Anahtar kelimeler: Yazildiği Başkan Firma Katip Tasarım Yöneticilerinin Üye Ankara İlamda Milleti

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ █████████ Esas ████████ Karar

T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
21.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO
: █████████
KARAR NO
: ████████
TÜRK MİLLETİ ADINA
KARAR
BAŞKAN
: ... ...
ÜYE
: ... ...
ÜYE
: ... ...
KATİP
: ... ...
İNCELENEN DOSYANIN
MAHKEMESİ
: Ankara 12.Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ
: █████/2023
NUMARASI
: ████████ Esas ████████ Karar
DAVA
: Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ
: █████/2022
KARAR TARİHİ
: █████/2026
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH
: █████/2026
Taraflar arasındaki tazminat istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın kabulü yönelik olarak verilen hükme karşı davalı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili firma tarafından davalının yetkilisi olduğu ... Tasarım Teknoloji ve Tic Ltd. Şti'ne müvekkili tarafından istenen ürünlerin ithali için bağlama parası olarak para gönderildiğini ancak ürünlerin teslim edilmediğini, talep edilen malların müvekkiline teslim edilmediğinden davalı şirketten noter vasıtasıyla 557.260,00 TL alacağın ödenmesinin istendiğini, şirket tarafından herhangi bir ödeme yapılmadığını, öğrendikleri kadarıyla şirkete aktarılan paranın şirket müdürü tarafından aynı gün kendi şahsi hesabına havale ettiğini, davacının uğradığı zarar doğrudan bir zarar olup, şirket müdürü davalının bu zarardan sorumlu olduğunu, çünkü müvekkilinin istediği mallar için verdiği bağlanma parasını, ... Tasarım Tekstil Teknoloji ve Ticaret Ltd.Şti.'nin müdürü ... iade etmediğini, davacının mallar için verdiği verdiği paranın iade edilmemesinin doğrudan zarar olduğunu, çünkü şirket adına yapılmış bir işlemin veya şirket adına alınan paraların yöneticilerin şahsi menfaatlerine yönelik olması, fiktif kâr dağıtılması gibi olaylarda, zararla fiil arasında illiyet bağının tespitinin zor olmadığını, ... Tasarım Tekstil Teknoloji ve Ticaret Ltd.Şti.'nin müdürü ...'nin davacıdan aldığı paraları şirket bilonçolarında göstermediğini ve bu paraları şahsi menfaatleri için kullandığını, şirket müdürü olarak davalının , şirketi kullanarak kendi hesabına maddi menfaat elde ettiğini, davalının müdürü olduğu şirkete karşı yükümlülüklerini kusurlu olarak yerine getirmediğinden şirketin alacaklılarını zarara uğrattığından TTK 553/1 maddesi gereğince meydana gelen zararda müvekkili alacaklıya karşı sorumlu olduğu belirtilerek ve fazlaya ilişkin haklarını saklı tutularak şimdilik 10.000,00 TL maddi zararın dava tarihindeki TCMB 'nin dolar efektif satış kuru üzerinde hesaplanan tutarının, en yüksek mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle davacının █████/2022 tarihinde Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ████████ Esas sayılı dosyasından taraflarının, konusunun, müddeabihleri ve dava sebeplerinin aynı olduğu davayı açtığını, dava tarihinden önce arabuluculuk sonuç evrakı düzenlenmemiş olduğundan yani dava açıldığı tarihte dava şartı gerçekleşmediğinden █████/2022 tarihinde davanın usulden reddine karar verildiğini , bu kararın kesinleşmesi beklenmeden iş bu davanın █████/2022 tarihinde açıldığını belirterek, derdestlik itirazında bulunduklarını, yine davacının haksız fiil hükümlerine de dayandığından davanın zamanaşımına uğradığını , müvekkili ...nin dava dışı ... Tasarım Tekstil Teknoloji Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin yetkilisi olduğunu, söz konusu şirketin bilişim hizmetleri ve çözümleri sunan, dijital dönüşüm süreçlerini müşterileri ile buluşturan bir proje grubu şirketi olduğunu, teknoloji, eğitim, medikal ve tekstil alanlarında çeşitli dünya markalarının Türkiye temsilciliğini yaptığını, ... Tasarım; ... ve ... markalarının Türkiye distribütörlüğünü yaptığını, dava dilekçesinde bahsedilen diğer markaların distribütörü olmadığını , distribütörü olduğu markalarla Devlet Malzeme Ofisi'nde yetki verdiği bayileri bulunduğunu , dava dilekçesindeki vakıalar ile hukuki dayanaklar arasında tutarsızlık olduğunu, davacının 2020 yılının Haziran ayından Aralık ayı dahil olmak üzere dava dışı şirkete para gönderdiğini iddia ettiğini, ancak siparişlerin teslim edilmediğini iddia etmelerine rağmen neden para göndermeye devam ettiklerini açıklamadığını, davacının iddiaları bir an için doğru kabul edilecek olursa dahi bu iddialardan kendisinin basiretli bir tacir gibi davranmadığının da ispatı olduğunu, dava dışı şirketin tüzel kişiliği olduğunu, şirket adına işlemleri şirket yetkilisi veya şirketin yetkilendirdiği kimsenin yaptığını, yapılan işlemlerin yetkiliyi değil şirket tüzel kişiliğini bağladığını, davacının dava dilekçesinde bahsi geçen paraları dava dışı şirket hesabına gönderdiğini, siparişlerin dava dışı şirket tarafından temin edilmediğini iddia etmesine rağmen davalı şirket yetkilisine dava açıldığından husumet itirazında bulunduklarını, aksi halde şirket kişiliğinin sorumlu olduğu her işleme karşı şirket yetkilisi de borçlu