Anahtar kelimeler: Birkça Özetledavalının Rakip Firmadan Firmada Fiilden Firma İstifa Ayrıldığını Başladığını

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO
: ████████
KARAR NO
: ████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
: İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ
: █████/2026
NUMARASI
: ████████ Esas - ███████ Karar
DAVA
: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ
: █████/2026
Taraflar arasındaki Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA
: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;davalının, müvekkili firmadan 28.07.2023 de istifa ederek ayrıldığını ve birkça gün sonra rakip firma olan ... A.Ş. adlı firmada çalışmaya başladığını, müvekkili firmanın davalı ile yaptığı iş sözleşmesinde, Personelin Sorumlulukları kısmında 7. Maddede personelin iş sözleşmesi fesh edildikten sonra aynı iş kolunda faaliyet gösteren başka bir firmada çalışamayacağını, aksi takdirde maaşının 10 katı kadar cezai şart bedelini ihtara gerek kalmadan ödeyeceği davacı tarafından kabul edildiğini, aralarında böyle bir sözleşme olmasına rağmen davalı iş sözleşmesini fesh ettikten sonra 1 yıl dolmadan rakip firmada çalışmaya başladığını, davalının haksız rekabete sebep olan bu davranışı seebiyle bazı müşterilerin müvekkili firmayla çalışmayı bırakıp davalının çalışmakta olduğu rakip firmayla anlaştıklarını, davalının haksız rekabete sebep olan davranışları nedeniyle müvekkili firmanın ayrıca zarara uğradığını, neticede davanın kabulüne, mahkeme masrafları ile ücreti vekaletin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin ikametgah adresinin ...Mahallesi ... Caddesi ... Sokak No: ..., İstanbul olduğunu, müvekkilinin ikamet etmiş olduğu adresin bulunduğu ilçenin Kağıthane olması sebebi ile yargı çevresi olarak İstanbul Adalet Sarayı yetkisi içerisinde olduğunu, müvekkilinin davacı şirkette █████/2021 tarihinde satış sonrası destek personeli olarak çalışmaya başladığını, müvekkilinin, müşterilerin internet sitelerindeki tasarım konularında destek verdiğini, doğrudan müşteri ile herhangi bir teması bulunmadığını, müvekkilinin davacı şirket nezdinde çalıştığı sürece işveren ve direktörleri tarafından baskı ve mobbing söz konusu olduğunu, ancak müvekkilinin her defasında uğramış olduğu mobbingi sakince karşılamaya çalıştığını, bulunduğu çalışma ortamı müvekkili zaman içerisinde çekilmez bir hal aldığını, işbu baskı ve mobbing haricinde müvekkilinin ulusal günler ve bayram tatillerinde çalışmasını talep ettiğini, müvekkilinin söz konusu çalışmaları yapmak zorunda kaldığını, ancak kendisine ulusal günler ve bayram tatillerinde çalışması ilişkin herhangi bir ödeme sağlanmadığını, müvekkilinin görev tanımından çok daha fazla iş yükü kendisine yüklenildiğini ve müvekkilinin mental olarak yıpranmakla birlikte fazlaca çalışmalarının karşılığını hiçbir zaman alamadığını, neticede davacı şirketin yoğun mobbing ve baskılarına dayanamadığını ve davacı şirketten █████/2023 tarihinde istifa etmek zorunda kaldığını, neticede dosyanın İstanbul Adalet Sarayı İş Mahkemelerine gönderilmesini, hakikate, hukuka ve mevzuata aykırı olarak ikame edilen davanın reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı şirket üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " ...Somut olayda davacı işveren, davalı işçinin █████/2023 tarihinde iş yerinden istifa ederek işten ayrıldığını, akabinde sözleşmeye aykırı olarak rakip iş yerinde çalışmaya başladığını iddia ederek cezai şart talebinde bulunmuştur. Davalı ise, işten haklı sebeple ayrıldığını, cezai şart içeren rekabet etmeme yükümünün geçersiz bir anlaşma olduğunu savunmuştur. Mahkememizce SGK kayıtlarının incelenmesinde davalının, davacı iş yerinden █████/2023 tarihinde ayrıldığı ve █████/2023 tarihinde dava dışı yeni iş yerinde çalışmaya başladığı görülmüştür. Yeni işveren ... A.