İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen, bayilik sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle kar mahrumiyeti ve cezai şart talepli tazminat davasının Yargıtay bozma kararı sonrası yeniden yargılaması.
Özet: Bu hukuki süreç, davacının akaryakıt istasyonu işletme sözleşmesinin davalı tarafından haksız feshedildiği iddiasıyla cezai şart ve kar mahrumiyeti talep etmesiyle başlamış; davalının feshin rekabet mevzuatı ve intifa hakkı gibi geçerli nedenlere dayandığı yönündeki savunmasına karşın, ilk derece mahkemesi feshin haksız olduğuna ve davacıya kar mahrumiyeti ile %50 indirimli cezai şart ödenmesine karar vermiş, bu karar önce yüksek mahkeme tarafından onanmış, ancak davacının karar düzeltme başvurusu üzerine aynı mahkeme tarafından davacı lehine bozulmuş ve yeniden yargılanmak üzere geri gönderilmiştir.

T.C.
İSTANBUL13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİESAS NO
:████████ EsasKARAR NO
:████████DAVA
:TazminatDAVA TARİHİ
:█████/2014KARAR TARİHİ
:█████/2025Mahkememizde görülmekte olan Tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda,DAVA
:Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında █████/2009 tarihli sözleşme ve akaryakıt istasyonu işletme sözleşmelerinin akdedildiğini, davalı tarafından sözleşmelere uyulmadığını ve ... 6. Noterliğinin █████/2010 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile sözleşmelerin hükümsüz kaldığını, █████/2010 tarihi itibariyle sözleşmenin sona ereceğini beyan ettiklerini bu tarihten itibaren vekiledeni şirketten mal alımının durdurulduğunu, davalı şirketin sözleşmeyi haklı bir neden olmaksızın feshettiğini beyanla, davalıdan cezai şart borcundan dolayı şimdilik 100.000.-USD alacağın her türlü talep ve hakları saklı kalmak kaydıyla, ödeme günündeki T.C. Merkez Bankası efektif (döviz) satış kuru üzerinden Türk Lirası karşılığının, davalının fesih tarihi olan █████/2010 tarihinden itibaren işleyecek dövize en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davalının feshi sebebiyle vekiledeninin kar mahrumiyeti sebebiyle uğradığı zararın şimdilik 80.000.-USD'sinin ödeme günündeki Merkez Bankası Efektif (döviz) satış kuru üzerinden Türk Lirası karşılığının, davalının fesih tarihi olan █████/2010 tarihinden itibaren işleyecek dövize uygulanan en yüksek faiz ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir.CEVAP
:Davalı vekili cevap dilekçesinde; vekiledini tarafından tarafından yapılan feshin haksız bir fesih olmadığını, ... ili, ... ilçesi, 31 m2 pafta, ... ada ve 1 parsel numarasındaki taşınmaz mülkiyeti ... Büyükşehir Belediyesine ait olduğunu, bu mülkiyeti belediye yap-işlet-devret modelini içerir sözleşme ile ... Turizm...Tic. A:Ş.'ye devretmiş olduğunu, █████/1999 tarihli ve 45 karar numara ile mülkiyeti Belediyede bulunan taşınmaz üzerinde bulunan akaryakıt istasyonu intifa hakkını ... ......A.Ş.'ye devredildiğini ve kullanım hakkının bu şirkette olduğunu, davacı ile vekiledeni arasında akdedilen █████/2004 tarihli sözleşmenin 1 yıl içinde feshedilmediği için aynı şartlar altında 2009 tarihine kadar uzatılmış olduğunu, 2009 yılında da 5 yıllık sürenin dolması sebebiyle sözleşmenin sona erdiğini, vekiledeninin davacı şirket lehine 2017 yılına kadar tapuda kayıtlı bulunan intifa hakkı sebebiyle █████/2009 tarihli sözleşmeyi baskı altında imzaladıklarını, vekiledini şirketin Danıştay Kurulu ve Rekabet Kurulu kararları, gerekse Rekabet Kurulunun █████/2009 tarihli bildirimi dikkate alınarak taraflar arasındaki sözleşmeyi █████/2010 tarihinden itibaren feshedildiğini, davacı lehine tapuya konulan intifa hakkının 2017 yılına kadar devam ettiğini, davacı lehine tapuya şerh verilen intifa hakkının █████/2010 tarihinden sonra geçersiz olacağını öğrendiğini, bu sebeple ... Büyükşehir Belediye Başkanlığına başvurulduğunu, ancak davacının tapudaki intifa hakkını kaldırmadığını ve 2009 tarihli sözleşmeleri için vekiledinine baskı kullanarak imzalattırdığını, vekiledinin dava konusu sözleşmelerin haksız feshi söz konusu olmadığı için davacı şirketin, cezai şart altında bir talepte bulunmasının da mümkün olmadığını, cezai şartın, fahiş olduğunu ve vekiledeninin ekonomik hayatına son vereceğini beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir.GEREKÇE