hale gelecek olacağını, ticaret hukukunun bir önemi kalmayacağını, davacının bu dava yanı sıra, dava dışı şirkete karşı Ankara 30. İcra Müdürlüğü'nün ██████████ Esas ve Ankara 14. İcra Müdürlüğü'nün █████████ Esas sayılı dosyalarından takip başlattığını, Ankara 30. İcra Müdürlüğü'nün ██████████ Esas sayılı takip dosyasına yapılan itiraz neticesinde Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ████████ Esas sayılı dosyasından itirazın iptali davası açıldığını, davacının hem ürünleri teslim almadığını iddia etmekte hem de bahsi geçen icra takiplerini yaptığını belirterek, öncelikle derdestlik, husumet, zamanaşımı def'i ve hak düşürücü süre sebebiyle davanın reddine, aksi halde ise delillerinin toplanmasına ve nihayetinde davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece; davacı ile davalın tek ortağı ve temsilcisi olduğu şirket arasında ticari ilişkin bulunduğu , davacının , davalının temsilcisi olduğu şirkete yurt dışında ithal edeceği medical ürünler için avans ödemesi yaptığı , ödemelerin davalı şirket hesabına yattığı ve aynı gün şirketin tek ortağı ve temsilcisi olan davalı tarafından hesaba giren bu avansların çekilerek kendi şahsi hesabına aktarıldığı , gönderilen bu avansların noter ihtarına rağmen şirketçe davacıya iade edilmediğinden şirket aleyhinde Ankara 14. İcra Müdürlüğünün █████████ E. sayılı icra takibi başlatıldığı ve itiraz üzerine takibin durduğu ve davacının şirket aleyhinde itirazın iptali davası açmak yerine, avansların yatırıldığı gün kendi hesabına geçiren ve şirkete geri vermeyen yönetici ve tek ortak olan davalı aleyhinde , şirket perdesi arkasına saklanarak müvekkilini zarar uğratığı gerekçesiyle iş bu doğrudan zarar davasını açtığı, Yargıtay 11. HD nin █████████ esas █████████ karar sayılı ilamında da belirtildiği gibi , şirket temsilcisi davalının haksız fiil teşkil eden bu eylemiyle , tüzel kişi ile gerçek kişi ortağın ayrılık ilkesinin arkasına sığınarak hukuk düzenince korunmayan hakkın kötüye kullanılması yasağını ihlal ettiği , davalının bu haksız ve kötü niyetli davranışından sorumlu tutulması gerektiği ve bu nedenle davacı tarafından , davalı şirketine mal teslimi için gönderilen avans parayı aynı gün kendi şahsi hesamına aktarması ve daha sonra şirkete iade etmemesi, yine parayı gönderen davacıya mal teslim yada avans iadesi de yapmaması nedeniyle davacının zararına işlem yaptığından, bu kötü niyetli davranışından sorumlu tutulması gerektiği anlaşılmakla , TTK nun 553 maddesi kapsamında, davacının talebiyle bağlı kalınarak, 10.000,00 TL' nin dava tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; eldeki davada husumetin kendisine yöneltilemeyeceğini,
Davacı tarafın dava dilekçesinde , uğradığını iddia ettiği zarardan dolayı TTK 553/1 maddesi sebebiyle tazminat talep ettiğini ve bu tazminatın da davayı açan kişilere verileceğini iddia ettiğini, yerel mahkemece ise davayı tazminat olarak değerlendirmek yerine taleple bağlılık ilkesine aykırı olarak tüzel kişilik perdesinin aralanması davası olarak ele alıp, TTK 553. maddesi gereği hükmedilecek tazminatın kime ödeneceğini araştırmadan davacı lehine hüküm kurmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu,
Davacı tarafça dava dışı şirkete karşı Ankara 30. İcra Müdürlüğü'nün ██████████ Esas, Ankara 14. İcra Müdürlüğü'nün █████████ Esas sayılı dosyalarından takip başlatıldığını, Ankara 30. İcra Müdürlüğü'nün ██████████ Esas sayılı takip dosyasına yapılan itiraz neticesinde Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ████████ Esas sayılı dosyasından itirazın iptali davası açıldığını, davacı hem ürünleri teslim almadığını iddia etmekte hem de bahsi geçen icra takiplerini yaptığını, Bilirkişi ek raporunda '' davacı firmanın dava dışı şirket aleyhine başlattığı Ankara 14. İcra Müdürlüğünün █████████ E. sayılı icra dosyasının evrakları Sayın Mahkemeniz dosyası içerisinde bulunmadığından bu dosyanın Sayın Mahkemeniz dosyasına konu edilen alacakla ilgili olup olmadığı tespit edilmemiştir. '' tespiti bulunmakta olup bilirkişi tarafından da eksik inceleme yapıldığını,
Bilirkişi raporunda belirtildiği üzere davacı şirketin henüz dava dışı şirketten alacaklı olduğu kesin yargı kararı ile tescillenmediğini, bu sebeple zamanaşımı def'i ve hak düşürücü süre ile derdestlik ve husumet itirazları hakkında mahkemece karar verilmediği gibi bu itirazların yerinde görülmemesi halinde mahkemece Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin ████████ E. sayılı dosyasının kesinleşmesinin bekletici mesele yapılması gerekmekte iken yazılı şekilde hüküm kurulmasının hatalı olduğunu,
Davalının şirket yetkilisi olduğu dava dışı şirketin acz içinde olduğu kabul anlamına gelmemekle birlikte davacının alacağını tahsil için henüz hiç bir somut faaliyette bulunmamasına rağmen, haciz istememesine, dava dışı şirketin III kişilerdeki hak ve alacaklarına haciz koymadan TTK 553/1 maddesine istinaden dava açmasının kötüniyetli olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Dava; TTK 553/1 maddesine dayalı şirket müdürüne karşı açılmış sorumluluk davasıdır.
