5510 sayılı Kanun gereği boşanılan eşle fiilen yaşama nedeniyle kesilen ölüm aylığı ile ilgili uyuşmazlıklarda iş mahkemesinin görevli olduğuna dair Yargıtay içtihadı.
Özet: Davacıya bağlanan ölüm aylığının, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı iddiasıyla 5510 sayılı Kanun hükümleri uyarınca kesilmesi ve yersiz ödenen aylıkların iadesi için tahakkuk ettirilen borcun iptali ile aylığın yeniden bağlanması talebiyle açılan davada, ilk derece mahkemesinin uyuşmazlığın idari yargı alanına girdiği gerekçesiyle verdiği görevsizlik kararının hukuka aykırı olduğuna, zira 5510 sayılı Kanundan kaynaklanan bu tür davaların adli yargıda ve özelde iş mahkemelerinde görülmesi gerektiğine hükmedilerek, davanın esasının incelenmesi için hüküm bozulmuştur.

Mahkemesi
:İş MahkemesiNo
:972-996Dava, hak sahibi konumunda yer alan davacıya bağlanan ölüm aylığının 5510 sayılı Kanun hükümleri gereğince kesilmesi ve yersiz ödendiği ileri sürülen aylıklar nedeniyle borç tahakkuku yönündeki davalı SGK Başkanlığı işleminin iptali ile kesilme tarihi itibarıyla aylığın yeniden bağlanması gerektiğinin tespiti istemine ilişkindir.Mahkemece, davaya konu uyuşmazlığın idari yargı alanına girdiği gerekçesiyle davanın görevsizlik nedeniyle reddine karar verilmiştir.Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.Hakkında verilen boşanma kararı 1995 yılında kesinleşen davacıya, yaşamını yitiren 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu kapsamındaki iştirakçi babası üzerinden hak sahibi kız çocuğu sıfatıyla bağlanan ölüm (yetim) aylığının, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığının belirlendiği gerekçesiyle davalı Kurumca 2011 yılının Temmuz ayında gerçekleştirilen işlemle 01.11.2008 tarihi itibarıyla kesilerek, 01.11.2008 - 31.08.2011 döneminde yersiz ödendiği ileri sürülen aylıklar yönünden borç tahakkuku işlemi tesis edildiği anlaşılmaktadır.Davanın yasal dayanağı niteliğinde olan ve 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun "Gelir ve aylık bağlanmayacak haller" başlığını taşıyan 56'ncı maddesinin ikinci (son) fıkrasında, "Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96'ncı madde hükümlerine göre geri alınır." düzenlemesine yer verilmiş olup, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu, 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu, 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu, 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda yer almamakla birlikte ilk kez 5510 sayılı Kanunla getirilen bu hükmün Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali istemiyle yapılan başvurunun Anayasa Mahkemesi'nin 15.12.2011 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 28.04.2011 gün ve ███████ Esas -███████ Karar sayılı kararı ile reddedildiği, dolayısıyla iptal edilmeyen fıkranın yürürlükte olduğu belirgindir.Şu durumda; 5510 sayılı Kanunun "uyuşmazlıkların çözüm yeri" başlıklı 101'inci maddesinde, bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan durumlarda, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde görüleceğinin belirtilmiş olması, 5510 sayılı Kanunun 56'ncı maddesinin ikinci fıkrasına koşut/benzer herhangi bir düzenlemenin 5434 sayılı Kanunda yer almaması, taraflar arasındaki çekişmenin 5510 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmasından kaynaklandığının belirgin olması karşısında, bu tür davalarda adli yargı ve giderek iş mahkemelerinin görevli olduğu açıktır.Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmak suretiyle, davanın esas yönünden incelemesine geçilerek tüm kanıtlar toplandıktan sonra yapılacak irdelemeyle elde edilecek sonuca göre hüküm kurulması gerekirken, mahkemece yanılgılı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.SONUÇ
: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının isteği durumunda davacıya geri verilmesine, 04.06.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.