İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, diş kliniği ve laboratuvarı arasındaki ticari sır ihlali, hatalı protez üretimi ve ticari itibar zedelenmesi iddialarına dair tazminat davasının istinaf incelemesi.
Özet: Davacı diş kliniği, davalı diş laboratuvarının, kendi hastalarının diş protezlerini yaparken ticari sır niteliğindeki bilgileri hastalarına açıklayarak ve kendi işleri hakkında olumsuz yorumlar yaparak ticari itibarını zedelediğini, ayrıca hatalı protez üretimi nedeniyle bir hastasıyla ilişkisinin bozulduğunu iddia ederek maddi ve manevi tazminat talep ederken; davalı, yetki ve usul eksikliklerine ilişkin itirazlarının yanı sıra, hastalarla ilgili iddiaların asılsız olduğunu, ticari sır ifşası veya kötüleme yapmadığını ve hatalı protez üretmediğini savunarak davanın reddini istemektedir.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO
: ████████ Esas
KARAR NO
: ████████ Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
: İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi
NUMARASI
: ████████ Esas- █████████ Karar
TARİH
: █████/2024
DAVA
: Tazminat (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ
: █████/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ
: Davacı dava dilekçesinde özetle; ... ve ... adlı hastalarının porselenlerinin davalıya ait diş laboratuvarında yapıldığını, bu hastalarım söz konusu laboratuvar ile aynı binada olmaları nedeniyle kendilerinin iki kez bu hastaları ile bu konuda muhatap olmamaları konusunda uyarıldığını, buna rağmen davalının söz konusu hastaların porselen dişlerini kendisinin yaptığını bu hastalara söylediğini, ticari sır niteliğindeki bu bilgiyi açıklamasının hastaları ile arasını bozduğunu, davalının ... ve ... adlı hastalarını (bu kişiler diş teknisyeni olmasına rağmen yasadışı bir şekilde) muayene ettiğini, kendileri tarafından yapılan diş kesimi ve yaptığı işlemler hakkında olumsuz yorum yaptığını, bu söyleminin hastalarının yapılan işlemden kuşku duymalarına neden olduğunu ve aralarında gereksiz bir gerilim oluştuğunu, ... adlı hastaya yapılan alt çene iskelet protezin hatalı ve uyumsuz olması nedeniyle hastaya karşı zor durumda kaldıklarını, yıllardır kendilerinin hastası olan bu kişi ile aralarının bozulduğunu, hastanın memnuniyetsizliği nedeniyle başka bir diş teknisyenine bu iskelet protezinin yeniden yaptırıldığını, bu sefer sorunsuz olduğunu, böylece sorunun davalının diş laboratuvarından olduğunun anlaşıldığını beyanla işletmenin ticari itibarını sarsan, ticari sır niteliğindeki bilgiyi açıklayan, işletmeyi küçük düşürecek açıklamalar yapan davalının olay tarihinden itibaren yasal faiziyle 50.000 TL manevi tazminata mahkum edilmesini, verdikleri hizmetin kusurlu olması nedeniyle, ödemesini yapmış olduğu hizmet için hasta ile aralarının bozulması ve bu nedenle maddi zarara uğramaları nedeniyle şimdilik 1 (BİR)TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline, yargılama giderlerinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafın, ticari iş niteliğinde olan faaliyetler gerçekleştiren bir limited şirket, davalı tarafın ise; yine ticari iş niteliğinde diş ve protez imalatı yapan bir şahıs firması olması sebebiyle taraflar arasındaki iş ve ilişkiye ve TTK. 4 ve 19/2. maddelerinde yapılan düzenlemelere göre, işbu davada görevli mahkemenin İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğunu, dava dilekçesi içeriği incelendiğinde; davacı şirket yetkilisinin, kendi dişlerinin davalının laboratuvarında yapılması ile ilgili konulara dair iddialarının "ayıplı hizmet nedeniyle birtakım talepleri" içerdiğinin anlaşıldığını, bu iddia ve konularla ilgili davada ise Tüketici Mahkemelerinin görevli olduğunu, davacı taraf bir limited şirket olmasına rağmen, dava dilekçesinin sadece davacı şirket yetkilisi tarafından gerçek kişi sıfatı ile imzalandığını, oysa olması gerekenin, dava dilekçesinin her sayfasına davacı şirketin kaşesinin basılması ve şirket yetkilisi tarafından kaşenin üzerinin imzalanması olduğunu, bu usuli eksikliklerin tamamlattırılması, aksi takdirde davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, dava dilekçesinde adı geçen ... ve ... isimli hastaların davalının iş yerinin bulunduğu apartmanın zemin katındaki 2 no.lu bağımsız bölümde baba ve oğul olarak kasap dükkanı işlettiklerini, bu nedenle davalı tarafından tanındıklarını, Şubat 2022 ayı ortalarında davacı şirket yetkilisinin davalıyı telefonla arayarak ve davalının