Anahtar kelimeler: Kefalet Menfi Takibi Tarafça İlamda Haciz Başlatıldığını Özetle İstanbul Mal

T.C.
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ43. HUKUK DAİRESİDOSYA NO
: █████████KARAR NO
: ████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N AB Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ
: İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ
: █████/2021NUMARASI
: ████████ Esas - ████████ KararDAVA
: Menfi Tespit (Kefalet Sözleşmesinden Kaynaklanan)İSTİNAF KARAR TARİHİ
: █████/2026Taraflar arasındaki Menfi Tespit (Kefalet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİDAVA
: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili aleyhine davalı tarafça icra takibi başlatıldığını, müvekkilinin mal varlığının, taşınmazlarının üzerine haciz şerhleri konulduğunu, ancak müvekkiline usulüne uygun tebligat yapılmadığı için icra takibinden haberdar olamadığını, icraya konu alacağın kaynağının taraflarınca tespit edilemediğini, müvekkilinin ne davalı alacaklı tarafa ne de dava dışı icra dosya borçlularına herhangi bir borcunun bulunmadığını beyanla icra takibinin ve bu takip içerisindeki her türlü icrai işlemin tedbiren durdurulmasını, müvekkilinin borçlu olmadığının tespitini ve davalının %20'den az olmamak üzere tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.CEVAP
:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; icra takibindeki asıl borçlunun dava dışı .... olup, davalı ...'ın ise müşterek borçlu müteselsil kefil olduğunu, hesabın kat edilmesine rağmen borcun ödenmemesi üzerine temlik veren banka tarafından borçlular hakkında icra takibi başlatıldığını, borçluların itiraz etmemesi üzerine müvekkilinin alacağını tahsil etmek üzere temlik veren banka tarafından davacıların mal varlığının sorgusunun yapılarak haciz işlemlerinin gerçekleştiğini, takibin kesinleştiğini ancak borçluların borcu ya da ferilerine itiraz etmediğini beyanla davanın reddini ve davacı yanın %20'den az olmamak üzere tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...Öncelikle, takip alacaklısı banka ile davacının kefil sıfatıyla imzasının bulunduğu 1998 tarihli üç adet genel kredi sözleşmesinin mevcut olduğu, takibin genel kredi sözleşmelerinin imzalandığı yıl içinde başlatıldığı, davalı tarafça takipte imzaya ilişkin herhangi bir itiraz ileri sürülmediği ve takibin kesinleştiği, davacı yanın bu aşamada ileri sürdüğü imza itirazı hayatın olağan akışına aykırı olduğu gibi davacı tarafın 10.920,00 TL bedelli alacak hakkında █████/1998 tarihinde icra dosyasına verdiği bir borç ödeme taahhüdünün bulunduğu, böylelikle davacı tarafça takibe konu asıl alacağın kabul edilmiş olduğu, zira imza incelemesine karar verilmesi halinde dahi 1998 yılı öncesine ilişkin imza örneklerinin 23 sene sonra mahkememizde yapılacak incelemeye ibraz edilemeyeceğinin kuvvetle ihtimal olduğu anlaşıldığından, açıklanan sebeplerle davacı yanın imzaya ilişkin itirazının reddine karar verilmiştir.Davacı yan genel kredi sözleşmelerinde kefaletin şartlarının bulunmadığını iddia etmiş olup, 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde imzalanan sözleşmelerde yasanın 484. maddesinin "Kefaletin sıhhati, tahriri şekle riayet etmeğe ve kefilin mes'ul olacağı muayyen bir mikdar iraesine mütevakkıftır." hükmü kapsamında inceleme yapılacağı, anılı maddeye göre kefalet sözleşmesinin geçerliğinin yazılı şekilde yapılmasına ve kefilin sorumlu olacağı tutarın belirtilmesine bağlı olduğu, alacaklı banka ile davacı arasındaki genel kredi sözleşmelerinde davacı kefilin sözleşmenin kredi limitinin yazıldığı ve sözleşmeye kefil olduğuna dair sayfalarında imzasının bulunduğu ve sözleşmelerin