Anahtar kelimeler: Nöbasliye Açmış Anadolu İken Kez İstanbul Merkez Yetkisizlik Aldığı İlamı

T.C.
İSTANBUL14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİESAS NO
: ████████ EsasKARAR NO
: ████████DAVA
: Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)DAVA TARİHİ
: █████/2012KARAR TARİHİ
: █████/2026Davacı taraf davasını █████/2012 tarihinde ... 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne açmış olup, bu mahkemenin ... sayılı ve █████/2013 tarihli kararı ile yetkisizlik kararı verilerek İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemelerine yetkisizlik kararı verilmiş ise de, .kararın davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 19.Hukuk Dairesi'nin 19.09.2013 tarihli ilamı ile “yetkisizlik kararında yetkili mahkeme olarak İstanbul Merkez Ticaret Mahkemelerine gönderilmesine karar verilmesi gerekir iken, İstanbul Anadolu Nöb.Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine yönelik verilen kararın isabetsiz olması” nedeni ile kararın bozulmakla aynı mahkemeden yeni esas aldığı, bu kez ... 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas, 2014/... Karar sayılı ve █████/2014 tarihli kararı ile yetkisizlik kararı verilmiş olup, kararın █████/2014 tarihinde temyiz kanun yoluna başvurulmadan kesinleştiği ve dosyanın mahkememizin yukarıdaki esasına kaydedildiği anlaşılmıştır.GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:Davacı vekili 10.10.2012 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin, davalı ...'ün 1999 yılında kuruluşunu takip eden dönemde Güney, Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgeleri'nde davalı adına faaliyete başlamak üzere 02.04.2000 tarihinde imzalanan "Yetkili Teknik Servis Sözleşmesi" ile davalı ile ticari ilişki kurduğunu, anılan tarihte davalının ülke çapında yalnızca yedi ana bölgede birer acentesi bulunduğunu ve müvekkilinin de bunlardan biri olarak ... merkezli faaliyet gösterdiğini, davalının söz konusu bölgelerde ilk yayın sinyalini müvekkili ile yapılan çalışma sürecinde verebildiğini, 27.02.2001 tarihli "... Yetkili Teknik Servis Hizmet Sözleşmesi" ve nihayet 14.08.2010 tarihli "Yetkili Teknik Servislik ve Satıcılık Sözleşmesi" ile aynı ticari ilişkinin kesintisiz devam ettirildiğini, müvekkilinin tüm bu süre boyunca bireysel ve kurumsal abonelik sözleşmelerini davalı adına ve hesabına kurduğunu, müşteri bedellerini davalıya intikal ettirip karşılığında komisyon ve prim aldığını, kurulum ve teknik servis hizmetlerini birlikte sunduğunu, müvekkilinin emek ve yatırımı sayesinde davalının söz konusu bölgelerde tanınırlık ve abone tabanı kazandığını, sözleşmenin davalı tarafından 13.07.2011 tarihinde herhangi somut bir gerekçe gösterilmeksizin haksız olarak feshedildiğini, müvekkilinin 26.08.2011 tarih ve ... yevmiye nolu ... 1. Noterliği ihtarnamesi ile haklarını saklı tuttuğunu ileri sürerek; portföy tazminatı, mahrum kalınan kâr, harcamalar ve masraflar ile davalı nezdindeki tüm alacakları talep etmiştir.Davacı vekili dava dilekçesinin netice-i talep kısmında, davalı tarafın taraflar arasındaki ilişkiyi somut bir nedene dayanmadan ve hiçbir haklı ihbar ve ihtarda bulunmaksızın sona erdirmesinden dolayı müvekkilinin uğramış olduğu portföy tazminatı için şimdilik 1.000,00 TL, yoksun kalınan kâr için şimdilik 1.000,00 TL, bugüne kadar yapmış olduğu harcamalar ve masraflar için şimdilik 1.000,00 TL, bu alacak kalemleri dışında davalı firma nezdindeki tüm alacaklar için şimdilik 2.000,00 TL ve manevi zararlar için 