6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;
Davacı yan ,davacı ile davalının ortak ve müdür olduğu dava dışı ... Tasarım Tekstil .. Limited Şirketi arasında ürün ithali için yapılan anlaşma çerçevesinde bağlama parası adı altında dava dışı şirket hesaplarına ürün avans bedelinin gönderilmesine rağmen , ithal edilecek ürünlerin davacı şirkete teslim edilmediği gibi avans olarak ödenen bedelin de iade edilmediğini , davalının müdür olduğu dönemde şirketin borçlandığını bu nedenle şirketin sorumlu müdürü davalının davacı şirketin doğrudan zararından TTK 553/(1) madde uyarınca sorumlu tutulması gerektiğini belirterek zararının davalıdan tazmini talep etmiştir.
Davalı yan ise , davanın şirkete yöneltilmesinin gerektiğini, davalının şahsi sorumluluğunun olmadığını bildirerek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece yukarıda yazılı gerekçe ile tüzel kişiliğin perdesinin aralandığı kabul edilerek davacının davasının kabulüne karar verilmiş ve ilgili karara karşı davalı yanın istinafa geldiği görülmüştür.
Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır.
Hukukumuzda kişiler; gerçek kişiler ve tüzel kişiler olarak ikili bir ayrıma tabi tutulmuştur. Başlı başına bir varlığı olmak üzere örgütlenmiş kişi toplulukları ve belli bir amaca özgülenmiş olan bağımsız mal toplulukları kendileri ile ilgili özel hükümler uyarınca tüzel kişilik kazanırlar. Amacı hukuka veya ahlâka aykırı olan kişi ve mal toplulukları ise tüzel kişilik kazanamaz (TMK m. 47). Tüzel kişiler, cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildirler (TMK m. 48) ve kanuna ve kuruluş belgelerine göre gerekli organlara sahip olmakla, fiil ehliyetini kazanırlar (TMK m 49).
Türk hukuku ticaret ortaklıklarında sınırlı sayı ilkesini kabul etmiştir. Ticaret şirketleri tüzel kişiliğe haiz olup kanuni istisnalar haricinde TMK’nın 48. maddesi çerçevesinde bütün haklardan yararlanabilir ve borçları üstlenebilirler (6762 sayılı TTK m. 137, 6102 sayılı TTK m. 125). Ticaret ortaklıkları tüzel kişiliğe sahip olduklarına göre, istisnalar hariç olmak üzere ortaklık malvarlığının sahibi, aktif ve pasif malvarlığına sahip olan kişi tüzel kişidir (Poroy, R/ Tekinalp, Ü/Çamoğlu, E: Ortaklıklar Hukuku I, İstanbul, 2019, s.105).
Tüzel kişinin iradesi, organları aracılığıyla açıklanır. Organlar, hukukî işlemleri ve diğer bütün fiilleriyle tüzel kişiyi borç altına sokar ve kusurlarından dolayı ayrıca kişisel olarak sorumludurlar (TMKm. 50).
TMK’nın 50. maddesinde kullanılan organ kavramının özel hukuk tüzel kişileri için ne şekilde uygulanacağı ise yine 6762 sayılı TTK’nın 1/2 ve 138. maddelerinde (6102 sayılı TTK’nın 1 ve 126. maddeleri) hüküm altına alınmıştır. 6762 sayılı TTK’daki 138. maddenin dili güncelleştirilerek alınan 6102 sayılı TTK’nın 126. maddesinde“Her şirket türüne özgü hükümler saklı kalmak şartıyla, Türk Medenî Kanununun tüzel kişilere ilişkin genel hükümleri ile bu Kısımda hüküm bulunmayan hususlarda Türk Borçlar Kanununun adi şirkete dair hükümleri her şirket türünün niteliğine uygun olduğu oranda, ticaret şirketleri hakkında da uygulanır.” kuralına yer verilmiştir.
