Denizli Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, muris imzasının sahte olduğu iddiasıyla kambiyo senedine dayalı menfi tespit davasının istinaf incelemesi ve icra takibinin durdurulması talebi.
Özet: Davacılar, mirasbırakanlarının torunu olan davalının mirasbırakan aleyhine başlattığı icra takibine konu senedin imzasının sahte olduğunu, mirasbırakanın mali durumunun ve aile içi ilişkilerinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davalı ve akrabaları hakkında benzer sahtecilik iddialarıyla açılan ceza davaları ve kriminal raporların bulunduğunu belirterek, söz konusu borcun geçersizliğinin tespitini, senedin iptalini ve icra takibinin durdurulmasını talep etmektedirler.

T.C.

DENİZLİ
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
4. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO
: ...
KARAR NO
: ...
KARAR TARİHİ
: █████/2025
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
BAŞKAN
: ... (...)
ÜYE
: ... (...)
ÜYE
: ... (...)
KATİP
: ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
: ...
TARİHİ
: ...
NUMARASI
:...
MÜTEVEFFA
: ... -T.C. Kimlik no:...
DAVACILAR
: 1-... -T.C. Kimlik no:...
2-...-T.C. Kimlik no
: ...
VEKİLİ
: Av. ...-
DAVALI
: ...-T.C. Kimlik no:...-.
VEKİLİ
: Av. ...-
DAVANIN KONUSU
: Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
G.KARAR YAZIM TARİHİ
: ...
İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
:
Davacılar vekili dava dilekçesinde; davalının ...İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip başlatıldığını, ancak söz konusu icra takibine dayanak bono üzerinde bulunan imzanın müvekkilinin murisine ait olmaması ve ayrıca müvekkillerin ve müvekkillerin murisinin davalıya herhangi bir borcunun olmadığını, davacıların aleyhine yapılan icra takibine konu senetteki imzanın muris ...'e ait olmadığını, imzaların sahte olduğunu, senetteki atılan iki imza arasında dahi farklılıklar bulunduğunu, senedin muris tarafından doldurulmadığını, senette bulunan yazıların da incelenmesi gerektiğini, muris ...'in hem Fransa'dan hem de Türkiye'den emekli olduğunu, murisin Fransa'dan yaklaşık aylık 1300 Euro, Türkiye'den yaklaşık 3.000 TL emekli maaşı bulunduğunu, yine murisin birçok taşınır taşınmaz malvarlıkları olup, kira gelirlerinin de bulunduğunu, ayrıca murisin vefat etmeden önce yaklaşık 86.000 Euro banka hesabı bulunduğunu, murisin davalıya böyle bir bono düzenlenmesi gerektirecek bir durum veya alışverişinin olmadığını, mal varlığı iyi durumda olan murisin, davalı veya başka herhangi birilerine borçlanmasının hayatın olağan akışına ve ailenin genel durumuna aykırı olduğunu, davalı ...'ın murisin Türkiye'de yaşayan kızı müvekkillerin kardeşi ...ın oğlu; müvekkillerin murisi ...'in torunu olduğunu, ... ve ailesinin her dönem Fransa'daki anne-babası ve müvekkillerinden maddi ve manevi destek gördüğünü, bu durumu çevrelerindeki herkesin bildiğini, murisin, kızına ve kızının eşine güvenmediğinin çevredeki insanların da bildiği bir gerçek olduğunu, murisin borçlu olduğu birden çok senet düzenlendiğini, bu senetlerin bazılarında alacaklı müvekkillerin kardeşi ...'ın oğlu ve murisin torunu ... bazılarında ise alacaklı olarak ...'ın yazdığını, gerek davalı ... hakkında, gerek davalının annesi ... hakkında gerekse ... hakkında senetlerle ilgili ... Başsavcılıklarına suç duyurusunda bulunulduğunu, ...'ın şüpheli olduğu senetlerle ilgili ...Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... dosyasında ... İl Jandarma Kriminal Amirliğinin █████/2022 tarihli uzmanlık raporunda soruşturmaya konu senet üzerindeki imzaların muris ...'e ait olmadığının tespit edildiğini ve buna ilişkin ...Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyasının bulunduğunu, ... hakkında yukarıda bahsedilen senetlerden bir kısmının icra konulmasıyla ilgili "Resmi Belgede Sahtecilik, Kamu Kurum ve Kuruluşları, vb.Tüzel Kişiliklerin Araç Olarak Kullanılması Suretiyle Dolandırıcılığa Teşebbüs" suçlarından dolayı ...Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyasında dava açıldığını, dolayısıyla muris aleyhine yapılan icra takibine konu senetteki imzanın muris ...'e ait olmadığı, imzaların sahte olduğunun açığa çıktığını, davalının takip başlattığı senet incelenecek olunursa senette açıkça görüleceği üzere senet üzerinden söz konusu paranın malen mi nakden mi ödendiğinin belli olmadığını, hal böyle olunca davalının söz konusu parayı nasıl verdiğini ispat etmek zorunda olduğunu, senet üzerinde bedel kaydının bulunması halinde senedin kayda uygun olarak düzenlendiğinin karine olarak kabul edildiğini belirterek, davaya konu sözleşme sebebiyle her türlü tazminat ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, davalı ile davacılar arasında mevcut ve geçerli bir alacak bulunmadığının tespitine, dava konusu senedin iptaline, dava konusu haksız ve yersiz senedin tahsili halinde müvekkilinin telafisi zor maddi ve manevi zararlara uğrayacağı muhtemel olduğundan dava konusu senetle ilgili davalı hakkında ceza dosyası da bulunması sebebiyle teminatsız olarak tedbir kararı verilmesine, teminatsız tedbirin mümkün olmaması halinde bu davaya konu icra dosyasında bulunan 683.714,82 TL nin teminat olarak kabul edilmesine veya uygun teminat karşılığı işbu dosya kapsamında yapılacak yargılama neticesi verilecek mahkeme kararının kesinleşmesine kadar, icra takibinin durdurulmasına, dava konusu senedin ödenmesini engeller mahiyette ve muhtemel icra takiplerinin durdurulması amacıyla ve icra veznesine girecek paranın davalıya ödenmesini engeller mahiyette ihtiyati tedbir kararı verilmesine, senede dayalı haksız icra takibinin ve işlemlerin durdurulmasına, dava sebebiyle uğramış oldukları zararların yasa gereği alacağın %20 sinden az olmamak üzere kötü niyetli davalıdan alınarak davacılara verilmesine, yine alacağın %10 u oranında para cezasına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı taraf, davaya cevap vermemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
:
İlk derece mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; mahkemece yapılan yargılama, toplanan deliller, bilirkişi raporları, tarafların iddia ve savunmaları ve tüm dosya kapsamı hep birlikte değerlendirildiğinde; her ne kadar davacılar tarafından dava konusu senetteki imzanın murislerine ait olduğu hususu inkar edilmiş ise de; ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... sayılı soruşturma dosyasında ... Jandarma Kriminal Laboratuvar Amirliğinden alınan yazı ve imza incelemesi raporunda ve ... İcra Hukuk Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasında ... Adli Tıp Kurumundan aldırılan raporlar ile dava konusu senetteki imzanın davacıların murisine ait olduğu gerekçesiyle, davacıların takibe dayanak bonodaki imzanın murise ait olmadığına dair menfi tespit talebinin reddine; davacı tarafın dava dilekçesi kapsamında icra takibine dayanak olan bononun hile ile alındığını, hile nedeniyle menfi tespit talebinde bulunduklarını, dava dosyası kapsamında dinlenen tanık beyanları, ... Cumhuriyet Başsavcılığının ... Soruşturma sayılı dosyası ve tüm dosya kapsamı itibariyle davacıların murisin elinden senedin hile ile çıktığını ispatlayamadığı anlaşıldığından davacıların hile nedeniyle menfi tespit talebinin reddine karar verildiğini ve davalı vekilinin dosyaya sunmuş olduğu cevap dilekçesinde %20 oranında kötüniyet tazminatının davacıdan alınarak kendisine verilmesini talep ettiğini, İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi gereğince dava, davalı lehine sonuçlandığı, mahkemenin işbu dava dosyasında █████/2023 tarihli davaya konu icra takibindeki icra dosyasındaki icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesine yönelik ihtiyati tedbir kararının uygulandığı anlaşıldığından davalı vekilinin talebi doğrultusunda talep edilen asıl alacak miktarının %20'si oranında (706.400,00 TL) icra inkar tazminatının davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davalıya verilmesine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