:Dava bayilik sözleşmesinin süresinden önce feshi nedenine dayalı cezai şart bedelinin tahsili istemine ilişkindir.Mahkememizce ... E. K. sayılı, 10.11.2015 tarihli karar ile: ''...davalı şirket tarafından gönderilen fesih ihtarında sadece Rekabet Kurulu kararının gerekçe gösterildiği, davalı şirketin sözleşmeyi feshinin haksız olduğu, davacının haksız fesih nedeniyle uğradığı kar kaybı tutarı fesih tarihi olan 16.06.2010 tarihi ile sözleşmenin sona erme tarihi olan 27.10.2014 tarihleri arası için 909.147,22 USD olduğu, cezai şart alacağının ise 105.445 USD olduğu, cezai şart tutarının davalı şirketin ekonomik mahvına neden olabileceği kanaatine varılarak %50 indirim yapıldığı, davalı kefil ...'nun sözleşmenin 27. maddesi gereğince 1.000.000 USD'ye kadar ve bu miktarla sınırlı olmak üzere sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne 909.147,22 USD kar mahrumiyeti alacağının ve 1/2 indirimle 52.722,25 USD cezai şart alacağının dava tarihinden itibaren 3095 Sayılı Yasa'nın 4/a maddesi uyarınca işleyecek faizi ile birlikte, ödeme günündeki efektif satış kuru üzerinden TL karşılığının davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine'' karar verilmiş,Davacı ve davalı vekilinin temyizi üzerine; Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin ██████████ -█████████ E. K. Sayılı, 25.10.2017 tarihli ilamı ile hükmün onanmasına karar verilmiş, taraf vekillerince karar düzeltme yoluna başvurulmuş;Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin ████████ - █████████ E. K. Sayılı, 23.05.2019 tarihli ilamı ile; davacı yararına bozulmasına karar verilmiştir.Bozma sonrası işbu davanın Mahkememizin ... Esas sayılı numarasına kaydı yapılmış ve █████/2020 tarihli duruşmada "Davacı yanın cezai şart talepleri yönünden mahkememizce daha evvel verilen █████/2015 tarihli kararda DİRENİLMESİNE, Davacı yanın kar mahrumiyeti talepleri yönünden Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin █████/2019 tarihli bozma ilamına uyulmasına" karar verilmiş, ancak davanın direnme kararı verilen bölümü yönünden tefrik işlemi yapılmamış, direnme kararının gerekçesi yazılmamış olup yargılamaya bozma ilamına uyulan dava yönünden devam edilmiştir.Mahkememizin █████/2023 tarihli celsesinde Mahkememizin eski kararında direnilmesine karar verildiği halde direnmeye ilişkin gerekçeli kararın yazılmadığı ve gerekli tefrik işlemlerinin sehven yapılmadığı anlaşıldığından cezai şart yönünden davanın işbu dosyadan tefriki ile yeni bir esasa kaydedilmesine karar verilerek mahkememizin ... Esas sırasına kaydı yapılmıştır.Mahkememizden verilen █████/2023 tarih ve ... sayılı kararı ile; "...Mahkememizce cezai şart yönünden verilen 10.11.2015 tarihli hükümde direnilmesine, 1/2 indirimle 52.722,25 USD cezai şart alacağının dava tarihinden itibaren 3095 Sayılı Yasa'nın 4/a maddesi uyarınca işleyecek faizi ile birlikte, ödeme günündeki efektif satış kuru üzerinden TL Karşılığının davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine..." karar verilmiş, verilen bu karar taraf vekillerince temyiz edilmekle Yargıtay'a gönderilmiş;Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun █████/2024 tarih ve ███████-108 Esas ████████ Karar sayılı ilamıyla;"...13. Cezaî şart, borçlunun asıl