İzmir Bölge Adliye Mahkemesi, eski çalışanın ticari sırları kullanarak rakip şirket kurması ve müşteri portföyünü çalması nedeniyle haksız rekabetten kaynaklanan maddi ve manevi tazminat talepli davayı inceliyor.
Özet: Sınai mülkiyet danışmanlığı alanında faaliyet gösteren davacı şirket, eski çalışanının iş akdini feshettikten sonra kurduğu yeni şirket aracılığıyla, çalıştığı dönemde edindiği ticari sırları, şirket politikalarını ve müşteri çevresini kullanarak haksız rekabet oluşturduğunu, özellikle daha önce kendisinin ilgilendiği yaklaşık 22 müşteriyi kendi bünyesine çekerek rekabet yasağı anlaşmasını ve Türk Ticaret Kanunu hükümlerini ihlal ettiğini belirterek, bu durumun tespiti, önlenmesi ile birlikte maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

T.C.
İZMİRBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ20. HUKUK DAİRESİDOSYA NO
: █████████KARAR NO
: ████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N AB Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ
: İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ
: █████/2015 (Dava) - █████/2022 (Karar)NUMARASI
: █████████ Esas - ████████ KararDAVA
: Maddi ve Manevi Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)BAM KARAR TARİHİ
: █████/2025KARAR YAZIM TARİHİ
: █████/2025İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin █████████ Esas-████████ Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ
:DAVA
:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin sınai mülkiyet alanında danışmanlık hizmetleri sunmakta olup İstanbul, İzmir, Ankara, Bursa, Konya, Adana, Gaziantep ve Antalya olmak üzere 8 ilde hizmet verdiğini, firma bünyesinde 50 marka ve patent vekilinin görev yaptığını, sektörün ilk ISO 9001:2008 Kalite Yönetim Belgesine sahip müvekkilinin birçok organizasyonun kurucusu ve etkin üyesi olduğunu, davalılardan ... ...’ın █████/2005 tarihli iş sözleşmesi kapsamında müvekkili şirket nezdinde █████/2005-█████/2014 tarihleri arasında fikri ve sınai haklar alanında hizmet vermiş olup çalıştığı dönem içerisinde görevi gereği müvekkili firmaya ait ticari sırlara, şirket politikalarına ve müşteri çevresine vakıf olduğunu, daha sonra ortağı bulunduğu davalı ...ni kuran ...’nun işbu şirket aracılığı ile müvekkilinin müşteri portföyünü kullanarak haksız kazanç elde ettiğini, yapılan piyasa araştırmasında ...’nun müvekkili şirketin geçmişini kullanarak müvekkilinin müşterileri ile iletişime geçtiğinin, teklifler verdiğinin, müvekkiline ait sözleşmelerin bire bir benzerlerini kullandığının tespit edildiğini, iyi niyetli bir uyarı olması açısından her iki davalıya da █████/2015 tarihinde ihtarname gönderildiğini, ancak davalıların ilgili eylemlerine devam ederek ve kendilerine ihtarname gönderip haksız rekabet içerisinde olmadıklarını beyan ederek kötü niyetli tutumlarına devam etme saiklerini ifade ettiklerini, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 54.maddesinde haksız rekabetin tanımlandığını, TTK’nın 55.maddesi ile de örnekler verildiğini, aynı şekilde TBK’nın 396/4.maddesinin de aynı kanunun 444.maddesinin rekabet yasağının önemini vurguladığını, mevzuat hükümleri dışında davalılardan ...’nun iş akdini feshederken imzalamış olduğu sulh ve ibra sözleşmesi mevcut olup davacının işbu sözleşmeyi rızası dahilinde imzaladığını, ilgili sözleşmenin; “Sn. ... işbu sözleşmenin sona ermesini takiben 2 yıl süre ile İZMİR ilinde ... A.Ş ile haksız rekabet teşkil edecek hiçbir eylemde bulunamaz, ... A.Ş ile aynı iştigal alanında olan firma kuramaz, bu tarzda firmalara ortak ve çalışan olamaz. Aksi takdirde ... A.