apartmanında kasaplık yapan bu kişilerin dişlerini yaptığını, geçici dişler için ölçüleri yolladığını, bu kişilerin dişlerinin davalının laboratuvarında yapıldığının bilinmemesini ve bu kişilerle muhatap olmamasını beyan ve talep ettiğini, davalının da "tamam, merak etme" diye cevap verdiğini, dava dilekçesinde belirtildiği gibi, süreç boyunca kesinlikle bu hastaların davalı tarafından muayeneleri yapılmamış ve diş ölçülerinin alınmamış olduğunu, ayrıca bu kişilere, davacı hakkında herhangi bir olumsuz yorum yapılmadığını, davacının bu konudaki iddialarını destekleyen dosyada hiçbir somut delil bulunmadığını, adı geçen hastaların beyanları alındığında, davacının iddialarının gerçek dışı olduğunun anlaşılacağını, dava dilekçesinde adı geçen ... isimli hastanın, davalı tarafından tanınmadığını, bu kişi ile hiçbir zaman muhatap olunmadığını, ancak davalının kayıtları incelendiğinde; davacı tarafından gönderilen bilgi ve belgeler ışığında adı geçen hastayla ilgili olarak, 28.03.2022 tarihinde "alt iskelet" yapıldığı ve parasının davacı tarafından ödenmiş olduğunun anlaşıldığını, bu hasta ile ilgili yapılan iddialarla ilgili olarak, bu güne kadar herhangi bir olumsuz geri dönüş olmadığını, dava dilekçesinde belirtilen iddialar "ayıplı hizmet" niteliğinde iddialar olup, adı geçen hasta ile davacı arasında bir ihtilafın konusu olabileceğini, davacı şirket yetkilisinin geçici dişlerinin kırılma nedeninin kesinlikle davalının imalat hatası olmadığını, tamamen ölçüleri alan ve montaj yapan davacının kendisi veya davacı şirketin yetkilisi olduğunu, dava dilekçesinde "KVKK'ya aykırı faaliyetlerde bulunularak, davacının hastalarına ait bilgilerin ve kişisel verilerin davalının cihazlarında bulunduğu"nun iddia edildiğini, davacının, hasta kayıtlarını kendisinin tutmakta olduğunu, davacının tuttuğu hasta kayıtlarına, davalının elektronik ortamda veya başka bir şekilde ulaşmasının mümkün olmadığını, davacının bizzat elektronik ortamda tuttuğu hasta kayıtları sistemine davalının oğlunun mail adresini de ekleyerek, paylaşıma kendisinin izin verdiğini, davalının hiçbir zaman davacının hastalarına ait bilgi ve belgeleri üçüncü şahıslarla paylaşmadığını, dava konusu olaylar nedeni ile davacı şirketin manevi tazminat talebinde bulunmasının hukuken mümkün olmadığını, davacı şirket yetkilisi kendi ağzına yapılan protezlerden kaynaklı birtakım şikayetlerde bulunmuş ise de; davacı olarak şirket gösterildiği için şahsi haklarına yönelik iddia ve taleplerini işbu davada talep edemeyeceğini, manevi tazminat talep etmenin hukuki şartlarının bulunmadığını, davacı şirketin davalının kusurlu eylemlerinden kaynaklı olarak maddi zarara uğradığını somut delillerle ispatlayamadığını, davacı tarafından dava dilekçesinde herhangi bir faiz başlangıç tarihinin belirtilmemiş olması ve davalının temerrüte düşürülmemiş olması nedenleriyle, faiz talep edilemeyeceğini beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ
: İlk Derece Mahkemesi'nin █████/2024 tarih ████████ Esas- █████████ Karar sayılı kararında; "Dava, haksız rekabet nedeniyle maddi ve manevi tazminat taleplerine ilişkindir. 01.01.2019 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Kanun'un 5/A. maddesinde "dava şartı olarak arabuluculuk" başlığı ile; "Bu Kanun'un 4. maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalarda konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır" şeklinde düzenleme yapılmıştır. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesi uyarınca, 2.fıkrası son cümlesine göre ise; "(1) İlgili kanunlarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmiş ise arabuluculuk sürecine aşağıdaki hükümler uygulanır. (2) Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir." Maddi, manevi tazminat istemleri arabuluculuğa tabi olup arabuluculuk, tamamlanabilir nitelikte bir dava şartı olmadığından, davadan önce arabuluculuğa başvurulmamış olması nedeni ile davanın usulden reddine dair karar vermek gerekmiştir. Ayrıca davacı şirket yetkilisinin kendi dişlerine ilişkin ayıplı ifa iddiası yönünden tüketici mahkemeleri görevli olmakla birlikte, eldeki davada davacı taraf şirket yetkilisi değil ... Hizmetleri Tic. Ltd. Şti. olup bu talebe ilişkin usulüne uygun açılmış bir dava bulunmadığından bu talep davadan tefrik edilerek görevsizlik kararı verilmemiştir..."gerekçesi ile, ''Davacının davasının dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