O hâlde tüzel kişiliğin söz konusu olabilmesi için, oluşturulacak kişiliğin kendine özgü bir malvarlığı olmalı ve bu malvarlığı bir amaç içinde ve bağımsız olarak ortaya konmalıdır. Onu oluşturan ve koyan üyelerin, ortaklarının malvarlığından da bağımsız olması gerektiğini belirten bu temel prensibe “malvarlığının bağımsızlığı” veya “mal ayrılığı” prensibi denilmektedir [Antalya, G: Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması Teorisi, Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu (Editör: Ulusoy, E: T Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Sempozyum Kitabı, İstanbul, 2008, s.143 vd.)]. Ayrılık ilkesi gereği tüzel kişilik; tüzel kişiliği meydana getirenler ile üçüncü kişiler arasına sanki bir perde olarak çekilmektedir. Üçüncü kişiler muhatap oldukları tüzel kişilik bir perde olarak kullanıldığında, perdenin arkasındaki üye ya da ortaklara ulaşamamaktadır [Ulusoy, E.: Şirketler ve Bankacılık Hukukunda Kapsama Alma ve Sorumlu Kılma Amacıyla Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması, Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu (Editör: Ulusoy, E: T Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Sempozyum Kitabı, İstanbul, 2008, s. 352 vd). Ancak tüzel kişi ile üyeleri arasındaki bu ayrılık prensibinin mutlak olarak her durum ve koşulda uygulanması bazı haksız durumların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Hukuk kuralları dolanılmak suretiyle kanuna karşı hile yapılması, ayrı tüzel kişilik kavramına sığınarak onun ardında yer alan gerçek kişilerin taraf oldukları sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini ihlal etmeleri ya da üçüncü kişilere zarar vermeleri, sonra da tüzel kişilik kavramının ardına gizlenilmesi dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı ilkelerine açıkça aykırı olup hukuk düzenince de korunamaz. Bu gibi durumda tüzel kişilik perdesi aralanmalı ve perdenin ardında yer alanlar gerektiğinde sorumlu tutulmalıdır [Sağlam, İ: Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanmasına Genel Bir BakışTüzel Kişilik Perdesinin Aralanması I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu ( Editör: Ulusoy, E: T Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Sempozyum Kitabı, İstanbul, 2008, s. 154 vd.)].
Eş söyleyişle tüzel kişiye hukuk hayatında ayrı bir hukuki varlık tanınması ve sermaye şirketlerinde ortakların sınırlı sorumlu olması gibi sonuçlar, ancak TMK 2. madde çerçevesinde kurallara uygun hareket edilmesi ve tüzel kişiliğin ortakları veya yöneticileri tarafından kötüye kullanılmaması hâlinde söz konusu olabilir. "İyiniyet kurallarına riayet edilmemesi, tüzel kişiliğin kötüye kullanılması (abus de la personnalite morale) hâllerinde tüzel kişilik perdesinin kaldırılması veya delinmesi (liftingpiercing of theveil) veya yok sayılması (disregard of thecorporateent-tiy) ve tüzel kişilik perdesinin arkasındaki gerçek duruma göre bir sonuca varılması gerekmektedir. Özel hukuk alanında çok geniş bir uygulaması olan tüzel kişiliğin yok sayılması, bu topluluklara yasalarla kişilik tanımanın amaçlarıyla ters düşen uygulamalar dolayısıyla ortaya çıkmıştır (Battal, A.:Bir Alan Araştırması Işığında Sermaye Şirketlerinin Sorumluluğu Konusundaki Hukuki Bilgi Eksikliğinin Olumsuz Sonuçları Ve Perdenin Kaldırılması Teorisi Yardımıyla Giderilmesi, Yargıtay Dergisi, Ekim 1998, C24, s 659 vd.).
Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması, bazı şartların varlığı hâlinde, tüzel kişilik dikkate alınmadan, mevcut kişiliğin arkasına saklanan kimsenin borçtan sorumlu tutulması veya çiğnediği yasağın sonuçlarına katlanmasıdır. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasından, tüzel kişinin kişiliğine ve mal varlığına ilişkin ayrılık ilkesinin uygulanmaması ve onun hukuki bağımsızlığının bir nevi dikkate alınmayıp onun bertaraf edilmesini anlayabiliriz. Bu kavram hukukumuzda ve yabancı hukuklarda düzenlenmemiş olup; mahkemeler hukuku (caselaw) ve öğreti ile özellikle de bankacılık sektörü ve sermaye piyasasındaki yolsuzlukların önlenmesi gayesiyle ortaya çıkmıştır. Türk Hukukuna ise ilk defa 1963 yılında giren tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi öğretide kimi zaman tülün kaldırılması, tüzel kişilik perdesinin aralanması, örtünün delinmesi ya da ışıldak gibi değişik terimlerle ifade edilmiştir (Antalya –s. 152; Poroy/ Tekinalp/Çamoğlu-s.106; Çamoğlu, E.: Ticaret Ortaklıkları Bakımından Perdenin Kaldırılması Kuramı ve Yargıtay Uygulaması, BATİDER, C.32, S.2, Haziran 2016; Memiş, T./ Öztek, S: Şirketler Hukuku ve İcra İflas Hukuku İlkeleri Karşısında Borçlu Şirketin Alacaklılarının Hakim Ortağa Karşı Korunması (Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu (Editör: Ulusoy, E: T Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Sempozyum Kitabı, İstanbul, 2008, s. 197 vd.) Akıncı, Ş: Alacaklılardan Mal Kaçırmak İçin Kurulan Yeni Şirkete Müracaat İmkânı Bakımından; Muvazaa, Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması ile Organik Bağ Kavramlarının Elverişliliği ve Yargıtay Uygulamaları, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.27, S.3, 2019, s.652 vd.; Yüksel, K.: Şirketler Hukukunda Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Örtünün Aralanması, Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu (Editör: Ulusoy, E: T Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Sempozyum Kitabı), İstanbul,2008,263 vd. ).
Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması kuralı yalnızca ticaret hukukunda değil iş hukuku, vergi hukuku, icra ve iflas hukuku ve diğer hukuk dallarında da uygulama alanı bulmuş; hatta 6183 sayılı Kanun, Çek Kanunu, Grev ve Lokavt Kanunu gibi kanunlarda kamu yararı gibi özel menfaatlerin korunması amacı güdülerek gerektiğinde bu teorinin uygulanması ve sorumluluğa karar verilebilmesi için birtakım düzenlemeler yapılmıştır. Elbette, kanundan kaynaklanan bu gibi durumlarda tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasını tartışmaya gerek bulunmamaktadır. Yine muvazaa, kanuna karşı hile gibi durumlarda ise bazen perdenin kaldırılması teorisi uygulanmadan da sorumluluğa hükmedilebilmektedir.
Yargıtay içtihatlarında benimsenerek öğretide de vurgulandığı gibi; malvarlığının bağımsızlığı ve sınırlı sorumluluk ilkelerinin istisnası olan tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi ancak istisnai ve sınırlı durumlarda titizlikle uygulanması gereken bir teoridir. Bu kurala ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı; istisnai bir kural olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır. Aksi hâlde tüzel kişilere tanınmış olan mal ayrılığı güvencesinin zedenlemesi durumuyla karşı karşıya kalınılabilir. Belirtmekte yarar vardır ki, mahkeme kararıyla kaldırılmasına hükmedilen şey tüzel kişilik değil, tüzel kişiliğin perdesidir (Akıncı, s. 661; Çamoğlu, s. 12; Antalya, s.152; Tekinalp, G./Tekinalp, Ü.: Perdeyi Kaldırma Teorisi, Reha Poroy’a Armağan İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi 1995, s.395 vd.; Poroy/ Tekinalp/ Çamoğlu s. 107 vd.).
Tüzel kişi ile ortaklarının faaliyet alanlarının ve malvarlıklarının iç içe geçmesi birbirine karışması, bir şirketin ticari defterlerinin ya da ticari sır kabul edilen belgelerinin diğer şirkete ait iş yerinde bulunması, ikisinde de aynı ticari defterlerin kullanılması ve ortak hesap yapılması (tek merkezden idare edilmesi), ortaklığın faaliyet konusunu sürdürebilmesi için yeterli sermayesi bulunmadığı hâlde alacaklıları ya da üçüncü kişileri zarara uğratmak niyetiyle bilinçli olarak faaliyet göstermeye devam edilmesi, şirket ortaklarının kendi kişisel malvarlıkları ile şirketin malvarlığı özdeş-tekmiş gibi hareket etmeleri, şirketlerin ya da ortağın üçüncü kişileri aldatacak şekilde kendi kişilikleri ile tüzel kişiliğin aynı olduğu izlenimini vermeleri, bu kapsamda birbirlerinin tanıtımlarını yapmaları, aynı tüzel kişilikmiş gibi anlaşılacak benzer isimleri ve logoları kullanmaları, yani dışarıya karşı tek bir tüzel kişilikmiş gibi intiba yaratmaları, şirketlerin aynı konuda faaliyet göstermeleri ve (tek başına bu hususa dayanılmamak koşuluyla) hâkim ortaklarının ya da yöneticilerinin aynı kişiler olması, tüzel kişilik kavramının arkasına sığınılacak şekilde art niyetli davranışlarla zararlandırıcı faaliyetlerde bulunulması, işlemlerin diğer tarafınca sözleşmelerin kiminle yapıldığı dahi anlaşılamayacak şekilde karışıklığa yol açılması, şirketin kendi çıkarları gözetilmeksizin yürütülmesi veya yalnızca ve bilinçli olarak açıkça hâkim ortak korunacak şekilde diğerleri zarara uğrayacak şekilde işlemler yapılması hâlleri gösterilebilir.
Öğretide tüzel kişilik perdesinin; düz perdeyi kaldırarak sorumlu kılma, ters yönden perdeyi kaldırarak sorumlu kılma, borçlunun perdenin kaldırılmasını talep etmesi, çapraz olarak perdeyi kaldırma olarak tabir edilen dört farklı biçimde ortaya çıkabileceği belirtilmiştir. İlkinde doğrudan perde kaldırılarak arkadaki kişi ya da ana ortaklık sorumlu tutulmaktadır. İkincisinde ise; ana ortaklığın borcu ya da yükümlülüğü için yavru ortağın ya da pay sahibinin sorumlu tutulması anlaşılmaktadır. Öğretide şüphe ile yaklaşılması gerektiği belirtilen üçüncü türde ise borçlu ya da yükümlü kişi perdenin arkasına sığınmak yerine bizzat kendisi perdenin kaldırılmasını talep etmektedir. Somut uyuşmazlığımız bakımından tartışılması gereken dördüncü hâlde ise sadece ana ve yavru ortaklık değil, aynı zamanda grup veya holding sistemi içinde yer alan kardeş ortaklıklar arasında perdenin çapraz olarak kaldırılması durumu söz konusu olmaktadır (Tekinalp/Tekinalp, s.399).