:
Davacılar vekili istinaf başvuru dilekçesinde; yerel mahkemenin dava dilekçesinde belirttikleri hususlarda yeterli araştırma yapmaksızın, eksik inceleme ve değerlendirme ile karar verdiğini, yerel mahkemece söz konusu senede ilişkin böyle bir borcun hiç olmadığı, davalının kötü niyetli olduğu, davalı alacaklı ile davacı müvekkillerin murisi ...'in aralarında hiçbir ticari ilişki olmadığını, davalının haksız kazanç peşinde olduğu ve buna bağlı olarak davalı hakkında yaptıkları suç duyuruları neticesinde ceza davaları olduğu ve davalının yargılamalarının devam ettiği, davalının elinde birden fazla senet olduğu, bu senetlerin murise ait olmadığını, davalı ve arkadaşı ...'ın haksız kazanç peşinde olduklarını, davalının annesi ...'ün ceza dosyaları kapsamında verdiği ifadelerinde oğlu ...'ın açıkça haksız kazanç peşinde olduğunu, hile ile senet aldığını belirtmesine rağmen bu konuda itiraz ve beyanları araştırılmadan hüküm kurma yoluna gidilerek müvekkilleri aleyhine karar verildiğini, yerel mahkemenin imza incelemesine ilişkin rapor aldırmadan karar verdiğini bu hususun usul ve yasaya aykırı olduğunu, yerel mahkemenin gerekçesinde davanın konusunu hileye dayalı menfi tespit davası olarak değerlendirerek hüküm kurma yoluna gittiğini, yerel mahkemenin bu değerlendirmesinin hatalı ve eksik olduğunu, ceza ve savcılık dosyalarına değinilmediğini, bu dosyalar incelendiğinde davalı alacaklının haksız kazanç peşinde olduğunu hile ile senetleri muristen aldığının açık olduğunu, müvekkillerinin murisi davalı alacaklıdan hiçbir şekilde senede konu olan 200.000,00 Euroyu almadığını, davalı borçlunun da bu parayı ödediğine dair hiçbir belge sunmadığını, davalı alacaklının ceza ve savcılık dosyaları kapsamında muris ile ticaret yaptığını, bu parayı taşınmaz alım satımı için verdiğini iddia ettiğini ancak bu iddiasına yönelik hiçbir delil sunmadığını, banka kayıtları da sunmadığını, davalı alacaklının davaya cevap vermediğini, söz konusu meblağı murise verdiğini hiçbir şekilde ispat etmediğini, menfi tespit davalarında ispat külfetinin kural olarak davalı alacaklıda olduğunu, davalının haksız kazanç sağlama peşinde olduğu dosya kapsamına sundukları tüm delillerle sabit iken yerel mahkemenin bu hususta hiçbir araştırma yapmadığını, bildirdikleri delilleri nazara almadığını, dosya kapsamında bildirdikleri tüm tanıkların dinlenmediğini, davalının hiçbir bedel vermeden muristen kalan mallara çökmeye çalıştığını, zira davalının ilk önce .... İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı İcra Dosyasında müvekkilleri hakkında 700.000 TL'lik kambiyo senedine ilişkin icra takibi yaptığını, akabinde taraflarınca davalı hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu, soruşturma neticesinde 700.000 TL'lik senet üzerindeki imza davacı müvekkillerin murisine ait çıkmadığını, davalının şuan ... Ağır Ceza mahkemesi ... esas sayılı dosyasında yargılandığını, davalının bu dosya kapsamında verdiği ifadelerinde murise 700.000 TL'yi borç verdiğini belirttiğini, davalı alacaklı ...'ın anneannesinden söz konusu senedi hile ile aldığı annesinin ve dosya kapsamındaki diğer tanıkların beyanlarından ve murisin maddi durumundan açıkça anlaşılmasına rağmen yerel mahkemenin hileyle senedin alınmasında yeterli delil olmadığına yönelik gerekçesinin yetersiz olduğunu, davalı alacaklının, murisin torunu olup ekonomik olarak hiçbir mal varlığının bulunmadığını, murise önce 700.000 TL, sonrasında 200.000 Euro verecek durumunun bulunmadığını, davalı alacaklının borç olarak murise 700.000 TL, sonrasında 200.000 Euro verdiği iddiasının Türk örf, adet, gelenek göreneklerine hiçbir şekilde uymadığını, zira murisin yıllarca Fransa'da çalıştığını, para biriktirdiğini, varlıklı bir insan ve 1942 doğumlu olup davalı alacaklının borcu verdiğini iddia ettiği zaman 78 yaşında olduğunu herhangi bir ticareti ve parayla ilişkisi