin hatır çeki olarak verildiği iddiasına dayalı menfi tespit isteminin yerinde olup olmadığının tespitine ilişkindir.Mahkememizce taraflar arasındaki alacak borç ilişkinin açıklığa kavuşturulması yönünden, davalıya ait ticari defter ve bağlı kayıtları üzerinde SMMM bilirkişi tarafından bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiştir. Alınan █████/2024 tarihli bilirkişi raporunda; Davalının ticari defter kayıtlarına göre; 2023 yılında, Davalı ... ... Ltd. Şti. firması tarafından dava dışı ... firmasına toplamda 1.747.984,30 TL’lik mal/hizmet satışı olduğu, bu satışlara karşılık toplamda 3.284.378,00 TL’lik ödeme belgesi(çek) alındığı, ödeme belgelerinin yapılan ticaretten 1.536.393,70 TL fazla olduğu, bu çeklerin içerisinde dava konusu 335.000,00 TL’lik ve 372.000,00 TL’lik davacı ... firması tarafından keşide edilen çeklerin de yer aldığı, 2024 yılında, davalı tarafından düzenlenen yukarıda detayı sunulan “kur farkı” açıklamalı fatura ile 2023 yılında fazla alınan çek toplamı 1.536.393,70 TL’nin sıfırlandığı, yapılan ticaret kadar kur farkı faturaları düzenlenmesinin ticari teamüllere uymadığı, Kur farkı faturalarının dava dışı ... firması tarafından kabulü halinde borç/alacağın kalmayacağı, şayet tek taraflı düzenlenmiş faturalar olması halinde fazla alınan çek toplamının konusuz kalacağı, bu çek toplamı içerisinde dava konusu çeklerin de yer aldığı,Davalı ... firması ile Davacı ... firması arasında da bir ticari ilişki olduğu, bu ticari ilişkide 01.01.2024 tarihi itibariyle davacının davalı firmaya 89.670,04 TL borcunun kayıtlı olduğu, tespit edilmiş, dava konusu yapılmadığı bildirilmiştir. Mahkememizce verilen ara karar gereğince; davacının ticari defterlerinin incelenmesi için ... Asliye Ticaret Mahkemesine talimat yazılmasına karar verilmiştir. Alınan 14.10.2024 tarihli bilirkişi raporunda; davacı şirket ile davalı şirket arasında yapılan ticari ilişkide; toplam ödeme 432.801,34 – toplam alım 166.647,34 = 266.154,00-TL fazla ödeme yaptığı, davacı şirketin verilen sipariş avansları hesabını hatalı kullandığı, █████/2024 keşide tarihli ... nolu çekin tutarının 372.000,00 TL olmasına rağmen muhasebe fişine 105.846,00 TL olarak kaydedildiği 372.000,00 – 105.846,00 = 266.154 TL fark oluştuğu, tek bir çekin tutarının bölünerek kayıt yapılasının hatalı olduğu, çek bedelinin tamamının kayda alınarak, tamamlanan sipariş tutarı kadarının virman yapılması gerektiği, davacı şirket tarafından davalı şirkete verilen; ... A.Ş. ... Şubesine ait █████/2024 keşide tarihli ... çek seri numaralı 372.000TL ve █████/2024 keşide tarihli ... çek seri numaralı 335.000TL bedelli çekin, ticari ilişkiye dayanmadan verilen çekler olduğu, davalı defterlerinde de ilgili çeklerin kaydının yapılmamış olduğunun bilirkişi raporu ile tespit edildiği bildirilmiştir.Davaya konu çeklerin; taraflar arasındaki sözleşme kapsamında teminat olarak keşide edilen çeklerin davalıya teslim edildiği, davalının teminat fonksiyonu kalmayan çekleri iade etmediği bedelsiz kaldığı beyanı ile davaya konu çekler nedeniyle borçlu olmadığının tespitini istemiştir.Davalı ise çeklerin mevcut bir borcun tasfiyesi için verildiği ve bedelinin ödendiği, davacının iddialarının ispat etmesi gerektiğini savunmuştur.Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürebilir.Borçlu borcun varlığını inkâr ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir.Görülmektedir ki, menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira davacı borçlu senedin bir hukuki ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukuki ilişkiye dayandığını ileri sürmekte; temelde bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmektedir.Bilindiği gibi, kural olarak çek bir ödeme aracı olup, mevcut bir borcun tasfiyesi amacıyla verilmektedir. Çekin ödeme dışında başka bir amaçla (örneğin avans, teminat olarak) verildiğini iddiasının davacı tarafça (HMK’nın 200. maddesi gözetilerek) ispatlanması gerekmektedir.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) kambiyo senetlerine ilişkin hükümleri, poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise, ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir (TTK m.778,818, ).6102 sayılı TTK’nun 780/1. maddesinin (b) bendinde kayıtsız ve şartsız belirli bir bedeli ödemesi için havaleyi, içermesi gerektiği, 781. maddesinde de bu unsuru içermeyen bir senedin çek sayılmayacağı hükme bağlanmıştır.Uygulamada bir sözleşmede karşı edimin (güvencesi) teminatı olarak verilen ve teminat senedi olarak adlandırılan çekler görülmektedir.Takip dayanağı çek teminat senedi olduğu iddiasının, hangi ilişkinin teminatı olduğu senet üzerine yazılmak suretiyle ya da yazılı bir belge ile ispatlanması gerekir ( 14.03.2001 tarihli ve 2001/- E., 2001/ K. sayılı kararı).Mücerret kıymetli evrak, senedin tanzimine sebep olan asıl borç ilişkisinin (temel borç ilişkisi) senetten anlaşılmasına imkân bulunmayan kıymetli evraktır. Ancak mücerret senetler de bir temel münasebete dayanır. Bu tür senetlerle söz konusu hukuki münasebet arasında bir bağ kurulmamıştır. Senet hamili bir ihtilaf hâlinde alacağını kıymetli evraka dayandırabilir. Geçerli bir temel münasebetin bulunmadığı veya buna ilişkin defilerin dermeyanı ve ispatı meselesi borçluya yüklenmiştir. Bu prensibin en üst seviyede uygulandığı senet kambiyo senetleridir ( ).Çekin teminat olduğu çekin lehtarı veya hamili ile kendi arasında var olan sözleşmedeki karşı edimin güvencesi olarak verildiğini bir kişisel defi olarak ileri sürebilir; ancak bu iddiasını yazılı delil ile kanıtlaması lazımdır. Çekin teminat olup olmadığı yargılama sonucunda belli olacaktır.Dava konusu çekte davacı keşideci, davalı ise lehtar konumundadır. Çekteki açıklanan bu sıfatlara göre davacı ile davalı arasında temel ilişki bulunduğu ve davacının da bu yönde bir iddiasının bulunduğu anlaşılmıştır.Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;Yukarıda değinildiği üzere taraf defter ve kayıtları üzerinde yapılan bilirkişi incelemesinde; Davalının ticari defter kayıtlarına göre; 2023 yılında, Davalı ... Ltd. Şti. firması tarafından dava dışı ... firmasına toplamda 1.747.984,30 TL’lik mal/hizmet satışı olduğu, bu satışlara karşılık toplamda 3.284.378,00 TL’lik ödeme belgesi(çek) alındığı, ödeme belgelerinin yapılan ticaretten 1.536.393,70 TL fazla olduğu, bu çeklerin içerisinde dava konusu 335.000,00 TL’lik ve 372.000,00 TL’lik davacı ... firması tarafından keşide edilen çeklerin de yer aldığı, 2024 yılında, davalı tarafından düzenlenen yukarıda detayı sunulan “kur farkı” açıklamalı 4 fatura ile 2023 yılında fazla alınan çek toplamı 1.536.393,70 TL’nin sıfırlandığı bilirkişi