: Davacı istinaf dilekçesinde özetle; ... Kliniğine hizmet veren Teknisyen ...'ye karşı yapılanın işin kalitesi ile ilgili olduğunu, yapılan dişlerin ... Kliniğinin sahibi olan ...’na ait olmasının muhattabın ... olduğu anlamını taşımadığını, ticari olarak ... Sağlık Hizmetleri ile ...'nin muhattap olduğunu, faturanın ... adına değil ... Sağlık Hizmetlerine kesildiğini, bu durumun muhattabın ... olmadığının, ... Sağlık Hizmetlerinin olduğunun delili olduğunu; Davalı ...'nin KVKK gereği ticari sır niteliğinde olan müşteri bilgilerini şahsi olarak kullanmasının yasa ve hukuk dışı olduğunu, buna rağmen ... Sağlık Hizmetlerinin hastası olan bir kişiyle iletişime geçtiğini ve söz konusu hastaların bir daha kliniğe gelmemesine neden olduğunu, yani ticari olarak zarar verdiğini, ...'nun, tedavisini davalı ...’ye yaptırmadığını, davalının teknisyen olduğunu, sanki diş hekimiymiş gibi konu "tüketici mahkemesine aittir" demenin hukuki bir skandal olduğunu, ayrıca hakimin bu durumu en başta değil de bir kaç duruşma sonra anlamış olmasının da hayret verici ve şüpheli olduğunu, söz konusu kararın hukuksuz olduğunu, bu nedenle mahkemenin vermiş olduğu karara açıkça itiraz ettiklerini, hukuki haklarını sonuna kadar takip edeceğini ve gerekirse Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuracağını beyan etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, TTK'nın 54 ve devamı maddeleri uyarınca manevi tazminat ve ayıplı ifa nedeniyle genel hükümler uyarınca maddi tazminat talebine ilişkindir. Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın usulden reddine karar verilmiş, karara karşı davacı istinaf başvurusunda bulunmuştur. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesinde; tacir olan her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları nispi ticari dava olarak tanımlandıktan sonra, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalar belirlenmiş ve son olarak yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi koşulu ile havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların da ticari dava olduğu kabul edilmiştir. TTK'nın 5. maddesinde "Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir" hükmü getirilerek görev hususunun kapsamı düzenlenmiştir. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nın 5/A maddesine göre TTK'nın 4. maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Davacı taraf dava dilekçesinin netice-i talep kısmında davalıdan, bir kısım müşterilerine ticari sırlarını açıkladığı ve müşterilerine iş ve işlemlerini kötülediği gerekçesi ile manevi tazminat ve bir müşterisi ile ilgili yapılan protezin hatalı olması, davalının kusurlu ifada bulunması sebebiyle uğradığı maddi zararın tazminini talep etmiştir. Dosya kapsamından davalının, bilanço esasına göre defter tutan ve kendisi adına diş laboratuvarı faaliyetleri iş kolunda ticari işletme işleten birinci sınıf tacir olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre, haksız rekabet nedeniyle manevi tazminat talebi, haksız rekabetin TTK'da düzenlenmiş olması sebebiyle mutlak ticari dava, ayıplı ifadan doğan maddi tazminat talebi ise her iki taraf tacir ve uyuşmazlık her iki tarafın ticari işletmesinden kaynaklandığından nispi ticari dava niteliğinde olup, her iki talep de TTK'nın 5/A maddesi kapsamında arabuluculuk dava şartına tabidir. 6325 sayılı Kanun'un 18/A maddesinin 2. fıkrasına göre, davacıya arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın ibrazı için bir haftalık kesin süre verilmesi ve sonucuna göre işlem yapılması, aynı maddenin son cümlesine göre ise, arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi gerekir. Somut olayda; davanın arabuluculuğa tabi olduğu, görevsiz Beykoz 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde █████/2022 tarihinde açıldığı, dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulmadığının anlaşıldığı ve arabuluculuk dava şartı yerine getirilmediğinden Mahkemece HMK madde 115/2-2. cümle ve 115/3 maddeleri uyarınca davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik olmadığı anlaşılmıştır. Sonucu itibariyle; dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı tarafın istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM
: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcı istinaf eden tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, yatırılan harcın hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda █████/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!