İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesinde, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahmini bedel yerine gerçek bedel tespitiyle tahsiline ilişkin dava.
Özet: Davacı şirket, davalı ile imzalanan eser sözleşmesi kapsamında İzmirdeki bir inşaat restorasyon işini eksiksiz tamamlamasına rağmen, sözleşmede kararlaştırılan tahmini bedelin ve yapılan işin gerçek değerinin ödenmemesi üzerine, 185.000 TL artı KDV tutarındaki başlangıç bedelinin yanı sıra, keşif ve bilirkişi incelemesi ile belirlenecek gerçek bedelin tahsilini talep etmektedir; zira sözleşme bedelinin tahmini olduğu ve iş bitiminde yeniden hesaplanacağı şartname ile belirtilmiştir.

T.C.

İZMİR
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
DOSYA NO
: ████████ Esas
KARAR NO
: ████████
DAVA
: Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ
: █████/2021
KARAR TARİHİ
: █████/2025
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) Davasının yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
İDDİA
: Davacı vekilinin mahkememize verdiği dava dilekçesinde; "... Müvekkil şirket ile davalı yan arasında 02.05.2019 tarihinde müteahhitlik sözleşmesi imzalanmış olup müvekkil şirketin sözleşme ile üstlendiği edimleri eksiksiz yerine getirmesine rağmen davalı yan üstlendiği ücret ödeme borcunu yerine getirmemiştir. İşbu haklı davamız, taraflar arasındaki sözleşmede kararlaştırılan tahmini bedelin, reel bedelin Konak Belediyesi'nce belirlenen keşif miktarı ve Sayın Mahkemece yapılacak keşif bedelinin
belirlenmesi ve müvekkil şirketin sözleşme karşılığı hak ettiği alacağa ilişkindir. Şöyle ki;
Müvekkil şirket ile davalı yan arasında, 02.05.2019 tarihli "müteahhitlik sözleşmesi" ile aynı tarihli bu sözleşmenin eki olmak kaydıyla "özel idari ve teknik şartname" ikame olunmuştur. Bu
sözleşme ile müvekkil şirket, "İzmir ili Konak ilçesi ... numarada bulunan ...’nın götürü bedel bir kısım inşaatın restorasyonu" işini üstlenmiştir. Davalı yan ise,
sözleşmenin başlığı ile yapılan iş karşılığı 185.000,00 TL+KDV ödeme yapma edimini üstlenmiştir.
Sözleşmenin "fiyat ve ödemeler"e ilişkin hükümlerini düzenleyen şartname ile de belirlenen 185.000,00-TL bedelin tahmini olduğu, fiyatlandırmanın iş bitiminde kesinleşeceği taraflarca
kararlaştırılmıştır. Davalı yan tarafından yapı ruhsatı almak için söz konusu sözleşme
belediyeye sunulmuş ve yapı ruhsatında müvekkil şirket yapı müteahhidi olarak yer almıştır. Her ne kadar sözleşmenin başlığında toplam keşif bedeli olarak 185.000,00-TL+KDV kararlaştırılmışsa da bu bedel gerçeği yansıtmamaktadır. Mahkemenizce keşif ve bilirkişi
incelemesi ile de açıkça görüleceği üzere müvekkil şirketin sözleşmeye uygun olarak harcadığı
emek ve mesainin karşılığının 185.000 TL'nin çok daha üstünde olduğu anlaşılacaktır. Kaldı
ki, davalı yan 185.000-TL+KDV'ye ilişkin bu bedeli dahi sözleşmeye uygun olarak edimini ifa
eden müvekkil şirkete ödememiştir.
Konak Belediyesi kayıtları incelendiğinde tadilatı yapılan gayrimenkulün keşif değerinin çok
daha yüksek olduğu, müvekkil şirketin ortaya koyduğu emeğin de aynı oranda yüksek olduğu görülecektir. Bu sebeple maddi gerçeğe ulaşmak için Konak Belediyesi tarafından belirlenen
keşif değerinin Sayın Mahkemece istenmesi gerekmektedir.
