Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi, eski distribütörün markanın kötü niyetli tescili iddiasıyla açılan marka tecavüzü ve haksız rekabet davasında istinaf incelemesi.
Özet: Davacı marka sahibinin, eski distribütörü olan davalı aleyhine, davalının kötü niyetle tescil ettirdiği benzer markanın hükümsüzlüğü, markaya tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti talepleriyle açtığı davada, ilk derece mahkemesi, davalının yetkisiz kullanımına dair yeterli delil sunulmadığı, sunulan delillerin taraflar arasındaki distribütörlük sözleşmesi kapsamındaki kullanımlara ait olduğu ve bu durumda marka hakkının tükenmesi ilkesinin geçerli olduğu, davacı markasının piyasadaki kullanımının kanıtlanamadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar vermiştir.

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ
T.C.ANKARABÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ20.HUKUK DAİRESİESAS NO
: █████████KARAR NO
: ████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N AK A R A RBAŞKAN
: ... (...)ÜYE
: ... (...)ÜYE
: ... (...)KATİP
: ... (...)İNCELENEN KARARINMAHKEMESİ
: ANKARA 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİTARİHİ
: █████/2022NUMARASI
: ████████ E. - ████████ K.DAVANIN KONUSU
:Markaya Tecavüzün Tespiti, Meni, Refi, Haksız Rekabetin Tespiti, Marka HükümsüzlüğüTaraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen █████/2022 tarih ve ████████ E. - ████████ K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, müvekkili adına tescilli ██████████ sayılı "..." ibareli markanın bulunduğunu, müvekkilinin bu markayı maruf hale getirdiğini ve markanın gerçek hak sahibi olduğunu, yine müvekkiline ait "https://....com/" alan adlı web sitesinin 2005 yılından beri tescilli bulunduğunu, Google üzerinden "..." ibaresiyle arama yapıldığında müvekkilinin markasının çıktığını, müvekkilinin Türkiye’de yetkili distribütörü kanalıyla ürünlerini tüketicilere sunduğunu, sosyal medyayı da aktif olarak kullandığını, davalının da müvekkilinin Türkiye’deki eski distribütörü olduğunu, 2016-2020 yıllarında taraflar arasında "..." markalı ürünlerin satışına ilişkin bir ticari ilişkinin bulunduğunu, 2020 yılına kadar müvekkilinin distribütörlüğüne devam eden davalının, taraflar arasında anlaşılan birtakım hususlara uymaması sebebiyle anlaşmazlık çıktığını, bu süreçte davalının, müvekkilinden habersiz biçimde ██████████ sayılı "..." ibareli markayı adına tescil ettirdiğinin öğrenildiğini, davalı tescilinin kötü niyetli olduğunu, davalının, müvekkilinin Türkiye’de direkt veya yeni distribütörler aracılığıyla yapacağı satış faaliyetlerini engellemeye çalıştığını, bu kapsamda müvekkilinin yeni distribütörüne ihtarname göndererek "..." markasının kullanımını durdurmasını talep ettiğini, davalı tarafın eylemlerinin, müvekkiline ait tescilli markadan doğan haklara tecavüz oluşturduğunu, aynı zamanda haksız rekabet oluşturduğunu, müvekkili markasının Paris Sözleşmesi anlamında tanınmış marka olduğunu, dava konusu davalı markasının müvekkilinin markasıyla neredeyse aynı bulunduğunu, tüketicilerce markaların karıştırılması ihtimalinin yüksek olduğunu, ayrıca davalının, müvekkili markasının tanınmışlığından haksız yarar sağlayacağını, SMK'nın 6/2 maddesi kapsamında da dava konusu markanın hükümsüzlüğü koşullarının oluştuğunu ileri sürerek, markaya tecavüzün tespitine, menine ve refine, haksız rekabetin tespitine, davalı adına tescilli ██████████ sayılı markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, davanın hak düşürücü süre içinde açılmadığını, davacı ile müvekkili arasında 27.09.2016 tarihli distribütörlük sözleşmesi imzalandığını, bundan birkaç gün sonra davacı şirketin bilgisi dahilinde müvekkilinin marka tescil başvurusunda bulunduğunu, davacının başından beri müvekkilinin marka tescilinden haberdar olduğunu, davacı markasının tanınmış olmadığını, tescil tarihi itibariyle davacı markasının Türkiye'de ciddi kullanımının bulunmadığını, taraflar arasındaki distribütörlük sözleşmesine dayalı olarak müvekkilinin satış yapması nedeniyle markaya tecavüzden söz edilemeyeceğini, davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığını savunarak, davanın reddini istemiştirİLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
