Anahtar kelimeler: Gebze Sakarya Başkan Yazim Katip Etkili Üye Sonuca Hmknın Gerek

T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ

T.C.
SAKARYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
7. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO
: █████████
KARAR NO
: █████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN
: ... (...)
ÜYE
: ... (...)
ÜYE
: ... (...)
KATİP
: ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
: GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ
: █████/2025
NUMARASI
: ████████ Esas - ████████ Karar
DAVACI
: ...
VEKİLİ
: Av. ...
DAVALILAR
: 1- ...
2- ...
VEKİLİ
: Av. ...
DAVA
: Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ
: █████/2024
KARAR TARİHİ
: █████/2026
KR. YAZIM TARİHİ
: █████/2026
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ile davalıların müteveffa ...'ın evlatları olmakla (baba bir anne ayrı) kardeş olduklarını, davacı ile davalıların, müteveffa babaları ... tarafından temelleri atılan ticari faaliyetleri uzunca yıllar birlikte sürdürdüklerini, bu ticari faaliyetlerin temelde (ve hâlen davalılar tarafından sevk ve idare edilen) aile şirketi olan Altıntaş Tur. ve Oto. Tic. Ltd. Şti. üzerinden (kuruluş tarihi: 29.06.1993) sürdürüldüğünü, bir süre sonra ise Altınlas Oto. İnş. Nak. ve Pet. Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti. unvanlı ikinci bir şirket kurulduğunu ve ticari faaliyetlerine 25.02.2005 tarihinde başlandığını, temel aile şirketi olan Altıntaş Şirketi'ni günümüze kadar sevk ve idare eden (temsile yetkili) ortakların, Ticaret Sicil Müdürlüğü'nden celp edilecek kayıtlarla da sabit olacağını, 2016 yılına gelindiğinde, dava tarafları olan kardeşler arasındaki (gerçekte özlük / üveylikten kaynaklanan) anlaşmazlıkların su üstüne çıktığını, müvekkili davacının gerek müteveffa ...'ın mirasından ve gerekse de temel aile şirketi olan Altıntaş Şirketi'nden uzaklaştırılmak, hakları sözde verilmek suretiyle çıkarılmak istendiğini, müvekkili davacının kadim aile (Altıntaş) Şirketi'ndeki hisselerini devre mecbur kılındığını, 2016 yılına gelindiğinde ise dava tarafları kardeşler arasındaki anlaşmazlıkların husumet boyutuna ulaştığını ve müvekkilinin önce aileden ve akabinde de aile şirketinden tamamen soyutlanmaya başlandığını, müvekkilinin ilk olarak, temel aile şirketi olan Altıntaş Şirketi'ndeki ortaklık hissesini protokol bağlamında davalılara devretmek zorunda bırakıldığını, protokolü 02.09.2016 tarihinde imzalayan müvekkilinin bir gün öncesinde Beykoz 1. Noterliği'ne başvurduğunu ve 01.09.2016 tarihli ... yevmiye numaralı işlemle saklı tutma beyanını resmiyete kavuşturduğunu, müvekkilinin müteveffa murisin mirasından feragat etmeye zorlandığını, müvekkilinin sadece aile şirketindeki hakları büyük ölçüde elinden alınarak aile şirketinden uzaklaştırılmakla yetinilmediğini, murisin mirasından da mahrum bırakılmak istendiğini, 2017 yılına geldiğinde babanın sağ olduğu dönemde müvekkilinin muris Muzaffer'in mirasından feragat etmesinin istendiğini, müvekkili o süreçte mezkür mirastan feragat sözleşmesini imzalamaktan imtina ettiğini, tabiri caizse davalıları oyaladığını, bu malvarlığı değerlerine ilişkin olarak davalılar aleyhine açılan davaların derdest olduğunu, müvekkilinin sözleşmeyi imzalamak ve temel aile şirketi olan Altıntaş Şirketi'ndeki hak ve hisselerini davalılara devretmek zorunda kaldığını, müvekkilini ortaklıktan ayırmak isteyen davalıların sözleşmeyi hazırladığını ve imzalaması için müvekkili davacı ile paylaştıklarını, sözleşmenin diğer hükümleri bağlamında değerlendirme yapıldığında tarafların gerek kendi adlarına ve gerekse de aile şirketleri adına tescilli olan bir kısım taşınır ve taşınmaz malları da paylaştıklarının anlaşılacağını, muris Muzaffer'in taşınmazlarını ikinci eşinden olma oğulları olan davalılara devrettiğini değerlendiren müvekkilinin