Ölüm aylığı alan hak sahibi kız çocuğunun sigortalı çalışma dönemleri ve bu süreçteki yersiz ödemelerin istirdadı ile 506 ve 5510 sayılı Kanunların uygulanması.
Özet: Bu hukuki evrak, sigortalı babasından ölüm aylığı alan kız çocuğuna yersiz ödendiği iddia edilen aylıkların geri alınması talebini değerlendirmiş; hak sahibi kız çocuğunun sosyal güvenlik kapsamında çalışmaya başladığında aylığının kesilmesi, çalışması sona erdiğinde ise yeniden bağlanması gerektiği, bu nedenle çalışmadığı dönemlerdeki ödemelerin yersiz kabul edilemeyeceği sonucuna varmıştır. Karar, yersiz ödemelerin tahsilinde 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanunun 96. maddesinin uygulanmasının zorunlu olduğunu, bu maddenin kasıtlı veya kusurlu davranışlarda on yıl, kurum hatasından kaynaklanan durumlarda ise beş yıllık geri alma süresi öngördüğünü ve Türk Borçlar Kanununun ilgili hükümlerinin de göz önünde bulundurulması gerektiğini hükme bağlamıştır.

Mahkemesi
:İş MahkemesiNo
:367-126Dava, yersiz ödenen ölüm aylıklarının istirdadı istemine ilişkindir.Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.Hükmün, davacı Kurum avukatı ile davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.Hak sahibi kız çocuğu olan davalıya, babasından dolayı, 506 sayılı Yasa kapsamında ölüm aylığı bağlanmış; davacı Kurum tarafından, aynı zamanda 1479 sayılı Yasa kapsamında çalışması nedeniyle Ölüm aylıkları iptal edilmiş ve 21.01.1994-17.12.2007 tarihleri arası dönemde ödenen aylıklar borç çıkarılmıştır.Davanın yasal dayanağı, 506 sayılı Yasanın ölüm sigortası hükümlerinin düzenlendiği bölümü içerisinde yer alan ve “eş ve çocuklara aylık bağlanması” başlığını taşıyan 68’inci maddesi olup, hak sahibi kız çocukları yönünden maddenin (I) numaralı bendinde aylık bağlama koşulları, (VI) numaralı bendinde aylık kesme nedenleri açıklanmıştır. Buna göre, ölüm aylığı tahsisi için kız çocuklarının Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi bir işte çalışmamaları, buralardan gelir veya aylık almamaları zorunlu olduğu gibi, gerekli koşulları taşıyanlara bağlanan aylıkların kendilerinin Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi işlerde çalışmaya başlamaları durumunda kesilmesi gerektiği de açıktır. Anlaşılacağı üzere, (I) numaralı bentte aylık bağlamaya ilişkin olarak “Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi bir işte çalışmama, buralardan gelir veya aylık almama” koşullarına yer verilmiş olup, ölüm aylığının bağlandığı tarih itibarıyla çalışmayan ve aylık almayan davalı yönünden, yasal şartlar gerçekleştiğinden kendisine ölüm aylığı bağlanmasında yasaya aykırılık bulunmamaktadır. Ne ki; sonradan başlayan sigortalı çalışmalarının bulunduğu sürelerde ölüm aylığının kesilmesi gerekir ise de sigortalılığın kesintiye uğradığı dönemlerde ise, ölüm aylığına yeniden hak kazanıldığının kabulü gerekir.Bu nedenle davalı 1479 sayılı Yasa kapsamındaki sigortalılığının kesintiye uğradığı 31.12.1994-06.12.1996 ile 28.02.2001-29.12.2003 tarihleri arasındaki dönemde ölüm aylığına hak kazanacaktır.Hak sahibi kız çocuğuna bağlanan ölüm aylığının kesilmesi koşulları ve yersiz ödeme olgusunun hangi durumlarda gerçekleştiği böylelikle ortaya konulduktan sonra, yapılan yersiz ödemelerin ilgililerden geri alınmasının hukuki dayanak ve ilkelerinin saptanması gerekmektedir. Konuya ilişkin 506 sayılı Yasanın “Sigorta yardımlarının haczedilemeyeceği, yanlış ve yersiz ödemelerin tahsili” başlığını taşıyan 121’inci maddesine 06.08.2003 günü yürürlüğe giren 4958 sayılı Kanunun 47’nci maddesi ile eklenen ikinci fıkrada; yanlış ve yersiz ödendiği anlaşılanher türlü gelir, aylık ve sigorta yardımlarının 84’üncü maddenin son fıkrası saklı kalmak kaydıyla, ilgililerin sonraki her çeşit istihkaklarından kesilmek suretiyle geri alınacağı, Kurumun genel hükümlere göre takip hakkının saklı bulunduğu açıklanmış olmasına karşın, yersiz ödeme durumunda geri verme yükümünün kapsamı belirlenmediği gibi, söz konusu Yasa içeriğinde bu konuda herhangi bir düzenlemeye de yer verilmemiştir. 