raporunda ifade etmiştir. Davacı yan dava konusu çeklerin hatır ve avans verildiği hususlarını birlikte ileri sürmüş, davalı yan ise yargılama aşamasında çeklerin teminat çeki olmadığı ve bedelsiz kalmadığını , dava dışı şirketten olan alacağa karşılık verildiğini savunmuştur. Bilindiği gibi, kural olarak çek bir ödeme aracı olup, mevcut bir borcun tasfiyesi amacıyla verilmektedir. Çekin ödeme dışında başka bir amaçla teminat olarak verildiğini iddiasının davacı tarafça (HMK’nın 200. maddesi gözetilerek) ispatlanması gerekmektedir.Somut olayda, Menfi tespit talebine konu çeklerin tica defterlere kaydedilmesi zorunluluğu bulunmadığı gibi, davacının defter ve kayıtlarına göre borç alacak ilişkisini ispata yeterli olmadığı anlaşılmakla, davacı yanca çeklerin teminat olarak ya da hatır için düzenlendiği ve bedelsiz kaldığı iddiasını yargılama sırasında usulüne uygun delillerle kanıtlayamamıştır. Diğer yandan, davalı defterlerinde davacıya ait dava konusu çeklerin dava dışı şirket ile olan ticari ilişkiye ilişkin kayıtta yer verilmesi ve yukarıda belirtilen miktarda kur farkı faturası ile dava dışı şirketten alınan çek toplamı kadar ödeme ve borç denkleştirmesi ile cari ilişkide alacak borcun sıfırlanmasına dair kayıt , davacının menfi tespit davasının kabulünü gerektirmez. Nitekim bu husus benzer bir davada verilen ... ilamında ' ..Davacı dava konusu çekin avans olarak verildiğini ancak malların teslim edilmediğini ileri sürmüş olup dava konusu çekin avans olarak verildiğinin ispat yükümlülüğü davacıya aittir. Davacı bu iddiasını ancak yazılı delillerle ispat edebilir. Mahkemece bu husus dikkate alınmaksızın tarafların ticari defterlerine göre düzenlenmiş bilirkişi raporu esas alınarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış bozmayı gerektirmiştir.' ( 19.Hukuk Dairesi'nin 2016/ Esas , 2017/ karar sayılı ve █████/2017 tarihli ilamı ) denmek suretiyle açıklanmıştır. Davacı taraf yemin deliline dayandığından, yemin metnini sunması için süre verilmiş davacı tarafça yemin metni sunulmuş ; davalı şirket yetkilisi, davacı tarafın yemin teklifi sonrasında huzurda hazır edilip, usulen uygun alınan yeminli beyanında : 'dava konusu 2 adet çek davacı şirketin bağlantılı olduğu ... .. Ltd. Şti.'nden alacağımız için yani davalı yetkilisi olduğum şirketin alacağı için davacıya ait çekleri bahsettiğim ... .. Ltd. Şti.'nin yetkilileri verdi, iki şirketin adresi aynıdır, ayrıca sahipleri ayrıdır, ... şirketi ile dava konusu çek nedeniyle ticaret yapmadım, eski tarihlerde ticaretim vardı ancak dava konusu çekler belirttiğim üzere dava dışı şirketin borcundan ötürü bana verildi. Bana çeki veren ... .. Ltd. Şti. Yetkileri ile davacı şirket yetkilileridir, çekleri bana verirken o anda ikisi de bir aradaydı, çekin verildiği tarihte ... .. Ltd. Şti.'nin çekleri karşılıksız çıkıyordu, benim elimde karşılıksız çıkmış 1 çek mevcuttu o çekin yerine ve henüz ödeme günü gelmemiş çekin yerine bana dava konusu çekler verildi, hatırladığım kadarıyla miktarlar da aşağı yukarı aynıydı, çekleri bana hatır için vermediler, dava konusu çekler tarafıma hatır çeki ya da avans çeki olarak verilmiş değildir, dava açıldıktan sonra bankadan çekler ödendi, ' şeklinde beyanda bulunmuştur.Bu noktada, gerek yemin teklifi ile ifası öncesi davalının cevabında ileri sürdüğü savunma kapsamında ve gerekse yemin ifası sonrası uyuşmazlığın çözümü bakımından ispat külfetinin tartışılması gerekecektir: 4721 sayılı MK 6 maddesi gereği bir vakıadan lehine çıkar sağlamaya çalışan taraf iddiasını ispatla yükümlüdür.