Ş.’ye yazılan müzekkere sonucu davalının, █████/2023 tarihinde iş başvurusu başvuru yaptığı, █████/2023 tarihinde iş görüşmesi yapıldığı ve █████/2023 tarihinde fiilen çalışmaya başladığı bilgisi mahkememize ibraz edilmiştir. Davacı ve dava dışı yeni işverenin ticaret sicil kayıtlarının incelenmesinde davacının grafik tasarım alanında, dava dışı yeni işverenin ise yazılım/donanım alanında faaliyette bulunduğu, faaliyet alanlarının tam olarak aynı olmasa da benzer olduğu tespit edilmiştir. Davalının benzer alanlarda faaliyet gösteren başka bir şirketle, davacı bünyesinde çalışırken iş görüşmesi yapması ve ihbar öneline uymadan işten ayrılarak yeni işyerinde çalışmaya başlamasının sadakat yükümlülüğüne aykırı olduğu mahkememizce kabul edilmiştir. Davalı tarafın haklı sebeple işten ayrılmasına ilişkin savunmanın, bu hususta görevli iş mahkemelerinde açılmış bir dava olmaması, davalının kendi isteği ile istifa etmiş olması ve işten ayrılmadan önce iş görüşmelerine başlamış olduğu gözetilerek, yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır. Bu doğrultuda davacının cezai şarta hak kazanabilmesi için usulüne uygun bir sözleşmenin bulunması gerekir. Somut olayda sözleşmenin ve haksız rekabet maddesinin incelenmesinde, yer sınırının Marmara Bölgesi olarak belirtildiği, bu sınırlamanın işçinin çalışma özgürlüğünü orantısız olarak etkileyecek geniş bir alanı kapsadığı ve geçersiz olduğu sonucuna varılmıştır. Bu hususta İstanbul BAM 12. HD’nin █████████ Esas ve ████████ Karar sayılı ilamında “Sözleşmede bulunan rekabet yasağı sınırının geniş bir coğrafyayı kapsamasının işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı şekilde tehlikeye düşüreceği ve bu sebeple geniş coğrafya için geçerli olmadığı, makul bir coğrafi alan yönünden geçerli, kalan alan yönünden ise geçersiz sayılması gerekmektedir.İlk derece mahkemesince rekabet yasağının İstanbul ili sınırlarında geçerli sayılmasında isabetsizlik yoktur.” şeklinde rekabet etmeme borcunun Marmara Bölgesi olarak belirlenmesinin geçerli olmadığını ve sınırlanması gerektiğini içtihat etmiştir. Ayrıca işçinin rekabet etmeme borcunun tek taraflı olmaması gerekir. Yani işçinin rekabet etmeme borcu ile cezai şart ödeme şartının tek taraflı olmaması gerekir. Zira TBK md. 420 uyarınca sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir. Buradaki karşılıklılıktan kasıt sadece işverenin de cezai şart ödeme şartına tabi olması değil, işçinin rekabet etmeme borcu ile yaptığı fedakarlığın karşısında işverenin sosyal veya ekonomik olarak işçiyi desteklemesini de içermektedir. Bu hususta İstanbul BAM 14. HD ████████ Esas ve ████████ Karar sayılı ilam “Nitekim, sözleşmenin süresinden önce feshine bağlanan ceza koşulunun geçerli olup olmadığının tartışıldığı Yargıtay İBHGK'nun ███████ E- 2019/1 K sayılı, 08.03.29019 tarihli kararında, esasa girişilmeden önce yapılan ön sorun oylamasında, meselenin hem işçi, hem de işveren yönünden getirilen ceza koşulu için değerlendirilmesi gerektiği, zira işçi aleyhine tek taraflı olarak getirilen ceza koşulunun geçersiz olduğu kabul edilmiştir. Anılan içtihadı birleştirme kararının gerekçesinde belirtildiği üzere; iş hukukunda kararlaştırılan cezai şartın genellikle iş sözleşmesinin belirli süreli sözleşmelerde, süre boyunca haklı neden olmaksızın feshini önlemek, eğitim verilen işçinin asgari çalışma şartına uyulmaması halinde eğitim giderlerini geri talep edebilmek veya rekabet yasağı sözleşmesine uygun davranılmasını sağlamak amacıyla getirildiği görülmektedir. Tüm bu hallerde taraflar sözleşmeden doğan bir yükümlülük yüklenmekte ve cezai şart ile söz konusu taahhütlerin etkinliği sağlanmaktadır.