İtibari hizmet süresi tespit davasında, yürürlükten kalkan kanun maddelerinin uygulanması, gün hesaplamasında hata ve hükmün infaza elverişsizliği nedeniyle yerel mahkeme kararının bozulması.
Özet: Yargıtay, davacının itibari hizmet süresinin tespiti ve sigortalılık süresine eklenmesi talebiyle açtığı davada yerel mahkemenin kabul kararını; mülga kanun maddesinin 01.10.2008 sonrası dönem için uygulanması, davacının çalıştığı iş kolunun kapsam dışı kalmasına rağmen itibari hizmetten yararlandırılması, hizmet cetvelindeki primi ödenmiş gün sayısı yerine yıl içindeki bazı ayların 31 gün olması esas alınarak hatalı hesaplama yapılması, hüküm fıkrasında itibari hizmet süresi başlangıç ve bitiş tarihlerinin açıkça belirtilmemesi ve infaza elverişlilik eksikliği gibi esasa ve usule ilişkin hukuka aykırılıklar nedeniyle bozmuştur.

Mahkemesi
:İş MahkemesiNo
:613-634Dava, davacının davalı işveren yanındaki çalışmaları kapsamında itibari hizmet süresinin tespiti ve sigortalılık sürelerine eklenmesi istemine ilişkindir.Mahkemece, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir.Hükmün, davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.1-Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasanın Ek 5. maddesi, 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Yasanın 106. maddesi uyarınca yürürlükten kaldırılmış olmasına, 5510 sayılı Yasanın 40. maddesindeki düzenlemeyle davacının çalıştığı iş kolunun da kapsamdan çıkarılmış olmasına karşın, 01.10.2008 tarihi sonrasında geçen hizmetler içinde itibari hizmet süresinden yararlanabileceğine karar verilmiş olması,2-506 sayılı Yasanın Ek 5. maddesi ile kazanılan hizmetler işveren tarafından primi ödenmiş hizmetler üzerinden kazanılacağından ve mülga 506 sayılı Yasanın 77, 79 ve 85. maddeleri ile Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde belirtilen şekilde ve yine 5510 sayılı Yasanın 3. maddesinin 5754 sayılı Yasanın 1. maddesi ile değişik 14 ve 15. alt bentlerinde belirtildiği şekilde ay 30 gün, yıl ise 360 gün olarak bildirilen süreyi ifade ettiğinden ve hesaplamanın bu şekilde bildirilen hizmet cetvelindeki primi ödenmiş günler üzerinden yapılması gerekirken, mahkemece işverenin gönderdiği, ancak yıl içindeki bazı ayların 31 gün olması esasından hareketle, hizmet cetvelindeki günlerden daha fazla olan çalışma gün sayılarının esas alınarak hüküm kurulması,3-Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. Mmaddesinin (2). fıkrasında “hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir”, hükmü öngörülmüş olup, hükümlerin çelişkiden uzak ve infaza elverişli olması kamu düzeniyle ilgili olduğundan, itibari hizmet süresinden yararlanmayı gerektirir çalışmaların başlangıç ve bitiş tarihlerinin ayrı ayrı hüküm fıkrasında belirtilmesi gereğinin gözetilmemiş olması,4-Kabule göre de; Anayasa’nın 141’inci maddesinin son fıkrasında, davaların en az giderle ve olanaklı olan çabuklukla sonuçlandırılmasının, yargının görevi olduğu belirtilmiş; 1136 sayılı Avukatlık Kanununun “Avukatlığın Amacı” başlığını taşıyan 2’nci maddesinde, avukatlığın amacının; hukuki ilişkilerin düzenlenmesini, her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamak olduğu, “Avukatlık Ücreti” başlıklı 164’üncü maddesinde, avukatlık ücretinin, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan tutarı veya değeri ifade ettiği bildirilmiş; karar tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 3’üncü maddesinin birinci fıkrasında da, yargı yerlerince avukata ait olmak üzere karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücretinin belirlenmesinde, avukatın emeği ve çabasının, işin önemi ve niteliğinin ve davanın süresinin göz önünde tutulacağı açıklanmıştır.Diğer taraftan; 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 423’üncü maddesinde, davanın önemine göre yasal olarak belirlenecek avukatlık ücretine, yargılama giderleri arasında yer verildiği gibi, 01.10.2011 günü yürürlüğe girerek 1086 sayılı Kanunu yürürlükten kaldıran 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “dürüst davranma ve doğruyu söyleme yükümlülüğü” başlığını taşıyan 29’uncu maddesinin birinci fıkrasında, tarafların, dürüstlük kuralına uygun davranmak zorunda oldukları, “Usul ekonomisi ilkesi” başlıklı 30’uncu maddesinde, hakimin, yargılamanın kabul edilebilir süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlü olduğu, 323’üncü maddesinde, vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekalet ücretinin yargılama giderlerinden olduğu, 332’nci maddesinde, yargılama giderlerine, mahkemece kendiliğinden hükmedileceği yönünde düzenleme yapılmış, 29.05.1957 gün ve 4/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nda da avukatlık ücretinin, diğer yargılama giderlerinde olduğu gibi mahkemece kendiliğinden hükme bağlanacağı belirtilmiştir.Ayrıca; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 2’nci maddesi “dürüst davranma” başlığını taşımakta olup, dürüstlük ( = objektif iyi niyet) kuralının yer aldığı maddede, herkesin, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğu, bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasının hukuk düzenince korunmayacağı açıklandıktan sonra “İyi niyet” başlıklı 3’üncü maddesinde ise, kanunun iyi niyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olanın iyi niyetin varlığı olduğu, ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimsenin iyi niyet iddiasında bulunamayacağı bildirilmiştir.Anılan yasal düzenlemeler ışığı altında yapılan değerlendirmede; aynı işyerinde gerçekleşen çalışmalar için 39 adet sigortalı yönünden, aynı istemi içeren, aynı davalı işveren ve Kuruma karşı bir anlamda toplu (seri) dava açılmış olması, davacıların tek vekaletnamede aynı üç avukat tarafından temsil edilmiş bulunmaları, davaların türü, taraflar arasındaki uyuşmazlığın niteliği, yargılamaların süresi, davaların görülmesi sırasında avukatların harcadığı emek ve çaba göz önünde bulundurulduğunda, yargılamada vekil ile temsil olgusu gerekçesiyle her bir dava yönünden maktu avukatlık ücreti belirlenerek, davalıların adalet ve hakkaniyet ilke ve ölçüleri içerisinde yer almayacak suret ve şekilde avukatlık ücreti ile sorumluluklarının benimsenmesi, özellikle 4721 sayılı Kanunun 2 ve 3 ile 6100 sayılı Kanunun 29’uncu maddeleri olmak üzere yukarıda sıralanan düzenlemelere aykırılık oluşturduğu gibi, seri denebilecek bu tür davalarda harcanan emek ve çabanın oldukça üstünde avukatlık ücretine hükmedilerek davalılara ölçüsüz bir yükümlülük getirilmesinin hukuk düzenince korunmayacağı da belirgin bulunduğundan, her bir dava yönünden dilekçe yazım ücreti yerine maktu avukatlık ücretinin hüküm altına alınması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.0 halde, davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.SONUÇ
: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılardan Kayseri Şeker Fabrikası A.Ş.'ye iadesine, 02.07.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.