İspat, dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemidir. 6100 sayılı HMK 187/1 maddesi gereği, ispatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir. Vakıa (olgu) ise, kendisine hukuki sonuç bağlanmış olaylardır (2015/ E-2017/ K sayılı ... İçtihadı Birleştirme Kararı). İspatı gereken olaylar, olumlu vakıalar olabileceği gibi olumsuz vakıalar da olabilir.Hakim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini, kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu ise ispat yükü başlıklı 6100 sayılı HMK 190 maddesinde düzenlenmiş olup,buna göre, ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir. İspat yükü başlıklı, 4721 sayılı MK 6 maddesi ile paralellik göstermektedir. Çekişmeli vakıaların ispatı için ise delillere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu noktada kesin deliller arasında sayılan “ikrar” kavramının hukuki niteliğinin tartışılması gerekecektir:6100 sayılı HMK 188 maddesinde, taraflardan birinin ikrarının geçerli olduğu ve o taraf aleyhine delil teşkil edeceği belirtilmiş, ancak ikrarın tanımı yapılmamıştır. Öğretideki tanımlamalara göre ise ikrar, görülmekte olan bir davada, taraflardan birinin, diğer tarafça ileri sürülen ve kendisi aleyhine hukuki sonuç doğurabilecek nitelik taşıyan maddi vakıanın doğruluğunu kabul etmesidir. İkrardan söz edilebilmesi için, bir tarafın bir vakıa ileri sürmüş olması, diğer tarafın da bu vakıanın doğru olduğunu bildirmesi gerekir. İkrarın konusu, ancak karşı tarafın ileri sürdüğü vakıalar olabilir. Bir tarafın, kendisinin ileri sürdüğü bir vakıanın doğruluğunu bildirmesi ikrar niteliği taşımayacağı gibi, karşı tarafın ileri sürdüğü hukuki sebepler de ikrara konu olamazlar.( 2017/()- E-2021/ K sayılı ilam) Öğretide ve uygulamada ikrar, içeriğine göre basit, vasıflı ya da bileşik (mürekkep) nitelikte olabilir.Basit ikrar, karşı tarafça ileri sürülen vakıanın doğru olduğunun, her hangi bir kayıt veya şart bildirilmeksizin kabul edilmesidir. Basit ikrarda, ikrarın oluşturan vakıalar artık tartışmalı olmaktan çıkar, dolayısıyla bunların ayrıca kanıtlanmasına gerek kalmaz.Vasıflı ikrarda (gerekçeli inkar) karşı tarafın ileri sürdüğü maddi vakıanın varlığı kabul edilmekle birlikte, onun hukuki niteliğinin ileri sürülenden başka olduğu bildirilir. Vasıflı ikrar bölünemeyeceğinden, ispat yükü ikrar edende değil iddia edendedir. En yaygın örnek olarak,davalının, davacıdan para aldığını ikrar edip, fakat bu parayı ödünç olarak değil, hibe olarak aldığını bildirmesi halinde olduğu gibi, vasıflı ikrar bölünemeyeceğinden, davacı iddiasını, yani parayı ödünç verdiğini kanıtlamalıdır. Bileşik (mürekkep) ikrarda ise, bir tarafın ileri sürdüğü vakıa karşı tarafça bütünüyle kabul edilmekle; başka bir ifadeyle, vakıanın doğru olduğu ve bildirilen vasıfta bulunduğu kabul edilmekle birlikte, ikrara öyle bir vakıa eklenir ki, eklenen bu vakıa, ya ikrar edilen vakıanın hukuksal sonuçlarının doğmasını engeller ya da onu hükümsüz kılar. Bileşik ikrar, ikrara konu olan vakıa ile, ona eklenen vakıa arasında bir bağlantı bulunup bulunmamasına göre, bağlantılı bileşik ikrar ve bağlantısız bileşik ikrar olarak ikiye ayrılır:Bağlantılı bileşik ikrarda, ikrar edenin ikrarına eklediği vakıa ile ikrar edilen vakıa arasında doğal bir bağlantı vardır.