borcunu ileride hiç veya gereği gibi ifa etmediği takdirde alacaklıya karşı ifa etmeyi önceden taahhüt ettiği edime denir. Bu nedenle cezaî şart, asıl borca bağlı olarak ve ancak bu borcun ihlâli ile doğabilecek olan fer’î bir edimdir. Borçlu cezaî şart ödemeyi taahhüt etmişse, artık alacaklı herhangi bir zarara uğradığını iddia etmek veya zararının kapsamını ispat etmek zorunda kalmadan, tazminat elde etme imkânını bulacaktır. Cezaî şart kararlaştırılabilmesi için asıl borcun mahiyeti önemli değildir; bir verme borcu kadar, yapma veya yapmama borçlarında da cezaî şart kararlaştırılabilir (Selahattin Sulhi Tekinay, Sermet Akman, Halûk Burcuoğlu, Atillâ Altop; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 358).14. Cezaî şartın istenebilmesi için sözleşmede buna ilişkin bir hüküm bulunması gerekir. Sözleşmede kararlaştırılmamış olsa dâhi temerrüt hâlinde alacaklı gecikme tazminatı talep edebilir ise de cezaî şartın istenebilmesi için sözleşmede bununla ilgili açık hüküm bulunması gerekir.15. Cezaî şartın esas itibariyle iki temel amacı (işlevi) bulunmaktadır. Bunlardan biri, borçluyu ifaya zorlamak ve böylece asıl borcun ifasını teminat altına almak; diğeri ise, borcun ihlâli hâlinde borçlu tarafından ödenecek tazminatı önceden ve götürü olarak belirlemektir. Bu iki temel amacı dışında, cezaî şartın diğer bir amacı da, ifayı engelleyen cezaî şartta (dönme/fesih cezasında) borçlunun cezaî şart ödemek suretiyle sözleşmeden kolayca dönmesini sağlamaktır (Köksal Kocaağa; Ceza Koşulu (Sözleşme Cezası), Ankara 2018, s. 31).16. Cezaî şart, somut olaya uygulanması gereken 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 158 ilâ 161 inci maddeleri arasında düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un 158 inci maddesi;“Akdin icra edilmemesi veya natamam olarak icrası halinde tediye edilmek üzere cezai şart kabul edilmiş ise, hilafına mukavele olmadıkça, alacaklı ancak ya akdin icrasını veya cezanın tediyesini isteyebilir.Akdin muayyen zamanda veya meşrut mahalde icra edilmemesi halinde tediye olunmak üzere cezai şart kabul edilmiş ise, alacaklı hem akdin icrasını hem meşrut cezanın tediyesini talep edebilir. Meğer ki alacaklı bu hakkından sarahaten feragat etmiş veya kayıt dermeyan etmeksizin edayı kabul eylemiş olsun.Borçlunun, cezai şartı tediye ile akitten rücu etmek hakkını ispat edebilmek salahiyeti mahfuzdur”düzenlemesini içermektedir.17. 818 sayılı Kanun'un 158/1 maddesinde seçimlik cezaî şart düzenlenmiştir. Buna göre sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi hâlinde ödenmek üzere cezaî şart vaat edilmiş ve aksi de sözleşmede öngörülmemiş ise alacaklı ya sözleşmenin ifasını ya da cezaî şartın ödenmesini isteyebilir. Seçimlik cezaî şartta alacaklı seçimlik bir yetkiye sahiptir. Buna göre borçlunun asıl edimi hiç veya gereği gibi ifa etmemesi durumunda alacaklı, ya asıl edimin ifasını ister ya da bundan vazgeçerek cezaî şartın ödenmesini talep eder. Seçimlik cezaî şart söz konusu olduğunda alacaklı hem asıl edimin ifasını hem de ceza şartın ödenmesini isteyemeyecektir. Başka bir deyişle burada seçimlik bir hak söz konusu olup alacaklı ancak ya asıl borcun ifasını ya da cezaî şartın ödenmesini isteyebilir; alacaklı aynı anda hem asıl borcun ifasını hem de cezaî şartın ödenmesini kural olarak isteyemez. Ancak hemen belirtmek gerekir ki, asıl borcun sonraki imkânsızlık nedeniyle ifa imkânının ortadan kalkması hâlinde, alacaklıya tanınmış olan bu seçim hakkı bir anlam ifade etmez. Asıl borcun ifası imkânsız olduğunda, alacaklı koşulları varsa yalnızca tazminat isteme hakkına sahip olur. Buna göre alacaklı, ya zararının tazmin edilmesini ya da cezaî şartın ödenmesini ister.18. 