Tüzel kişi ile ortakların alanlarının, organizasyon ve malvarlıklarının birbirine karışması, ortağın kendi fiil ve işlemleriyle üçüncü kişilere karşı sanki tüzel kişilik ile kendisi arasında bir ayrım yokmuşçasına işlemler yapması ya da ortağın kendi malvarlığı ile şirketin malvarlığı birmiş gibi davranması, yetersiz sermaye ile faaliyete devam edilmesi özellikle şirket tüzel kişiliğinin bilinçli (kötü niyetli) olarak üçüncü kişileri zarara uğratması hâllerinde perdenin aralanması gerektiğinden bahsedilmiş idi. Tüzel kişilik perdesinin çapraz olarak kaldırılması genellikle kardeş şirketler arasında söz konusu olduğundan, esas (ana) şirket ile bağlı şirket ve ortaklar arasındaki karmaşık ilişkiler zinciri net bir şekilde ortaya konulmalıdır.
Bu noktada bu şirketlerin ekonomik anlamda bağımsız şirket vasfında olup olmadığının araştırılması büyük önem taşımaktadır. Çünkü kardeş şirketler arasında perdenin kaldırılması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerekmektedir. Hukuken iki farklı tüzel kişilik gibi görünen şirketler aslında özdeştir, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuş iseler de bunların üretim, pazarlama ve ihracat faaliyetleri birbirini tamamlayıcı nitelikte olup, şirketler aslında tek ve aynı iktisadi işletmeye vücut vermektedir (Öztek/Memiş, s:209).
Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinde çoğu zaman perdenin tarafları arasındaki güçlü organik bağa ve yapılan muvazaalı işlemlere rastlanılmaktadır. Bu kavramlar bazen aynı olayda karşımıza çıkabilir; ancak sadece birinin oluşması diğerini engellemeyecektir. Bir hukuki işlemin her iki tarafının da irade ile beyanı arasında bilerek uygunsuzluk yaratması durumu muvazaanın şartları her olayda gerçekleşmeyebilir. Sorumluluğun genişletilebilmesi için yine içtihatlarla geliştirilmiş olan organik bağ kavramının da tartışılması gerekmektedir. Zira, organik bağ kavramı da kaynağı TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağından almaktadır. Organik bağ, iki tüzel kişi (veya bunların ortakları arasındaki ilişki) olarak nitelendirilebilir. Organik bağ, perdenin saklanmasına göre daha geniş bir anlamı ifade eder; bu bağın varlığı tanıkla bile ispat edilebilir. Organik bağ, tek başına tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasını sağlayacak güçte değildir. Şirketlerin kuruluş tarihlerinin aynı olması, hissedarların aynı soyadını taşımaları organik bağın varlığını göstermez. Şirketlerin aynı kişi tarafından yönetilmesi, aynı ortaklara sahip olması ya da benzer iş kolunda faaliyet göstermeleri somut olayın niteliğine göre başka delillerle desteklendiğinde organik bağın varlığı için yeterli ise de; bu husus tek başına tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli değildir. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. Organik bağ şirketlerin adreslerinin, faaliyet alanlarının, ortaklarının veya temsilcilerinin aynı olmasından ve aradaki hukuki ilişkiden tespit edilebilir. Tüzel kişiliğin kaldırılmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Örneğin; üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilir. (Bkz Yargıtay Hukuk Genel Kurulu █████/2020 tarih, ███████-94 E, ████████ K sayılı ilamı)
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Davacı şirket ile dava dışı davalının tek ortağı ve müdürü olduğu şirket arasında karşılıklı mal alım/satımına ilişkin ticari ilişki olduğu, davacı yanca ilk olarak dava dışı şirkete satılan ve teslim edilen mallara karşılık bakiye alacağının (548,69 USD) tahsili ve davamıza konu (davalıdan satın almak istediği mallara karşılık bağlama parası adı altında ödenen,
557.260,00 TL ) avans alacağının tahsili amacıyla Ankara 14. İcra Müdürlüğü'nün █████████ Esas sayılı dosyasında , ... Tasarım Tekstil ... Limited Şirketi aleyhine ilamsız icra takibi başlatıldığı , borçlu ... Tasarım Tekstil ... Limited Şirketinin █████/2021 tarihinde süresi içerisinde ödeme emrine itirazı üzerine takibin durduğu , ilgili dosyanın güncel numarasının Ankara 5 Genel İcra Dairesi'nin ███████████ esas olduğu dosya içeriğiyle sabittir.
Davacı yan söz konusu takibe itirazın iptali davası açmayarak, söz konusu takipte davacı yanca ilk olarak dava dışı şirkete satılan ve teslim edilen mallara karşılık bakiye alacağının (548,69 USD) tahsili yönündeki alacak kalemi için dava dışı ... Tasarım Tekstil ... Limited Şirketi aleyhine █████/2021 tarihli 389,40 USD fatura bedelinin ve █████/2021 tarihli 159,30 USD fatura bedelinin takip tarihindeki kur üzerinden belirlenen toplam 10.028,00 TL alacağın tahsili amacıyla borçlu ... Tasarım şirketi aleyhine Ankara 30 İcra Müdürlüğü'nün ██████████ Esas sayılı ilamsız icra takibi başlattığı, ilgili takibe borçlu şirketin itirazı üzerine Ankara 8 Asliye Ticaret Mahkemesine açılan itirazın iptali davasının █████/2023 tarihinde kabul edildiği, hatta ilgili ████████ E- ████████ K sayılı ilamın aynı takip dosyasında █████/2024 tarihinde icraya konulduğu Dairemizce UYAP sisteminden yapılan inceleme sonucu tespit edilmiştir.