olmadığı bir dönemde olduğunu, davalı alacaklının iş bu ödemeyi yaptığını iddia ettiği tarihten yaklaşık 4-5 ay sonra murisin vefat ettiğini, davalı alacaklının hileyle muristen ne şekilde imzaladığı belli olmayan bir şekilde muristen imza alarak söz konusu olmayan alacağı yarattığını, davalı alacaklının hiçbir şekilde murise söz konusu parayı vermediğini, hile yoluyla senet alıp icra işlemlerine giriştiğini, davalının bu parayı verebilmesinin mümkün olmadığını, maddi gücünün de bulunmadığını, yerel mahkemenin müvekkileri aleyhine icra inkar tazminatına hükmetmesinin usul ve yasaya aykırılık teşkil ettiğini, müvekkillerinin kötü niyetli olarak itiraz ettiğinin ispatı gerektiğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; yapılan yargılama neticesinde █████/2024 tarihinde yapılan duruşmada; davalı müvekkili aleyhine ikame edilen menfi tespit davanın reddine, asıl alacak miktarının %20'si oranındaki 706.400,00 TL icra inkar tazminatının davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davalıya verilmesine ve sair hususların gerekçeli kararda açıklanmasına karar verilmiş karar verildiğini, taraflarına tebliğ edilen █████/2024 yazım tarihli gerekçeli kararın hüküm kısmının 9. bendinde ise kısa karardan farklı olarak "Mahkememizin █████/2024 tarihli ihtiyati tedbir kararının karar kesinleşinceye kadar devamına, karar kesinleştiğinde kaldırılması için ilgili İcra Dairesi'ne müzekkere yazılmasına," karar verildiğini, ilk derece mahkemesince tefhim edilen kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki bulunduğunu, diğer taraftan menfi tespit davasının yasal dayanağını oluşturan İcra ve İflas Kanunu'nun 72.maddesi uyarınca verilen ihtiyati tedbirin kendisi bir ara karar olup 72/4.maddesinin "Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar." şeklindeki emredici hükmü uyarında menfi tespit davasının reddi kararı ile ihtiyati tedbir kararının kendiliğinden kalktığını, ancak kısa kararla davanın reddine dair hükümün tefhim edilmesi ile ihtiyati tedbir kararının yasanın emredici hükmü gereği kendiliğinden kalktığını, İcra ve İflas Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre özel nitelikte olup öncelikle uygulanması gerektiğini, bunun için davanın reddi kararında ihtiyati tedbirin kalkmış olduğunun açıkça belirtilmiş olması gerekmediği gibi, davanın reddi kararının kesinleşmesinin de zorunlu olmadığını, mahkemenin menfi tespit davasının reddi kararında davanın reddi kararının kesinleşmesine kadar ihtiyati tedbirin devamına karar da veremeyeceğini, zira İcra ve İflas Kanunu'nun 72/4.maddesi hükmünün emredici nitelikte olduğunu, menfi tespit davasının reddi kararı kararı ile ihtiyati tedbir kendiliğinden kalktığından davanın reddi kararı üzerine hemen icra takibine kaldığı yerden devam edileceğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının 9. Bendindeki ihtiyati tedbir kararının kesinleşinceye kadar devamına dair kararın kaldırılmasını istemiştir.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE
:
Dairemizce HMK'nın 355. maddesi kapsamında istinaf dilekçesinde belirtilen hususlarla sınırlı olmak üzere ve kamu düzenine ilişkin hususlar resen dikkate alınarak yapılan inceleme neticesinde;
İstinaf başvurusuna konu uyuşmazlık, kambiyo senedinden kaynaklı imza inkarı ile aldatma hukuksal nedenine dayalı menfi tespit talebine ilişkindir.
Bir hukuki işlem gerçekleştirilirken taraflardan birinin işlem iradesinin oluşum veya beyanı aşamasında ortaya çıkan sakatlıklara irade bozukluğu denir (Fikret Eren: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 22. b., Ankara 2017, s. 392). İrade bozukluğu hâlleri mülga 818 sayılı Kanun’nda (BK) “Rızadaki fesat” başlığı altında “Hata”, “Hile” ve “İkrah” olarak 23 ila 31 inci maddeler arasında hükme bağlanmış iken, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Kanun’da 30 ila 39 uncu maddeler arasında bu defa “Yanılma”, “Aldatma” ve “Korkutma” başlıkları altında düzenlenmiştir.
