T.C. İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen, ticari nitelikteki inanç sözleşmesinden doğan alacak davasında, inşaat ortaklığının feshi sonrası ödenmeyen paylar ve karşılıklı yükümlülük ihlali iddiaları.
Özet: Dava konusu bu evrak, davacının, davalılarla kurduğu ticari ortaklık sözleşmesi uyarınca bir inşaat projesine 250.000 TL sermaye koymasına ve ortaklığın karşılıklı anlaşmayla tasfiye edilmesine rağmen, kendisine düşen payın ödenmediği iddiasıyla 250.000 TL ve faiziyle birlikte tahsilini talep etmesini ele alırken; davalılar ise davacının taahhüt ettiği 8.000.000 TLlik inşaat maliyeti yükümlülüğünü yerine getirmeyip sadece 250.000 TL ödeyerek kendilerini finansal batağa sürüklediğini, inşaatın tamamlanamamasının ve iflasın davacının kusurundan kaynaklandığını savunarak alacak iddialarını reddetmektedir.

T.C. İstanbul Anadolu 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO
: ████████KARAR NO
: ████████DAVA
: Alacak (Ticari Nitelikteki İnanç Sözleşmesinden Kaynaklanan)DAVA TARİHİ
: █████/2020KARAR TARİHİ
: █████/2025Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9.maddesine göre Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan bağımsız ve tarafsız -----. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmekte olan Alacak (Ticari Nitelikteki İnanç Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasında dosya incelendi.GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ /DAVA/TALEP;Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacının davalılar ... ve ... ile █████/2017 tarihli ortaklık sözleşmesi imzaladığını, davalı ...'ın ise kefil olduğunu, tarafların adi ortaklığının olduğunu, ortaklığın 2018 sonu 2019 başında karşılıklı anlaşma ile tasfiye edildiğini, ancak müvekkiline düşen ödemenin yapılmadığını, sözleşmeye göre tarafların istediği zaman hesap kontrolü yapabileceklerini, müvekkilinin bu ortaklığa toplamda 250.000,00 TL yatırdığını, banka dekontlarını sunduklarını, ...'ın inşaat hesaplarını göstermekten kaçındığını, alım ve satımlarla ilgili bilgi paylaşımında bulunmadığını, davalı ...'ın yaptığı hesaplamada müvekkilinin alacağını 400.000,00 TL olarak kabul ettiğini, ...'ın bir süre sonra bu miktarı 350.000,00 TL'ye düşürdüğünü, müvekkilinin davalının borçlarından dolayı üzerindeki malla---- devrettiğini öğrendiğini, sözleşmeye göre ince müvekkilinin ödemesinin yapılmasının gerektiğini, davalı ...'ın yurt dışında olması sebebi ile inşatta sürekli --- durduğunu, müvekkil ile ----- arasında geçen telefon görüşmelerinin olduğu ve bu görüşmelerde ----- yapılan devirlerin bir kısmının muvazaalı ve alacaklılardan mal kaçırma maksadına matuf olduğunun belli olduğunu, davalı ...'ın kardeşini göndererek müvekkiline daire teklif ettiğini, daha sonra da Türkiye 'ye döndüğünde teklifine devam ettiğini, tarafların karşılıklı olarak anlaştığını, tarafların anlaşmalarından dolayı yargılamanın bu mutabakat üzerinden yürütülmesi gerektiğini, ancak karşı tarafın kötü niyetli olduğundan arabulucuya giderek zarar ettiğini ileri sürdüğünü, bu nedenle daha önce bizzat kendisinin hesapladığı taahhütnameyi iptal ettiğini, 2019 yılı başı itibarıyla karşılıklı anlaşma ile tasfiyenin bittiğini, müvekkilinin davalılar tarafından aldatıldığını, bütün iyi niyetine ve sorunu çözmek için gösterdiği çabaya rağmen parasını alamadığını uzun süre ödeme vaadi ile uyutulduğunu belirtilerek Davalının kendine ait olduğunu söylediği ----- bulunan taşınmaza ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmesini, 250.000,00 TL'nin sözleşme tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.CEVAP /TALEP