Ş'nin uğrayacağı zarar ve ziyanı tazmin edeceğini kabul, beyan ve taahhüt eder” hükmünü havi olup davacının an itibariyle içerisinde bulunduğu eylemleri açıkça yasakladığını, mevzuat hükümleri ve sulh ve ibra anlaşması çerçevesinde davalıların eylemlerinin haksız rekabet oluşturduğunun son derece açık olduğunu, davalının iş akdini feshettikten sonra diğer davalı şirket olan ...’i kurduğunu ve öğrenmiş olduğu sırları bu şirketle paylaşarak haksız kazanç elde ettiklerini, bu durumun en büyük ispat vasıtasının davalılardan ...’nun müvekkili şirket nezdinde çalışırken takip etmiş olduğu müşterilerden yaklaşık 22 tanesinin vekil değiştirerek davalı şirket ile çalışmaya başlamış olması olduğunu, Ticaret Hukuku kuralları ve ticari teamül çerçevesinde haksız rekabetin en önemli ispat vasıtasının kısa süreler içerisinde müşteri kaybına uğranılmış olması ve bu müşterilerin haksız rekabet içerisinde olduğu iddia olunan kişilerle çalışmaya başlamış olmaları olduğunun izahtan vareste olduğunu, bu müşterilerin hepsinin de davalı ...’nun müvekkili şirket nezdinde çalıştığı dönemde ilgilenip sorumlu olduğu müşteriler olmasının tesadüfle açıklanamayacağını, davalının müvekkili gibi başarılı bir şirkette geçmiş dönemini referans göstererek daha önceden tanıdığı müşterilere daha düşük teklifler vererek kendisiyle çalışmaya ikna etmiş olduğunun şüpheden uzak olduğunu, bu durumun yapılacak olan defter incelemesi neticesinde ortaya çıkacağını, müvekkilinin müşterilerini kaybettiğini ve ciddi miktarlarda zarara uğradığını belirterek, HMK’nın 107.maddesi gereği fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, davalıların hukuka, ticari ahlak ve rekabete aykırı davranışları sebebiyle yol açmış oldukları haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve durdurulmasına, müvekkilinin uğramış olduğu zararlardan dolayı şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminat ile 30.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalılardan tahsil edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiş, ıslah ile istemini 76.490,82-TL'ye çıkardığı anlaşılmıştır.CEVAP
:Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı yanın talep ettiği maddi tazminat miktarının çelişkili olduğunu ve açıklaması için kesin süre verilmesi gerektiğini, müvekkili ... ...'ın davacı iş yerinde █████/2005-█████/2014 tarihleri arasında çalışmış olup, iş akdinin müvekkili tarafından İş Kanunu'nun 24/1.maddesi gereğince haklı nedenle feshedildiğini, işçilik alacaklarına bir an evvel eksiksiz olarak kavuşabilmek amacıyla █████/2014 tarihli sulh ve ibra anlaşmasına imza atmak zorunda kaldığını, sözleşmenin 4-c maddesi ile müvekkili hakkında rekabet yasağı konulduğunu, ancak anılan sözleşmenin yasanın aradığı şartları taşımaması nedeniyle geçersiz olduğunu, Türk Borçlar Kanunu'nun 420.maddesinde aranan şartları taşımadığını, sözleşmenin geçerli olabilmesi için iş akdinin feshi ile sözleşmenin imza tarihi arasında en az bir yıllık sürenin olması, işçilik alacaklarının eksiksiz olarak banka kanalıyla işçiye ödenmesi gerektiğini, ancak anılan sözleşmeye müvekkilinin ihtirazi kayıt koyarak imza attığının görüldüğünü, anlaşılacağı üzere sözleşme imzalandığında halihazırda müvekkiline herhangi bir işçilik alacağı ödenmemiş olup müvekkilinin toplam 34.262,11 TL tutarındaki işçilik alacağını alabilmek amacıyla anılan sözleşmeye imza atmak zorunda bırakıldığını, işçilik alacağına kavuşma gayesiyle iradesi sakatlanmış bulunan müvekkili hakkında bağlayıcılığından söz edilemeyeceğini, sonuç olarak ... ... hakkında geçerli bir rekabet yasağı sözleşmesinin bulunmadığını, sözleşmenin tamamen müvekkilinin alacaklarını alması şartı ile imzalatılmış olup işçi aleyhine olacak şekilde ve iş akdinin feshi anında imzalatılmış olmasının davacının kötü niyetinin de açıkça göstergesi olduğunu, hukukumuzda TBK'nın 445/2.maddesinde işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimden söz edilmek suretiyle bunun sözleşmeyle kararlaştırılmış olabileceğine işaret edildiğini, müvekkili ... ... hakkında karşı edim yükümlülüğü altına girilmeksizin rekabet yasağı konulmaya çalışıldığı hususunun da göz ardı edilmemesi gerektiğini, İş Kanunu'nda yer alan düzenlemenin çoğunun emredici nitelikte olduğunu, işçilik alacaklarını alabilmek için imzalamak zorunda bırakılan bir sözleşme ile müvekkili ... ...'