Buradan hareketle davacı yanın , dava dışı ... Tasarım şirketine sattığı mallara ilişkin fatura bedelini dava dışı şirketten tahsil etme yolunu seçmesine rağmen , dava dışı şirketten mal satın alınması için verilen avansın iadesinin dava dışı şirketten değil , dava dışı şirketin tek ortağı ve müdürü olan davalıdan TTK'nun 553-555 maddesine dayalı olarak tahsili yoluna (elde ki dava açılarak) gidildiği izahtan varestedir.
İstinaf incelememize konu eldeki dava, şirket müdürüne karşı açılmış sorumluluk davasıdır.
Davacının dava dışı şirketten satın aldığı malların kendisine teslim edilmediği gibi avans olarak verilen bedelin de iade edilmediğinden bahisle, avans alacağının tahsilini dava dışı şirketin müdürü davalıdan istemektedir.
Bir sermaye şirketi türü olan limited şirketlerde ortaklar açısından sınırlı sorumluluk ilkesi geçerlidir. Ortağın asıl borcu, taahhüt ettiği sermayeyi ödemektir. Sermaye borcunu tam olarak yerine getiren ortağın sorumluluğu sona ermektedir. Türk hukukunda ortaklar, limited şirketin borçlarından şahsen sorumlu değildirler. Ortakların sorumluluğu sadece ortaklığa karşı ve esas sermaye payı ile sınırlıdır. Nitekim 6102 sayılı TTK'nın 573/2 maddesine göre ortaklar şirket borçlarından sorumlu olmayıp, sadece taahhüt ettikleri esas sermaye paylarını ödemekle ve şirket sözleşmesinde öngörülen ek ödeme ve yan edim yükümlülüklerini yerine getirmekle yükümlüdürler.
6102 sayılı TTK'nun 644/1.maddesi atfıyla limited şirketlerde de uygulanması gereken 553. maddesi uyarınca kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. TTK'nun 553-555 maddeleri gereğince, şirket alacaklıları ve pay sahiplerinin şirket yöneticileri hakkında sorumluluk davası açmaları imkanı mevcuttur. Yöneticinin, ortaklığın mal varlığını azaltan veya kötüleştiren yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların da dolaylı zarar görmesine yol açar. Başka bir anlatımla, ortaklığın doğrudan doğruya zarar görmesi, ortakların ve alacaklıların dolaylı zararı olarak sonuç doğurur. TTK'nun 553. maddesi uyarınca şirket alacaklıları, şirket yöneticileri hakkında sorumluluk davası açabilir. Söz konusu davanın açılıp görülebilmesi için, oluştuğu iddia olunan zararın doğrudan ya da dolaylı zarar niteliğinde olup olmadığının tespiti gerekmektedir. Şirket alacaklısı konumunda olan üçüncü şahısların sorumluluk davası yolu ile kendileri adına istemde bulunabilmelerinin koşulu, oluştuğu ileri sürülen zararın, doğrudan zarar niteliğinde olmasıdır. Şirket yöneticilerinin, şirketin almış olduğu borcu ya da başkaca edim yükümlülüklerini yerine getirmemek amacıyla şirketi atıl kılarak acz içine düşürmeleri hali, üçüncü kişiler yönünden doğrudan zarar niteliğindedir. Bu kapsamda şirket alacaklıları; kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yönetimle görevli diğer kişilerin, tasfiye memurlarının veya kuruluşta etkili kişilerin kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlu olarak ihmal etmeleri nedeniyle doğrudan zarara uğramaları durumunda, anılan kişileri dava edebilir ve tazminatın kendilerine ödenmesini isteyebilirler.
Bu durumda alacaklılar, yöneticilere karşı sadece doğrudan doğruya zararları için talepte bulunabilir. Bu nedenle davacının, doğrudan doğruya oluşan bir zararının varlığını ispat etmesi gerekir.
Bu bağlamda yasal düzenlenmeden de açıkça anlaşılacağı üzere, şirket yöneticilerinin alacaklılara karşı sorumlu olması için yöneticinin, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusuruyla ihlal ettiğinin kanıtlanması ve bunun sonucunda davacının doğrudan bir zararının oluştuğunun kanıtlanması gerekir. Davcının şirketten olan alacağını tahsil edememiş olması, tek başına davalı yöneticinin sorumlu tutulmasını gerektirmez.
Doğrudan zararın söz konusu olduğu durumlarda yöneticilerin veya denetçilerin eylemleri sonucunda şirket alacaklılarının ortaklığın zararından müstakil olarak gördükleri zararlar söz konusudur. Anılan zarar türünde ortaklığın zarar görüp görmemesinin bir önemi bulunmamaktadır. Bu dava türünde ise alacaklılar, talep ettiği tazminatın kendisi adına hükmedilmesini isterler.