:Davalı ... ve ------ vekili cevap dilekçesinde özetle; Davalı şirket yetkilisi ile davacı arasında ika edilen 04.07.2017 tarihli ortaklık sözleşmesi kurulduğunu, işbu ortaklık sözleşmesi kapsamında------adresinde yer alan ana taşınmaz üzerinde 32 adet bağımsız bölüm daire ve 6 bağımsız bölüm dükkan inşa edileceği ve tarafların yükümlülüklerine ilişkin hükümler belirlendiğini, davalının inşa edeceği alanın bedeli olan 13.000.000,00 TL olup, taraflar arasında yapılan görüşmeler kapsamında toplamda ... ve ... tarafından 8.000.000,00 TL inşa maliyet bedeli ödeneceği kararlaştırıldığını, davalının, davacı tarafı şahsen sözleşmenin ika edildiği 04.07.2017 tarihinde ... tanışıklığı eşliğinde sözleşme ika edildiğini, davalının sözleşme öncesi ... 'i tanımadığını, sözleşme tarihinde ... ve davacı taraf inşaat bedellerinin tamamını karşılayacakları ve inşaat tamamlandıktan sonra yapılan gider ve masraflar düşüldükten sonra payların bölüşüleceği kararlaştırıldığını, sözleşme kapsamında inşa bedeli 13.000.000,00 TL olan inşa için davacı tarafından davalı şirket hesabına 250.000,00 TL ödeme yapıldığını, taraflar arasında ----- üzerinden yapılan görüşmeler ve USD veya 350.000,00 TL ödeneceği hususu kabul edilebilir nitelikte olmadığını, davacı taraf ve diğer davalı inşa bedeli olan 8.000.000,00 TL bedel ödeme şartlarını yerine getirmemiş olmakla, davalı inşaat başlaması ile ---- 2.500.000 TL kredi kullanmış olmakla, davalıya ait taşınmazları ipotek ettirdiğini, bunun haricinde aile çevresinden yaklaşık 1.000.000,00 TL borç para almakla, inşaata başladığını, banka kredisi kullandığı daireler kredi borcu ödenmemesi nedeniyle, ipotek yolu ile satılmak suretiyle, paraya çevrildiğini, ... ve davacı taraf inşa bedelini karşılayacakları sözü ile müvekkili iflasa sürüklediğini, davalı sözleşme kapsamında ve finansör olan tarafların ödeme yapmaması nedeniyle ve inşaatı bitirme zorluğu kapsamında zarara uğradığını ve iflas ettiğini, davacı tarafın inşa bedeli 13.000.000 TL olan bir yapı ile ilgili, 250.000 TL ödediği açık olmakla, geri kalan taahhütleri yerine getirmediğini, davalı inşaatı tamamlayamadığından ve verilen söz ve taahhütler yerine getirilmediğinden inşaatın taşeronu olan ----- ve ailesi tarafından 12.000.000 TL üzeri ödeme yapmak ve bir kısım iş karşılığı olmak üzere taşınmazları satış ile devrettiğini, davalının muvazaalı şekilde devir ve mal kaçırma gayretine girmesi mümkün olmadığını, işbu husus davacı taraf ile diğer davalı ... bilgisinde olduğunu, davalının işbu inşa nedeniyle 3.500.000 TL nakit masraf yapmakla, şu aşama itibarı ile SGK, vergi dairesi, ----- belediyesi, ailevi borçlar olmak üzere ciddi borçlanma söz konusu olduğunu, Mahkemece resen göz önüne alınacak hususlara binaen, fazlaya ve faize ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydı ile; davanın reddine, davacının kötüniyet olması nedeniyle %20 oranında kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davalı/borçlu üzerinde bırakılmasına karar verilmesini beyan ve talep etmiştir.DELİLLER
: Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Son Tutanağı, Ticaret Sicil Kayıtları, Nüfus Kayıtları, █████/2017 tarihli ortaklı sözleşmesi, Banka Dekontları, ----- Yazışmaları, CD. Bilirkişi Raporu, Tanık Beyanları, Dosyadaki Diğer Bilgi Ve Belgeler.TANIK (DAVACI TANIĞI) -----; 'Davacıyı uzun yıllardır arkadaşım olması nedeniyle tanırım, taraflar arasında bir ortaklık anlaşması olduğunu duydum, ben daire almak istediğim için tarafların yapmış olduğu inşaat alanına gittim, Yurtdışından gelen ----- inşaat alanındaydı, onunla pazarlık yaptık benim --- dairem olması nedeniyle onunla takas teklifinde bulundum, ben tek daire almak istemiştim, ancak onlar iki daire teklif ettiler, 1.600.000,00 TL istediler, 400.000,00 TL'yi davacıya ödeyecektim, anlaşma zamanında davacı ... ve davalılardan ---- bulunmaktaydı, ----- 400.000,00 TL'yi davacıya ödeyeceğimizi söylemişti, kalan kısmı da davalılara ödeyecektim, tapuyu hemen veremedikleri için anlaşamadık, bir yıl sonra ben tekrar daire almak için yine inşaat