ın çalışma hürriyetinden kısmen de olsa vazgeçtiğinin veya sınırlandırıldığının kabulünün mümkün olmadığını, anılan sözleşmenin geçersiz olduğunu, iddia ettiği gibi rekabet yasağı geçerli olsaydı dahi, anılan yasağın müvekkilinin çalışma ve sözleşme hürriyetini kısıtlayacak şekilde yorumlanamayacağının açık olduğunu, müvekkili tarafından haksız rekabet teşkil edecek davranışlarda da bulunulmadığını, rekabet yasağının hiçbir hal ve şartta işçinin ekonomik geleceğini tehlikeye düşürmemesi gerektiğini (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi █████████ Esas-██████████ Karar, ██████████ Esas-████████ Karar), müvekkili ... ...'ın yıllardır sektörde faaliyet göstererek bu konuda uzmanlaşıp tecrübe edindiğini, davacı şirketteki işinden ayrıldıktan sonra sonra kendi bilgi ve tecrübesini kullanmasının haksız rekabet teşkil etmeyip, başka sektörde çalışmasının da kendisinden beklenemeyeceğini, davacı şirketten ayrıldıktan 9 ay sonra diğer davalı şirkete ortak olduğunu ve sözleşme hürriyeti kapsamında ticari hayatın olağan akışına uygun olarak bu alanda sözleşme yaparak müşterilerine hizmet sağladığını, hizmete ihtiyaç duyan kişilerin kendilerine en uygun teklifi veren şirket ile sözleşme imzalamasının da hayatın olağan akışına uygun olup sözleşme hürriyeti kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, dolayısıyla davacı şirketin müşterilerinin çekilmesinin söz konusu olmadığını, müşteri portföyü de dikkate alındığında davacı yanın iddialarının gerçeğe aykırılığının da ortaya çıktığını, bu sebeple müvekkillerinin kasıtlı ve kusurlu olarak davacı yanı zarara uğratacak bir fiillerinin bulunmadığını, tüm ticari defter ve kayıtları incelendiğinde haksız rekabet teşkil edecek bir fiil ve davranışın olmadığının anlaşılacağını, ayrıca söz konusu sektörde teklif usulü ile çalışıldığının, böylece şirketlerin kendi aralarında yoğun bir rekabetin söz konusu olduğunun ve hatta davacı şirketin de müvekkili şirketin çalıştığı firmalara teklifler gönderdiğinin ve çalışmaya başladıklarının bilindiğini, dava dilekçesi incelendiğinde davacı yanın esasen sadece müvekkili ... ... hakkında iddialarda bulunduğunun görüldüğünü, müvekkili ... ...'ın diğer davalı müvekkili şirketin ortağı olmasının tek başına haksız rekabetin varlığını göstermeyeceğinin açık olduğunu, o alanda akdedilen tüm sözleşmelerin benzer maddi ve şekil unsurları içereceğinin de izahtan vareste olduğunu, piyasada faaliyet gösteren tüm firmaların kullandıkları sözleşmelerin şekli açıdan birbirine benzer olduğu sabit olup davacı yanca sanki müvekkili şirketin davacı şirketin kullandığı sözleşmelerin aynısını kullandığı ve anılan sözleşme tarzının sadece davacı şirkete özgü olduğu imasını taşıyan iddialarının davacı yanın kötü niyetini ortaya koyduğunu, formatın sadece davacı şirkete ait olmadığını, bu sözleşme formatının kullanılmasının haksız rekabet teşkil etmeyeceğinin ispatlanacağını, davacı yanın manevi tazminat talep ettiğini, ancak somut olayda müvekkillerinin davacı şirketin şeref ve haysiyeti veya toplumsal/ticari itibarına zarar verecek, zedeleyecek hiçbir eyleminin bulunmadığını beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