İkrara eklenen vakıa, ikrar olunan vakıanın doğal bir sonucudur. Örnek olarak, satım sözleşmesinden kaynaklı alacak davasında, davacı davalının satışa konu mala yönelik borcu olduğunu ileri sürmesi, davalının da iddia edilen vakıayı ve vasfını kabul etmesine karşılık borcu ödediğini beyan etmesi hali gösterilebilir.Bağlantısız bileşik ikrarda ise, ikrar edenin ikrarına eklediği vakıa ile ikrar edilen vakıa arasında hiçbir bağlantı yoktur. Yani ikrara eklenen ikinci vakıa, ikrar edilen vakıa olmadan da mevcuttur. Satım sözleşmesinden kaynaklı alacak davasında davacı, davalının satışa konu mala yönelik borcu olduğunu ileri sürürse, davalı da vakıayı tümüyle ikrar etmesine karşılık, davacıya önceden borç vermesi ve bunun ödenmemesi sebebiyle davacıdan olan alacağın takas ettiğini beyan etmesi durumunda gündeme gelecektir. Zira, satış ile takas arasında doğal bir bağlantı olmamasına karşılık, davacının ileri sürmüş olduğu vakıaya yeni bir vakıa eklenmiştir.Öğreti ve uygulamada, bağlantısız bileşik ikrar dışındaki ikrar türlerinin bölünemeyeceği, dolayısıyla böyle durumlarda, ikrar edenin ispat yükü altında olmadığı kabul edilmekte, iddiasını ispatlama yükümlülüğünün, karşı tarafa ait olduğu benimsenmektedir.Davalının ikrar ettiği maddi vakıanın hukuki vasfının ileri sürülünden farklı bulunduğunu bildirmesi karşısında gerekçeli inkar (vasıflı ikrar) gündeme gelecektir. Vasıflı ikrar halinde ispat külfeti, vakıayı ileri süren davacıya düşecektir (... 2016/- E-2016/ K sayılı ilam). 6100 sayılı HMK 200/1 maddesindeki parasal sınır gereği iddia yazılı delille ispat edilecektir.Davalının savunmasının bütün halinde vasıflı ikrar niteliğinde olduğu, ispat yükünün davacı tarafta olduğu, davacının yemin teklifine karşılık davalı şirket temsilcisinin yeminli beyanı ile aynı savunma kapsamında yukarıda değinilen beyanının vasıflı ikrar niteliğini değiştirmediği, buna göre ispat yükü kendisine ait olan davacının davasını kanıtlayamadığı sonucuna varıldığından , davanın aşağıdaki şekilde reddi gerekmiş, şartları oluşmadığından da davalının kötüniyet tazminatı isteminin reddi ile aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.H Ü K Ü M
: Yukarıda açıklanan nedenlere,1-Davanın REDDİNE,2-Şartları oluşmadığından kötü niyet tazminatı talebinin reddine,3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL nispi karar ve ilam harcının peşin alınan 12.073,80 TL'den mahsubu ile artan 11.458,40 TL fazla harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,4-7155 sayılı Kanunun 23. Maddesi ile 6325 sayılı Kanunun 18/A-12-13 maddeleri uyarınca 3.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye ödenmesine,5-Kararın niteliği gereği davacı tarafından yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,6-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda hüküm kurulmasına yer olmadığına,7-Davalı yararına ölçümlenen 110.050,00 -TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,Dair; Taraf vekillerinin yüzlerine karşı, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde ... olmak üzere karar verildi. █████/2025Katip ...¸e-imzalıdırHakim ...¸e-imzalıdır