alanına gittim, ----- isimli bir şahısla görüştüm, davalıların ortağı olduğunu düşünüyorum, daire fiyatları yükseldiği için anlaşamadık, tanıklık ücreti talebim yoktur dedi. ' şeklinde beyanda bulunmuştur.TANIK (DAVACI TANIĞI) ...; 'Davacı benim kardeşim olur, ben ----- ilinde Avukatlık yapıyorum, 2017 tarihinde davalı tarafla ortaklık anlaşması yaptılar, aralarında yazılı sözleşme düzenlediler, sözleşmeyi bende inceledim, sözleşme maddesinde zarar edilse dahi paranın iade edileceğine dair bir madde benim tarafımdan eklendi, kardeşim parası bendeydi, 250.000,00 TL'yi davalı tarafa banka aracılığıyla gönderdim, davalılardan ----- işin başında durmadığı için 2019 yılında ortaklıktan ayrılma hususunda 400.000,00 TL karşılığında anlaştılar, ----- müşteri bulun dairelerden birini satıp paranı ödeyeceğim dedi, 2019 yılında ben diğer tanık olan ---- inşaatın bulunduğu alana götürdüm, dublex dairelerin tanesine 1.600.000,00 TL istendiğinden 400.000,00 TL'yi bize ödenecek kalan kısım davalılara ödenecekti,---- para ve takas teklif edince ve karşı taraf tapuyu hemen veremeyeceği için almaktan vazgeçti, sonrasında birkaç defa gitmiş ise de anlaşamadılar, geçen ay ben davalıların emlakçıları ile görüştüm, dairelerden bir tanesinin satılmadığını ve 5.000.000,00 TL istenildiğini öğrendim, tanıklık ücreti talebim yoktur ' şeklinde beyanda bulunmuştur.İDDİA VE SAVUNMA KAPSAMINDA UYUŞMAZLIĞIN NİTELİĞİNE GÖRE VAKIA VE DELİLLERİN TARTIŞILIP DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEP VE SONUÇLARI :Dava, 6098 Sayılı TBK'nin 77 vd. maddeleri gereğince açılmış sebepsiz zenginleşme nedeniyle iade istemine ilişkindir. 6102 sayılı TTK'nin 4/2 maddesi gereğince davanın niteliğine ve değerine göre 6100 Sayılı HMK'nin 316 ilâ 322. maddeleri gereğince basit yargılama usulüne tabi işbu davada mahkememizce dilekçeler aşaması tamamlanmış ve usulüne uygun olarak yapılan davet sonucunda duruşma açılarak öncelikle resen incelenip gözetilmesi gereken başta zorunlu arabuluculuk dava şartı olmak üzere HMK'nin 114 ve 115.maddeleri gereğince dava şartları, taraf sıfatı, harç ve hak düşürücü süre incelenmek ve değerlendirilmek suretiyle ön inceleme duruşması icra edilmiş, uyuşmazlık belirlenmiş ve daha önce zorunlu arabuluculuk sürecinden sonuç alınamadığından bu kez takdiren sulh teşvikine ilişkin vaki davete rağmen duruşmaya katılan bir kısım tarafların vekillerinin sulh olmak istemediklerine yönelik beyanı üzerine tahkikata geçilerek, deliller toplanmış, tahkikat işlem ve incelemeleri yerine getirilip tamamlanmış ve araştırılacak bir husus kalmadığı tespit edilerek son duruşmada hazır bulunan davacı vekilinin ve bir kısım davalılar vekilinin sözlü açıklamaları da dinlenip zapta geçilerek aşağıdaki hüküm sonucuna ulaşılmıştır.Somut olaya geçmeden önce dava konusu olayın hukuki temeli ve uyuşmazlığın çözümüne etki edecek yasal düzenlemelere ve Yargıtay uygulamalarına kısaca değinmekte yarar vardır.Adi ortaklık, belli bir amacı gerçekleştirmek isteyen kimselerin bir araya gelerek oluşturdukları, ayrı bir kişiliği bulunmayan, kuruluş ve işleyişlerinde sıkı şekil kurallarına tabi olmamaları ve basit bir yapıya sahip bulunmaları nedeniyle uygulamada sıkça karşılaşılan özel borç ilişkisi mahiyetindeki birlikteliklerdir. Adi ortaklığın tanımı yürürlük tarihi itibariyle somut uyuşmazlıkta uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 620. maddesinde şu şekilde yapılmıştır:“Adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir. Bir ortaklık, kanunla düzenlenmiş ortaklıkların ayırt edici niteliklerini taşımıyorsa, bu bölüm hükümlerine tabi adi ortaklık sayılır.” Adi ortaklık sözleşmelerinin tarafları için borç doğurucu niteliği, şahıs birliği olma yönündeki kurucu unsurundan daha ağır bastığı için borç doğuran sözleşmelerden sayılmakla birlikte, “karşılıklı borç