yazılı şekilde yapıldıkları görüldüğünden kefaletin şartlarının tam olduğu, nitekim yukarıdaki paragrafta belirtilen borç ödeme taahhüdünün varlığının dahi bu şartlar mevcut olmasa dahi, davacı tarafın kefilliği kabul ettiğine işaret ettiğinden davacı yanın kefaletin şartlarının bulunmadığına dair itirazının da reddine karar vermek gerekmiştir.818 sayılı Borçlar Kanunu'nda mevcut değil ise de, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na 598. madde ile ilk defa kefaletin 10 yıllık hak düşürücü süreye tabi olduğuna dair hüküm eklendiği, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun uyarınca bu sürenin davacının kefaletine etkisinin incelenmesi gerekmekle, 6101 sayılı Kanun'un 1. maddesinin son cümlesinde ''....Ancak Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiili ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye Türk Borçlar Kanunu'nun hükümlerine tabidir'" denildiği, Türk Borçlar Kanununun 598/4. maddesinde ''Kefalet 10 yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak 10 yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir.'' şeklinde düzenleme yapıldığı, eldeki menfi tespit davası Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılmış ise de, takip tarihi itibarıyla 10 yıllık hak düşürücü süreye ilişkin düzenlemenin yürürlükte olmadığı, olsa idi dahi somut olayda her ne kadar takip █████/2007 tarihinde yenilenmiş ise de, ilk takibin genel kredi sözleşmelerinin imzalandığı 1998 yılı itibarıyla başlatıldığı ve takip tarihi itibarıyla 10 yıllık hak düşürücü sürenin gerçekleşmediği ve takip alacaklısının kefile başvuru hakkının devam ettiği, davacının kefaletinin sona ermediği anlaşılmıştır.Davacı yanın bir diğer itirazı ise, takipteki faize ilişkin olup, bunun için davacıya çekilen kat ihtarnamelerinin tebliğ tarihlerinin belirlenmesinin gerektiği, .... Noterliği'nin ... yevmiye nolu ihtarnamelerinin tebliğ şerhlerinin tetkikinde, ihtarnamelerin tamamının davacıya tebliğ edilemeden iade olduğu, genel kredi sözleşmelerindeki müşterinin sözleşmedeki adresinin kanuni ikametgah olarak kabul edildiği ve bu adresin değiştiğinin bankaya bildirilmemesi halinde yapılacak tebligatların yapılmış sayılacağına dair 27. maddenin kefiller yönünden düzenleme içermemesi sebebiyle davacı kefil açısından geçerliliğinin bulunmadığı, bu sebeple davacı kefile yapılıp iade olan ihtarnamelerin davacıyı temerrüde düşürücü etkiye sahip olmadığı, alacaklı banka tarafından faizin yalnız takip tarihi itibarıyla istenebileceği, icra dosyasına sunulan borç ödeme taahhüdünün takipteki işlemiş faiz borcunu kapsamadığı anlaşıldığından bu taahhütname ile işlemiş faizin kabul edildiğinden bahsedilemeyeceği, dava konusu takipte 12.018,94 TL asıl alacak, 4.296,77 TL işlemiş faiz ve 214,84 TL BSMV olmak üzere toplam 16.530,55 TL talep edilmekle, davacının takip tarihi itibarıyla temerrüde düşmesi nedeniyle davacı yanın yalnız takipte istenen işlemiş faiz ve bunun BSMV'sine ilişkin olarak menfi tespit isteminin yerinde olduğu anlaşılmakla, açıklanan gerekçelerle davanın kısmen kabulüne, ....İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı takip dosyasındaki 4.296,77 TL işlemiş faiz ve 214,84 TL BSMV toplamı 4.511,61 TL alacak yönünden davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, fazlaya ilişkin istemin reddine" karar verilmiştir.İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesince taleplerinin hiç incelenmeden hüküm kurulduğunu, müvekkili aleyhine başlatılan icra takibinde faiz oranına itiraz etmiş olmalarına karşın ilk derece mahkemesince bu yönde bir karar verilmemesinin hukuka aykırı olduğunu, eski BK 484, 490. maddelerine göre davalıların müteselsil kefil olarak sorumluluğunun ancak sağlanmış kredinin anapara ve fer’ilerinin ve işleyen faizi ile işlemiş faizin bir yıllığının toplamından kefalet limitini geçmemek üzere olduğunu, ilk derece mahkemesince buna dikkat edilmediğini, icra takibinde 12.018.93-TL asıl alacak tutarı kefalet limitini geçmesine rağmen asıl alacak yönünden davanın reddine karar verildiğini, borç ödeme taahhüdünde dürüstlük kuralına aykırı bir şekilde fahiş faiz oranı kararlaştırıldığını, faiz oranının müvekkilin mahvına sebep olacağından faizin indirilmesi gerektiğini, ilk derece mahkemesinin hükme esas aldığı "Borç Ödeme Taahhüdü" başlıklı belgede müvekkilin icra takibine konu kredi sözleşmelerindeki imzayı kabul ettiği şeklinde bir ifade geçmediğini, müvekkilinin hangi belgeyi görerek söz konusu borç ödeme taahhüdünü imzaladığının belirli olmadığını, bu sebeple müvekkilin imza itirazında bulunmayacağının kabul edilemeyeceğini, nitekim her ihtimalde, müvekkilin menfi tespit davası ile söz konusu imzanın kendisine ait olmadığı yönünde itirazda bulunmasını engelleyen yasal bir düzenleme olmadığını, takip tarihi itibariyle genel kredi sözleşmesinin 1998 yılı itibariyle imzalandığını, takibin tarihte başlatıldığı ve 05.06.2007 tarihinde yenilendiğini, akabinde icra takibinin yenilenmediğini, icra takibinde herhangi bir işlem yapılmadığını, takibin işlemsiz bırakıldığı göz önüne alındığında dava tarihi itibariyle TBK 598/4 gereğince 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğunu, resen incelenmesi gereken bu hususun mahkemece değerlendirilmeyerek eksik ve hatalı inceleme ile verilen kararın ortadan kaldırılması gerektiğini, kefaletin şekil şartları ve kefilin sorumlu tutulabileceği azami tutarın eksik ve hatalı incelendiğini, hak düşürücü süre gerçekleşmiş olmasına rağmen ilk derece mahkemesince eksik ve hatalı inceleme yapıldığını, İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 09.11.2021 tarihli ████████ E., ████████ K. sayılı davanın kısmen kabul kararına karşı istinaf başvurularının kabulü ile kararın istinaf incelemesi neticesinde ortadan kaldırılmasına, lehe kısımlarının onanmasına, tüm yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; kefalet fer'i bir nitelik taşımakta olup asıl borçlu hakkındaki maddelerin kefiller açısından da geçerli olduğunu, nitekim genel kredi sözleşmesi, yalnızca asıl borçlu ile akdedilmemiş olup, davacı/kefilin sözleşmede imzası bulunduğunu, belirtilen 27.maddede "asıl borçlu" tabiri kullanılmamakta "müşteri" ibaresi yer aldığını, sözleşmenin gerek lafzından gerek ruhundan ilgili maddelerin borçlu ve kefalet verenler açısından uygulanmak üzere düzenlendiğinin açık olduğunu, davacı/kefil açısından da sözleşmede imzasının yer alması sebebiyle 27. maddenin geçerli olduğunu, dolayısıyla davacının temerrüde düştüğünün kabul edilmesi gerektiğini, icra inkar tazminatı taleplerinin değerlendirilmeksizin hüküm kurulduğunu, talepleri değerlendirilmeden karar verilmesi eksik ve hatalı olup, bu yönden de kararın bozularak tazminata hükmedilmesi gerektiğini, Yargıtay 19. H.D. E. █████████, K. ██████████ uyarınca "Dava İİK. 'nun 72. maddesine göre açılmış menfi tesbit davası olup nispi harca tabi olduğunu, bu durumda davanın kabulü veya reddi halinde yürürlükteki Avukatlık Ücreti Tarifesi hükümleri uyarınca taraflar yararına nispi vekalet ücretine hükmedilir." şeklinde belirtildiğini, mahkemece verilen 09.11.2021 tarih, ████████ E., ████████ K. sayılı kararının yapılacak inceleme neticesinde kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini, reddedilen kısım üzerinden davacının icra inkar tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmilini talep ve istinaf etmiştir.GEREKÇE
:Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacak hakkında başlatılan ilamsız icra takibi nedeniyle borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince, yukarıda açıklanan gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunmuştur.Dava dışı alacaklı ...A.Ş. tarafından davacı ve dava dışı kredi borçlusu şirket ve dava dışı kefili hakkında ....İcra Müdürlüğü'nün ... Esas (önceki esas █████████) sayılı dosyasında 12.018.938.140 TL asıl alacak, 4.296.770.384 TL işlemiş faiz, 214.838.519 TL BSMV olmak üzere toplam 16.530.547.043 TL'nin takip tarihinden itibaren %195 faiz oranıyla tahsili istemiyle 16.09.1998 tarihinde ilamsız takip başlatılmış, davacı yönünden takip kesinleşmiştir. Davalı tarafça icra dosyası temlik alınmış olup, davalı alacaklı sıfatına haizdir.Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 72. maddesi uyarınca borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.Somut olayda davacı, icra dosyasına dayanak belgelerde takip alacaklısı ve takip borçluları ile bir kefalet/teminat ilişkisi olmadığından herhangi bir belge, evrak, senet ve sözleşmeye imza atmasının söz konusu olmadığını iddia etmiş; davalı ise icra dosyasında borçlular hakkında haciz işlemleri yapıldığını, adresine tebliğ edilen ödeme emri üzerine davacının söz konusu borçtan haberdar olduğunu, yıllar sonra işbu davayı ikame edilmesinin açıkça hakkın kötüye kullanıldığını gösterdiğini beyan ederek davanın reddini savunmuştur.Dosya kapsamından dava dışı ...A.Ş. İle dava dışı ... Limited Şirketi arasında 12.03.1998 tarihli 5.000.000.000 TL bedelli, 22.04.1998 tarihli 1.000.000.000 TL bedelli, 29.04.1998 tarihli 3.000.000.000 TL bedelli genel kredi sözleşmeleri imzalandığı, genel kredi sözleşmelerinde kredi limitleriyle aynı miktarda kefil sıfatıyla davacıya atfen imza bulunduğu, banka tarafından ....Noterliği 09.07.1998 tarihli... yevmiye numaralı ihtarnameler keşide edilerek kredi hesaplarının kat edildiği anlaşılmaktadır.Davacının kefalet beyanını içeren genel kredi sözleşmesinin imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 484. Maddesinde "Kefaletin sıhhati, tahriri şekle riayet etmeğe ve kefilin mes'ul olacağı muayyen bir mikdar iradesine mütevakkıftır." hükmüne yer verilmiş olup, somut olayda icra takibine dayanak genel kredi sözleşmesindeki kefalet beyanının yazılı şekilde yapıldığı ve kefilin sorumlu olduğu kredi limitinin yazılı olduğu gözetildiğinde somut olayda kefaletin şekli şartlarının bulunduğunun kabulü gerekir.Eldeki davada menfi tespit istemine konu icra dosyasında, 06.10.1998 tarihinde 10.920.000 TL bedelli alacak hakkında davacının icra müdürlüğü huzurunda imzaladığı borç ödeme taahhüdünün bulunduğu görülmektedir. Davacı, kefalet beyanına ilişkin imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürmüş ise de davacının icra takip dosyasında borcu kabul ederek ödeme taahhüdünde bulunduktan sonra imza inkarında bulunması, çelişkili davranışta bulunma yasağına aykırılık teşkil etmektedir.(Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin █████████ Esas ve █████████ Karar sayılı kararı, aynı Dairenin █████████ Esas ve █████████ Karar sayılı kararı) Bu durumda mahkemece imza incelemesi yapılmaması yerinde olup, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf istemi yerinde görülmemiştir.818 sayılı Borçlar Kanunu'nun yürürlükte olduğu dönemde akdedildiği anlaşılan genel kredi sözleşmeleri, 6101 sayılı 6098 sayılı Kanunun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında kanunun 1. maddenin 2. cümlesi uyarınca, Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) yürürlüğe girmesinden