bu konudaki araştırmalarını derinleştirildiğinde murisin kişisel malvarlığına dâhil olan son derece değerli taşınmazlarını ağırlıklı olarak 2017 yılında üçüncü kişilere satış suretiyle devrettiğini, davalılar adına oldukça fazla sayıda ve değerli nitelikte taşınmazların bulunduğunu, davalıların, anılan sözleşmeyi müvekkiline aldatma yolu ile imzalattıklarını, Türk Borçlar Kanunu'nun 36'ncı maddesi ve 39. Maddesi uyarınca işbu dava ile taleplerinin, sözleşmenin iptal edilmesi değil, hile nedeniyle uğranılan zararın tazmini olduğunu, davalıların şirket gelirlerini kendilerine mal etmeleri sonucu ile kendi nam ve hesaplarına iktisap ettikleri malvarlığı değerlerinin ve bu hususu gizlemek suretiyle müvekkilini uğrattıkları zararın ayrı ayrı tespiti ile müvekkilinin Hisse ve Varlık Devir Protokolü'nü akdettiği süreçte uğratıldığı zararının işbu davanın açıldığı tarihteki güncel karşılığının (belirsiz) şimdilik 400.000,00-TL'sinin davalı ...'tan ve 400.000,00.-TL'sinin de davalı ...'tan (ticari işler için uygulanan faiziyle birlikte) alınarak davacıya ödenmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının 2016 yılı öncesi tarafların ortak belirlediği ... isimli kişinin söz konusu şirketlerin aktif pasif malvarlığını inceleyerek rapor hazırladığı ve buna dayanılarak Hisse ve Varlık Devir Protoklü başlıklı bir sözleşmenin mevcut olduğu ve tarafların bu Protokol üzerinde anlaşmaya vardıklarının belirtildiğini, TBK'nın 147 maddesi uyarınca 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, yine TBK'nın 39 maddesinde belirtilen aldatma nedeniyle tazminat talebinin haksız fiile dayalı olup, TBK 72 maddesi uyarınca 2 yıllık zamanaşımı süresinin de dolmuş olduğunu, bu nedenle davaya karşı zaman aşımı def'ini ileri sürmek gereğinin hasıl olduğunu, davacı tarafından açılan muris muzavaası nedeni ile tapu iptali ve tescili davalarının Gebze 4. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ████████ E., ████████ K. Sayılı dava dosyasındaki davanın esastan reddedildiği ve kararının Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 1.Hukuk Dairesinin █████████ E. █████████ K sayılı kararı ile İstinaf talebinin reddine karar verildiğini, Gebze 6. Asliye Hukuk Mahkemesinin ████████ E.███████ K. Sayılı kararı ile kabul edilmesine rağmen Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin █████████ E. █████████ K sayılı kararı ile yeniden hüküm kurmak suretiyle ortadan kaldırılarak davanın reddine karar verildiğini, Gebze Ticaret Mahkemesinin ███████ E. ████████. K. Sayılı kararı ile müvekkilleri aleyhine açtığı "Tapu iptali ve tescili" davasının esastan red edildiğini, Gebze Ticaret Mahkemesinin ████████ E. ███████ K. Sayılı kararı ile müvekkillerinin aleyhine açtığı "Tapu iptali ve tescil" davasının esastan red edildiğini, davacının gerek işbu davada gerekse taraflar arasında yakın zamanda nihayete eren ve tapu iptal tescil davası biçiminde görülen hukuki ihtilafların sonuçları hiç davacı yönünden müspet sonuçlar içermediğini, davacı tarafın huzurda ikame ettiği davasının geçerli bir hukuki sebebe dayanmadığı ve dayanaktan yoksun olması hasebiyle ilk olarak usulden reddine, Mahkeme aksi kanaatte ise dosyanın esasına girilerek davanın dayanaktan yoksun olması hasebiyle de esastan reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ
:
İlk derece mahkemesince; "... Davanın ZAMANAŞIMI NEDENİ İLE REDDİNE,..." şeklinde hüküm kurulmuştur.
İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; huzurdaki taleplerinin TBK'nın m.39/2 hükmüne dayandırılmış olduğunu ve mezkur hüküm bağlamında talep edilebilecek tazminat alacağına uygulanacak zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğunu, davanın süresinde açıldığını belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur.
Davalılar vekili tarafından istinaf başvurusuna karşı cevap dilekçesi verilmemiştir.