doğuran sözleşme” olarak değerlendirilemez. Zira bu sözleşmelerde sadece ortakların katılma payı borçları arasında bir edimler birleşimi ilişkisi vardır -----. Adi ortaklık karşılıklı borçları kapsayan bir sözleşme olmayıp, herkesin belli bir amaca ermek için birtakım borçlar altına girdiği ve fakat bu borçların birbirinin karşılığı olarak değerlendirilemeyeceği sözleşmelerdir. Bu sözleşme ilişkisinde her ortak, para, alacak veya başka bir mal ya da emek olarak, ortaklığa bir katılım payı koymakla (TBK m. 621/1) ve niteliği gereği ortaklığa ait olan bütün kazançları aralarında paylaşmakla (m. 622) yükümlüdür.Sebepsiz zenginleşme ise; haklı bir neden olmaksızın bir kimsenin malvarlığının başka bir kimsenin malvarlığı aleyhine çoğalmasıdır. Sebepsiz zenginleşme davası, haksız olarak başkasının mal varlığından veya emeğinden zenginleşen kimsenin, bu zenginleşmeyi geri vermesi amacını taşır. Bu şekilde, hukuki değerler arasında bozulmuş olan denge yeniden tesis edilmiş olur. Sebepsiz zenginleşme 6098 sayılı TBK'nin 77-82. maddeleri arasında düzenlenmiştir. TBK'nin 77/I maddesinde “Haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlü olacağı” ifade edilmiştir. Zenginleşen kimsenin malvarlığının, herhangi bir mal edinmeden de artış göstermesi ve malvarlığının azalması gerekirken haklı bir sebebe dayanmadan azalmayıp mevcut durumunu muhafaza ettirmesi de madde hükmünde ifade edildiği üzere sebepsiz zenginleşme sayılmaktadır. Davanın sebebi sebepsiz zenginleşme olmakla kural olarak, muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarı ile mütemerrit olur. Temerrüt ya bir ihtar ile ya da dava açılması suretiyle gerçekleşir. İade talebinde bulunulmadan temerrüt faizi işlemez. (BK.m.101/1, TBK.m.117/1) Sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre, borçludan faiz talep edilebilmesi için zenginleşenin bir ihtar ile ya da aleyhine bir takip ya da dava açılmak suretiyle temerrüde düşürülmesi gerekir. Borçlunun temerrüdü, borçluya gönderilen ihtarnamenin tebliğinden veya ihtarnamede ödeme için süre verilmişse bu sürenin bitiminden itibaren oluşur. İade talebinde bulunulmadan temerrüt faizi işlememektedir. Sebepsiz zenginleşmede ise sebepsiz zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Ancak, sebepsiz zenginleşmenin iyi niyetli olduğu hallerde temerrüt için bildirim şarttır. (TBK.m.117/2)Yapılan açıklamalar, anılan yasal düzenlemeler, toplanan deliller ve yapılan yargılama sonucunda somut olaya bakıldığında; davacı ile davalılardan ... arasında █████/2017 tarihli ortaklı sözleşmesi başlıklı adi ortaklı niteliğinde bir sözleşme imzalandığı ve bu sözleşmeye davalı ...'ın garantör sıfatıyla imza koyduğu tartışmasızıdır. Aynı zamanda davalı ... diğer davalı ...'nin sahibi ve temsilcisi olup sözleşme içeriğinden ve isticvap beyanlarından da anlaşıldığı üzere aynı zamanda şirket adına hareket etmiştir. Yine davacı tarafından işbu sözleşeme gereğince davalı şirket hesabına toplam 250.000,00 TL para gönderildiği ve sözleşme gereğinin yerine getirilemediği ve paranın da iade edilmediği dosya içeriğince sabittir. Bilindiği üzere TBK'nin 128.maddesinde; "Üçüncü bir kişinin fiilini başkasına karşı üstlenen, bu fiilin gerçekleşmemesinden doğan zararı gidermekle yükümlüdür. Belirli bir süre için yapılan üstlenmede, sürenin bitimine kadar üstlenene edimini ifa etmesi için yazılı olarak başvurulmaması hâlinde, üstlenenin sorumluluğunun sona ereceği kararlaştırılabilir." hükmüne yer verilmiştir. Ancak TBK'nin 603.maddesinde "Kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin hükümler, gerçek kişilerce, kişisel güvence verilmesine ilişkin olarak başka ad altında yapılan diğer sözleşmelere de uygulanır." hükmü uyarınca istinaf yoluna başvuran davalı gerçek kişilerin sorumluluklarının TBK'nin 583 ve 584. maddeleri de dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu açıklamalar ışığında Davalı ... açısından olaya bakıldığında kendisinin sözleşmeye garantör olarak imza koyduğu ancak sözleşme içeriğinde garantöre ilişkin hiçbir düzenleme yer almadığı gibi garantörün neyi, ne kadar garanti ettiğini ve bunu ve miktarını el yazısıyla yazmadığı gibi eş rızasına da rastlanmadığı, davacı tarafın bütün bunların iddia ve ispat da edilmediği tespit edildiğinden işbu davalının garantörlüğü/kefaleti geçersizdir. Dolayısıyla hakkında açılan davanın esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. Davacı ve diğer davalılar yönünden tekrar sözleşmeye dönüldüğünde ise manzara şöyledir. Davacı Tıp Sektöründe çalışan bir Prof.Dr., davalılar ise inşaat sektöründe faaliyet gösteren bir kişidir. Tarafları tanıştıran ve görünürde garantör kişi ise davacının hastası, davalı gerçek kişinin ise herhangi bir tanıdığı konumundadır. Türk Borçlar Hukukunun temelini, Anayasa'nın 48. maddesi ile temel hak ve özgürlükler arasında sayılarak güvence altına alınan ve TBK'nin 26. maddesinde düzenlenen "sözleşme serbestisi ilkesi" oluşturmaktadır. Buna göre taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler. Sözleşme serbestisinin sınırları ise TBK'nin 27/1. maddesi ile belirlenmiş olup bu madde hükmü ile; kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmelerin kesin olarak hükümsüz oldukları kabul edilmiştir. Türk hukukunda emredici hükümler kavramı, yasaklayıcı hükümleri de kapsayacak biçimde kullanılmaktadır. Yasaklayıcı hükümler, kanunun aslında sözleşme özgürlüğünün sınırları içinde kalan bir işlemi, belirli durumlarda içeriği, sözleşme vasıtasıyla elde edilecek ve kanun tarafından uygun bulunmayan sonucu ya da sözleşmenin yapılmasına eşlik eden bazı özel hal ve şartlar nedeniyle yasakladığı hükümlerdir. Buna göre Mahkememizde; yukarıda tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile sosyal ve ticari ilişkileri, onları sözleşme yapmaya sevk eden hususlar, adi ortaklı sözleşmesinin tanım, özellik ve yükümlülükleri, sözleşmenin sürdürülebilmesinin ve uygulanmasının imkansız oluşu gibi sebeplere göre sözleşmenin kamu düzenine aykırılıktan dolayı kesin olarak hükümsüz olduğu sonuç ve kanaati hasıl olmuştur. (TBK,27/1) Geçersiz sözleşmeye göre bir bedel ödenmiş ise, Yargıtay'ın 10.07.1940 tarih ve 2/77 Sayılı İBK'na göre, taraflar satışın kanıtlanması durumunda verdiklerini sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca isteyebilirler. Bu sözleşmeler geçerli sözleşmelerde olduğu gibi taraflarına hak ve borç doğurmaz. Herkes aldığını iade etmekle yükümlüdür. Bu iade yükümlülüğünde de denkleştirici adalet kuralı göz ardı edilmemelidir. Denkleştirici Adalet İlkesi ise, haklı bir sebebe dayanmadan başkasının mal varlığından istifade ederek, kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğünü ifade eder. Yargıtay HGK ---- sayılı ---- sayılı 01.10.2014 tarihli kararında; hukuken geçersiz sözleşmeler, haksız iktisap kuralları uyarınca tasfiye edilirken denkleştirici adalet kuralı ve hakkaniyet gözetilerek sözleşme tarihinde satış bedeli olarak verilen paranın taşınmazın iadesinin talep edildiği (ifanın imkansız hale geldiği ya da ferağ ümidinin kaybolduğu) tarih itibariyle enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurları, memur maaşları ve işçi ücretlerindeki artışlar gibi çeşitli ekonomik etkenlerin ortalamaları alınmak suretiyle ulaşacağı alım gücü, paranın reel değeri tespit edilerek hüküm kurulması gerektiği belirtilmiştir. Bu ilkeler uyarınca taraflar yukarıda açıklanan sebepsiz zenginleşme ilkeleri uyarınca verdiklerini geri almaya hak kazanmışlardır. Mahkememizce denkleştirici adalet ve hakkaniyet ilkesi de gözetilerek alınan █████/2024 tarihli nitelikli hesaplamalar uzmanı ----- tarafından düzenlenen bilirkişi raporunun gerekçeli, denetime açık, hüküm kurmaya