Anahtar kelimeler: Gününün Gelenlerin Geldiler İstemli Bittiği Başlandı Davalıkarşı Davetiye Davacıkarşı Günde

MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
SAYISI
: ████████ E., ████████ K.İLK DERECE MAHKEMESİ
: ... Asliye Hukuk MahkemesiSAYISI
: ████████ E., ███████ K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl davada davalı/karşı davada davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 24.02.2026 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.Belli edilen günde temyiz eden davalı/karşı davacı vekili Avukat ... ile karşı taraftan davacı/karşı davalı vekili Avukat .......geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Gelenlerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra açık duruşmanın bittiği bildirildi. İşin incelenerek karara bağlanması için Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVADavacı vekili dava dilekçesinde; davacının paydaşı olduğu 1 04... parselin yakınına davalı tarafından rüzgar türbininin inşa edildiğini, davalı Şirket tarafından santralin, yerleşim yerine en az 300 metre uzağına kurulması gerekirken davacıya ait evin 80 metre uzağına kurulduğunun tespit edildiğini, bahse konu türbinin hem rahatsız edici yüksek ses çıkardığını, hem de fiili olarak rahatsızlık yarattığını, ses nedeni ile evin balkonunda, bahçesinde oturamaz hâle gelindiğini ileri sürerek; 7 numaralı rüzgar türbininin yıkılmasını, davacının uğramış olduğu manevi zararlarına karşılık 50.000,00 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep etmiştir.II. CEVAPDavalı vekili cevap dilekçesinde ve karşı davasında; kurulan santralin hukuka aykırı olmadığını, elektrik üretim lisansının verildiğini, verilen lisansla tesisin koordinatlarının belirlendiğini, tesise ilişkin kamu yararı kararı ve ardından inşaat ruhsatının alındığını, imar planlarına işlendiğini, tesisin geçici kabulünün Bakanlık yetkililerince tamamlandığını, davacının evinin kaçak yapı olduğunu, kaçak yapılan bu yapının malikliğinden bahsedilerek bu davanın açılamayacağını, 12.06.2015 tarihli gürültü seviyesi değerlendirme raporuna göre ses seviyesinin belirlenen sınırlar içerisinde olduğunun tespit edildiğini belirterek davanın reddini savunmuş; karşı davasında; kaçak yapının 300 metre koruma bandında olması sebebiyle tesisin çalışmasına engel olunduğunu, Şirketin tasarrufu altındaki alana (çalışma alanının kısıtlanması suretiyle) el atıldığını belirterek, davalının el atmasının önlenmesini ve imara aykırı kaçak yapının yıkılmasını talep etmiştir.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin karar başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; asıl davada; mahallinde yapılan keşif ve alınan raporlar neticesinde davacının konutu ile 7 numaralı türbin arasındaki mesafenin 300 metre olması gerekirken 80 metre olduğu, raporda gürültüye alternatif bir çözüm yolu olarak türbinin daha yavaş dönmesinin sağlanabileceği belirtilmiş ise de, türbinin konut ve yaşam alanlarına yakın mesafede bulunmasının, çevreye verdiği gürültü dışında türbinde oluşabilecek olası büyük kazalar, kanat kopması, kule devrilmesi gibi pek çok riski de beraberinde getirdiği gerekçesiyle davacının konutuna yapılan müdahalenin men'ine ve türbinin kaline karar verildiği, karşı davada ise; davacı tarafından inşaat ruhsatı ve iskân ruhsatı olmaksızın inşa edilmiş “kaçak yapı” konumunda bulunan davacıya ait taşınmaz yönünden müdahalenin men'i ile kâl'i talebinde bulunulduğu, .... Belediye Başkanlığının dava konusu taşınmaz ile ilgili bina tespit ve değerlendirme raporu düzenlendiği, 2003 yılındaki Google Earth görüntüsünden 1 04... parselde binanın olduğunun gözlemlendiği, 6360 sayılı Kanun kapsamında bina ruhsatlandırılabilecek yapılar kapsamında olduğu, akabinde binanın ruhsatlandırıldığı, karşı davada talep edilen müdahalenin men'i ve kâl'i talebinin reddine karar verildiği, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin █████████ Esas, ████████ Karar sayılı ilâmıyla davalı-karşı davacının istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar verildiğinden, karşı dava yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.IV. İSTİNAFİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin karar başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; asıl davada davacı-karşı davada davalı vekilinin istinaf başvurusu yönünden; dava konusu müdahale nedeniyle manevi tazminat istem koşullarının eldeki dava bakımından oluşmadığından asıl davada davacı-karşı davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine; asıl davada davalı-karşı davada davacı vekilinin istinaf başvuruları yönünden; imara aykırılık hususunun idareyi ilgilendirdiği, eldeki davada komşuluk hukukundan kaynaklı zararın giderilmesi amacıyla müdahalenin önlenmesi ve yıkım talebinde bulunulduğu, davalıya ait rüzgar pilonunun davacı ve davacının yaşadığı alana vermiş olduğu zarar ve oluşturduğu risk durumu dikkate alınarak değerlendirme yapıldığı, kaldı ki konutun 2004 yılından evvel yerinde bulunduğunun Belediye cevabından anlaşıldığı, türbinin kurulmasına yönelik işlemlerin daha sonra faaliyete geçirildiği, davacının konutu ile 7 numaralı türbin arasındaki mesafenin 300 metre olması gerekirken 80 metre olduğu anlaşılmakla bilirkişi raporu ile gürültüye alternatif bir çözüm yolu olarak türbinin daha yavaş dönmesinin sağlanabileceği belirtilmiş ise de, türbinin konut ve yaşam alanlarına yakın mesafede bulunmasının, çevreye verdiği gürültü dışında türbinde oluşabilecek olası büyük kazalar, kanat kopması, kule devrilmesi, ... düşmesi gibi pek çok riski de beraberinde getirdiği anlaşıldığından, alternatif çözüm yolunun yetersiz kalacağı değerlendirilerek davacının konutuna yapılan müdahalenin men'ine ve türbinin kaline karar verilmesi yerinde görülmekle asıl davada davalı-karşı davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.V. TEMYİZA. Temyiz SebepleriAsıl davada davalı-karşı davada davacı vekilinin duruşma talepli temyiz dilekçesinde; tribünün her türlü yasal onay alınarak yapıldığını, 04.05.2012 tarihinde faaliyete geçtiğini, lisans tarihinin 29.09.2008 olduğu, davacının ruhsatsız yapısının inşa tarihinden çok önce bu lisansa göre koordinatların belirlendiğini, davacının kaçak yapısının bu tarihten sonra yapıldığını, uydu görüntüleri incelenerek hazırlanan raporda 2004 yılında yapıya ilişkin bir görüntünün tespit edilemediğini, 2011 yılından sonra tespit edilebildiğini, fakat Mahkemece Belediyeden gelen bir incelemeye dayanılmaksızın verilen yazı cevabının esas alındığını, kaldı ki elektrik aboneliğinin 2009 yılında başladığını, bu durumunda 2004 yılında bir binanın olmadığının göstergesi olduğunu, Mahkemece verilen bu karar ile örtülü şekilde lisans iptalinin söz konusu olduğunu, bu hususun yetki aşımı niteliğini taşıdığını, Mahkemece karara dayanak yapılan 300 metreye ilişkin sınıra dair yasal düzenlemesinin bulunmadığını, yıkım, kaldırma ve türbin bedelinin depo edilmeksizin karar verilmesinin hatalı olduğunu, davalının kusuru bulunmadığını, türbin kaldırma, yeni bir yere taşınma, kâr kaybı gözetildiğinde Mahkemece yarar ve çıkar dengesinin gözetilmediğini, gürültü sınırının aşılmadığını, ses düzeyinin yönetmelikte sınırların altında kaldığını, davacının söz konusu yapıda sürekli ikamet etmediğini, kaçak yapı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.B. Değerlendirme ve GerekçeUyuşmazlık, asıl davada komşuluk hukukundan kaynaklı yıkım ve manevi tazminat; karşı davada ise el atmanın önlenmesi ve yıkım taleplerine ilişkindir.Çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet, geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevlerde yükleyen bir ayni haktır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 683. maddesinde "Bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir." hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıktan kaçınmakla yükümlü kılan aynı Kanun'un 737. maddesi, "Herkes, taşınmaz mülkiyetinden doğan yetkileri kullanırken ve özellikle işletme faaliyetini sürdürürken, komşularını olumsuz şekilde etkileyecek taşkınlıktan kaçınmakla yükümlüdür. Özellikle, taşınmazın durumuna, niteliğine ve yerel âdete göre komşular arasında hoş görülebilecek dereceyi aşan duman, buğu, kurum, toz, koku çıkartarak, gürültü veya sarsıntı yaparak rahatsızlık vermek yasaktır. Yerel âdete uygun ve kaçınılmaz taşkınlıklardan doğan denkleştirmeye ilişkin haklar saklıdır." şeklinde