:Mahkemece, "...Dava dosyası tümüyle beraber değerlendirildiğinde; davacı ile davalı ... ... arasında iş sözleşmesinin sona ermesinden sonraki döneme ilişkin bir rekabet yasağı sözleşmesinin, işçinin iş sözleşmesini haklı sebeple feshetmesi sebebiyle hükümsüz kalacağı, bununla birlikte davalı işçinin iş sözleşmesinin fesih tarihinde rekabet etmeme taahhüdünde bulunduğu, rekabet etmeme taahhüdünü içeren 4. C bendinin yer aldığı sulh ve ibra başlıklı metnin ihtirazı kayıt ile imzalandığı, işçinin bu noktada işçilik alacaklarını almak kaygısı ve amacıyla metni imzaladığı ve iş sözleşmesinin sona erdiği tarihle düzenlenen rekabet yasağı taahhütnamesinin baskı altında müzayaka halindeki davalı işçiye zorla imzalatıldığı sonuç ve kanaatine varılmakla, tüm dosya içeriği ve deliller bu şekilde değerlendirilerek mahkemece baskı altında imzalanan rekabet etmeme taahhüdünün hukuken geçerli olmadığı, işçinin haklı sebeple iş sözleşmesini sona erdirmesi sebebiyle iş sözleşmeleri bittikten sonra da sır saklamakla yükümlü olmadığı, davacının davalının haksız rekabetinden kaynaklanan manevi zararının da tazminini talep ettiği, açıklanan nedenlerle haksız rekabet oluşmadığından bu talepler yönünden de dava reddedilmekle haksız rekabet oluşmadığı için haksız rekabetten kaynaklanan manevi zarar da oluşmayacağından tüm açıklanan nedenlerle dosya içindeki tüm belgeler ve birbiriyle örtüşen iki farklı bilirkişi heyetinden alınan rapor da dikkate alınarak davacının maddi, manevi tazminat talepli davasının ayrı ayrı reddi gerekmekle, sonuç olarak; DAVACININ MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT TALEPLERİNE YÖNELİK DAVASININ REDDİNE...." şeklinde karar verilmiştir.İSTİNAF SEBEPLERİ
:DAVACI VEKİLİ TARAFINDAN; "...Kararın usul ve yasaya aykırı, eksik araştırma ve inceleme neticesinde ortaya koyulmuş olup istinaf kanun yoluna başvurma zaruretlerinin doğduğunu, davalıların müvekkili şirketten elde ettiği müşteri bilgilerini, iletişim bilgilerini ve fiyat bilgilerini kullandıklarını, müvekkilinin müşterilerine verdiği fiyat tekliflerini bildiklerinden müvekkilinin verdiği tekliflerin altında müvekkilinin müşterilerine fiyat teklifleri verdiklerinin ve davalıların ticari ilişkilerinde müvekkiline ait sözleşmelerin bire bir benzerlerini kullandıklarının tespit edildiğini, mahkemece tüm iddiaları değerlendirilmeden ve buna ilişkin gerekli açıklama yapılmadan karar verildiğini, davalı ... yönünden hiçbir araştırma, inceleme yapılmaksızın ve karar gerekçesinde yer verilmeksizin ortaya konulan kararın bozmayı gerektirdiğini, mahkemenin sanki bir ticari şirket olan ...'in müvekkili şirketin işçisi ve davanın konusunun da bir iş hukukuna dayalı kıdem ya da ihbar tazminatıymış gibi değerlendirme yapmasının hukuka aykırı olduğunu, tarafların ancak gerekçe sayesinde hükmün hangi maddi ve hukuki sebebe dayandırıldığını anlayabileceklerini, davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olmasının açıkça hukuka aykırılık oluşturduğunu, davalı ... ... yönünden gerekçelendirme yapılmışsa da (gerekçe tamamen hukuk dışı olup haksız rekabet ve ticaret kanuna tabi bir davada iş hukukunun uygulandığını ve zoraki bir iş hukuku içtihadı oluşturularak karar verildiğini), diğer davalı ... yönünden hiçbir değerlendirme yapılmadığı gibi gerekçelendirme de yapılmadığını, mahkemece bilirkişi raporuna atıf yapılmak suretiyle gerekçe oluşturulduğunu, bilirkişilerin hukukçu olmamasına rağmen görevini aşarak hukuki gerekçeyi kendilerinin yazdıklarını, mahkemenin de işbu gerekçeyi olduğu gibi kararına aldığını, mahkemenin davalı ... ... yönünden TTK'nın haksız rekabet hükümleri yönünden hiçbir değerlendirme yapmadığını, davalı ... yönünden ise hiçbir araştırma ve inceleme yapmadığını, hakimin bilirkişi incelemesi ile bağlı olmadığını, ...'nun iş akdini feshederken imzalamış olduğu sulh ve ibra sözleşmesi mevcut olup bu sözleşmeyi rızası dahilinde imzaladığını, kaldı ki, bu sözleşme olmasaydı dahi genel hukuk sistemi içinde