Türk Borçlar Kanunu’nun "eser sözleşmesini düzenleyen hükümlerinde eser sözleşmesinin 2 çeşit bedelinin olabileceği hüküm altına alınmıştır. Bunlardan bir tanesi, eserin meydana
getirilmesi öngörülenden daha fazla emek ve mesai gerektirmişse bile sözleşmenin kurulması ile belirlenen bedele yüklenicinin katlanması sonucunu doğuran "götürü bedeldir. Diğeri ise,
daha önceden belirlenmemiş veya yaklaşık olarak belirlenen bedelin yapıldığı yer ve zamana,
yüklenicinin giderine bakılarak belirlendiği "değere göre bedeldir. Davaya konu sözleşmede
taraflar arasındaki ücrete ilişkin yer alan hükümlerde belirlenen 185.000,00 TL'nin
tahmini/yaklaşık bedel olduğu açıkça yazılmıştır. Her ne kadar sözleşmenin ekinde yer alan
şartnamenin 5. maddesinde "götürü bedel" ifadesi geçmekte ise de burada dahi tahmini bedel
olduğu belirtilmiştir. Yine şartnamenin genel hükümler başlığının altında yer alan hüküm ile iş
bittikten sonra sözleşme fiyatları ile karşılıklı tekrar hesap yapılacağı da belirtilmiştir.
olayısıyla müvekkil şirket ile davalı yan arasında ikame olunan eser sözleşmesinin bedelinin
TBK m. 481 ile düzenlenen "değere göre bedel" şeklinde düzenlendiği açıkça ortadadır.
TBK m. 479 uyarınca davalı yanın bedel ödeme borcunun eserin teslimi ile muaccel hale
geleceği de açıktır. Yine sözleşme ekinde yer alan şartnamenin "Ödeme" başlıklı hükmü ile
ödemenin her ayın 30'unda yapılan hakkedişleri takip eden 15. gün içinde banka havalesi ile
nakit yapılacağı düzenlenmiştir. Ancak müvekkil şirkete sözleşme kapsamında herhangi bir
ödeme yapılmamıştır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın niteliği "ticari iş" olduğundan, 13.08.2021 tarihinde dava
şartı zorunlu arabuluculuk yoluna gidilmiş olup 01.09.2021 tarihli son toplantı ile de anlaşma
sağlanamamıştır.
Davalı yan tarafından taraflar arasında düzenlenmiş sözleşmeye aykırı olarak, müvekkil
şirketin ediminin karşılığı ödeme yapılmamış olup işbu davayı ikame etme zorunluluğu hasıl
olmuştur.
yukarıda detaylıca izah edilen sebeplerle;
Müvekkil şirket tarafından sözleşmeye uygun olarak ifa edilen yükümlülüğün keşif ve bilirkişi
incelemesi ile yapılan tespitler doğrultusunda ıslah edilmek üzere ve fazlaya ilişkin hakkımız
saklı kalmak kaydıyla toplam 218.300-TL (185.000 TL+ 33.300TL KDV bedeli)'nin davalıdan
alınarak müvekkil şirkete verilmesine, karar kesinleşinceye kadar ...Blv....
ada, ...parselde bulunan gayrimenkule IHTIYATI TEDBIR konulması, yargılama gideri ve
vekalet ücretinin davalı yanın üzerinde bırakılmasına karar verilmesini vekaleten talep
ederim.” şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür.
SAVUNMA
: Davalı tarafın mahkememize verdiği cevap dilekçesinde; “…Davacının dava dayanağı Müteahhitlik Sözleşmesi müvekkile ait ... Apt. Restorasyonu ile
ilgili, belediyeye ruhsat başvurusu için verilmesi şart olan matbu bir sözleşmedir. 5 ay sonra
bu projeden vazgeçilmiş ve başka bir proje ile başka bir ruhsat alınmıştır.
Gerçek bir müteahhitlik sözleşmesi değildir. Gerçek irade ürünü değildir. Müvekkil, geçici
müteahhitlik karnesi sahibidir. Kendi binasında yapılacak tadilatlar için yetki sınırını aşması
nedeniyle bizzat ruhsat alamayacağından belediyeye yapılacak ruhsat başvurusunda
kullanılmak üzere, sadece bu gerekçe için akdedilmiş destek bir sözleşmedir. Sadece bu amaç
için kullanılmıştır.