818 sayılı Kanun'un 158/2 maddesinde düzenlenen ifaya ekli cezaî şart ise alacaklı, açıkça feragat etmiş veya ifayı kayıtsız şartsız kabul etmiş olmadıkça, hem sözleşmenin ifasını hem de kararlaştırılan cezaî şartın ödenmesini talep edebilir. İfaya eklenen cezaî şartın söz konusu olabilmesi için ilk olarak bu hususun sözleşmede özel olarak düzenlemesi gerekir. Ayrıca ifaya eklenen cezaî şartın talep edilebilmesi için alacaklının cezaî şarttan açıkça feragat etmiş veya ifayı çekince koymadan kayıtsız şartsız kabul etmiş olmamalıdır. Alacaklı ifayı, cezaî şartı isteme hakkını saklı tutmadan (çekince, ihtirazi kayıt koymadan) kabul edecek olursa cezaî şarttan zımnen feragat etmiş olacaktır. Cezaî şartı isteme hakkının saklı tutulması (çekince, ihtirazı kayıt konulması), yenilik doğuran bir irade beyanı olup ifa anında açıkça yapılmalıdır. Saklı tutma, teslim-kabul tutanağına düşülecek bir kayıtla veya ifayı kabulden önce yapılacak yazılı bildirimle yahut iş bedelinin ceza alacağı kesilerek ödenmesi gibi buna delalet eden bir eylem veya işlem ile gerçekleştirilebilir. Buna karşılık cezaî şarttan açık feragat ise borçluya yöneltilen ve varması gereken bir irade beyanıyla veya sözleşmeye önceden ifanın çekincesiz kabul edileceğine ilişkin bir hükmün konulmasıyla olur.19. Hemen belirtilmelidir ki 818 sayılı Kanun'un 158 inci maddesi emredici nitelikte olmadığından gecikmiş ifadan önce keşide edilen ihtarla gecikme cezası isteme hakkı saklı tutulmuş veya sözleşmede cezaî şart talep edebilmek için ihtirazı kayda gerek olmadığı kararlaştırılmış veyahut da ifadan önce alacaklının bu hakkını saklı tuttuğu anlamına gelecek davranışları mevcut ise sonradan yapılan teslimde çekince konulmamış olsa dahi cezaî şart isteme hakkı düşmez.20. Dönme (fesih) cezası olarak da adlandırılan ifayı engelleyen cezaî şart ise 818 sayılı Kanun'un 158/3 maddesinde düzenlenmiştir. Burada borçlunun cezaî şartı ödemek suretiyle tek taraflı olarak sözleşmeden dönme hakkına sahip olduğunu ispat yetkisi saklı tutulmuştur. Böylece borçlu alacaklı ile yaptığı anlaşmada dilerse sözleşmeden dönmeyi ve alacaklıya sadece cezaî şart ödemeyi kararlaştırabilir. Bu tür cezaî şartta borçlu cezayı ödemek suretiyle sözleşmeden dönebileceği gibi, alacaklı da sadece cezaî şarttın ödenmesini talep edebilir. Bu durumda artık alacaklı borçludan asıl edimin ifasını isteyemeyecektir.21. Seçimlik ve ifaya eklenen cezaî şart, borçlunun borcunu ihlâl etmesine karşı alacaklıya bir talep hakkı sağlarken, dönme cezası borcun ihlâli koşulu aranmaksızın, belirli bir meblağı ödemek suretiyle borçluya sözleşmeyi sona erdirme imkânı verir. Borçlu, borca aykırı davranışı bulunmasa bile, cezaî şartı ödeyerek sözleşmeyi ortadan kaldırabilir. Burada asıl borcun ifasının yerini dönme (fesih) cezası almaktadır. Bundan dolayı dönme cezasının, asıl borcun alacaklı lehine ifasını teminat altına almak gibi bir işlevinin bulunmadığı, aksine onu zayıflatıcı rol oynadığı söylenebilir (Kocaağa, s. 145).22. Sözleşme özgürlüğü, taraflara sözleşmenin içeriğini serbestçe belirleme yetkisi verir. Taraflar serbestçe belirlemiş oldukları bu sözleşmenin içeriğinde yer alan hükümlere uygun davranarak edimlerini ifa etmelidirler. Ancak kanun koyucu, sözleşme özgürlüğüne bazı sınırlamalar getirmiştir. Bu sınırlamalar, 818 sayılı Kanun’un 20 nci maddesi gereğince sözleşmenin veya bazı hükümlerinin geçersiz sayılmasında olduğu kadar, hâkimin mevcut bir sözleşmeye müdahale etmesi şeklinde de kendini gösterir.23. Sözleşme özgürlüğüne ilişkin sınırlayıcı bir düzenleme de cezaî şart hakkında öngörülmüştür. Nitekim 818 sayılı Kanun’un 161/1 maddesinde tarafların cezaî şartın miktarını serbestçe belirleyebileceği belirtilmiş olsa da, aynı Kanun’un 161/3 maddesinde hâkimin aşırı gördüğü cezaî şartı kendiliğinden indirebileceği düzenlenmiştir. Buna göre 818 sayılı Kanun’un 161 inci maddesinin birinci fıkrasında taraflara cezaî şart hususunda bir özgürlük tanınmış iken üçüncü fıkrasında bu özgürlüğün kötüye kullanılmasının ve ekonomik dengenin borçlu aleyhine aşırı derecede bozulmasının önüne geçilmek istenmiş ve hâkime bu duruma müdahale yetkisi verilmiştir.24. 