düzenlenmiştir.Komşuluk hukukundan kaynaklanan el atmanın önlenmesi davalarında davalının kusurlu olması aranmaz. Davalının kusurlu olup olmaması, kasıtlı hareket edip etmemesi, el atmanın önlenmesi davasına etkili değildir. Yeter ki davalının eylemi ile davacının zararı arasında illiyet bağı bulunsun. Davalının hiçbir kusuru olmasa dâhi, el atmanın önlenmesine, eski hâle getirme ve tazminata hükmedilebilir. Kural olarak davacının zararının doğmaması için bir önlem almaması da el atmanın önlenmesi davasını etkilemez.Bu tür davalarda hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve âdetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini göz önünde bulundurarak komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama, zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır.Zarar tehlikesinin belirlenebilmesi için Mahkemece yapılacak keşifte, kadastro mühendisi veya tapu fen memuru bilirkişi yanında davanın niteliğine, tarafların iddia ve savunmalarına göre, en uygun ihtisas grubu ve meslek erbabından seçilecek bilirkişiler hazır bulundurulmalı; düzenlenecek bilirkişi raporlarında, alınması gereken önlemler gösterilmeli; yıkım, eski hâle getirme gibi talepler gerekçeli olarak değerlendirilmelidir. Davacının zararının önlenmesi esas olmakla birlikte, davalıya da en az zarar verecek veya külfet yükleyecek önlem veya önlemler belirtilmelidir.Yapılan genel açıklamalardan sonra somut olaya gelince; asıl davada davacı tarafından, davalı Şirkete ait rüzgar türbininin yerleşim yerine (davacının evine) olan mesafesinin 300 metre olması gerekirken 80 metre olduğu ve türbinin gürültü yönünden rahatsızlık yarattığı ileri sürülerek yıkım talep edilmiştir.Hükme esas alınan bilirkişi raporunda; yerleşim alanlarında veya yakınlarında kurulan rüzgar enerji santrallerinin iki farklı zararının bulunduğu, bunların çalışma sırasında çevreye vereceği gürültü ile türbinde oluşabilecek olası büyük kazalar (kanat kopması, kulenin devrilmesi gibi) olduğu, davacının konutu ile 7 numaralı türbin arasındaki mesafenin 300 metre olması gerekirken 80 metre olduğu, bu uzaklığın ciddi risk taşıdığı, yapılan gürültü ölçümlerinde konutun içinde gürültünün mevzuatta belirtilen değerlerin üzerinde olduğu, bu gürültünün insan sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olduğu, rüzgar türbininin mekanik ekipmanlarının periyodik bakımlarının standartlara uygun şekilde yapılması ve sesi kesecek izolasyon tedbirleri ile mekanik nedenlerden dolayı açığa çıkan gürültünün azaltılabileceği, gürültünün üretimi kısarak kanatların daha yavaş dönmesi sağlanarak azaltılabileceği belirtilmiş; İlk Derece Mahkemesince ve Bölge Adliye Mahkemesince, gürültü nedeni ile raporda alternatif çözüm yolları belirtilmiş ise de, türbinde meydana gelebilecek büyük kazalar nedeni ile pek çok riski beraberinde getirdiği gerekçesiyle 7 numaralı rüzgar türbininin yıkımına karar verilmiştir.Ne var ki, hükme esas alınan bilirkişi raporunda rüzgar türbininin zarar tehlikesi hususunda kapsamlı bir değerlendirme yapılmadığı gibi raporda sıralanan tehlikeleri giderebilecek önlemlerin de belirtilmediği görülmüştür. Komşuluk hukukunda yıkımın en son çare olduğu göz önünde bulundurularak rüzgar türbininin davacının konutunda meydana getirdiği gürültü ve olası tehlikeler yönünden alınabilecek önlemlerin daha detaylı incelenmesi zorunludur.Bunun yanında, İlk Derece Mahkemesince ve Bölge Adliye Mahkemesince rüzgar türbininin yerleşim yerine 300 metre uzaklıkta olması gerektiği kabul edilerek mevzuata uygun olmadığı değerlendirilmiş ise de, rüzgar türbinlerinin yerleşim yerlerine mesafesine ilişkin yasal bir düzenleme olmadığı, rüzgar türbinlerinin yerleşim yerine her yönden 300 metre sağlık koruma bandı olmasının uygun görüldüğünün belirtildiği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün 13.03.2015 tarihli müzekkere cevabının ise bir tavsiye niteliğinde olduğu açıktır.O hâlde Mahkemece, kadastro mühendisi, makine mühendisi, iş sağlığı ve güvenliği uzmanı ile çevre mühendisinden oluşacak yeni bir bilirkişi heyeti ile mahallinde yeniden keşif yapılarak bilirkişi heyetinden; 7 numaralı rüzgar türbininin davacının konutunda meydana getirdiği gürültü