1479 sayılı Kanun kapsamındaki Bağ-Kur sigortalılık tespiti ve yaşlılık aylığı talebinde, sonraki mevzuat değişikliklerinin geçmişe yürümezliği ile kazanılmış hakların korunması esasının değerlendirilmesi.
Özet: Bu karar, davacının 1974 yılından itibaren 1479 sayılı Kanun kapsamında Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespiti ve yaşlılık aylığı tahsisi talebiyle açılan davanın temyiz incelemesini konu almaktadır. Uyuşmazlık, kendi adına ve hesabına çalışanların sigortalılığına ilişkin 1479 sayılı Kanunda zaman içinde yapılan meslek kuruluşu kaydı, vergi mükellefiyeti ve yaş şartları gibi değişikliklerin, geçmişe etkili olmama ve kazanılmış haklar ilkesi çerçevesinde nasıl uygulanacağıdır. Özellikle, davacının kurumca resen tescil edildiği 1970li yıllardaki oda ve vergi kayıtlarının, 18 yaş şartı ve diğer düzenlemeler yürürlüğe girmeden önceki dönem için sigortalılık başlangıcı olarak kabul edilip edilmeyeceği değerlendirilmektedir.

Mahkemesi
:İş MahkemesiNo
:131-20Dava, davacının 15.03.1974 tarihinden itibaren 1479 sayılı Yasaya tabi sigortalı olduğunun tespiti ile yaşlılık aylığı tahsisi istemine ilişkindir.Mahkemece, ilamında belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalı Kurum vekilinin, sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.2-Davanın yasal dayanağı; 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesindeki; “Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 02.09.1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17.10.1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunlar ile 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunun geçici 20. maddesine göre sandıklara tâbi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirilirler.” düzenlemesi ve genel olarak Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı gereği 1479 sayılı Yasanın 24 ve 25 maddeleridir.01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Kanunun 24 ve 25. maddelerinde “...kendi adına ve hesabına çalışanlar olarak nitelendirilen bağımsız çalışanlardan kanunla kurulu meslek kuruluşlarına yazılı olan gerçek kişiler...”, “meslek kuruluşuna yazılarak çalışmaya başladıkları tarihten itibaren” zorunlu Bağ-Kur sigortalısı sayılmışken, anılan maddelerde 19.04.1979 gün ve 2229 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile meslek kuruluş kaydı zorunluluğu kaldırılarak, “kendi adına ve hesabına” çalışma koşulu ve belirtilen nitelikte çalışmaya başlama tarihi sigortalılık niteliğini kazanmak için yeterli kabul edilmiştir.20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Kanun ile yapılan düzenlemede, kendi adına ve hesabına çalışma koşuluna ek olarak “gerçek ve götürü usulde gelir vergisi mükellefi olanlar” için mükellefiyetin başlangıç tarihinden, “kendi adına ve hesabına bağımsız çalışmakla beraber gelir vergisinden muaf olanlardan kanunla kurulu meslek kuruluşlarına usulüne uygun olarak kayıtlı olanlar” kayıtlı oldukları tarihten itibaren sigortalı sayılmaktadır.22.03.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3165 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikte ise, bu kez, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan; “gerçek ve götürü usûlde gelir vergisi mükellefi olanlar, Esnaf ve Sanatkarlar Siciline kayıtlı bulunanlar veya kanunla kurulu meslek kuruluşuna usulüne uygun kayıtlı bulunanlardan” gelir vergisi mükellefi olanlar, mükellefiyetin başlangıç tarihinden, gelir vergisinden muaf olanlar ile vergi kaydı bulunmayanlar da Esnaf ve Sanatkarlar Siciline veya kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıt oldukları tarihten itibaren kendiliğinden sigortalı sayılmışlardır.02.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4956 sayılı Kanun ile getirilen düzenlemede de; kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan; “gelir vergisi mükellefi olanlar ile, gelir vergisinden muaf olanlardan Esnaf ve Sanatkar Sicili ile birlikte kanunla kurulu meslek kuruluşuna usulüne uygun olarak kayıt olanlar” sigortalı sayılmışlardır.Yukarıda açıklanan tüm bu Kanunlarla yapılan değişiklikler; önceki mevzuatın öngördüğü koşullara sahip olan sigortalıların, sigortalılık niteliklerine son vermemekte, değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten sonra Bağ-Kur sigortalılık niteliğini kazananlar yönünden yeni düzenlemeler içermektedir. Tersinin kabulü, kazanılmış hakları ortadan kaldırmak olur ki, bu durumun kabulüne, yasaca ve hukukça olanak olmadığı açıktır.Davaya konu somut olayda; davacı, 29.03.1979 tarihli giriş bildirgesi ile, re'sen 15.09.1974 tarihinden itibaren 1479 sayılı Kanun kapsamında tescil edilmiş olup; anılan Kanunun 24. maddesinin 1. fıkrasının 2. bendinin a alt bendi kapsamında sigortalılık başlangıç tarihi 18 yaşını doldurduğu 01.05.1976 tarihi olarak belirlendiği ve davacının Kurumca kabul edilen 01.05.1976-31.12.1977, 01.06.1980-21.04.1987, 01.12.1990-31.12.1990 ve 04.03.1998-14.07.2010 (tahsis talep tarihi) tarihleri