818 sayılı Kanun’un 161/3 maddesi; “Hakim, fahiş gördüğü cezaları tenkis ile mükelleftir” hükmünü haizdir. Buna göre hâkim, sözleşme özgürlüğünün kötüye kullanılmasının ve ekonomik dengenin borçlu aleyhine aşırı derecede bozulmasının önüne geçmek için fahiş cezaî şartı indirmek zorundadır. Dolayısıyla hâkim, borçlunun talebi olmasa dahi fahiş gördüğü cezaî şartı resen dikkate alarak indirebilir. Fahiş cezaî şart, borçlunun ekonomik kişilik hakkını, ticari faaliyetini ihlal edecek, olumsuz yönde etkileyecek derecedeki cezaî şarttır (Fikret Eren; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2017, s. 1216). Hâkim, cezaî şartın fahiş olup olmadığını, hakkaniyet ölçülerini aşıp aşmadığını araştırırken, özellikle, borca aykırı davranış nedeniyle alacaklının uğradığı zararı, borçlunun kusur derecesini, alacaklının ortak kusurunu ve tarafların (özellikle borçlunun) ekonomik durumunu dikkate alır. Bu unsurlar dikkate alındığında, alacaklının uğradığı zarar ile kararlaştırılan ceza arasında hakkaniyet ölçüleri ile bağdaşmayan açık bir nispetsizlik varsa ceza indirilir. Cezaî şartın aşırı olup olmadığı değerlendirilirken, cezaî şartın amacının alacaklının durumunu iyileştirmek olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Kararlaştırılan cezaî şart indirilirken herhâlde alacaklının müspet zararını karşılamak için genel kurallara göre isteyebileceği tazminat miktarının üstünde kalınmalıdır. Fahiş olan cezaî şartın indirilmesi olanağı, zayıf durumda bulunan borçlunun sömürülmesini önlemeye yönelik, kamu düzenine ilişkin bir kuraldır. Bu nedenle borçlunun "indirilme olanağından önceden feragati" geçersizdir (Safa Reisoğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 2004, s. 391).25. Hemen belirtilmelidir ki bir cezaî şartın fahiş olması, o cezaî şartın sırf bu sebeple geçersiz olması anlamına gelmez. 818 sayılı Kanun’un 161/3 maddesiyle amaçlanan, cezaî şartın tamamen ortadan kaldırılması değil, sadece indirilmesidir. Dolayısıyla hâkim, kural olarak cezaî şartın tamamını ortadan kaldıramaz. Bu sebeple fahiş cezaî şartın indirilmesiyle birlikte, kararlaştırılan cezaî şartın yerine hâkim tarafından tayin edilen yeni cezaî şart geçmektedir.26. Öte yandan bir sözleşmede tacir sıfatına taşıyan tarafın kararlaştırılan fahiş cezaî şartın, hâkim tarafından 818 sayılı Kanun’un 161/3 maddesine dayanarak indirilmesini mahkemeden talep etmesi mümkün değildir. Zira somut olay bakımından uygulanması gereken 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı Kanun) 24 üncü maddesi; “Tacir sıfatını haiz bir borçlu, Borçlar Kanununun 104 üncü maddesinin 2 nci fıkrasiyle 161 inci maddesinin 3 üncü fıkrasında ve 409 uncu maddesinde yazılı hallerde, fahiş olduğu iddiasiyle bir ücret veya cezanın indirilmesini mahkemeden istiyemez” hükmünü haizdir. Her ne kadar anılan maddede "cezaî şart" yerine "ceza" tabiri kullanılmış ise de, gerek madde metninde fahiş olduğu iddiasıyla indirilmesinin mahkemeden istenemeyeceğinin belirtilmesi gerekse 818 sayılı Kanun’un 161/3 maddesine yapılan atıf dolayısıyla "ceza" tabiri ile "cezaî şartın" kastedildiği kuşkusuzdur. Dolayısıyla 6762 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesi ile borçlu tacirin fahiş cezaî şartın indirilmesini mahkemeden talep etmesi mümkün değildir.27. Kanun koyucu, tacirlerin faaliyetlerini yürütürken tacir olmayanlara göre daha dikkatli ve özenli olması gerektiğini öngörmüştür. Tacirlere