DELİLLER
:Gebze Asliye Ticaret Mahkemesinin █████/2025
tarih, ████████ Esas - ████████ Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
:
Dava tazminat istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesi kararına karşı davacı tarafından istinaf başvurusu yapılmıştır.
İnceleme; 6100 sayılı HMK.'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosyanın incelenmesinde; davacı ile davalıların kardeş oldukları, aile şirketleri olan dava dışı Altıntaş Tur. ve Oto. Tic. Ltd. Şti. ile Altınlas Oto. İnş. Nak. ve Pet. Ür. San. ve Tic. Ltd. Şti. şirketlerin bulunduğunu, taraflar arasında uyuşmazlıklar çıkması üzerine davacının Altıntaş Tur. ve Oto. Tic. Ltd. Şti.’den uzaklaştırılmak istendiğini, bu kapsamda davacı ile davalıların davaya konu edilen 31.08.2016 tarihli “Hisse ve Varlık Devir Protokolü”nü imzalanmaya mecbur edildiğini, davacının anılan protokolün imzalanmasından önce Beykoz 1. Noterliğinin 01.09.2016 tarih ve ... yevmiye sayılı beyannamesi ile anılan sözleşme gereği haklarının zarara uğradığını bildiğini ancak asgari olanı kurtarmak için anılan sözleşmeyi imzaladığını beyan ettiği, sonrasında anılan sözleşmenin imzalandığı, sözleşmede yapılan paylaşımla şirket hisselerinin yanı sıra bir kısım menkul ve gayrimenkulün de paylaşımının yapıldığı, davacının daha sonra yaptığı araştırmalarda davalılara devredilen Altıntaş Tur. ve Oto. Tic. Ltd. Şti.’nin malvarlığında olması gereken ve protokole dahil olması gereken ancak gerçek kişiler adına kaydedilen taşınmazlar olduğunu, dolayısıyla davacının protokolle aldatılmış olduğunu, bu şekilde gizlenmiş malvarlığı değerlerinin olduğunun tespit edildiğini ileri sürerek 6098 sayılı TBK'nın 39/2.maddesi gereği tazminat talepli eldeki davayı açtığı; davalının zamanaşımı definde bulunduğu, ayrıca davanın reddinin talep edildiği, mahkemece davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verildiği, karara karşı davacının istinaf yasa yoluna başvurduğu görülmüştür.
6098 sayılı yasanın 36.maddesine göre; taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, sözleşmeyle bağlı değildir. Üçüncü bir kişinin aldatması sonucu bir sözleşme yapan taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya bilecek durumda olması hâlinde, sözleşmeyle bağlı değildir.
Aynı yasanın 39.maddesine göre ise; yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır. Aldatma veya korkutmadan dolayı bağlayıcılığı olmayan bir sözleşmenin onanmış sayılması, tazminat hakkını ortadan kaldırmaz.
Toplumsal hayatın hızla gelişmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik ... ve problemlerin çözümünü, klasik borç doğurucu sorumluluk kaynakları olarak nitelendirilen, haksız fiil, sözleşme ve sebepsiz zenginleşme içerisinde bulabilme ve aynı unsurları bu yeni ... ve problemlere uygulayabilme hemen hemen imkansız hale gelmiştir. Kanunların çözüm öngöremediği bu tip durumlara, 19. yüzyılın sonlarına doğru doktrin kayıtsız kalınamayacağını anlamış, özü ve niteliği farklı yeni hukuki müessese ve sorumluluk türlerini belirleme yoluna gitmiştir (Süleyman Yalman, Türk-İsviçre Hukukunda Sözleşme Görüşmelerinden Doğan Sorumluluk, Ankara 2006, s. 37).
Bu yeni belirlenen sorumluluk türlerinden olan sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluğu (culpa in contrahendo) genel bir ifadeyle belirtmek gerekirse, sözleşme görüşmeleri aşamasında taraflardan birinin diğerine veya onun koruması altında bulunan kişilere, aralarında dürüstlük kuralı (MK. m. 2) gereğince ortaya çıkan güven ilişkisinin ihlali sonucu meydana gelen sorumluluktur (Fikret Eren, Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, Cilt. III, Ankara 1990, s. 1083; İlhan Ulusan, Culpa in Contrahendo Üstüne, Prof. Dr. Ümit Yaşar Doğanay Anısına Armağan, İstanbul 1982, s. 287). Başka bir ifadeyle, sözleşme görüşmelerinde taraflardan birinin diğerine dürüstlük kuralına aykırı davranma sonucu verdiği zararlarla ilgili sorumluluktur (Süleyman Yalman, age., s.38).