yeterli ve elverişli olduğu kabul ve takdir edilerek resen gözetilen kesin olarak hükümsüz sözleşmeye dayanarak alınan paranın sözleşmenin tarafı ve/ya paraya alan davalılarca iade edilmesi gerektiği anlaşılmıştır. Binaenaleyh, davanın TMK'nin 6 ile HMK'nin 190. maddeleri gereğince yukarıdan beri açıklanan tüm durum ve deliller karşısında açıkça ve tam olarak ispatlandığı sonuç ve kanaatiyle davacı vekili tarafından sunulan talep artırım dilekçesi de gözetilerek davacının davalı ... ve ----aleyhinde açtığı davanın kabulü ile; 506.194,54 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte işbu davalılardan alınarak davacıya verilmesine; davacının davalı ... aleyhinde açtığı davanın ise esastan reddine karar verilmiştir. (AY.138/1) 6100 Sayılı HMK'nin 332/1 maddesine göre, 323. maddesinde sayılan yargılama giderlerinden, 326/1. maddesi gereğince tamamen aleyhine hüküm verilen bir kısım davalılar sorumlu tutulmuştur. Ayrıca Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliğinin 26/2. maddeleri gözetilerek dava öncesi Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen arabuluculuk ücretinin de yargılama gideri kapsamında bir kısım davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına da karar verilmek suretiyle 6100 Sayılı HMK'nin 297/2 maddeleri gereğince aşağıdaki şekilde hüküm ihdas edilmiştir.HÜKÜM
: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-)Davacının davalı ... ve-----aleyhinde açtığı davanın kabulü ile; 506.194,54 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte işbu davalılardan alınarak davacıya verilmesine,2-)Davacının davalı ... aleyhinde açtığı davanın esastan reddine,3-)Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 34.578,15 TL karar ve ilam harcından; peşin alınan 853,88 TL harcın ve tamamlama harcı olarak yatırılan 4.376,00 TL harcın mahsubuyla bakiye 29.348,27 TL harcın davalı ... ve ----- alınarak hazineye gelir kaydına,4-)Arabuluculuk Kanununun 18/A-(13).maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yönetmeliği’nin 26/2. Maddeleri ile AÜT uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.360,00 TL arabuluculuk ücretinin davalı ... ve---- alınarak hazineye irad kaydına,5-)Davacı tarafından yapılan 54,40 TL başvurma harcı, 853,88 TL peşin harç, 4.376,00 TL tamamlama harcı, 7,80 TL vekalet harcı, 1.196,00 TL posta masrafı ve 9.250,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 15.738,08 TL yargılama giderinın davalı ... ve ----- alınarak davacıya verilmesine,6-)Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden; Avukatlık Kanunu'nun 164/5 maddesine göre davacı vekili için; karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. 13/1 maddesi uyarınca hesap ve takdir edilen 79.929,18 TL nispi vekalet ücretinin davalı ... ve ----- alınarak davacıya verilmesine,7-)Davalı ... kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden; Avukatlık Kanunu'nun 164/5 maddesine göre davalı vekili için; karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. 13/4 maddesi uyarınca hesap ve takdir edilen 30.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ...'a verilmesine,8-)6100 sayılı HMK'nin 333. maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra kullanılmayan gider avansının yatırana iadesine, ( Yazı İşleri Müdürü tarafından Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 207/1 maddesi gereğince resen işlem yapılmasına, ) Dair; davacı vekilinin, davalı ... ve ----- Vekilinin yüzlerine karşı, davalı ... vekilinin yokluğunda ; 6100 sayılı HMK'nin 341/1, 342, 343, 344 ve 345/1 maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde istinaf harç ve giderleri yatırılmak suretiyle mahkememize veya başka bir yer mahkemesine verilecek dilekçeyle ---- Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf Kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.