yüklenen bu gereklilikler, tacirlerin faaliyetlerinde daha çok risk altına girebileceğinin kabulü sonucunu doğurur. Bu durum 6762 sayılı Kanun’da düzenlenen basiretli bir iş adamı gibi davranma yükümlülüğünde kendini gösterir. Objektif bir özen ölçüsü getiren basiretli bir iş adamı gibi davranma yükümlülüğü, tacirin ticari işletmesiyle ilgili faaliyetlerinde, aynı ticaret dalında faaliyet gösteren tedbirli ve öngörülü bir tacirden beklenen özeni göstermesi gerektiği anlamına gelir. Bu bakımdan tacirlerin fahiş cezaî şartın indirilmesini talep etme hakkını yasaklayan 6762 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesi basiretli bir iş adamı gibi davranma yükümlülüğünün bir yansıması niteliğindedir. Zira bir tacir, basiretli bir iş adamı gibi davranarak ekonomik açıdan yüksek bulduğu cezaî şartı en baştan kabul etmemelidir. Zira ticari hayat, istikrar üzerine kurulu olup alacaklı, çoğu zaman kararlaştırılan cezaî şarta güvenerek sözleşmeyi akdetme yoluna gitmektedir. Tacir borçlunun önceden kabul ettiği cezaî şartın fahişliğini iddia ederek indirilmesini sağlaması, alacaklının menfaatlerine ters düştüğü gibi ticari hayatta gerekli olan güven ve istikrarı da zedeler.28. Bununla birlikte 6762 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesinin mutlak anlamda uygulanması, hakkaniyete aykırı bazı sonuçlara sebebiyet verir. Zira tarafların tacir olması, sözleşme özgürlüğü ile belirlenmiş sınırlar dışında sözleşme yapabilecekleri anlamına gelmez. Sözleşme özgürlüğünü düzenleyen 818 sayılı Kanun’un 19/1 maddesi gereğince; “Bir akdin mevzuu, kanunun gösterdiği hudut dairesinde, serbeste tayin olunabilir”. Tacir olan kişiye de tanınmış olan sözleşme özgürlüğü ilkesi, bütün sözleşmeler için sınırlayıcı bir hüküm mahiyetinde olan ve 6762 sayılı Kanun’un 1 inci maddesi atfı nedeniyle tacirler hakkında da uygulanacak olan 818 sayılı Kanun’un 20 nci maddesi ile sınırlanmıştır.29. 818 sayılı Kanunun 20/1 maddesi; “Bir akdin mevzuu gayri mümkün veya gayri muhik yahut ahlaka (adaba) mugayir olursa o akit batıldır” hükmünü haizdir. Buna göre tacirler açısından cezaî şart miktarının sadece “ahlâka ve adaba aykırılık” kavramı ile sınırlanabileceği görülmektedir. Dolayısıyla taraflarca sözleşme ile tespit edilmiş olan cezaî şart miktarı, borçlu durumda olan tacirin, ekonomik mahvına sebep olacak ve onun eskisi gibi ticari faaliyetini devam etmesine imkân tanımayacak derecede ağır ve yüksek ise bu cezaî şart, ahlâka ve adaba aykırı bir şart olarak kabul edilmeli ve kısmen veya tamamen geçersiz sayılmalıdır.30. Sözleşme özgürlüğüne ve bu özgürlüğün sınırlarının aşılması hâlinde öngörülen yaptırımlara ilişkin hükümler, genel nitelikte hükümler olduğundan bu hükümlerin tacirler yönünden de uygulanacağı şüphesizdir. Başka bir deyişle ahlâk ve adaba aykırılık dolayısıyla cezaî şartın butlanı genel bir hüküm olduğundan borçlu, tacir olsa dahi böyle bir durumda cezaî şart kısmen veya tamamen geçersiz sayılabilir. 6762 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesinin, 818 sayılı Kanun’un 161/3 maddesine yaptığı yollamadan da anlaşılacağı gibi, sadece “fahiş olsa dahi cezaî şartın indirilemeyeceği” esası kabul edilmiş; aksine ahlâk ve adaba aykırı olan cezaî şartın da geçerli olmasını kabul etmemiştir.31. Görüldüğü üzere 6762 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesi ile getirilen yasağın mutlak anlamda uygulanması adalet ve nesafet duygularına aykırı olduğu gibi ekonomik ve ticari hayatın gerçekleriyle uyuşmadığı için tacir borçlu aleyhine kararlaştırılan cezaî şartın ifasının borçlunun ekonomik mahvına yol açması muhtemelse, bu cezaî şart kural olarak ahlâka ve adaba aykırı kabul edilmelidir. Öte yandan ahlâka ve adaba aykırı olarak değerlendirilen