İBK uyarınca, sözleşmenin süresinden önce feshi hali için öngörülecek ceza koşulunun karşılıklı olması, yani sadece işçi aleyhine öngörülmemiş olması zorunludur. Bu konu, İBK'nın açık gerekçesi karşısında artık tartışılamaz.Kanun, hizmet sözleşmelerinde sadece işçi aleyhine ceza koşulu getirilmesini sosyal amaçlarla, yani işçiyi korumak amacıyla getirmiştir. İşçi aleyhine konulan ceza koşuluna karşılık, işverene de bir ceza koşulu öngörülebileceği gibi, karşılıklılık başka şekillerde de sağlanabilir. Örneğin, rekabet yasağı karşılığında işveren, işçiye belirli bir miktar ödeme yapmayı veya yoksun kalacağı çalışma hakkı karşılığında aylık ücretinin belli bir kısmını yasak süresi boyunca ödemeyi üstlenebilir. Kanun, karşılığın mutlaka bir ceza koşuluyla düzenlenmesini aramamıştır.” şeklindedir. Davacı, davalının iş yeri değişikliğinden sonra müşteri kaybı yaşadığını iddia etmiş, mahkememizce ön inceleme duruşmasında davacıya yaşadığı müşteri kaybını somut olarak açıklaması ve müşterilerini bir liste halinde bildirmesi için süre verilmiş, ancak davacı herhangi bir beyanda bulunmamıştır. Dolayısıyla mahkememizce davalının iş yeri değişikliğine bağlı olarak davacının müşteri kaybederek zarara uğradığı iddiası ispatlanamadığından kabul edilmemiştir. Yukarıda açıklanan sebeplerle, taraflar arasındaki sözleşmenin rekabet etmemeye ilişkin hükmünün işçinin çalışma hürriyetine orantısız olarak müdahale edecek düzeyde geniş bir coğrafi sınır içermesi ve cezai şart hükmünün tek taraflı olması, TBK md. 420 uyarınca karşılıklılık esasına aykırı olması sebebiyle geçerli olmadığı kanaatiyle davanın reddine " karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Dava konusunun ve talebin müvekkil şirketin uğradığı zararların giderilmesi olmadığı, bu nedenle müvekkilin uğradığı zararları ispatlamamız gerekmediğini, zaten Yargıtay kararlarında, rekabet yasağı hükmünün uygulanabilmesi için işçinin çalışmakta olduğu şirketin müşteri çevresi ve üretim sırları gibi ticari sırlarına vakıf olabileceği bir pozisyonda çalışması ve bu bilgileri yeni işvereni ile paylaşabilme ihtimali yeterli görüldüğünü, iş verene fiilen zarar vermesi şart olmayıp, zarar verebilme risk ve ihtimalinin varlığının yeterli olduğunu, davacının yazılım firması olduğunu, davalının davacı firmada Müşteri Temsilcisi olarak çalıştığını, tüm ürünlere, fiyatlara, müşterilerin kimler olduğuna, davalı firmanın yıllık planlarına, stratejilerine hakim olduğunu, rakip firma ile çalışmaya başladığında bu bilgileri rakip firmayla paylaşabilecek konumda olduğunu, davacının faaliyetlerini ağırlıklı olarak Marmara Bölgesi’nde yürüttüğünü, davalı çalışanın da görev süresi boyunca şirketin bu bölgedeki müşteri çevresi ve ticari faaliyetleri hakkında bilgi edindiğini, dolayısıyla rekabet yasağının Marmara Bölgesi ile sınırlandırılması işverenin korunmaya değer menfaatleri bakımından makul ve ölçülü olduğunu, Mahkeme kararında rekabet yasağı sözleşmesinin yalnızca işçi aleyhine cezai şart içerdiği ve bu nedenle geçersiz olduğu belirtilmiş ise de bu değerlendirmenin Türk Borçlar Kanunu’nun sistematiğine aykırı olduğunu, TBK’nın 444 ve devamı maddelerinde rekabet yasağı sözleşmesinin kurulması açıkça düzenlenmiş olup, bu düzenlemelerde cezai şartın mutlaka karşılıklı olması gerektiğine dair bir şart bulunmadığını, rekabet yasağı sözleşmelerinin amacı, işçinin işyerinde edindiği müşteri çevresi, ticari sırlar, yeni ürünler, iş stratejileri, fiyat teklifleri, 1 yıllık planlar ve fiyat politikası gibi bilgileri kullanarak işverene zarar