İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesinde, eser sözleşmesinden kaynaklanan bakiye alacağın tahsili amacıyla açılan itirazın iptali davasında, icra dairesinin yetki itirazının öncelikle incelenmesi gerekliliği.
Özet: Yüklenici şirket, eser sözleşmesinden doğan bakiye alacağını tahsil etmek üzere başlattığı icra takibine işsahibi şirket tarafından yapılan itirazın iptalini talep etmiştir; ancak mahkeme, işsahibinin borca itirazının yanı sıra icra dairesinin yetkisine de itiraz ettiğini tespit ederek, itirazın iptali davasının esasına geçilebilmesi için öncelikle geçerli bir takibin varlığını etkileyen bu yetki itirazının usulünce incelenip karara bağlanması gerektiğine hükmetmiştir.

T.C.

İSTANBUL
18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO
:████████ Esas
KARAR NO
:████████
DAVA
:İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ
:█████/2024
KARAR TARİHİ
:█████/2025
Taraflar arasında görülen davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda:
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
Davacı vekilinin mahkememize sunmuş olduğu dava dilekçesinde özetle; 02.08.2022 tarihinde müvekkili şirket davalı şirket arasında sözleşme bedeli 9.400,00 Euro olan bir eser sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşme gereği yüklenici taraf, belirlenen sürede stand uygulamasını gerçekleştirerek işsahibine teslim edeceğini, sözleşme bedelinin ödeme şekli ise bedelin %80 oranındaki tutar sözleşmenin imza tarihinde, bakiye %20 oranındaki tutar ise stand teslim tarihinde nakit olarak ödenmek üzere kararlaştırıldığını, sözleşmenin akdedilmesiyle ilk olarak davalı şirket tarafından 12.08.2022 tarihinde 74.008,00 TL tutarında bir ödeme yapıldığını, devamında 16.08.2022 tarihinde de 3.520,00 EURO tutarında bir ödeme gerçekleştirildiğini, ancak sözleşmede kararlaştırıldığı şekilde imza tarihinde ödenmesi gereken sözleşme bedelinin yüzde seksen oranındaki ödeme tamamladığını, müvekkili şirket tarafından sözleşmede belirtilen süreler içerisinde stand inşası tam ve eksiksiz şekilde tamamlandığını ve idareci tarafa yine ayıpsız ve tam bir şekilde sözleşme ile belirlenen tarihte teslim ettiğini, sözleşme bedelinin ikinci %20 oranındaki kısmı olan bakiyesi de muaccel hale geldiğini, bakiye alacağın tahsili için .... İcra Müdürlüğü'nün ...E. Sayılı icra takibi başlatıldığını, davalı şirketin icra takibine itiraz ettiğini ve takibin durduğunu, davalı tarafından yapılan itirazın iptali ile takibin devamına ve davalı aleyhine alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalıya usulüne uygun olarak dava dilekçesi tebliğ edilerek taraf teşkili sağlanmış olup davalı tarafından süresi içerisinde dosyaya herhangi bir cevap dilekçesi verilmediği anlaşılmakla HMK M.128 hükmü uyarınca davalının dava dilekçesinde ileri sürülen vakıaları inkar etmiş sayılmasına karar verilerek yargılama yapılmıştır.
Tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde; Dava, taraflar arasında akdedilmiş olan eser sözleşmesinden kaynaklı olarak davacı yüklenici tarafından davalı işsahibi aleyhine tahakkuk ettirilmiş olan faturanın bakiye bedelinin tahsili amacıyla başlatılmış olan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Somut olayda davacı .... Tic. Ltd. Şti. ile davalı ... San. ve Tic. Ltd. Şti. Arasında 02.08.2022 tarihinde 9.400,00 Euro bedelli bir eser sözleşmesinin akdedildiği, bu sözleşme kapsamında davacı yüklenici şirket tarafından, iş teslimi sonrasında 30.09.2022 tarihli ... seri numaralı 164.000,00 TL bedelli bir fatura düzenlenmiş ve davalının yapmış olduğu toplam 138.507,78 TL'lik ödemenin mahsubu ile birlikte anılan faturadan kaynaklı olarak bakiye 34.374,62 TL alacak ve değişen oranlarda işlemiş toplam 4.685,70 TL faizi ile birlikte toplam 39.060,32 TL'nin tahsili istemiyle davalı aleyhine .... İcra Müdürlüğü'nün ...Esas sayılı dosyasından başlatılmış olan icra takibinin davalının itirazı üzerine durması sebebiyle işbu kısmi itirazın iptali davasının (harca esas değer : 27.900,01 TL) açılmış olduğu görülmüştür.