01.10.2008 günü yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasasının “yersiz ödemelerin geri alınması” başlıklı 96’ncı maddesinin birinci fıkrasında ise, “Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler;a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, üç aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan, itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır.” hükmü öngörülmüştür. Anılan Yasanın geçici maddelerinde, yersiz ödemelerin tahsili konusunda önceki hükümlerin uygulanması gereğine işaret eden herhangi bir kural da bulunmadığından, sonuç olarak söz konusu 96’ncı madde düzenlemesinin, Kurumun yersiz ödemeden kaynaklanan alacaklarına ilişkin süregelen uyuşmazlıklara uygulanması zorunlu olduğu gibi, bu konuda 818 sayılı Borçlar Kanununun, geri verilmesi gereken tutarın belirlenmesinde genel hüküm niteliğinde bulunan 63’üncü maddesinin de göz önünde tutulması gerekmektedir. Bilindiği üzere, iyi niyetli zenginleşen, sebepsiz zenginleşme konusunun kendisinden istendiği tarihten önce elinden çıktığını iddia ve ispat ettiği miktar oranında ret ve geri vermeyle yükümlü olmayacaktır. Buna karşın; zenginleşen, zenginleşme anında veya sonrasında mal varlığındaki artışın geçerli bir hukuki sebebe dayanmadığını biliyor veya bilmesi gerekiyor ise, kötü niyetli sayılacağında kuşku bulunmamaktadır. Ayrıca belirtilmelidir ki; 5510 sayılı Yasanın 96’ncı maddesi, sebepsiz zenginleşmede geri verme konusuna ilişkin özel bir düzenleme niteliğinde olup, zamanaşımı hükmü olarak tanım ve yorumlanması olanaksızdır. Maddede genel hükümlere yollamada bulunulması ve Kanunun 97’nci ve diğer maddelerinde fazla veya yersiz ödemeden kaynaklanan Kurum alacağı yönünden düzenlemeye yer verilmemiş olması, fazla ve yersiz ödemeden kaynaklanan Kurum alacağına ilişkin zamanaşımı konusunun genel hükümlerden hareketle çözümünü zorunlu kılmaktadır.Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; davalının 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalılığının kesintiye uğradığı dönemler bakımından ölüm aylığına hak kazanacağı, 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalı olunan dönem bakımından ise, Anılan dönemlerde yersiz ödeme olgusunun gerçekleştiği ve aylık tutarlarının yasal faiziyle birlikte Kurumca geri alınabileceği açıktır. İstirdada konu aylıklar ile faiz sorumluluğunun kapsamına ilişkin olarak; tahsis dosyası getirilerek, Kurumun aylıktan kesme sebebine ıttıla tarihi ile ödemelerin davalının kasıtlı veya kusurlu davranışlarından mı doğduğu, yoksa Kurumun hatalı işlemlerinden mi kaynaklandığı belirlenerek 96’ncı madde hükmüne göre uygulama yapılarak, sonucuna göre karar verilmelidir.Ve yine, yasal faiz oranları, “19.12.1984’tenitibaren%30 (3095 sayılıKanun)01.01.1998'den itibaren %50 (███████ Esas ve 20.08.1997 tarihli BKK)31.12.1999'dan itibaren %60 (15.12.1999 tarihli ve 4489 SK uyarınca iskonto oranı)01.07.2002'den itibaren %55 (15.12.1999 tarihli ve 4489 SK uyarınca iskonto oranı)01.07.2003'ten itibaren %50 (15.12.1999 tarihli ve 4489 SK uyarınca iskonto oranı)01.01.2004'ten itibaren %43 (15.12.1999 tarihli ve 4489 SK uyarınca iskonto oranı)01.7.2004’ten itibaren %38 (15.12.1999 tarihli ve 4489 SK uyarınca iskonto oranı)01.05.2005’den itibaren %12 (21.04.2005 tarih ve 5335 sayılı kanunun 14. maddesiyle) 01.01.2006’dan itibaren %9 (30 Aralık 2005 Tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan █████████ sayılı Bakanlar Kurulu Kararı)” olup, bu oranlar esas alınmak suretiyle, , yasal faizi hesaplayan rapor aldırılarak sonucuna göre karar vermek gerekirken yazılı şekilde hatalı faiz oranlarına dayalı olarak karar verilmesi isabetsiz bulunmuştur.Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.O hâlde, davacı Kurum vekili ile davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.SONUÇ
: Temyiz edilen hükmün, yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 21.6.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.