vermesini önlemek olduğunu, bu nedenle uygulamada rekabet yasağı sözleşmelerinde cezai şartın işçi aleyhine düzenlenmesi olağan ve yaygın bir uygulama olduğunu, Mahkemenin TBK 420 hükmünü rekabet yasağı sözleşmesine doğrudan uygulaması hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, aksi kabulün TBK 444 ve devamı maddelerinde düzenlenen rekabet yasağı kurumunun fiilen uygulanamaz hale gelmesine yol açacağını, davalının müşteri temsilcisi olarak farklı bir çok sektörde çalışabilecek durumda olduğunu, davalının özellikle aynı iş kolunda, aynı ve benzer ürünleri üreten bilgisayar ve yazılım firmasında hemen çalışmaya başladığını, mahkemenin tanık dinletme talebini reddettiğini, tanıklar tüm şirketlerin işleyişlerini, aynı müşterilere tekliflerin sunulduğunu, aynı ve benzer ürünleri üreterek aynı pazarlama stratejilerini kullandıklarını belirtecek olduklarını, aynı konuda farklı mahkemelerde devam eden davalarda hem tanıkların dinlendiği hem de dosyanın bilirkişilere gönderildiğini, eldeki dosyada ise bilirkişiye gönderilmeden direk davanın reddedildiğini, mahkemenin davalının sadakat borcuna aykırı davrandığını kabul ettiğini, bu tespitine rağmen rekabet yasağı sözleşmesini geçersiz sayarak davayı reddetmesi çelişkili ve hukuka aykırı olduğunu, dosya kapsamındaki SGK kayıtları ve müzekkere cevaplarına göre davalının davacı işyerinden 28.07.2023 tarihinde ayrıldığını, 15.08.2023 tarihinde rakip firmada çalışmaya başladığını, bu durumun rekabet yasağı sözleşmesinin açık ihlali olduğunu, sözleşmede bu ihlal halinde cezai şart ödeneceği açıkça düzenlendiğini, rekabet yasağı sözleşmelerine ilişkin yerleşik Yargıtay uygulamasında da aşırı bulunan hükümler tamamen geçersiz sayılmamakta, hâkim tarafından makul ölçüye indirilmekte olduğunu, bu nedenle yerel mahkemenin rekabet yasağı hükmünü tamamen geçersiz sayarak davayı reddetmesi TBK 445 hükmüne ve yerleşik içtihatlara açıkça aykırı olduğunu, öncelikle davanın kabulüne karar verilmesi gerekmekte ancak aşırı bulunan hükümler var ise, hakimin, rekabet yasağının kapsamını daraltarak sözleşmeyi geçerli kabul etmek ve davacının cezai şart talebini bu çerçevede değerlendirerek karar vermesi gerektiğini beyanla İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 09.02.2026 tarih, ████████ Esas- ███████ Karar sayılı davanın reddine ilişkin kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE
:Dava, iş akdinin sona ermesinden sonra rekabet yasağının ihlal edildiği iddiasına dayalı olarak açılan cezai şart alacağının tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Uyuşmazlık, davacı şirkette çalışmış olan davalının iş aktinin sona ermesinden sonraki döneme ilişkin olarak rekabet yasağını ihlal edip etmediği ve bu bağlamda sözleşmede yer alan cezai şartı ödemekle yükümlü olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 445. maddesinde, " Fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir. Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir." Aynı yasanın 446. maddesinde ise, Rekabet yasağına aykırı davranan işçi, bunun sonucu olarak işverenin uğradığı bütün zararları gidermekle yükümlüdür. Yasağa aykırı davranış bir ceza koşuluna bağlanmışsa ve sözleşmede aksine bir hüküm de yoksa, işçi öngörülen miktarı ödeyerek rekabet yasağına ilişkin borcundan kurtulabilir; ancak, işçi bu miktarı aşan zararı gidermek zorundadır. hükümleri düzenlenmiştir.
TBK 445. maddesi ve sözleşme hükmüne göre, davalı tarafından rekabet yasağının ihlal edildiğinin kabul edilebilmesi için taraflar arasındaki iş akdinin sona ermesinden sonra davalının öncelikle davacı şirketle aynı konuda faaliyette bulunan başka bir işyerinde çalıştığının kanıtlanması gerekir.