arasındaki dönem haricinde 15.09.1974-01.06.1976 tarihleri arasındaki dönemde oda ve vergi kaydının bulunduğu anlaşılmaktadır.04.05.1979 tarihinde yürürlüğe giren 2229 sayılı Kanun ile, 1479 sayılı Kanunun 24. maddesinde yapılan değişiklikle 18 yaşından küçüklerin sigortalı olamayacakları belirtilmiş ise de, davacının bu tarih öncesinde Kurumca resen tescil edilmiş olması ve Ek Geçici 5. maddenin “18 yaşını doldurmadıkları halde 1479 sayılı Kanunun 24 üncü maddesi gereğince sigortalı sayılanlardan, bu kanunun yürürlük tarihindeki dönem sonuna kadar 18 yaşını doldurmayanların, kazandıkları haklar saklı kalmak kaydıyla, …” hükmü karşısında, Mahkemece, davacının sigortalılığının 15.09.1974 tarihinden itibaren başlatılması ve ayrıca, 15.09.1974-31.03.1987 tarihleri arasındaki prim borçlarının Kurumca icra yoluyla tahsil edilmesi karşısında, bu dönem yönünden sigortalı kabul edilmesinde bir isabetsizlik yok ise de; ihtilaf konusu olan 22.04.1987-31.08.1990 tarihleri arasındaki dönem yönünden(hükme esas alınan bilirkişi raporuna göre), sigortalılık niteliğinin varlığı sorunu da, davacının, 1479 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalı olarak kaydının yapıldığı tarihte yürürlükte olan 01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Kanunun 24 ve 25. maddeleri ile, anılan maddelerde 04.05.1979 tarihinde yürürlüge giren 2229 sayılı Kanunla yapılan değişiklik doğrultusunda çözümlenmelidir. Anılan düzenleme ile, “...kendi adına ve hesabına çalışanlar olarak nitelendirilen bağımsız çalışanlardan kanunla kurulu meslek kuruluşlarına yazılı olan gerçek kişiler...”, “meslek kuruluşuna yazılarak çalışmaya başladıkları tarihten itibaren” zorunlu Bağ-Kur sigortalısı sayılmaktadır. Belirtmek gerekirse anılan düzenlemenin açıkça değindiği üzere, sigortalılığın oluşumu yönünden “kendi adına ve hesabına bağımsız çalışma” olgusunun varlığı zorunlu ve asli unsur olup, meslek kuruluşuna kayıtlı olmak; anılan çalışmayı doğrulayan bir şekil şartından ibaret olduğu cihetle aksinin kanıtlanması olanaklıdır. Diğer bir anlatımla, bu gibilerin mesleki faaliyetlerine son verdiklerinin kanıtlanması halinde, artık somut bir çalışmaya dayanmayan, soyut ve sadece evrak üzerindeki oda/vergi/Esnaf Sicil Memurluğu kaydına itibar edilerek kişiyi sigortalı saymak, Kanunun amacına aykırı olacağı açıktır.Hâl böyle olunca, mahkemece, ihtilaf konusu dönemde davacının, kendi nam ve hesabına çalışmasına ilişkin işyeri kayıtları araştırılarak, 1479 sayılı Kanunun 26. maddesinde düzenlenen, “sosyal güvenliğin vazgeçilmez ve kaçınılamaz” kamusal yapısı gereği yöntemince ve re’sen araştırma yapılarak, varılacak sonuç uyarınca, açıklanan yasal düzenlemeler çerçevesinde değerlendirme yapılıp, davacının 1479 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalı olarak kabul edilmesi gereken dönem, kuşku ve duraksamaya neden olmayacak şekilde belirlenmelidir.Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik araştırma ve inceleme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.2-Kabule göre de,A-Mahkemece, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Yasasının 297. maddesinin 2. fıkrasındaki “Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” yönündeki amir hükme aykırı olarak, davacıdan tespitini talep ettiği süre açıklattırılarak, taraflar arasında ihtilaf konusu olan dönem yönünden sigortalılık başlangıç ve bitiş tarihleri gösterilmek sureti ile hüküm kurulması gerekirken, davacı yönünden kabul edilen sigortalılık süresi belirtilmeksizin, infazda tereddüt oluşturacak şekilde, “sigortalılık başlangıcının 15.09.1974 olarak kabulü ile, Kurumun sigortalılık başlangıcının 01.05.1976 olarak kabulü yönündeki işleminin iptaline” karar verilmesi;B-1479 sayılı Yasanın 35. maddesinin a bendinde, yaşlılık aylığı tahsisi için sigortalının, “Yazılı talepte bulunması, talepte bulunduğu tarihte prim ve her türlü borçlarını ödemiş olması,” gerektiği, benzer hüküm içeren 5510 sayılı Yasanın 28. maddesinde de “4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen sigortalılara yaşlılık aylığı bağlanabilmesi için, ayrıca, yazılı talepte bulunduğu tarih itibarıyla genel sağlık sigortası primi dahil, kendi sigortalılığı nedeniyle prim ve prime ilişkin her türlü borcunun olmaması”nın zorunlu olduğu belirtilmiştir. Mahkemece, yukarıda anılan yasal düzenlemeler çerçevesinde; davacının, 15.09.1974-31.08.1990, 01.12.1990-31.12.1990 ve 04.03.1998-06.07.2010 tarihleri arasında sigortalı kabul edilmesi durumuna göre(hükme esas alınan bilirkişi raporundaki süreler), Kurumdan ferileri ile birlikte prim borcunun bulunup bulunmadığı sorularak, varlığı halinde, usul ekonomisi gözetilerek davacıya belirlenen prim borçlarını ödemesi için süre verilerek, ödeme halinde, borcun ödendiği tarihi takip eden aybaşından itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.SONUÇ
: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 02.07.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.