Kanunda hilenin tanımına doğrudan yer verilmemiş ise de aldatma (hile); genel olarak, bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı korumak yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Nitekim Türk Hukuk Lûgatı’nda aldatma; “bir kişinin davranış ya da sözleriyle yanlış bir düşününce doğmasına bile bile yol açarak bir başka kişiyi istenç bildiriminde bulunmaya ya da sözleşme yapmaya yöneltmesi” olarak ifade edilmiştir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Ankara 2021, C.1, s.44). Hilede irade sakatlığı, hatadan farklı olarak, iradenin beyanında değil oluşumunda meydana gelmektedir. İradenin oluşumundaki sakatlık ise kişinin kendisi dışında başka birinin kasıtlı bir aldatma fiiliyle gerçekleşmektedir. Nitekim, Hukuk Genel Kurulunun 20.10.2010 tarih ve 2010/1-502 Esas, ████████ Karar; █████/2020 tarih ve 2017/1-1831 Esas, ████████ Karar sayılı kararlarında, hilenin; gerçek durumu bilmesi hâlinde bir kimsenin kabul etmeyecek olduğu bir şeyi kabul etmesine diğer bir kimse tarafından yol açılması olduğu vurgulanmıştır. (YHGK 2023/1-50 Esas ve ████████ Karar sayılı ilamı).
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 203/1-ç. maddesinde hukuki işlemlerde irade bozukluğu ile aşırı yararlanma iddiaları senetle ispat zorunluluğunun istisnaları arasında sayılmıştır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun █████/2013 tarihli ve ███████-200 E., █████████ K. sayılı ilamında; hata, hile ve ikrah vakıaları senede bağlanması mümkün olmayan iddialar olup, senetle ispat edilmesinde maddi imkansızlık bulunduğundan, bu iddiaların tanıkla ispat edilebilmesinin mümkün olduğu belirtilmiştir.
Aldatma (hile) her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 39. maddesine göre, “Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır.” denilmek suretiyle aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıl içerisinde sözleşmeden dönebileceği hüküm altına alınmıştır.
Davacı tarafın istinaf itirazları açısından:
Dosyadaki belgelere, mevcut delil durumuna, kararın dayandığı delillerle belirtilen gerekçelere, davacı tarafın senetteki imzanın miras bırakana ait olmadığı iddiasının Jandarma Kriminal ve ATK raporlarıyla sübut bulmadığına, davalının annesi ...'ın, ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... Soruşturma nolu dosyasında müşteki olarak verdiği ifadesinde hile iddialarını doğrulamış ise de, icra takibinde kendisi de borçlu olduğundan menfaat çatışması bulunduğu için beyanının hükme esas alınamayacağına, dinlenen tanıkların beyanlarında da hileye ilişkin somut bir ifade bulunmamasına, takibin tedbiren durdurulmasına karar verildiğinden 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72/4. maddesi uyarınca icra inkar tazminatına hükmedilmesinde yanlışlık bulunmamasına göre, ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesinin usul ve yasaya uygun olduğu, kanunun olaya uygulanmasında hata edilmediği, ihtilafın doğru tanımlandığı anlaşmakla; davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
Davalı tarafın istinaf itirazları açısından:
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72/4. maddesi "Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez" şeklinde,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 397/2 maddesi ise "İhtiyati tedbir kararının etkisi, aksi belirtilmediği takdirde, nihai kararın kesinleşmesine kadar devam eder" şeklinde düzenlenmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun ███████-376 Esas ve ████████ Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere, İcra ve İflas Kanunu, icra takip hukuku açısından Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre özel kanun olup, takip hukukuna ilişin uyuşmazlıklarda öncelikle İcra ve İflas Kanunu hükümlerinin uygulanması ve bu kanunda hüküm bulunmayan durumlarda ise İcra ve İflas Kanunu'nda gönderme olması veya anılan kanuna aykırılık oluşturması koşuluyla genel nitelikte olan Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekir. Hukukumuzda tespit davaları hakkında genel bir hüküm bulunmamaktadır. Menfi tespit davasının icra takibine etkisini belirlemek için, menfi tespit davası İcra ve İflas Kanunu'nda özel olarak düzenlenmiştir. Bu nedenle HMK'nın 397/2. maddesi hükmüne göre, İİK'nın 72/4. maddesi hükmü özel nitelikte olup öncelikle uygulanması gerekir. İİK'nın 72/4 maddesine göre, menfi tespit davasının reddi kararı ile ihtiyati tedbir kararı kendiliğinden kalkar. Bunun için davanın reddi kararında ihtiyati tedbirin kalkmış olduğunun açıkça belirtilmiş olması gerekli olmadığı gibi anılan düzenlemenin, 2. cümlesinden anlaşılacağı üzere, davanın reddi kararının kesinleşmesi de şart değildir. Mahkeme menfi tespit davasının reddi kararında davanın reddi kararının kesinleşmesine kadar ihtiyati tedbirin devamına karar veremez. Çünkü İİK'nun 72/4. c.1. maddesi hükmü mutlaktır (kesindir). Aynı nedenle HMK'nın 397/2 maddesi hükmü burada uygulanmaz. Menfi tespit davasının reddi kararı ile ihtiyati tedbir kendiliğinden kalktığından davanın reddi üzerine hemen icra takibine kaldığı yerden devam edilir ( Kuru, B.: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013 s. 375 ).