İtirazın iptali davalarında alacaklının, İİK m.67 uyarınca borçlunun süresi içerisinde icra dosyasına yapmış olduğu itirazının, kendisine tebliği tarihinden itibaren bir sene içerisinde genel mahkemelere yapacağı başvuru üzerine genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat etmesi gerektiği hükme bağlanmıştır. Bu süre hak düşürücü nitelikte olup sürenin başlaması için borçlunun itirazının alacaklıya tebliği zorunludur. İşbu dava dosyasının temelini teşkil eden icra dosyasında yapılan kontrolde borçlunun süresi içerisinde icra dosyalarına yapmış olduğu itirazın alacaklıya tebliğ edilmediği görülmüştür. Bu nedenle davacının açmış olduğu davasının süresinde olduğu kabul edilmekle yargılama yapılmıştır.
Mahkememizce icra dosyası celp edilip incelendiğinde davalı borçlunun borca itiraz ile birlikte icra dairesinin yetkisine de itiraz etmiş olduğu görülmekle esas girilmeden önce icra dairesinin yetkisine yönelik yapılmış olan itiraz öncelikli olarak değerlendirilmiş olup bu doğrultuda yerleşik içtihatlar uyarınca itirazın iptâli davasının görülebilmesi, geçerli bir icra takibinin varlığına bağlıdır. Ortada geçerli takip yoksa itirazın iptâli davasının görülebilmesine usulen olanak yoktur. İcra dairesinin yetkisine itiraz halinde bu itiraz usulünce incelenip sonuçlandırılmadığı sürece geçerli bir takibin varlığından söz edilemez. O halde mahkemece, icra dairesinin yetkisine itiraz edildiği gözetilerek eldeki dava da öncelikle bu itiraz incelenerek doğru bir şekilde karar verilmelidir. Hukuk Genel Kurulunun █████/2004 tarih, ███████-410 esas, ████████ karar sayılı ilamı da bu yöndedir.
İcra takiplerinde yetki hususu, 2004 sayılı İİK’nın 50. maddesi yollaması ile usul Kanunu hükümlerine göre yapılmaktadır.
İİK’nın 50. maddesi; "(Değişik
: 3/7/1940-3890/1 md.) Para veya teminat borcu için takip hususunda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun yetkiye dair hükümleri kıyas yolu ile tatbik olunur. Şu kadar ki, takibe esas olan akdin yapıldığı icra dairesi de takibe yetkilidir.
Yetki itirazı esas hakkındaki itirazla birlikte yapılır. İcra mahkemesi tarafından önce yetki meselesi tetkik ve kati surette karara raptolunur.
İki icra mahkemesi arasında yetki noktasından ihtilaf çıkarsa Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 25 inci maddesi hükmü tatbik olunur." düzenlemesini içermektedir.
HMK 17.maddesi “Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır.” hükmünü haizdir.
HMK'nın 6. maddesine göre genel yetkili icra dairesi, davalı gerçek veya tüzel kişinin takibin yapıldığı tarihteki yerleşim yeri icra dairesidir. Aynı Kanunun 10.maddesine göre ise sözleşmeden doğan takiplerde, sözleşmenin ifa edileceği yer icra dairesi de yetkilidir. Bu da özel yetkiye ilişkin bir düzenlemedir. Takip davacının seçimine göre, hem genel ve hem de özel yetkili mahkemede açılabilir. 6100 sayılı HMK'nın 17. maddesinde tacirler ve kamu tüzel kişilerinin aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşme ile yetkili kılabilecekleri, taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça davanın sadece sözleşme ile belirlenen bu mahkemelerde görülebileceği şeklinde düzenleme yapılmıştır. Yetki sözleşmesi de ancak kesin yetki bulunmayan hallerde ve tarafların tacir veya kamu tüzel kişisi olmaları halinde geçerli olarak yapılabilir.
Somut olayda taraflara arasında akdedilmiş olan sözleşmede İstanbul Mahkemeleri ve İcra Dairelerinin yetkili kılınmış olması sebebiyle davalının icra dairesinin yetkisine yönelik itirazının reddine karar verilerek yargılamaya devam olunmuştur.