sonraki sona erme, tasfiye ve temerrüd 6098 sayılı TBK hükümlerine tabi olup, buna göre kefaletin 10 yıl için verildiğinin kabulü gerekir. TBK'nun 598. maddesinde kefalet için öngörülen 10 yıllık sürenin kendiliğinden sona ereceği düzenlenmesi karşısında süre, kamu düzenine ilişkin resen nazara alınması gerekli hak düşürücü süredir. Türk Borçlar Kanunu ile 10 yıllık hak düşürücü süre ilk defa öngörülmüş olup, başlangıç tarihi itibarıyla bu süre dolduğundan, hak sahipleri 6101 Sayılı 5. Maddesi uyarınca Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanabilecektir. Ancak, bu ek süre, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden daha uzun olamaz. Kefalet tarihinden itibaren on yıllık hak düşürücü süre içinde kefil hakkında borçtan dolayı takip başlatılmaması halinde kefalet sözleşmesi kendiliğinden sona ereceğinden kefalete dayalı olarak takip yapılmasına olanak bulunmamaktadır.Eldeki davaya konu borcun dayanağını oluşturan genel kredi sözleşmesi 1998 yılına ait olup, icra takibi de 1998 yılına aittir. İcra takibinin 2007 tarihinde yenilendiği ve icra dosyasının derdest olduğu gözetildiğinde davacının sorumluluğunun kaynağı olan kefalete ilişkin 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmediği anlaşılmakla davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf istemi yerinde görülmemiştir.Kat ihtarının davalı kefile takip öncesi tebliğ edilmemiş olması, sadece kefilin takip öncesi temerrüt faizinden ve kendi temerrüdünün sonuçlarından sorumlu olup olmadığı noktasında önem arz etmektedir. Takip öncesi kat ihtarının kefile tebliğ edilmemesi halinde, kefil bu kez kefalet limiti ve akdi faiz ile sorumlu olacak, kendi temerrüdüne kadar temerrüt faizinden sorumlu olmayacaktır. Eldeki uyuşmazlıkta icra takibine konu genel kredi sözleşmesinin 27.maddesinde "Müşteri yukarıda sözü edilen hususların yerine getirilmesi için aşağıdaki adresini kanuni ikametgah edindiğini beyan ve sözü geçen yere yapılacak tebliğlerin şahsına yapılmış sayılacağını kabul eder. Müşteri bu ikametgahını değiştirirse bile aynı şehirde derhal yeni ikametgah göstermeyi taahhüt eder. Ancak bu suretle yeni ikametgahını müşteri ticaret siciline tescil ettirip ayrıca bankaya noterlik eliyle tebliğ etmediği takdirde yukarıda sözü geçen ilk ikametgaha yapılacak tebliğlere müşterinin itiraz hakkı olmayacaktır" düzenlemesi bulunmaktadır. Anılan hüküm asıl borçluya yönelik olup, davacıya kat ihtarının tebliğ edilmediği gözetildiğinde mahkemenin davacı yönünden temerrüdün takip tarihi itibariyle gerçekleştiği yönündeki kabulü yerindedir. Buna göre mahkemece davacının işlemiş faiz ve BSMV yönünden davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesinde isabetsizlik yoktur.Davacı hakkında başlatılan icra takibinde asıl alacağa takip tarihinden itibaren %195 oranında faiz talep edilmiştir. Davacının imzaladığı borç ödeme taahhütnamesinde faiz oranın %120 olarak belirtilmiş ancak borcun ödenmemesi halinde icra takibinin %195 faiz ile devam edeceği kabul edilmiş olup, davacı tarafça takip tarihinden sonra işleyecek faiz oranına itiraz edilmiş ise de borç ödeme taahhüdüne uyularak borcun ödendiğinin iddia ve ispat edilmemesine göre davacı, takipten sonra işleyecek faiz yönünden borçlu olmadığının tespiti isteminde haklı değildir. Bu nedenle davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf istemi yerinde görülmemiştir.