Zira, sözleşme görüşmelerine başlanmasıyla birlikte taraflar arasında temeli dürüstlük kuralına dayanan bir güven ilişkisi meydana gelir ve bu ilişki koruma yükümlerini de içerir. Bundan dolayı sözleşme görüşmelerinde taraflardan her biri veya yardımcıları, diğer tarafa veya onun himayesinde bulunan kişilerin şahıs ve mal varlıklarına zarar vermeyi engellemek için gerekli dikkat ve özeni göstermek ve koruma yükümlerine uymak zorundadırlar. Çünkü, koruma yükümleri, ifa menfaati dışında kalan diğer şahıs ve mal varlığı değerlerine zarar vermemeyi ihtiva eder. Sözleşme öncesi koruma yükümlerinin ihlali, sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluğa sebebiyet verir (Ayfer Kutlu Sungurbey, Yetkisiz Temsil Özellikle Culpa in Contrahendo -Sözleşmenin Görüşülmesinde Kusur- ve Olumsuz Zarar, Haziran 1988, s.103 vd.; Fikret Eren, age., s.1086, 1091).
Diğer taraftan, taraflar arasında bir hukuki ilişki söz konusu olduğunda, bunun ihlalinin haksız fiil olduğunu söylemek mümkün değildir. Çünkü haksız fiilde, zarar verici davranışın işlendiği aşamada taraflar arasında daha önce kurulmuş bir hukuki ilişki yoktur. Bu sebeple sözleşme görüşmelerindeki bir yüküm ihlali haksız fiil olarak nitelendirilemez. Sözleşme görüşmeleri ile ortaya çıkan güven ilişkisinin ihlaline kıyasen sözleşme hükümlerinin uygulanması daha uygun olacaktır (Süleyman Yalman,age., s.83).
İsviçre-Türk hukukunda baskın olan görüşe göre; sözleşmenin görüşülmesine başlamakla taraflar arasında hukuksal bir ilişki, daha doğru bir deyimle bir güven ilişkisi meydana gelir. Bu güven ilişkisinden, Medeni Yasa, m. 2'deki dürüstlük kuralları uyarınca belli bir ölçüde karşı tarafın çıkarlarını gözetme, böylece bildirim, aydınlatma (boş yere güven vermeme, güveni boşa çıkarmama) gibi birtakım özen yükümleri doğar. Bu özen yükümleri, sözleşmeden doğan edim yükümünden farklı olarak, yasadan doğan davranış yükümü niteliğindedir. Bu davranış yükümlerine aykırılık da, sözleşmeden doğan borca aykırılığa benzer. Bundan dolayı, sözleşmenin görüşülmesi sırasındaki bu davranış yükümlerine aykırılığa da sözleşmeden doğan borca aykırılık kuralları örnekseme yoluyla uygulanır (Ayfer Kutlu Sungurbey, age., s.117- 118).
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ███████-1220 esas ████████ karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere; asıl can alıcı nokta, sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluk; zarar göreni ispat külfetinden kurtarma ve zamanaşımı süresinin uzatılmasından yararlanmak için kullanılmış olmasıdır.
Çünkü sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluğun sözleşme veya haksız fiil hükümlerine dayandırılması, zamanaşımı, ispat yükünün dağılımı ve yardımcı kişilerin sorumluluğu açısından önem arz etmektedir. Zira sözleşme sorumluluğunda, kanunda aksine bir hüküm yoksa zamanaşımı süresi 10 yıldır (TBK. m.146). Haksız fiil sorumluluğunda ise, zamanaşımı süresi 2 yıl (TBK. m.70) olup, davacı, davalının kusurlu olduğunu ispatlamak zorundadır (TBK. m.49) (Süleyman Yalman, age., s. 62, 70).
Belirtilen bu durumlarda bir sözleşme kurulmuş veya kurulmamış ya da hükümsüz veya geçerli olmasından bağımsız olarak sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluğun söz konusu olması bugünkü hakim düşünceye göre artık tartışmasızdır.
Yukarıda belirtildiği üzere, borç doğurucu sorumluluk kaynakları yönünden somut ... değerlendirildiğinde; olaya "sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluk" kurallarıyla bakılması gerektiğinde kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır.