Taraflar arasında akdedilen 01.02.2021 tarihli belirsiz süreli iş sözleşmesinin 7. maddesi, "personel, işbu sözleşme ile sözleşme konusu işyeri ile eş zamanlı olarak başka bir işyerinde çalışmayacağını, ortak olmayacağını yahut herhangi bir sıfatla yer almayacağını kabul ve taahhüt eder. Personel, şirketin iş sahasına doğrudan ve dolaylı olarak giren konularda iş yapan başka bir işveren/firma, şahıs veya kuruluşla işbirliği yapma, kendi adına işyeri kurma, ortak olma ve bu Şekilde kuruluş veya kişilerde iş akdi ile veya başka bir şekilde çalışma vs. Davranışların sözleşmeye aykırı olduğunu ve aksi davranışın cezai ve hukuki sorumluluğun bulunduğunu kabul eder. Personel iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren, 12 ay süreyle; hiçbir şekilde şirketin müşterileriyle iş ilişkisine giremez, şirketin iştigal konusu ile benzer veya aynı işi yapan Marmara Bölgesi sınırları içerisinde yer alan yerli ya da yabancı herhangi bir şirkette veya şahıs firmasında ortak olarak veya eleman olarak çalışamaz. Şirketin yaptığı işi doğrudan veya dolaylı olarak yapamaz. Sözleşmenin sona ermesinden sonra da işverene ait iş ve işletme sırlarını, şirkete ve müşterilere ait bilgileri gizli tutmakla yükümlüdür. Bu maddede belirlenen rekabet yasağına uymaması ve aksi davranışlarda bulunulması halinde personel maaşının 10 katı kadar tutarındaki cezai şartı hiçbir ihtara gerek kalmadan ödemeyi ve işverenin uğrayacağı tüm maddi ve manevi zararları ödemeyi kabul beyan ve taahhüt eder. " şeklinde düzenlenmiştir.
TTK'nun 445/1. maddesi hükmü uyarınca, rekabet yasağı kaydının işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremeyeceği hüküm altına alınmıştır .Bununla birlikte Kanun'un 445/2. maddesinde ise hâkime, sözleşmede yer alan aşırı nitelikte rekabet yasağını kapsam ve süre yönünden sınırlayabilme yetkisi verilmiştir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde dosyaya sunulan bilgi ve belgelerden, davalının 01.02.2021 tarihinde davacı şirkette işe girdiği, iş sözleşmesini feshi üzerine iş akdinin 28.07.2023 tarihinde sona erdiği, dava dışı ... A.Ş.’ye 10.07.2023 tarihinde iş başvurusu başvuru yaptığı, 21.07.2023 tarihinde iş görüşmesi yaparak 15.08.2023 tarihinde ... A.Ş.’de çalışmaya başladığı, davacı şirketin grafik tasarım alanında, dava dışı şirketin yazılım/donanım alanında faaliyette bulunduğu, davalının davacı şirkette ve dava dışı şirkette satış sonrası destek personeli olarak olarak görev ifa ettiği anlaşılmaktadır.
Taraflar arasındaki sözleşmede; "... Marmara bölgesi..." denilmek suretiyle yasağın uygulanacağı coğrafi alan bakımından bir belirsizlik bulunduğu ve yasağın geniş çevre için belirlendiği anlaşılmakta ise de davacı şirketin ve davalının yeni iş başladığı şirketin de İstanbul İlinde faaliyet göstermesi nedeniyle aynı ilde rekabet yasağının geçerli olduğunun kabulü gerekir. Bu nedenle ilk derece mahkemesinin, rekabet yasağı hükmüyle davalı aleyhine Marmara bölgelerinin tamamını kapsar şekilde tek taraflı bir çalışma yasağı getirilmesinin rekabet yasağı sözleşmesini geçersiz kıldığı gerekçesi doğru bulunmamıştır .
Bu durumda davalının, davacı şirketin üretim sırlarına, işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkanına sahip olması durumunda zarar verebilme risk ve ihtimalinin bulunup bulunmadığı değerlendirilmesi ve yukarıda yer verilen kanuni düzenlemeler nazara alınarak, dosyanın, gerekirse konusunda uzman yeni bir bilirkişi heyetine tevdii ile alınacak bilirkişi raporu ve tarafların diğer delilleri, iddia ve savunmaları bir bütün halinde değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken mahkemece davalının, başka bir firmada çalışması nedeniyle davacının sahip olduğu müşteri kaybına ilişkin zarara uğradığını kanıtlayamadığı belirtilip, ardından da davalının imzaladığı taahhütnamedeki cezai şart koşulunun TBK'nın 445/1 maddesi uyarınca geçersiz olduğuna dair tespitlere yer verilerek çift gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi isabetsiz ve usule aykırı olmuştur.
HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
KARAR
:Yukarıda açıklanan nedenlerle:
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,
2-Davacı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,
3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. █████/2026

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!