Eldeki dava, İİK gereğince açılmış menfi tespit davası olup İİK 72/4. maddesi gereğince “dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar” emredici hükmüne rağmen ilk derece mahkemesinin ihtiyati tedbir kararının devamına karar verilmesi yanlış olmuştur. İlk derece mahkemesinin menfi tespit davasının reddi ile birlikte, ihtiyati tedbirin devamına ve kaldırılmasına ilişkin bir hüküm kurmasına gerek bulunmamaktadır. Nitekim, kanunun emredici hükmü gereği, menfi tespit davasının reddi ile birlikte ihtiyati tedbir kararı kendiliğinden kalkacaktır. Bu durumda, ilk derece mahkemesinin hükmündeki, ihtiyati tedbirin karar kesinleşinceye kadar devamına ilişkin bölümün kaldırılması gerektiğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle kararının HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince düzeltilmesine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM
: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
A)... Mahkemesi'nin ... tarih, ... Esas ... Karar kararına karşı davacılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
1-Harç peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
2-Davacılar tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
B)Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, ... Mahkemesi'nin ... tarih, ... Esas ... Karar kararının HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince düzeltilerek aşağıdaki şekilde yeniden karar verilmek üzere KALDIRILMASINA,
1-)Davacıların ... Dairesi'nin ... İcra sayılı dosyası yönünden açmış olduğu menfi tespit davasının REDDİNE,
2-) İcra ve İflas Kanunu'nun 72/4. maddesi gereğince asıl alacak miktarının (Merkez Bankası'nın takip tarihinde yayınladığı Euro/TL paritesindeki efektif satış kuruna göre hesap edilen, 1 Euro=17,66 TL) %20'si oranında (706.400,00 TL ) icra inkar tazminatının davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davalıya verilmesine,
3-) Karar tarihi itibariyle alınması gereken 615,40 TL maktu karar ve ilam harcından evvelce peşin alınan 62.552,54 TL'nin mahsubu ile fazla yatan 61.937,14 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacılara iadesine,
4-) Arabuluculuk ücreti için Hazine tarafından sarf edilen 3.120,00 TL'nin davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak Hazineye irad kaydına,
5-) Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin davacılar üzerine bırakılmasına,
Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
6-) Davalı kendini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesaplanan 437.028,98 TL vekalet ücretinin davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davalıya verilmesine,
7-) Yargılama gideri için tahsil edilen gider ve delil avansının kullanılmayan kısmının HMK’nın 333. maddesi uyarınca hükmün kesinleşmesinden itibaren mahkeme yazı işleri müdürü tarafından ilgilisine iadesine,
8-) Dosyanın kesinleşmesine müteakip evrak asıllarının ilgili kurumlara ve kişilere iadesine,
B)İstinaf yargılaması bakımından
:
1-Davalı tarafından yatırılan 615,40TL istinaf karar harcının talebi halinde kendisine iadesine,
2-Davalı tarafından yapılan 300,00 TL posta ücreti ve 1.683,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı olmak üzere toplam 1.983,10 TL istinaf yargılama giderinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine,
3-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
C)Gider avansından kalan kısmın karar kesinleştiğinde re'sen yatırana iadesine,
Ç)İstinaf kararının dairemizce taraflara tebliğine,
D)Harç ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. ...
...
Başkan ...
...
Üye ...
...
Üye ...
...
Katip ...
Bu belge güvenli elektronik imza ile imzalanmıştır.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!