Gerçekte de; sözleşme bir süreçtir. Bir anda kurulup meydana gelen hukuki bir işlem değildir. Sözleşme kurulmadan önce taraflar sözleşmenin muhtevası, şartları, içerdiği hak ve yükümlülükler üzerinde görüşmeler yaparlar; bu görüşmeler kısa veya uzun sürebilir. Görüşmelerin başlamasıyla görüşmeciler arasında hukuki bir ilişki kurulur. Bu ilişki sözleşme benzeri bir güven ilişkisidir. Güven ilişkisi MK. m.2/1’de düzenlenmiş bulunan dürüstlük kuralına dayanır. Buna göre, görüşmeler esnasında görüşmecilerin sözleşmenin muhtevası ve şartları hakkında birbirlerini aydınlatması, dürüstlük kuralına uygun davranması, birbirlerinin kişilik ve mal varlığı değerlerine zarar vermemek için gerekli özeni göstermesi, koruma yükümlülüklerine uyması gerekir. Görüşmeciler bu yükümlülüklere kusurlu olarak aykırı davranıp, görüşmelerin başlamasıyla aralarında kurulmuş bulunan güven ilişkisini ihlal ettikleri takdirde bundan doğan zarardan sorumludurlar (Fikret Eren, age., s. 1084, 306 vd.; İlhan Ulusan, age., s.286).
O halde, sözleşme görüşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlığın; haksız fiil kurallarına göre değil, sözleşme hukuku çerçevesinde çözümlenmesi gerektiği kuşkusuzdur. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ███████-1220 esas ████████ karar sayılı ilamı)
Somut olayda; davacı taraf davalılar ile imzalanan 31.08.2016 tarihli “Hisse ve Varlık Devir Protokolü”nü imzalamadan önce davalıların hisse devri yapılan şirketlerden olan Altıntaş Tur. Ve Oto. Tic. Ltd. Şti.’nin malvarlığında olması gereken ve protokole dahil olması gereken ancak gerçek kişiler adına kaydedilen malvarlığı değerleri olduğu, bu şekilde davacının aldatıldığını ve zarara uğratıldığını iddia ederek 6098 sayılı yasanın 39/2.maddesi düzenlemesi gereği sözleşme öncesi sorumluluk hukuki sebebine dayanarak eldeki davayı açtığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda detaylandırıldığı üzere; davacı iddiasını sözleşme öncesi sorumluluk hukuki sebebine dayandırdığı anlaşılmakla sözleşme görüşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlığın; haksız fiil kurallarına göre değil, sözleşme hukuku çerçevesinde çözümlenmesi gerektiği kuşkusuzdur. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ███████-1220 esas ████████ karar sayılı ilamı, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin ██████████ esas ██████████ karar sayılı ilamı)
Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere; davacının eldeki davaya konu ettiği 31.08.2016 tarihli “Hisse ve Varlık Devir Protokolü”nün şirketlerin hisselerinin yanı sıra bir kısım menkul ve gayrimenkul değerlerinin de paylaşımını da içerdiği, dolayısıyla karma bir sözleşme mahiyetinde olduğu dikkate alındığında eldeki olayda 6098 sayılı yasanın 146.maddesindeki on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekmekte olup, protokol tarihi ile dava tarihi arasında bu sürenin henüz dolmadığı dikkate alındığında mahkemece tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda tüm deliller toplanarak bir değerlendirme yapılması gerekirken eldeki olaya haksız fiil hükümlerinin uygulanarak zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi hatalı olmuştur.
Açıklanan tüm bu gerekçelerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle kabulüne, kararın açıklanan gerekçeler doğrultusunda kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince; dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M
: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacının ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince; yukarıda açılanan hususlara ilişkin olmak üzere ESASTAN KABULÜNE,
2-Gebze Asliye Ticaret Mahkemesinin █████/2025 tarih, ████████ Esas ve ████████ Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3-Dosyanın açıklanan eksikliklerin giderilmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
4-İstinaf eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talebi halinde ve ilk derece mahkemesi tarafından istinaf edene iadesine,
5-İstinaf eden tarafından istinaf başvurusu için yapılan giderlerin, esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesi tarafından yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,
6-Kararın 6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğine,
7-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile KESİN olarak karar verildi.█████/2026
...
Başkan ...
¸e-imzalıdır
...
Üye ...
¸e-imzalıdır
...
*Üye ...
¸e-imzalıdır
...
Katip ...
¸e-imzalıdır
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!