bir cezaî şartın tamamen geçersiz sayılması yerine 818 sayılı Kanun’un 20/2 maddesine göre kısmen geçersiz sayılması gerekir. Nitekim kısmi butlan, bölünebilir sözleşmelerde olduğu gibi miktarı bakımından bölünebilir edimlerde de mümkündür (Doğan Ağırman; Uygulamada Ceza Koşulu ve Benzer Kurumlar, Ankara, 2023). Böylelikle ahlâka ve adaba aykırı derecede fahiş görülen cezaî şarttın sadece ahlâka ve adaba aykırılık teşkil eden kısmının geçersiz sayılması, kalan kısmında geçerliliğini koruması gerekir. Zira cezaî şartın alacaklının menfaatlerini de koruyan baskın bir yönü bulunduğundan cezaî şartın tamamen geçersiz sayılması taraflar arasındaki menfaat dengesinin bozulmasına sebep olacaktır.32. Öte yandan 6762 sayılı Kanun’un 1466 ncı maddesi; “Ticari hükümlerle yasak edilmiş bulunan muamele veya şartlar, aksine hususi bir hüküm bulunmadıkça, batıldır; şu kadar ki, bir akit hükmünce yerine getirilmesi gereken edalar hakkında kanun veya salahiyetli makamların kabul etmiş olduğu en yüksek haddi aşan mukaveleler, en yüksek had üzerinden yapılmış sayılır ve bu hadden fazla olan edalar, hata ile yapılmış olmasa dahi geri alınır. Bu hallerde Borçlar Kanununun 20 nci maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi tatbik olunmaz.” hükmünü haizdir. Buna göre anılan maddedeki düzenleme kıyasen uygulandığında tacirler açısından ahlâka ve adaba aykırılık teşkil eden cezaî şarttın 818 sayılı Kanun’un 20/2 maddesi gereğince tamamen geçersizliği söz konusu olmayacak; sadece hâkim tarafından indirilen kısım geçersiz olacaktır (Kemal Oğuzman, Turgut Öz; Borçlar Hukuku Genel Hükümler C. 2, İstanbul 2018, s. 555).33. Hemen belirtilmelidir ki; cezaî şart, tacir borçlunun ekonomik olarak mahvına sebep olacak derecede ağır ve yüksek ise bu husus ahlâka ve adaba aykırı sayılacağından, hâkimin cezaî şartın tamamen veya kısmen geçersiz olduğuna karar vermesi mümkün ise de; bir sözleşmenin taraflardan biri için ekonomik yıkım teşkil ettiği ve bu sebeple ahlâka ve adaba aykırı olduğu hususu taraflar veya hâkimin bu husustaki sübjektif görüşüne değil, doğru ve makul kimselerin vasati görüşlerine göre tayin ve takdir edilmelidir. Zira bir tacirin hayatını başka yolda düzenlemek, özellikle masraflarını azaltmak ve bazı ihtiyaçlarından vazgeçmek mecburiyetinde kalması, ahlâka ve adaba aykırılığın kabulü için yeterli değildir. Ahlâka ve adaba aykırılığı tayin ve takdir edebilmek için taahhüt olunan işin değeri, tarafların ve özellikle borçlunun cezaî şartın kabul edildiği tarihteki ekonomik durumu tespit edilmeli, kararlaştırılan cezaî şartın tahsili cihetine gidilmesi hâlinde o şirketin eskisi gibi ticarî hayatını devam ettirmesinin mümkün olup olmadığını belirlenmelidir (İsmail Doğanay; Türk Ticaret Kanunu Şerhi, İstanbul, 2004, s. 237).34. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı şirket ile davalı şirket arasında 27.10.2009 tarihli sözleşme ile aynı tarihli akaryakıt istasyonu işletme sözleşmesi imzalandığı, anılan sözleşmelerde davalı şirket tarafından cezaî şart taahhüt edildiği, davacı şirket tarafından davalı şirketten şimdilik 100.000,00 USD cezaî şart talep edildiği, davalı şirketin cevap dilekçesi ile cezaî şart tutarının fahiş olduğundan ve ekonomik mahvına neden olacağından bahisle mahkemeden indirim talep ettiği, yargılama sırasında davalı şirketin sorumlu olacağı cezaî şart tutarının 105.445,00 USD olarak belirlendiği anlaşılmaktadır.35. Her ne kadar mahkemece, cezaî şart tutarının davalı şirketin ekonomik mahvına neden olabileceği, bu nedenle belirlenen cezaî şart tutarından %50 oranında indirim yapılması gerektiği kanaatine varılmış ise de yukarıda belirtilen hususlar gözetildiğinde dosya kapsamından taraflar arasında kararlaştırılan cezaî şartın ekonomik mahvına