Hizmet tespiti davalarında kamu düzeni ilkesi gereği resen araştırma, işveren belgelerinin eksikliği ve imza uyuşmazlıklarında detaylı delil toplama yükümlülüğü.
Özet: Sosyal güvenliğin temel insan haklarından olması ve hizmet tespiti davalarının kamu düzenine ilişkin olması sebebiyle, yerel mahkemenin davacının kesintisiz çalışma iddiasını, işe giriş bildirgelerindeki imza aidiyeti konusunda netlik sağlanamaması ve işverenin belge ibraz etmemesi nedeniyle bilirkişi incelemesi yapılamaması gibi belirsizliklere dayanarak reddetmesi hatalı bulunmuştur; Yargıtay, bu tür davalarda tarafların kanıtlarıyla yetinilmeyip resen araştırma yapılması, mevcut delillerin tam olarak değerlendirilmesi, gerekirse adli tıp genel kurulundan rapor alınması ve dinlenmeyen bordro tanıklarının dinlenmesi gerektiğini vurgulayarak eksik inceleme nedeniyle hükmün bozulmasına karar vermiştir.
10. Hukuk Dairesi         █████████ E.  ,  ██████████ K.
    "İçtihat Metni"

    Mahkemesi
    :İş Mahkemesi
    No
    :192-353
    Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
    Mahkeme, davanın reddine karar vermiştir.
    Hükmün, davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun █████. maddesidir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Öte yandan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ███████ - 43 Esas, ███████ Karar ve 26.02.2003 tarihli kararında ayrıntıları açıklandığı üzere; kural olarak işe giriş bildirgeleri ve ücret ödeme bordroları sigortalının imzasını içermelidir. Sigortalı, anılan belgeleri hile, hata veya manevi baskı altında imzaladığını ileri sürmemiş veya imzanın kendisine ait olmadığını yada kesintisiz çalıştığını söylememiş ise, birden fazla işe giriş bildirgesinin varlığı ve işyerinden yapılan kısmi bildirimler, sigortalının o işyerinde kesintili çalıştığına karine oluşturur. Bu karinenin, aksinin, ancak, eş değer de delillerle kanıtlanması gerekmekte olup tanık sözlerine değer verilemez
    Dava konusu somut olay incelendiğinde;davalı işverene ait işyerinde satış elemanı olarak 07.01.1994-13.05.2006 tarihleri arasında kesintisiz çalışmış olmasına rağmen sigortalılık süresinin eksik bildirildiği ve bildirilmeyen sürelerin tespitine karar verilmesini talep ettiği,mahkemece, davacının hizmet akdi ile 07.01.1994 ve 10.03.2004 tarihli işe giriş bildirgeleri ile işe başladığı, sırasıyla 01.03.2004, 10.02.2006 ve 19.05.2006 tarihlerinde çıkışının verildiği, kısmi olarak bildirilen çalışmalara uygun olarak primlerin yatırıldığı, dönem bordoları ve işe giriş bildirgelerinin çalışmanın kesintili geçtiğine karine teşkil ettiği, karinenin aksinin eşdeğer delillerle kanıtlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
    Dosya içerindeki belgeler incelendiğinde; davalı ... Petrol Ltd şirketi tarafından; 11002... sicil numarası ile Kuruma kayıtlı işyerinden , davacının 07.01.1994-01.03.2004 tarihleri arasında, 11004... sicil numarası kayıtlı işyerinden 10.03.2004-10.02.2006 tarihleri arasında, yine 11004... sicil numarası ile işyerinden 02.05.2006-19.05.2006 tarihleri arasında çalıştığı ve toplam 2992 gün hizmet süresinin bildirildiği anlaşılmaktadır.
    Davacının 07.01.1994 tarihli işe giriş bildirgesinindeki imzanın kendisine olduğu ve diğer işe giriş bildirgelerindeki imzaların kendisine ait olmadığını beyan ettiği ,Adli Tıp Kurumu tarafından yapılan inceleme ile imza mukayesesi sonucu düzenlenen 24.11.2010 tarihli bilirkişi raporunda “10.03.2004” işe giriş bildirgesinde imzanın davacı eli ürünü olup olmadığının tespit edilemediğinin bildirildiği anlaşılmaktadır.
    Mahkemece davalı işverenden , ücret bordroları ve puantaj kayıtlarının asılların istenildiği, gönderilmemesi üzerine , şirket yetkilileri hakkında suç duyurusunda bulunulduğu ve İskenderun 1.Sulh Ceza Mahkemesince görevi kötüye kullanma suçundan dolayı şirket yetkilisinin cezalandırılmasına karar verildiği , ücret bordroları ve puantaj kayıtlarının asılların olmaması nedeniyle adli tıp kurumu tarafından inceleme yapılamayacağının bildirildiği görülmüştür.
    Mahkemece; her ne kadar ücret bordroları ve puantaj kayıtlarındaki imzalarının davacıya aidiyeti hususunda araştırma yapılmış ise de,asılların olmaması nedeniyle inceleme yapılmamış olmasının ve yine davacının inkar ettiği “10.03.2004” tarihli işe giriş bildirgesindeki imzanın davacıya aidiyeti hususunda araştırma yapılmış ise de, bu hususta tespit yapılamamış olmasının,davacının iddiasını ispat edemediği şeklinde yorumlanamayacağı,sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davaların kamu düzenine ilişkin olduğunun gözetilmesi gerektiği, bu hususta gerekirse Adli Tıp Genel Kurulundan rapor aldırılabileceği ,ayrıca dinlenilmeyen bordro tanıklarının mevcut olduğu ve kişilerin bilgi ve görgülerine başvurulması gerektiği, bunun dışında sigortalının kayıtlarda gözükmeyen çalışmalarının hangi nedenlerle kayıtlara geçmediği ya da bildirim dışı kaldığı hususu gereğince araştırılmalı, yargılama sürecinde dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde, iş yerinin kapsamı, kapasitesi ve niteliği nazara alınmalı, böylece bu konuda gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.
    Mahkemenin, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda araştırma yaparak elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ
    : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 05.06.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
    Üye olmak için tıkla!