seviyesinin tereddütsüz şekilde belirlenip gürültünün mevzuata aykırı olması hâlinde alınabilecek tedbirlerin sıralanması, yine davacının evinde ses yalıtımı gibi seçeneklerin değerlendirilmesi, gerekirse ilgili tedbirlerin masraflarının davalıdan karşılanarak muarazanın giderilmesi ayrıca rüzgar türbininin meydana getirebileceği kazalara yönelik önlemler bakımından denetime elverişli rapor alınması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme sonucu verilen karar hatalı olup bu nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.VI. KARARAçıklanan sebeplerle;Yukarıda açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Yargıtay duruşma vekâlet ücreti olan 40.000,00 TL'nin davacı karşı davada davalı ...'dan alınarak davalı karşı davada davacı ...Ş.'ye verilmesine,Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,24.02.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi.K A R Ş I O YMahallinde yapılan keşif sonrasında Bilirkişilerden İnşaat Mühendisi İlhan Kılıç tarafından hazırlanarak mahkemeye sunulan 14.11.2016 tarihli raporda; "(...) ... ilçesine bağlı Şenköy Mahallesinde kain 1 04... parsel numaralı taşınmaz ... Tapu Müdürlüğünün dosyada mevcut █████/2015 tarihli tapu kaydında 89.637, 25... alana sahip tarla vasfında belirtilmiş olup elbirliği ile davacı-karşı davalı ... ve diğer malikler arasında ortak mülkiyetlidir. (...) ... Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğünün dosyada mevcut 18.03.2016 tarih ve 245 sayılı yazısında .... Mahallesi 1 04... parsel numaralı taşınmazın imar planı dışında bulunduğu, inşaat sahibi ...'nın inşaat ve iskan ruhsatı bulunmadığı belirtilmektedir...." denilmektedir. Davalı Şirkete ait olan ve asıl davanın konusunu oluşturan rüzgar tribünü ise, yine dosya içerisinde örneği bulunan Şenköy Belediye Başkanlığı tarafından düzenlenen 12.04.2012 tarihli İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatı ile ruhsatlandırılmıştır. Ruhsat verilmeden önce alınması gereken ÇED raporu da dosya içerisindedir.Tüm bu delillere ve dosya kapsamına göre dava konusu tribün, yürürlükteki yasal mevzuta uygun bir şekilde kurulup işletilmektedir. Davacıya ait ev ise, (taraflar arasındaki bu ihtilaf hiç doğmamış olsaydı bile) imar mevzuatına göre ruhsatsız, kaçak ve bu nedenle yıkılması gereken bir yapıdır. Bundan da öte, davacıya ait binanın bulunduğu taşınmaz imar planı dışındadır. Yani, taşınmazın imar durumu değişmediği müddetçe, bu taşınmaza, 3194 sayılı İmar Kanunu'na uygun ruhsatlı bir bina yapılması bile mümkün değildir. Mevcut delil durumu bu şekilde iken, İlk Derece Mahkemesince bu yönler irdelenmeksizin, 4721 sayılı Kanun'un 683. maddesi ile 730 ve devamı maddelerindeki komşuluk hukukuna ilişkin düzenlemeler gerekçe gösterilerek asıl davanın kabulüne, müdahalenin önlenmesine ve rüzgar tribününün kal'ine karar verilmiştir. Davalının istinaf başvurusu ise, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesinin 12.02.2025 tarihli ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararı ile reddedilmiştir.4721 sayılı Kanun'un 737 ve devamı maddeleri, imar mevzuatına uygun olarak yapılmış binalarda ikamet eden komşuların biribirlerine karşı hak ve sorumluluklarına ilişkindir. Yukarıda açıklanan gerekçeler nedeniyle somut uyuşmazlıkta uygulanma imkanı bulunmamaktadır.Aksi kabul edilse dâhi; davalı Şirket, kâl'ine karar verilen tribün için yukarıda belirtilen çalışma ruhsatını almıştır. Bu ruhsat idare mahkemesinde iptal edilmeden davanın kabulüne karar verilmesi mümkün değildir.Yapılan yargılama sonunda, tarafların tüm delilleri toplanmıştır. Dairemizin bozma gerekçesindeki hususlar bilirkişilerce irdelenmiş, alınabilecek tedbirler sıralanmıştır. Yeniden yapılacak bilirkişi incelemesi, dosyadaki raporların tekrarı niteliğinde olacaktır ve dosyaya yeni bir bilgi kazandırmayacaktır.Bu nedenle; asıl davada davalı Şirketin temyiz itirazlarının kabulü ile, temyiz incelmesine konu Bölge Adliye Mahkemesinin kararının kaldırılarak, asıl davanın reddine karar verilmesi için ilk Derece Mahkemesinin kararının kesin olarak bozulması gerektiği kanaatinde olduğumdan, Sayın Çoğunluğun araştırma bozması yapılması yönündeki bozma gerekçesine katılmıyorum.