Davacı bu sözleşmeye dayalı olarak, sözleşme gereği hiçbir iş ve hizmette bulunmamıştır.
Ortada davacıya ait bir eser yoktur. Zaten dikkat edilirse dava dilekçesinde buna dair hiçbir
iddia ve açıklamada bulunulmamıştır. Dava dilekçesinde sadece sözleşmenin varlığından
bahsedilip, neden sözleşme rakamı değil de daha fazla bir talepte bulunulduğu açıklanmaya
çalışılmıştır.
Davacının sözleşmesel bir talebi mevcutsa öncelikle bunu hak etmesi gerekecektir. Dava
dilekçesinde; sözleşme uyarınca yaptığı işleri, harcamaları ve hizmetleri kalem kalem
belirtecek, açıklayacak ve kanıtlayacaktır. Davacının delil listesinde dahi buna ilişkin bir iddia
ve delil ileri sürülmüş değildir. Bu yönde bir delil ikame etmesi de mümkün değildir. Dava Basit
Yargılama Usulüne tabidir. Davanın genişletilmesi yasağı dava dilekçesinin verilmesi ile
başlamaktadır. Bu aşamadan sonra davacının yeni bir iddia veya delil sunması mümkün
olmadığı gibi buna muvafakatımız da yoktur.
Sözleşmenin 1.paragrafı iş ve müteahhittin mükellefiyetlerine ilişkindir. Bu maddede bahsi
geçen işlerin hiç birisi davacı tarafından yapılmamıştır. Tamamı Müvekkil tarafından
yapılmıştır. Bu her türlü belge ve kayıtla sabittir. Bütün harcamalar + masraflar +malzemeler
+ Taşeron ödemeleri + SGK + muhtasar ödemeleri + malzeme faturaları + irsaliyeler + video
ve fotoğraf kayıtları + mail +mesaj yazışmaları + kültür bakanlığı KDV muafiyet istisna belgesi
ve uzatma belgesi + tanıklar vasıtasıyla teyidi ve kanıtlanması mümkündür. Davacının ise tek
bir kalem iş, hizmet, harcama ve hak edişi yoktur. Şayet var ise bunu belirtip kanıtlaması
gerekir.
Davacı üstelik işin tamamlandığı iddiasındadır.
Ekte sunulu Fesih ihtarnamesinde belirtildiği ve anlaşıldığı üzere İş tamamlanmamıştır. Dava
konusu yapılan sözleşme 2.5.2019 tarihlidir. Bu sözleşmenin fesih tarihi ise 30.12.2019 dur. Bu
süre içinde taşınmazda bu sözleşme gereği davacı tarafından yapılan hiçbir imalat ve hizmet
yoktur. Mevcut imalat tamamen müvekkil tarafından yapılmış veya yaptırılmıştır.
Zaten, bilahare o sözleşmeye dayalı olarak alınan yapı ruhsatından ve projeden vazgeçilmiştir.
27.1.2020 de başka müteahhit, başka şantiye şefi ile gerçek bir sözleşme akdedilerek yeni bir
proje ile ruhsat alınmış olup, o tarihi müteakip iş bu günkü seviyesine getirilmiştir. Bunlar
bütün resmi kayıtlarla, görüntülerle ve sair belgelerle sabittir. Yani Davacının açık ve net
olarak bu sözleşme gereği yaptığı bir iş ve harcama kalemi belirtip bunu belgelemesi
mümkün değildir. Çünkü böyle bir sarf ve emeği yoktur. Sözleşme ise tekrarla tamamen ruhsat
başvurusu için prosedür gereği kullanılmak için hazırlanmış bir sözleşmedir. Davacı kötü
niyetle bunu istismar edip haksız kazanç pesindedir.
Sunulan nedenlerden dolayı, davacının haksız ve mesnetsiz olarak açmış
olduğu davanın reddine, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacıya yükletilmesine karar
verilmesini talep ederiz.” şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür.