Yargılama esnasında tarafların ticari defter ve belgeleri, celp edilen BA-BS formları üzerinde 1 mali müşavir ve 1 ticaret hukuku alanında nitelikli hesaplamalar uzmanı bilirkişisinden alınan raporda özetle;
Taraflara ait 2022 Yılı ticari defterlerin HMK 222/2 maddesi hükümlerine göre delil teşkil ettiği,
Davacı tarafından düzenlenen faturanın e-temel fatura olduğu ve Gelir İdaresi Başkanlığı Fatura portalı üzerinden davalı şirkete tebliğ edildiği, ilgili faturanın davalı ticari defterlerinde yer aldığı,
Her iki tarafın ticari defterleri ile dava konusu muhasebe hesap ve kayıtlarına göre davacı şirketin davalı şirketten 25.492,22.-TL alacağının olduğu, akabinde davalı şirket tarafından davacı şirkete 164.000,00.-TL iade faturası düzenlenerek davalının davacıdan 138.507,78.-TL alacaklı duruma geçtiği, ancak davalının fatura tutarının büyük bir bölümün ödedikten sonra tamamına iade faturası düzenlenmesinin yersiz olduğu,
Davacı tarafından davalıya herhangi bir ihtarname keşide edilmediği, TTK 117 maddesi hükümlerine göre temerrüt halinin oluşmadığı, davacı tarafından takip talebinde istenen faizin, fatura tarihi olan 30.09.2022 tarihinden 29,09,2023 takip tarihine kadar hesaplandığı,
Davacı tarafından taraflar arasında akdedilen sözleşmenin 6. 2 maddesinde yer alan ödeme şekli sözleşme imzalandığında %80 iş teslim edildiğinde kalan bakiyenin fatura karşılığı nakit olarak tahsil edilecektir hükmüne göre değişken oranlara avans faizi olmak üzere fatura tarihi olan 30.09.2022 tarihinden 29.09.2023 takip tarihine kadar hesaplandığı,
Yüce Mahkemeniz tarafından davacının faiz talebinin kabulü halinde; Davacı tarafından; davanın 25.492,22.-TL asıl alacak 2.407,79.-TL işlenmiş faiz olmak üzere toplam 27.900,01-TL üzerinden açıldığı, tarafımızca yapılan hesaplamalara göre asıl alacağa 3.434,80.-TL faiz tahakkuk edeceği ancak davacının talebi doğrultusunda 2.407,79-TL faizin baz alınması gerektiği,
Hukuki inceleme ve değerlendirmeler neticesinde; davacının eser sözleşmesi kapsamında davalıdan alacaklı olduğu, fatura tarihi olan 30.09.2022 tarihi itibariyle temerrüdün gerçekleştiği, bu tarih itibariyle temerrüt faizine hak kazanıldığı, eserin ayıplı teslimi söz konusu ise eserin ayıplı olduğu ve bildirimin uygun sürede yapıldığına ilişkin ispat yükü ise işsahibinde yani davalıda olduğu
Kanaatine varıldığı mahkememize bildirilmiştir.
Taraflar arasındaki sözleşme, dava tarihinde yürürlükte bulunan TBK'nın 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi niteliğindedir. Eser sözleşmeleri niteliği gereği tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerden olup, sözleşme gereğince yüklenici bir eser meydana getirmeyi, iş sahibi de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi taahhüt eder. Bu haliyle uyuşmazlığın, sözleşmenin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan, 6098 sayılı TBK'nın 470 v.d. maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi hükümleri gereğince çözümlenmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
Ayıp, yüklenicinin meydana getirip iş sahibine teslim ettiği eserdeki sözleşmeye ve fenne aykırılıklardır. Başka bir anlatımla ayıp, sözleşmede kararlaştırılan ve beklenen amaca göre bulunması gereken bazı vasıfların bulunmaması ya da bulunmaması gereken bazı bozuklukların bulunması şeklinde tanımlanmaktadır.
Eser sözleşmelerinde ayıplı imalât halinde 6098 sayılı TBK'nın 474/I. maddesi uyarınca açık ayıplarda iş sahibi eserin tesliminden sonra işlerin olağan akışına göre imkân bulur bulmaz eseri gözden geçirmek ve ayıpları varsa bunu uygun bir süre içinde yükleniciye bildirmek, gizli ayıplarda ise aynı Kanun'un 477/son maddesi uyarınca ortaya çıkması üzerine gecikmeksizin ayıp ihbarında bulunmak zorundadır. İş sahibi gözden geçirmeyi ve ihbarda bulunmayı ihmâl etmişse eseri olduğu gibi kabul etmiş sayılır.