: Mahkemece, davalının, davacının marka hakkına tecavüz ettiği iddiasında bunulmuşsa da davalının izinsiz kullanımları hakkında herhangi bir delil sunulmadığı, bu kapsamda davacı delilleri arasında yer alan fatura örneklerinin, taraflar arasındaki tek satıcılık anlaşması süresi içinde olduğu, faturalı bu ürünler bakımından izinsiz kullanımdan değil, marka hakkının tükenmesinden söz edilebileceği, dolayısıyla somut uyuşmazlık kapsamında davacının marka hakkını ihlal eden herhangi bir kullanım delilinin ibraz edilmediği, davalının iltibas yaratan kullanımları hakkında herhangi bir somut veriye dayanılmamış olması karşısında hangi eylemin haksız rekabet oluşturduğunun ve haksız rekabetin ne şekilde gerçekleştiğinin tespit edilebilmesinin mümkün olmadığı, eskiye dayalı tescilsiz kullanım iddiasının da kanıtlanamadığı, davacının taraf markaları arasındaki karıştırılma ihtimali iddiasına karşılık davalı tarafından kullanım ispatı talebinde bulunulduğu, davacı delillerinin, dayanak markasının tescil kapsamındaki mal ve hizmetler için kullanımı ve bu kullanımın pazardaki boyutunu ortaya koyan vasıfları haiz olmadığı, buna göre davacının ██████████ tescil numaralı markasının tescil kapsamındaki mal veya hizmetler için kullanımını ispat edemediği, bu durumda hükümsüzlük talebi bakımından karıştırılma ihtimali iddiasının dikkate alınamayacağı, taraflar arasındaki mail ve mesaj akışları dikkate alındığında, davalının marka başvurusunu davacının Türkiye’deki tek satıcısı olduğu sırada yaptığı, bu başvuru için herhangi bir izin almadığı, ticari vekil tarafından izinsiz ve haklı nedene dayanmayan bir tescilin ticari ilişkinin güven prensibini zedeleyici olması ve Yargıtay kararları ile de kötü niyetli olarak kabul edilmesi karşısında, dava konusu markanın ticari vekilin izinsiz tescili nedeniyle hükümsüzlüğü koşullarının oluştuğu, davacı markasının tanınmış olduğunun ispat edilemediği, davalının, davacının sahip olduğu markayı ve bu markayı taşıyan ürünleri bildiği, bu bilginin, tek satıcılık sözleşmesine dayandığı, buna rağmen dava konusu markayı tescil ettirdiği, bu durumun davacının Türkiye’de markası ile pazarda yer almasının engellenmesi sonucunu doğurabileceği, dolayısıyla davalının kötü niyetli olduğu, sessiz kalma yoluyla hak kaybı koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalı adına tescilli ██████████ sayılı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, fazlaya dair istemlerin reddine karar verilmiştir.İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
: Davacı vekili, davalının marka kullanımı hakkında delil sunulmadığı, dolayısıyla marka ihlalinden ve haksız rekabetten söz edilemeyeceği yönündeki mahkeme kararının, hukuka aykırı olduğunu, nitekim davalı tarafın da, dava konusu markayı kullanmaya devam ettiğini açıkça ikrar ettiğini, taraflar arasındaki distribütörlük ilişkisinin sona ermesine rağmen, davalı tarafın müvekkili markasını kullanmaya devam ettiğini, kendi üreteceği ürünler üzerinde "..." ibaresini kullanacağı yönünde beyanda bulunduğunu, gerek gerekçeli kararda gerekse de kararın dayandırıldığı bilirkişi raporunda, davalının, söz konusu markayı kullandığı yönündeki ikrarının değerlendirilmediğini, haksız rekabet iddialarının reddine karar verilmesinin de doğru olmadığını, oysa davalının eylemlerinin haksız rekabet oluşturduğunu, çünkü davalının, taraflar arasındaki ticari ilişki bitmesine rağmen müvekkili markasını kullandığını, davalının, müvekkilinin Türkiye’deki direkt veya başka yeni distribütörler aracılığıyla yapacağı satış faaliyetlerini ve müvekkilinin piyasadaki varlığını engellemeye çalıştığını, dosyaya sundukları yeni distribütör ile yapılan sözleşmeler, faturalar, irsaliyeler ve diğer yazılı belgelerin incelenmediğini, bu deliller incelenmeden müvekkilinin marka kullanımının ispat edilemediği sonucuna varılmasının doğru olmadığını, müvekkili markasının tanınmış olduğunu, bu nedenle Paris Sözleşmesine üye olan Türkiye’de korunması gerektiğini, bu ibare bakımından müvekkilinin gerçek hak sahibi olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın tümden kabulüne karar verilmesini istemiştir.GEREKÇE
:Dava, markaya tecavüzün tespiti, meni, refi, haksız rekabetin tespiti ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir.İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, dosya kapsamındaki delillerle davalının, davacıya ait markayı, taraflar arasındaki ilişki sona erdikten sonra SMK'nın 7. maddesinde düzenlenen biçimde kullandığının ispat edilemediği, ticari ilişki devam ederken gerçekleşen kullanımların ise bir hak ihlali oluşturmayacağı, buna göre markaya tecavüz ve haksız rekabetten söz edilemeyeceği, davacı markasının tanınmış marka olduğu ya da davacının SMK'nın 6/3 maddesi kapsamında hak sahibi bulunduğu iddialarının ise ispat edilemediği, davaya konu markanın SMK'nın 6/2 ve 6/9 maddeleri kapsamında hükümsüz kılındığı ve bu karara karşı davalı yanca istinaf kanun yoluna başvurulmadığı, bu durumda SMK'nın 6/1 maddesi koşullarının oluşup oluşmadığını ve bu kapsamda davacı markasının kullanılıp kullanılmadığını incelemenin sonuca etkisi bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.HÜKÜM
: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 80,70-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 534,70-TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,3-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı uhdesinde bırakılmasına,4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile █████/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH
: █████/2025Başkan...Üye...Üye...Katip...