Uyuşmazlık konusu olayda dava dışı ... Tasarım Tekstil ... Limited Şirketinden alacaklı olduğunu iddia eden davacının dava dilekçesinde yaptığı açıklamalar değerlendirildiğinde, ileri sürülen maddi olgular tamamen dava dışı şirketin müdürü konumunda olan davalının dava dışı şirketin zararına neden olduğu iddia edilen eylemleridir. Başka bir anlatımla, davaya konu açıklanan zararlar, dava dışı şirketin doğrudan zararı, alacaklı konumunda olduğunu iddia eden davacının ise dolaylı zararı kapsamındadır.
Yerel mahkemece davacı tarafça TTK 553 madde uyarınca açılan sorumluluk davasında ''... Şirket temsilcisi davalının haksız fiil teşkil eden bu eylemiyle , tüzel kişi ile gerçek kişi ortağın ayrılık ilkesinin arkasına sığınarak hukuk düzenince korunmayan hakkın kötüye kullanılması yasağını ihlal ettiği görülmüştür. Davalının bu haksız ve kötü niyetli davranışından sorumlu tutulması gerektiği ve bu nedenle davacı tarafından , davalı şirketine mal teslimi için gönderilen avans parayı aynı gün kendi şahsi hesamına aktarması ve daha sonra şirkete iade etmemesi, yine parayı gönderen davacıya mal teslim yada avans iadesi de yapmaması nedeniyle davacının zararına işlem yaptığından, bu kötü niyetli davranışından sorumlu tutulması gerektiği anlaşılmakla , TTK nun 553 maddesi kapsamında, davacının talebiyle bağlı kalınarak davacı zararınını davalıdan tahsiline karar vermek gerekmiştir...'' şeklinde tüzel kişiliğin perdesinin aralandığı kabul edilerek hüküm tesis edilmiş ise de, öğretide ve uygulamada özellikle vurgulandığı üzere, mal varlığının bağımsızlığı ve sınırlı sorumluluk ilkelerinin istisnası olan tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi ancak istisnai ve sınırlı durumlarda titizlikle uygulanması gereken bir teori olup, bu teoriye ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı; istisnai bir teori olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır.
Oysa ki somut olayda, ... tüzel kişiliği adına aynı alacak için başlatılan takip halen derdest olup, dava dışı ... şirketi hakkında verilmiş bir iflas kararı da bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca, tüzel kişilik perdesinin aralanmasının istisnai niteliği gereği davacı alacaklı için ... şirketinin yöneticisi olan davalının sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmaması gerekir.
Yukarıda ilkeleri ayrıntısı ile belirtilen , öğreti ve uygulamada özellikle vurgulandığı üzere , mal varlığının bağımsızlığı ve sınırlı sorumluluk ilkelerinin istisnası olan tüzel kişilik kişilik perdesinin aralanması teorisinin uygulanması şartları oluşmadığı anlaşılmıştır.
Ayrıca 6102 sayılı TTK'nun 644. maddesinin atfıyla uygulanacak 553.-556. madde uyarınca 3. kişi alacaklının şirket müdürüne karşı dolaylı zararını ancak şirketin iflası halinde isteyebileceği kabul edilmiştir.
Bu hale göre, uyuşmazlık konusu olayda davacı tarafça ileri sürülüp ispatlanan ve davacının doğrudan zararı kapsamında bulunan herhangi bir maddi olgu bulunmadığı, iddia edilen zararda öncelikle dava dışı ... şirketinin TTK'nun 553.556. madde uyarınca zararının doğduğu, dolayısıyla davacının dava dışı ... şirketinden alacağını tahsil edememesi sebebiyle oluşan zararın davacı yönünden dolaylı zarar kapsamında kaldığı,
bu madde uyarınca açılacak davalarda bu nedenle davacının, yönetici sorumluluğu kapsamında hükmedilecek tutarın dava dışı şirkete verilmesini talep etmesi mümkün olup, kendisine verilmesini talep hakkı bulunmadığı dikkate alınarak, yerel mahkemece davacının davasının aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.
Tüm bu nedenlerle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davacının davasının reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM
: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;
A)1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE,
2- Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin █████/2023 tarih ve ████████ Esas ████████ Karar sayılı kararının HMK'nın 353/(1)-b.2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
B)1-Davacının davasının REDDİNE,
2-Alınması gereken 732,00 TL karar ve ilam harcından peşin alının 170,78 TL harcın mahsubu ile bakiye 561,22 TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,
3-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden istinaf karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/(2) maddesi uyarınca 10.000,00 TL vekalet ücretinin davacı taraftan alınarak davalı tarafa ödemesine,
5-6325 sayılı yasanın 18/A maddesi gereği Adalet Bakanlığı tarafından karşılanan ve yargılama giderinden sayılan Arabuluculuk Ücret Tarifesinde belirtilen tutarı karşılığı arabulucu ücreti olan 1.560,00 TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
6-Kullanılmayan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
C)1-İstinafa başvuran davalı tarafından yatırılan 269,85 TL istinaf nispi karar harcının kararın kesinleşmesi ve talep halinde davalı tarafa iadesine,
2-İstinafa başvuran davalı tarafından yapılan 738,00 TL istinaf başvuru giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
3-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,
4-Ankara 11. İcra Müdürlüğü'nün ██████████ Esas sayılı takip dosyasına borçlu tarafından sunulan teminatın İİK'nın 36. maddesi uyarınca yatırana iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. █████/2026
Başkan - ... Üye - ... Üye - ... Zabıt Katibi - ...
... ... ... ...

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!