Ayıp ihbarında bulunma yükümlülüğü kural olarak iş sahibine aittir. Ayıp ihbarı niteliği itibariyle def’idir. Def’i davalının aslında borçlu olduğu bir edimi özel bir nedenle yerine getirmekten kaçınmasına imkan veren bir haktır. Def’i, dava sırasında davalı tarafından açıkça ileri sürülmemişse hakim def’nin varlığını taraflardan birinin bildirdiği vakıalardan öğrense bile bunu kendiliğinden dikkate alamaz. HMK 25/1 hükmüne göre, istisnalar dışında hakim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıayı kendiliğinden nazara alamaz ve onları hatırlatacak davranışlarda dahi bulunamaz. Def’ilerin, süresi içinde verilen cevap dilekçesinde veya ikinci cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir.
Somut olay bakımından inceleme yapıldığında davalının süresi içerisinde davaya cevap dilekçesi sunmadığı, bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde davacının edimini ayıplı olarak ifa ettiğini iddia ettiği, nitekim davacının icra takibine itiraz dilekçesinde de ayıp iddiasında bulunmadığı görülmekle emsal mahiyette olan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesinin ███████ Esas, █████████ Karar Sayılı, █████/2023 Tarihli "... Ayıp savunması ve takas birer def'i olup ancak usulüne uygun olarak ileri sürülmesi halinde incelenebilir. Somut olayda davalının usulünce bir ayıp savunması ve takas talebi bulunmadığından bu hususların eldeki yargılamada esas alınması mümkün değildir." şeklindeki ilamı, benzer mahiyette olan ayıp ihbarının defi olup, davalı tarafça cevap dilekçesiyle ileri sürülmediği takdirde resen nazara alınamayacağına dair Yargıtay 3. HD'nin █████/2020 gün ve ██████████ E.-█████████ K. sayılı kararı, yine Yargıtay HGK'nın 2014/2-695 E-████████ K. sayılı ilamı kapsamında süresi içerisinde cevap dilekçesi verilmemesi halinde cevap dilekçesindeki savunmalara dayanılamayacağı ve delil de ibraz edilemeyeceği yönündeki kabulünden de hareketle davalının süresinden sonra sunmuş olduğu, ayıp iddiasına itibar edilmemiştir.
Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre fatura emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır (229. md.). Fatura malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami "yedi gün" içinde düzenlenir. Bu süre içerisinde düzenlenmeyen faturalar hiç düzenlenmemiş sayılır (231/5. md.). 6102 sayılı TTK'da da fatura konusunda hükümler vardır. Ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir” (6102 Sayılı TTK 21/1) Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır (6102 Sayılı TTK 21/2).
Faturanın delil olması ile ticari defterlerin delil olması birbirinden farklıdır. 6102 sayılı TTK'nın 21/2. maddeye göre faturaya itiraz edilmemiş ise içeriği kesinleşir ise de akdî ilişkinin yazılı delillerle ispatı gerekir. Fatura ticari defterlere kayıt edilmiş ise artık faturanın delil olmasıyla ilgili bu maddeye değil ticari defterlerin delil olmasıyla ilgili TTK'nın 222. maddeye bakmak gerekir. Bu nedenle ticari defterlere kaydedilmiş fatura akdi ilişkinin varlığını da kanıtlar. Faturayı teslim aldıktan sonra süresi içinde itiraz ve iade etmeyerek ticari defterlerine kaydeden kimse, bu faturanın mal veya hizmet aldığı için geçerli bir sözleşme ilişkisine göre düzenlendiğini kabul etmiş sayılır ve fatura nedeniyle mal veya hizmet almadığını, bu faturadan dolayı borçlu olmadığını yazılı veya kesin delillerle ispatlaması gerekir (Bknz. ... Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesinin ████████ Esas, ████████ Karar Sayılı, █████/2020 Tarihli İlamı).
Benzer mahiyette bulunan Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin █████/2020 tarihli █████████ E. █████████ K. sayılı ilamında; "...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır (Fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.). Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. İşin bedeli sözleşme kurulurken kararlaştırılmış olup, fatura ise bu aşama ile ilgili değil, ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Fatura öncesinde taraflar arasında borç doğurucu hukuki ilişkinin bulunması, faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Faturayı alan (faturayı defterlerine kaydetmemesi koşulu ile) akdi ilişkiyi inkâr ettiğinde, faturayı gönderenin önce akdi ilişkiyi kanıtlaması gerekir.
... Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir. ... bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi halinde alacaklının HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir..." şeklindeki ilamı bir bütün olarak incelendiğinde somut olayda davacı tarafından düzenlenen ve davalıya tebliğ edilen icra takibine dayanak yapılmış olan 30.09.2022 tarihli ... seri numaralı 164.000,00 TL bedelli faturanın davalıya usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, davalı tarafça defterlerine kaydedildiği ve 8 günlük yasal itiraz / iade süresi geçtikten sonra yaklaşık 2 ay sonra (fatura tutarının büyük bir bölümünü ödedikten sonra tamamına yönelik olarak) iade faturası düzenlenmesinin usulüne uygun olmadığı ve bu gerekçe ile ispat yükü kendisinde olan davalının borcun bulunmadığı iddiasını ispatlayamadığı kanaatine varılmakla tarafların ticari defter ve belgeleri, bilirkişi raporu kapsamında icra takibinde davacının davalıdan 164.000,00 - 138.507,78 = 25.492,22 TL bakiye fatura alacağının bulunduğu kanaatine varılmıştır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 117. maddesine göre, muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle borçlu temerrüde düşmüş olur. Somut olayda taraflar arasında akdedilmiş olan sözleşmede faturanın düzenlenme tarihi itibari ile bakiye bedel yönünden davalının temerrüde düşeceğinin kabul edilmiş olması ve faturanın davalıya tebliğ edilerek davalının defterlerine süresi içerisinde işlenmiş olması sebebiyle fatura tarihi olan 30.09.2022 tarihinden takip tarihi olan 29.09.2023 arasında değişken oranlarda avans faizi hesaplandığında 3.434,80-TL faiz talep edebileceği, davacının işbu davayı 25.492,22-TL asıl alacak 2.407,79-TL işlenmiş faiz olmak üzere toplam 27.900,01-TL üzerinden açmış olması sebebiyle taleple bağlı kalınarak davacının kısmi itirazın iptali davasının tam kabulüne karar vermek gerekmiştir.
Davacının dava dilekçesi ile borçlunun %20'den aşağıda olmamak üzere inkar tazminatı ödemesine hükmedilmesi yönündeki talebi değerlendirildiğinde İİK m. 67 hükmü uyarınca davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun itirazında haksızlığına karar verilmiş olması ve alacağının likit olması gerekmekte, kural olarak davalı borçlunun kötü niyetli olması şartı aranmamaktadır. Somut olayda davacının davasında haklı olduğu, dava konusu asıl alacağın fatura alacağından kaynaklı olması sebebiyle likit olduğu ve davalının haksız olarak takibe itiraz etmiş olduğu anlaşılmakla davacının icra inkar tazminatı talebinin kabulüne karar verilmekle bu davaya konu edilen ve mahkememizce kabulüne karar verilen asıl alacak tutarı olan 25.492,22 TL 'nin %20'si oranında olan 5.098,44 TL'nin icra inkar tazminatı olarak davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM
:Gerekçesi yukarıda açıklanmış olduğu üzere;
1-Davacının KISMİ İTİRAZIN İPTALİ DAVASININ KABULÜ ile; davalının .... İcra Müdürlüğü'nün ...Esas sayılı icra takip dosyasına vaki 25.492,22-TL asıl alacak ve takip öncesi işlemiş 2.407,79-TL faiz olmak üzere toplam 27.900,01-TL'ye yönelik İTİRAZININ İPTALİ ile; takibin bu miktar üzerinden kaldığı yerden devamına,
2-Davalının haksız itirazları nedeniyle asıl alacak tutarı olan 25.492,22 TL 'nin %20'si oranında olan 5.098,44 TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
3-Alınması gerekli olan 1.905,85-TL karar ilam harcından dava açılırken başlangıçta peşin olarak alınan 427,60-TL harcın mahsubu ile bakiye eksik kalan 1.478,25-TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
4-Davacı tarafından sarf edilen dava açılış gideri: 916,00-TL (başvurma, vekalet harcı ve peşin harç) davetiye, posta gideri: 62,00-TL, bilirkişi ücreti: 9.000,00-TL olmak üzere toplam: 9.978,00-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden kabul edilen miktar üzerinden AAÜT uyarınca hesap ve takdir olunan 27.900,01 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
6-Tarafların dava şartı olan arabuluculuk toplantısına katıldıkları halde anlaşamadıkları, arabuluculuk son tutanağı aslından anlaşıldığından 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanun'un 18/A-14 bendi uyarınca ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği tarife hükümleri uyarınca Suçüstü Ödeneğinden ödenen 3.600,00-TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
7-Taraflarca yatırılan gider avansın arta kalan kısmı karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,
Dair, davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı, HMK madde 341 hükmü uyarınca KESİN olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. █████/2025
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim ...
e-imzalıdır

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!