hem Borçlar Kanunu bağlamında hem de TTK hükümleri gereğince haksız rekabetten davalıların birlikte maddi ve manevi sorumluluğunun olduğu hususunda şüphe bulunmadığını, TBK’nın 420.maddesinin yalnızca işçilik alacaklarına ilişkin bir düzenleme getirdiğini, bu durumda ancak şartları var ise işçilik alacaklarına ilişkin yapılan ibranın geçersiz olabileceğini, oysa ki, huzurdaki davaya konu anlaşma her ne kadar sulh ve ibra anlaşması adını taşımakta olsa da karma yapılı olduğunun ve rekabet şartının rekabet sözleşmesini düzenleyen hükümler çerçevesinde incelenmesi gerektiğinin izahtan vareste olduğunu, bu durumda huzurdaki davaya konu sözleşmede yer alan rekabet şartı TBK’nın 444.maddesi ve diğer hükümlerde öngörülen tüm şartları ve sınırlamaları içermekle geçerliliği hususunda hiçbir tereddüt bulunmadığını, hiçbir sözleşmesi olmasa veya geçersiz olsa dahi davalının fiillerinin TTK’da düzenlenen haksız rekabet fiili kapsamında olduğunu, haksız rekabetin Borçlar Kanunu anlamında bir sözleşme değil haksız bir eylemden kaynaklanan netice olduğunu, adil yargılanma hakkı gereği emsal kararların dikkate alınmasını talep ettiklerini (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi █████████ Esas-██████████ Karar), 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 54.maddesinde, TTK’nın 55.maddesinde, aynı kanunun 444.maddesi ve 62.maddesine göre davalıların eylemlerinin haksız rekabet oluşturduğunun son derece açık olduğunu, davalıların haksız kazanç elde ettiklerini, nitekim bu hususun davalının defter kayıtları kapsamlı bir inceleme yapılmamasına rağmen bilirkişilerce kesin olarak tespit edildiğini (sadece 5 müşteriden dolayı 2014 -2015 yıllarına tekabül eden 76.490,82 TL haksız kazanç elde edilerek müvekkili müşterilerine fatura kestiklerinin tespit edildiğini), ayrıca Türk Patent Kurumu nezdinde dahi müvekkili şirketin hangi müşterilerinin ... ...’ın iş akdinin sona ermesinden sonra davalı tarafça işlemlerinin yürütüldüğünün açıkça görüldüğünü, davalılara ait fiillerin kanun hükmünde sayılan dürüstlüğe aykırı haksız fiilleri de oluşturduğunu, öyle ki davalıların, müvekkilinin eski çalışanı sıfatıyla edindikleri bilgileri kullanarak müvekkilinin müşterilerinden kolayca randevu aldığını ve müvekkilinin söz konusu müşterilere verdiği fiyatları bildiklerinden müvekkilinin sunduğu hizmeti daha düşük bir fiyata çoğu zaman müvekkilinin yarısı bedellerde hizmet bedeliyle sunmayı müşterilere teklif ettiklerini, yine müvekkilinin müşterilerine müvekkiliyle olan sözleşmenin feshedilerek davalı firma ile sözleşme yapılmasının telkin edildiğinin, müvekkili adına kurduğu iletişim ve güveni kullanarak kendi adına ve kurduğu firma adına kötü niyetli olarak çalışmalar yaptığı bilgisinin tespit edildiğini ve tanıklarının da bu hususu teyit ve ifade ettiklerini, işbu fiiller dürüstlüğe uygun olmadığının, haksız rekabet teşkil ettiğinin açık olduğunu, yalnızca davalı ... ...’ın şirketten ayrılması akabinde ... isimli firmaya olağanüstü müşteri geçişleri olmasının dahi bu hususu tek başına kanıtlar nitelikte olduğunu, müvekkili şirket bünyesinde çalışılırken elde edilen bilgiler, satış teknikleri, müşteri portföyü, hizmet bedelleri, müşterilerden müvekkilinin ismi kullanılarak kimden kolayca randevu alınabileceğinin tespiti, ilgili yetkili kişilerin öğrenilmesi vb. diğer hususların da müvekkili şirketin ticari sırları olduğunu, davalılar müvekkili şirketin çalışanı olmasa, bu bilgilere haiz olmasa, know-how ve müvekkilinin sağlamış olduğu bilgi ve imkan olmasaydı ilgili müşterilerin yetkilileriyle tanışamayacak, ilgili yetkililerin iletişim bilgilerine sahip olamayacak ve hatta kendisini muhatap dahi almayacaklarını, bu bilgilerin müvekkilinin yıllar içinde tüketiciler nezdinde kazandığı güvenle elde