Ölüm aylıklarının haksız çekilmesi halinde mirasçının sorumluluğunun sadece külli halefiyet ilkesine dayandırılamayacağı, ispat yükünün dağılımı ve eksik inceleme nedeniyle bozma kararı.
Özet: Yargıtay, vefat eden hak sahibine yersiz ödenen aylıkların mirasçılardan geri alınması istemiyle açılan itirazın iptali davasında, mirasçının yalnızca külli halef olması nedeniyle borçtan sorumlu tutulamayacağını, kimin hak sahibiyle birlikte yaşadığı, banka kartının kimde bulunduğu ve yersiz ödemelerin kim tarafından çekildiğinin somut delillerle araştırılması, takip borcunu kabul edip taksitlendirme yapan diğer mirasçının beyanları dahil tüm delillerin değerlendirilmesi gerektiği belirtilerek, eksik inceleme ve hatalı gerekçeyle verilen yerel mahkeme kararını bozmuştur.

Mahkemesi
:İş MahkemesiNo
:54-115Dava, itirazın iptali ile icra inkar tazminatı istemine ilişkindir.Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.Hükmün, davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.Miras bırakan hak sahibine bağlanan ölüm aylıklarının, anılanın 07.08.2003 günü yaşamını yitirmesine karşın ilgili banka şubelerinden kartla çekilmeye devam edildiği olgusunu belirleyen davacı Kurumca 2005 yılının Haziran ayında tesis edilen işlemle ölüm tarihi itibarıyla aylık iptal edilerek, 22.08.2003 – 21.05.2005 döneminde yersiz ödendiği ileri sürülen tutarların yasal faiziyle birlikte geri alınabilmesi amacıyla hak sahibinin yasal mirasçıları konumundaki dava dışı oğlu ... ile davalı kızı yönünden icra takibi başlatıldığı, 01.07.2010 günü tebliğ edilen ödeme emrine karşı yasal süresi içerisinde 02.07.2010 tarihinde itiraz hakkını kullanan davalının, annesi olan hak sahibinin, ...’nın yanında kaldığını ve aylıkların bu kişi tarafından çekildiğini bildirdiği, 24.10.2005 günü ilgili İcra Müdürlüğü’ne başvuran ...’nın ise takibe itiraz etmeyip borcu taksitler halinde ödeyeceğini belirttiği anlaşılmakta olup, mahkemece yapılan yargılama sonunda, külli halefiyet ilkesi gereğince yasal mirasçı olan davalının takip ve dava konusu borçtan sorumluluğunun bulunduğu gerekçesiyle istem aynen hüküm altına alınmıştır.Bu tür davalarda temel bir ön kabul söz konusu olup, banka kartının hayatta iken sigortalının/hak sahibinin yanında bulunması, öldükten sonra da birlikte oturduğu yakınlarının eline geçmesi asıldır ve sigortalı/hak sahibi ile beraber oturan/oturanlar tarafından aylığın çekildiği olgusu fiili karine olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla böyle bir durumda aylıkların, sigortalı/hak sahibi ile birlikte oturanlarca çekilmediğini kanıtlama yükü anılan kişiler üzerindedir ve bu kapsamda sigortalıya/hak sahibine ait karta sahip olunmadığı, inandırıcı delillerle ispatlanmalıdır. Sigortalı/hak sahibi ile birlikte oturan kişi tarafından kartın bir başkasının elinde olduğu kanıtlanamamış ise, aylıkların kendisi tarafından çekildiği kabul edilmelidir. Diğer taraftan, sigortalı/hak sahibi ile birlikte oturmayanlar yönünden kanıtlama yükü ise Kuruma aittir ve aylığın iddia edilen kişi/kişiler tarafından çekildiği olgusu 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu/6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri gereğince ispatlanmalıdır. Önemle belirtilmelidir ki, yalnızca mirasçılık sıfatına dayanılarak sonuca gidilemeyeceği hukukun temel ilkesidir.İnceleme konusu dava yönünden; yukarıdaki açıklamalar ışığı altında, davalının cevap ve savunması kapsamında yöntemince inceleme ve araştırma yapılmalı, miras bırakan hak sahibiyle birlikte yaşayanlar belirlenmeli, gerektiği takdirde komşu daire sakinlerinin tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, özellikle takip ve dava konusu borca ilişkin olarak ilgili İcra Müdürlüğü dosyası üzerinden gerçekleştirilen ödemeler dikkate alınmalı ve toplanan kanıtlar değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır.Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu ve yanılgılı gerekçeyle davanın kabulü yönünde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.S O N U Ç
: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının isteği durumunda davalıya geri verilmesine, 07.06.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.