GEREKÇE
:
Asliye Ticaret Mahkemeleri, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. Maddesi gereğince ticari davalara bakmakla görevlidir.
Ticarî davalar, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4/1. maddesinde sayılmış olup, buna göre, “Her iki tarafın da ticarî işletmesi ile ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın aynı maddenin a, b, c, d, e ve f bentlerinde sayılan davalar” ticari dava olarak adlandırılmıştır.
TTK’nun 4. maddesine göre; tarafların tacir olup olmadıklarına ve dava konusu edilen işin ticarî nitelikte olup olmadığına bakılmaksızın ticarî dava olarak sayılan dava türleri mutlak ticarî davalar, tarafları tacir olan ve tarafların ticarî işletmesi ile ilgili olan uyuşmazlıklar nispi ticari davalardır. Bir davanın nispi ticari dava sayılabilmesi için; uyuşmazlığın her iki tarafının tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticarî işletmesi ile ilgili olması gerekli ve zorunludur.
Eldeki dava; Türk Ticaret Kanunu'nda belirtilen mutlak ticari dava niteliğinde değildir. Nisbi ticari dava niteliği taşıması için ise yukarıda belirtilen şartların her ikisinin birden gerçekleşmiş olması gerekmektedir.
Somut olayda; Davacının tacir olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Davalının ise tacir olup olmadığı ve uyuşmazlıkta mahkememizin görevli olup olmadığının tespiti için Ticaret Sicil Müdürlüğü ve Vergi Dairesi'ne müzekkere yazılmış olup; Ticaret sicil müdürlüğü'nden gelen cevabi yazıda davalı ...'ın İzmir Ticaret Sicili'nde aktif kaydının bulunduğu, turizm işletmeciliği yaptığı ve faal olduğu görülmüştür. Ancak Vergi Dairesi'nden gelen cevabi yazıda davalının faal vergi mükellefi olduğu, ödevli işletme defterine tabi olduğu, 2019 ve 2020 yılları gelir vergisi beyannameleri tetkikinde 213 sayılı VUK'nun 177 maddesi birinci sınıf defter tutma hadlerini aşmadığının bildirilmiş olduğu görülmüştür. Böylelikle davalının tacir olmadığı tespit olunmuştur.
Davacının ise tacir olması davanın asliye ticaret mahkemesinde görülmesi için yeterli koşulu sağlamamaktadır. TTK'nun 5. maddesine göre; davanın mutlak ticari davalardan olması veya her iki tarafın tacir ve açılan davanın tarafların ticari işletmeleri ile ilgili bulunması halinde açılan davaların Asliye Ticaret Mahkemelerinin görevi içinde olacağı, açılan davanın ise ticari davalardan olmadığı anlaşılmış, dolayısıyla davaya bakmakla görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu sonucuna varılmıştır.
HÜKÜM
: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacının davalıya karşı açmış olduğu davada HMK 114/1-c, 115/2 madddesi gereği GÖREVE İLİŞKİN DAVA ŞARTI YOKLUĞU NEDENİYLE DAVANIN USULDEN REDDİNE,
2-HMK'nun 20. maddesi uyarınca bu karara karşı süresi içerisinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmesi halinde kararın kesinleştiği tarihten, kanun yoluna başvurulması halinde bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde kararı veren mahkememize başvurularak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesinin talep edilmesi halinde dava dosyasının görevli İzmir Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi'ne GÖNDERİLMESİNE,
3-Bu karara karşı süresi içerisinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmesi halinde kararın kesinleştiği tarihten, kanun yoluna başvurulması halinde bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden 2 hafta içinde kararı veren mahkememize başvurularak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesinin talep edilmemesi halinde Mahkememize davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğine,
4-Harç, yargılama gideri ve vekalet ücretinin görevli Mahkemede nazara alınmasına,
Dair; taraf vekillerinin yüzüne karşı tebliğden itibaren 2 hafta içerisinde İzmir Bölge Adliye Mahkemesine İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okundu, usulen anlatıldı. █████/2025
Katip ... Hakim...
E-İmza E-İmza

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!