ettiği bilgiler olup tüm bunların ticari sır olduğunun açık olduğunu, randevu alıp sonrasında yeni işini anlatarak müşteri çalmaya çalışılmasının açık bir ticari sırrın ihlali olduğunu ve açıkça haksız rekabet teşkil ettiğini, davalıların sözleşmesel olarak sorumlu olmasa dahi gerçekleştirmiş olduğu haksız fiillerinin sonuçlarından sorumlu olduklarını, Ticaret Hukuku kuralları ve ticari teamül çerçevesinde haksız rekabetin en önemli ispat vasıtasının kısa süreler içerisinde müşteri kaybına uğranılmış olması ve bu müşterilerin haksız rekabet içerisinde olduğu iddia olunan kişilerle çalışmaya başlamış olmaları olduğunu, şuan için tespit edilebilen 22 adet müşteri müvekkilleriyle hiçbir sorun yaşamamasına rağmen davalıların haksız rekabet teşkil eden eylemleri neticesinde müvekkilleriyle sözleşmesini feshederek davalılarla çalışmaya başladığını, hepsinin de davalı ...’nun müvekkili şirket nezdinde çalıştığı dönemde ilgilenip sorumlu olduğu müşteriler olmasının tesadüfle açıklanamayacağını, haklılıkları sübut bulmuş olmasına rağmen mahkemece eksik araştırma ve inceleme neticesinde verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu... " beyanla, mahkeme kararı istinaf kanun yoluna getirilmiştir.DAVALILAR VEKİLİ TARAFINDAN; "...Müvekkilleri yönünden davanın reddine karar verildiğini, davacı tarafın ıslah ettiği tutar üzerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre tespit edilecek vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu vekalet ücretine hükmedildiğini, ıslah dilekçesinde maddi tazminat talebinin 76.490,82 TL'ye çıkartıldığını, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 10.743,81 TL değerinde vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken 5.100,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu..." beyanla, mahkeme kararı istinaf kanun yoluna getirilmiştir.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
:Dava, rekabet yasağına aykırılığın ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, durdurulması ile maddi-manevi tazminat istemine ilişkindir.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; yukarıda yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verildiği, karara karşı her iki taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.1-Dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ışığında, davacı vekilinin istinaf itirazlarının incelenmesinde; somut olayda; davalılardan ... ...’ ın 16.03.2005 tarihli iş sözleşmesi kapsamında davacı şirket nezdinde 16.03.2005-14.04.2014 tarihleri arasında fikri ve sınai haklar alanında hizmet verdiği, davacı ile davalı ... arasında, davanın dayanağını oluşturan █████/2014 tarihli "Sulh ve İbra Anlaşması" düzenlendiği, davalı ...’ nin iş akdinin █████/2014 tarihinde bu sözleşme sonlandırıldığı, bu sözleşmenin 4/c maddesinde 'Sn. ... ... işbu sözleşmenin sona ermesini takiben 2 yıl süre ile İZMİR ilinde ... A.Ş İle haksız rekabet teşkil edecek hiçbir eylemde bulunamaz, ... A.Ş ile aynı iştigal alanında olan firma kuramaz, bu tarzda firmalara ortak ve çalışan olamaz. Aksi takdirde ... A.Ş ‘nin uğrayacağı zarar ve ziyanı tazmin edeceğini kabul, beyan ve taahhüt eder.' hükmünün düzenlendiği, davalı ...’ nin bu sözleşmeyi ihtirazi kayıt ile imzaladığı, sözleşmede davalı ...’ nin 34.262,11 TL tutarındaki işçilik alacağının bulunduğunun her iki tarafça açıkça kabul edildiği, yine sözleşmede davalının iş akdini 4857 sayılı yasanın 24. maddesi uyarınca işçilik alacakları ödenmediği için haklı nedenle feshettiğinin açıkça düzenlendiği, daha sonra ortağı bulunduğu davalı ...ni kuran ...’ nun işbu şirket aracılığı ile davacı şirket ile aynı alanda faaliyet göstermeye başladığı görülmektedir.2-6098 sayılı TBK’ nın 444. maddesine göre; fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir. Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir. Aynı Yasanın 447. maddesine göre ise; rekabet yasağı, işverenin bu yasağın sürdürülmesinde gerçek bir yararının olmadığı belirlenmişse sona erer.Sözleşme, haklı bir sebep olmaksızın işveren tarafından veya işverene yüklenebilen bir nedenle işçi tarafından feshedilirse, rekabet yasağı sona erer.Bu açıklamalar ışığında somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde; davalı ...’ nin iş akdini işçilik alacaklarının ödenmemesi üzerine haklı nedenle feshettiği, bu hususun █████/2014 tarihli sözleşmede açıkça belirtildiği, bu sözleşmenin davacı tarafın da kabulünde bulunduğu, bu durumda TBK’ nın 447/2. maddesi uyarınca davalı ...’ nin TBK’ nın 444. maddesinden kaynaklanan rekabet yasağının sona ermiş olduğu ve rekabet yasağı ortadan kalktığı için davalı ...’ nin sözleşmeden kaynaklanan bir haksız rekabet halinden söz edilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmakla, mahkemece davanın bu yönden reddi doğru olmuştur (Bknz. aynı yönde Yargıtay 11. HD █████████ Esas – █████████ Karar).3-Davacı vekilinin dava dilekçesinde 6102 sayılı TTK’ nın 54. ve 55. maddeleri uyarınca genel haksız rekabet hükümlerine de dayandığı, ancak mahkemece bu maddeler uyarınca olumlu veya olumsuz bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, haksız rekabet, 6102 sayılı TTK’nın 54 ila 63. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, anılan kanunun “Amaç ve İlke “ başlığını taşıyan 54. maddesinde, haksız rekabete ilişkin bu hükümlerin amacının bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanması olduğu belirtilmiş, aynı maddenin 2. fıkrasında ise, rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamaların haksız ve hukuka aykırı olduğu ve ilke olarak haksız rekabet teşkil ettiği düzenlenmiştir. Kanun koyucu TTK 54’de haksız rekabet hükümlerinin amacını ve genel hükmü ortaya koyduktan sonra, 55. maddede altı bent halinde, oldukça ayrıntılı bir sayımla haksız rekabet hallerini belirlemiştir. Ancak bu sayım sınırlı olmayıp, zikredilen maddede sayılan haller haksız rekabet teşkil eden eylemlerin başlıcaları olarak örnekleme kabilinden belirtilmiştir. 55. maddede haksız rekabet teşkil ettiği özellikle belirtilen bu hallerden ikisi de, aynı maddenin 1/a-1 bendinde düzenlenen, "başkalarını veya onların mallarını, iş ürünlerini, fiyatlarını, faaliyetlerini veya ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalarla kötülemek" ve aynı maddenin 1/b-1 maddesinde düzenlenen "müşterilerle kendisinin bizzat sözleşme yapabilmesi için, onları başkalarıyla yapmış oldukları sözleşmelere aykırı davranmaya yöneltmek" fiilleridir.6102 sayılı TTK 55/1-b-1’de düzenlenen haksız rekabet fiilinin oluşabilmesi için, sözleşenler arasında Borçlar Kanunu hükümlerine uygun olarak kurulmuş ve halen ayakta olan bir sözleşmenin olması gerekmektedir. Ancak bir ön sözleşmenin varlığı halinde bunu ihlale yöneltme de kapsamda görülebilir. Anılan hükümle düzenlenen haksız rekabet halinin oluşabilmesi için aranan bir diğer şart ise, 3. kişinin, sözleşmenin taraflarından birisini onunla bizzat sözleşme yapabilmek için sözleşmeyi ihlale ve sona erdirmeye yöneltmesidir. Piyasada bulunan her aktörün dilediği kişiyle ve dilediği şartlarda sözleşme yapma yetkisine sahip olduğu bir serbest piyasa ortamında sözleşmeyi ihlale veya sona erdirmeye yönelik her davranışın haksız rekabet teşkil ettiği söylenemeyecek olup, sözleşmeyi ihlale yönelten davranışların belli bir yoğunluğa ulaşması aranacaktır. Örneğin, 3. kişinin sözleşenlerden birisine onunla sözleşme yapmak istediğini ima etmesi veyahut salt teklif götürmesi haksız rekabet teşkil etmeyecekken, sözleşene sözleşmeyi sona erdirmesi için baskı kurmak, diğer tarafla olan sözleşmesini