Trafik kazası sonucu yaralanan sigortalıya yapılan ödemelerin tahsilinde, araç malikinin 2918 sayılı Yasaya göre işleten sıfatı ve sorumluluğunun tespiti.
Özet: Bu içtihat, trafik kazası sonucu yaralanan sigortalıya yapılan ödemelerin, kaza anında adına kayıtlı motosikletin sahibi olan davalıdan işleten sıfatıyla tahsil edilmesi talebi üzerine, ilk mahkemenin davalının işleten sıfatı ve illiyet bağı ispatlanamadığı gerekçesiyle davayı reddetmesini ele almaktadır; temyiz mahkemesi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunundaki işleten tanımını, şekli ve maddi ölçütleri, araç malikinin aksi kanıtlanmadıkça işleten sayılacağı karinesini ve aksi ispat yöntemlerini açıklayarak, davalının işleten sıfatının ve ayrıca sigortalının sürücü belgesi yeterliliğinin yeniden araştırılarak sorumluluk durumunun belirlenmesi gerektiğini vurgulamıştır.
10. Hukuk Dairesi         █████████ E.  ,  ██████████ K.
    "İçtihat Metni"

    Mahkemesi
    :İş Mahkemesi
    No
    :304-395
    Dava, trafik kazası sonucu yaralanan sigortalıya bağlanan aylıklar ile yapılan ödemelerin 1479 sayılı Yasanın 63. maddesi gereğince işleten sıfatı ile davalıdan tahsili istemine ilişkindir.
    Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir.
    Hükmün, davacı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    Kaza anında, davalı adına kayıtlı motorsikleti kullanırken direksiyon hakimiyetini kaybederek kaza yapan ve yaralanan sigortalıya yapılan giderler ile bağlanan aylıkların araç maliki olarak davalıdan tahsili talep edilmiş, mahkemece yapılan yargılama sonucunda davalının işleten olduğunun ispat edilememiş olması ile davalı ile kaza arasında da illiyet bağı bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
    Uyuşmazlık; kaza tarihinde trafik sicil kaydına göre araç maliki olan davalının işleten sıfatının ve dolayısıyla kaza nedeniyle hukuki sorumluluğunun bulunup bulunmadığı noktasındadır.
    “Konunun sağlıklı çözümü için öncelikle “işleten” teriminin hukuki niteliğinin irdelenmesinde yarar vardır. 2918 sayılı Yasanın 3. maddesinde araç sahibi; “Araç için adına yetkili idarece tescil belgesi verilmiş veya sahiplik veya satış belgesi düzenlenmiş kişidir.”, İşleten ise: “Araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehni gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir. Ancak ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır.” şeklinde tanımlanmıştır.
    Yasada ve öğretide; İşleten sıfatının belirlenmesinde şekli ve maddi ölçütler söz konusudur. Bunlardan şekli ölçüt; satışa esas olan tescil belgesinde, trafik belgesinde, sigorta poliçesi ve vergi kaydında yazılı olmayı , maddi ölçüt ise; araçtan yararlanmayı ve araç üzerindeki eylemli egemenliği ifade etmektedir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Yasasında işleten kavramı ve kimlerin işleten olabileceği belirtilmiştir. Kural olarak aracın trafik tescilinde adına kayıtlı olduğu kişi yani araç sahibi aracı kendi hesabına ve kendisine ait olmak üzere kullanıyor üzerinde çıkar sağlıyorsa aynı zamanda işleten olup, hem şekli hem de maddi anlamda işleten sıfatını alacaktır.
    Noterlerin düzenleme yoluyla yaptığı satış ve devir işleminin arkasından yapılacak tescil mülkiyete karine oluşturması bakımından önem taşır. Kuşku olan durumlarda aracın malikine işleten gözüyle bakılmalı ve buna ağırlık verilmelidir.
    Varsayımlı işletenlik olarak öğretide adlandırılan ve 2918 sayılı Kanunun 3. maddesinde düzenlenen kavramı da açıklamakta yarar vardır. Bunun temelinde yasanın muvazaalı (danışıklı) işlemlere karşı zarar görenleri koruma amacı yatmaktadır. Yasa koyucu aracın kayden maliki başkası görülse bile üçüncü bir kişi tarafından aracın kendi nam ve hesabına işletildiğinin, araç üzerinde fiili tasarrufta bulunulduğunun ilgilisince ispatı halinde bu kimsenin de işleten sayılacağını ifade etmektedir. Burada kazanılan işleten sıfatı değil işleten gibi sorumluluktur...” belirtilmiştir.
    “…araç sahibinin işleten olması, “aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde eylemli olarak egemenliği kullandığı” karinesine dayanır. Bu nedenle, tersi kanıtlanmadıkça araç maliki işletendir… Araç sahibinin işleten olduğu eylemli belirtiye (karine ip ucu) dayanmasına göre, tersi her türlü kanıtla kanıtlanabilir; asıl olan işletenin sorumluluğudur. Kamusal kayıtlara göre araç maliki olan (davalı), aracı mülkiyeti koruma (muhafaza) kaydıyla sattığını ya da kiraya ya da ariyet ya da rehin olarak verdiğini ya da araç üzerinde ekonomik çıkarın ve eylemli egemenliğin bir sözleşmeyle veya haksız eylemle varsayımsal işletene geçtiğini ileri sürerek işleten olmadığını kanıtlayabilir.”(... Aşçıoğlu, Trafik Kazalarından Doğan Hukuk ve Ceza Sorumlulukları, Ankara 2008, s.10 ve 14).
    Kaza tarihinde ve sonrasında araç bu davalı adına kayıtlı ise de; işleten sıfatının bulunup bulunmadığı yukarıda belirtilen açıklamalar ışığında araştırılarak, varlığına kanaat getirildiği takdirde yeterli sürücü belgesinin bulunup bulunmadığı konuları araştırılarak irdelenmelidir. Yapılacak araştırmayla davalının işleten sıfatını haiz bulunması durumunda, kazalı sigortalının ehliyetinin olup olmadığı veya motosiklet kullanımına yeterliliği araştırılmalı, sigortalının sürücü belgesi yoksa veya motosiklet kullanmaya yeterli değilse; araç maliki olan davalının 1479 sayılı Kanunun 63. ve 2918 sayılı Kanunun 36. maddesi kapsamında kusursuz sorumluluğunun bulunmadığı gözetilerek, sorumluluğunun münhasıran sürücü belgesi bulunmayan veya sürücü belgesi yetersiz bulunan sigortalıya aracını vermekten kaynaklanmakta olup, aracı bu kişiye vermenin kazanın meydana gelmesindeki kusur payı uzman bilirkişi marifetiyle araştırılarak hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik araştırma, inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O hâlde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ
    :Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 04.06.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
    Üye olmak için tıkla!