sebep olacak derecede ağır ve yüksek olmadığı, dolayısıyla davalı şirketin cezaî şartın indirilmesini talep edemeyeceği görülmektedir. Zira sözleşme tarihi itibariyle davalı şirketin esas sermayesinin 1.000.000,00 TL olduğu, belirlenen 105.445,00 USD cezaî şartın sözleşme tarihi olan 27.10.2009 tarihi itibariyle TL karşılığının 156.301,12 TL’ye karşılık geldiği, davalı şirketin 2014 yılında esas sermayesini 2.000.000,00 TL’ye artırdığı anlaşılmaktadır.36. Bununla birlikte yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporunda; davacı şirketin talep edebileceği cezaî şart tutarının 105.445,00 USD olarak hesaplandığı, bu tutarın dava tarihi itibariyle TL karşılığının 150.143,14 TL olduğu, davalı şirketin 2012 yılı itibariyle öz varlığının 1.234.709,00 TL olarak tespit edildiği belirtilmiştir. Dolayısıyla cezaî şartın öz varlığın yaklaşık %12’sine tekabül ettiği görülmektedir.37. O hâlde mahkemece, taraflar arasındaki sözleşme tarihi itibariyle de hesaplanan cezaî şartın davalı şirketin ekonomik mahvına neden olmayacağı gözetilerek sonucuna göre karar verilmelidir.38. Hâl böyle olunca direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle bozulması gerekmiştir..." gerekçesi ile BOZULMAKLA mahkememizin işbu esas sırasına kaydedilmiştir.Mahkememizce yapılan yargılama, toplanan taraf delilleri, hükme elverişli bulunan bilirkişi heyeti raporu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun █████/2024 tarih ve ███████-108 Esas ████████ Kararı ile tüm yargılama dosyası kapsamına göre; davacı şirketin talep edebileceği cezaî şart tutarının 105.445,00 USD olarak hesaplandığı, bu tutarın dava tarihi itibariyle TL karşılığının 150.143,14 TL olduğu, davalı şirketin 2012 yılı itibariyle öz varlığının 1.234.709,00 TL olarak tespit edildiği, dolayısıyla cezaî şartın öz varlığın yaklaşık %12’sine tekabül ettiği, taraflar arasındaki sözleşme tarihi itibariyle de hesaplanan cezaî şartın davalı şirketin ekonomik mahvına neden olmayacağı anlaşıldığından davanın kabulü ile; 105.455,00-USD cezai şart alacağının; 100.000,00-USD'nin dava tarihinden, kalan tutarın ise ıslah tarihi olan █████/2012 tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi uyarınca işleyecek faizi ile birlikte ödeme günündeki efektif satış kuru üzerinden Türk Lirası karşılığının davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.HÜKÜM
: Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere;DAVANIN KABULÜ İLE;1- 105.455,00-USD cezai şart alacağının; 100.000,00-USD'nin dava tarihinden, kalan tutarın ise ıslah tarihi olan █████/2012 tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi uyarınca işleyecek faizi ile birlikte ödeme günündeki efektif satış kuru üzerinden Türk Lirası karşılığının davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,2-Karar tarihi itibariyle alınması gereken 10.257,25-TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,3-Davacı tarafından yapılan 1.949,00 -TL tebligat/ posta giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,4-Kendini vekille temsil ettiren davacı lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca 451.886,42-TL nispi vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,5-Yatırılan avanstan artan kısmın karar kesinleştiğinde yatırana/ vekiline iadesine,Davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı tarafların gerekçeli kararı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içerisinde mahkememize verecekleri bir dilekçe ile veya başka bir mahkeme aracılığı ile mahkememize gönderecekleri dilekçe ile Yargıtay nezdinde temyiz yoluna başvurma hakları hatırlatılmak suretiyle oybirliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. █████/2025Başkan ...e-imzalıdırÜye ...e-imzalıdırÜye ...e-imzalıdırKatip ...e-imzalıdır