feshetmesi halinde doğabilecek tazminat sorumluluğunu üstleneceğini taahhüt etmek gibi eylemler haksız rekabet teşkil edecektir. (Bknz. aynı yönde Yargıtay 11. HD █████████ Esas – █████████ Karar...).Bu durumda, davacının dayandığı TTK’ nın 54. ve 55. maddesinde düzenlenen genel haksız rekabet hükümlerine göre yapılan değerlendirmede, dosyada alınan iki adet bilirkişi heyet raporu, toplanan deliller, dinlenen tanık beyanları ve tüm dosya kapsamına göre; piyasada bulunan her aktörün dilediği kişiyle ve dilediği şartlarda sözleşme yapma yetkisine sahip olduğu bir serbest piyasa ortamında sözleşmeyi ihlale veya sona erdirmeye yönelik her davranışın haksız rekabet teşkil etmeyeceği, davacı şirket ile çalışan dava dışı şirketlere, davalıların davacı ile olan sözleşmelerini sona erdirmeleri için baskı kurduklarının veya davacı tarafla olan sözleşmesini feshetmesi halinde doğabilecek tazminat sorumluluğunu üstleneceklerini taahhüt etmek gibi eylemlerinin davacı tarafça ispat edilemediği, bu hususta dinlenen davacı tanığının dahi görgüye dayalı bilgisinin olmadığı, sırf önceden davacı ile çalışan bazı müşterilerinin, sonradan davalı şirket ile çalışmaya başlamış olmasının haksız rekabet olarak kabul edilemeyeceği anlaşılmakla, ilk derece mahkemesi kararı sonucu itibariyle doğru olduğundan, davacı vekilinin istinaf başvurusunun bu yönden de reddine karar verilmesi gerekmiştir.4-Davalılar vekilinin istinaf başvuru sebeplerinin incelenmesinde ise; davalılar vekilinin istinaf başvurusunun maddi tazminat talebi nedeniyle hükmedilen vekalet ücretine yönelik olduğu görülmektedir. Mahkemece, davacı tarafın maddi tazminat talebinin tümden reddine karar verilerek, davalılar lehine karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 2022 yılı AAÜT uyarınca 5.100,00 TL maktu vekalet ücretine hükmedilmiştir. Davalılar vekili ise, davacı tarafın maddi tazminat talebini ıslah dilekçesi ile 76.490,82 TL’ ye yükselttiğini belirterek, bu miktar üzerinden nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Ancak, karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 2022 yılı AAÜT’ nin 13/4. maddesi uyarınca maddi tazminat talebiyle açılan davanın tümden reddi halinde tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinden, mahkemece hükmedilen maktu vekalet ücretinde usul ve yasaya aykırı bir husus bulunmadığından, davalılar vekilinin istinaf itirazının da reddi gerekmiştir.Yukarıda açıklanan nedenlerle, HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; davacı vekilinin ve davalılar vekilinin istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.HÜKÜM
: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:1-Davacı vekilinin ve davalılar vekilinin İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin █████████ Esas - ████████ Karar sayılı kararına yönelik istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,2-İSTİNAF AŞAMASINDA;a-Davacıdan alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından peşin alınan 80,70 TL'nin mahsubu ile eksik kalan 534,70 TL'nin davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,b-Davalılardan alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından peşin alınan 80,70 TL'nin mahsubu ile eksik kalan 534,70 TL'nin davalılardan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,3-Taraflarca karşılanan yargılama giderlerinin kendileri üzerinde bırakılmasına,4-HMK 333.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde varsa taraflarca yatırılan avansdan kalan bakiyenin yerel mahkemece hesaplanarak ilgili olduğu tarafa iadesine,5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,6-Kararın, Dairemizce taraflara tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre zarfında Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. █████/2025