İİK'nın 72/4. maddesinde, davanın alacaklının lehine neticelenmesi halinde ihtiyati tedbir kararının kalkacağı, buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklının ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alacağı, alacaklının uğradığı zararın aynı davada takdir olunarak karara bağlanacağı ve bu zararın herhalde %20'den aşağı tayin edilemeyeceği düzenlenmiştir. Söz konusu tazminatın talep edilmesine dahi gerek olmadan mahkemece resen karara bağlanması gerekmektedir (Kuru, Baki: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, 2. Baskı, Ank 2013, s.378). Somut olayda davalı cevap dilekçesinde tazminat talebinde bulunmasına rağmen mahkemece olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiş ise de dosya kapsamında uygulanan bir ihtiyati tedbir kararı bulunmadığı gözetildiğinde davalı yararına reddedilen kısım üzerinden tazminat koşulları oluşmamış olup, davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf istemi yerinde görülmemiştir.Kefil asıl borçlunun, asıl borcu ile temerrüt faizi borcundan kefalet limiti kadar sorumludur. (TBK md 589/1) Ancak kendi temerrüdü oluştu ise bu aşamadan sonra limit ile sınırlı olmaksızın kendi sorumluluğu başlar. Kefil, takipten önce temerrüde düşürülmemişse hesap kat tarihinden takip tarihine kadar işleyen akdi faizden limiti dahilinde sorumlu olur. Somut olayda davacının takip ile birlikte temerrüde düşmüş olup, icra takibine konu edilen asıl alacak, davacının sorumlu olduğu kefalet tutarını aşmaktadır. Bu durumda kefalet limitini aşan 3.018,93 TL asıl alacak yönünden davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi gerekirken mahkemece bu husus dikkate alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuştur.HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından Dairemizce ilk derece mahkemesi kararı düzeltilerek yeniden esas hakkında aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.HÜKÜM
:Yukarıda açıklanan nedenlerle:Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,1-Davanın KISMEN KABULÜ ile ....İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı takip dosyasındaki 3.018,93 asıl alacak, 4.296,77 TL işlemiş faiz ve 214,84 TL BSMV toplamı 7.530,54 TL yönünden davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, fazlaya ilişkin istemin REDDİNE,2-Alınması gerekli 514,41 TL karar harcından 282,31 TL peşin harcın mahsubu ile 232,10 TL'nin davalıdan tahsili ile Hazine'ye irat kaydına,3-Davacı tarafından yatırılan 282,31 TL peşin harç ve 59,30 TL başvurma harcı olmak üzere toplam 341,61 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,4-Davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan davanın kabul edilen kısmı üzerinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. gereğince hesap ve taktir olunan 7.530,54 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,5-Davalı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan davanın reddedilen kısmı üzerinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. 13/2.maddesi uyarınca 9.000 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,6-Davacı tarafından yapılan 57,00 TL yargılama giderinin ret ve kabul oranına göre hesap edilen 25,96 TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,7-Taraflarca yatırılan ancak sarf olunmayan gider avansının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,8-İstinaf Yargılamasına İlişkin Olarak;a-Davacı vekilince yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,b-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan istinaf başvuru harcı 220,70 TL posta ve tebligat gideri 100,50 TL, toplam 321,20 TL yargılama masrafının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,c-Davalı taraftan alınması gereken 732,00 TL ilam harcından peşin alınan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 651,30 TL harcın davalıdan alınarak Hazine'ye irat kaydına,d-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. █████/2026