15.000,00 TL olmak üzere toplam 20.000,00 TL'nin tespiti ve tahsilini; feshin haksız olduğuna yönelik talebin reddi halinde ise sebepsiz zenginleşen davalı firma nezdindeki tüm alacakların şimdilik 2.000,00 TL'sinin tespit ve tahsilini, tüm bu tutarlar için fesih tarihi olan 13.07.2011'den itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkiline verilmesini, fazlaya ilişkin tüm talep ve dava haklarının saklı kalmasını talep ve dava etmiştir. Dilekçenin md. 24'ünde 15.09.2010 tarihli Yavuz Nüzumluer talimatı kapsamında yapılan 26.230,00 TL pazarlama bedeli; md. 25'inde 10.000,00 TL bedelli ... Şubesi ... nolu teminat mektubu ile 238.665,00 TL bedelli satış amacıyla teslim edilen ancak satılamayan yayın haklarının iadesi hususları ayrıca somut tutar ve belge bilgileri ile ifade edilmiştir.Davacı vekili 13.04.2018 tarihli ıslah dilekçesi ile, 17.04.2017 tarihli ek bilirkişi raporundaki tespitler doğrultusunda dava değerini 543.481,04 TL artırarak 563.481,04 TL'ye yükselttiğini bildirmiş; portföy tazminatı talebini 146.804,18 TL'ye, mahrum kalınan kâr talebini 146.804,18 TL'ye, hesap alacağı talebini 16.454,68 TL'ye, malzeme bedelinin iadesi talebini 14.753,00 TL'ye ve satış amaçlı verilen yayın haklarının satılamayan kısmının iadesi talebini 238.665,00 TL'ye artırdığını ifade etmiştirDavacı vekili yargılama sürecinde, özellikle ... kurulum primi, yıllık teknik servis primi, airtime bireysel prim, airtime ... primi, son üç aylık ödenmeyen hak edişi, kurumsal yayın hakları, alüminyum plaketler, 28 personel kıdem ve ihbar tazminatı, ... ve Yetkili Teknik Servis mağaza dekorasyon giderleri, ... ... kurulum giderleri, giderlere destek primi ile 50.000 ABD Doları bedelli teminat senedi gibi kalemler bakımından bilirkişi tespitlerini benimsediğini beyan etmiş; mahkemeden bu rakamlar üzerinden hüküm tesisini talep etmiştir.Davacı vekili 14.05.2026 tarihli açıklama dilekçesi ile, mahkemenin 30.04.2026 tarihli oturumunda sözlü yargılamaya geçilmesine dair tesis edilen birinci numaralı ara karardan rücu edilmesini talep etmiş; aynı dilekçesinde sözleşmenin niteliği, zamanaşımı süresi, 13.04.2018 tarihli dilekçenin ıslah mı yoksa bedel artırımı mı niteliği taşıdığı ve buna bağlı olarak davanın belirsiz alacak davası mı yoksa kısmi dava mı olarak nitelendirilmesi gerektiği hususlarında ayrıntılı beyanda bulunmuştur. Davacı vekili bu dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki ilişkinin acentelik niteliğinde olduğunu, dosyada alınan bilirkişi raporları ile özellikle Dr. ... tarafından hazırlanan 14.09.2020 tarihli rapor ve 22.11.2021 tarihli ek raporda bu hususun gerekçeleriyle ortaya konulduğunu, davalının grup şirketi ... aleyhine açılan davada İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nin █████████ E., ████████ K. sayılı kararı ile benzer ilişkinin acentelik olarak değerlendirildiğini, huzurdaki davanın HMK m.107 anlamında tipik bir belirsiz alacak davası niteliğinde olduğunu, alanında uzman bilirkişilerin dahi birden fazla raporda alacak miktarını tam olarak tespit edemediği ve ayrık görüşlerin ortaya çıktığı bir uyuşmazlıkta alacak miktarının dava açıldığı tarihte müvekkili tarafından belirlenebilmesinin objektif olarak imkânsız olduğunu, bu sebeple 13.04.2018 tarihli dilekçenin HMK m.107/2 kapsamında bir talep artırımı olduğunu ve ıslah niteliğinde değerlendirilemeyeceğini, belirsiz alacak davasında zamanaşımının dava tarihinde alacağın tamamı için kesileceğini, davalı vekilinin zamanaşımı defin geçersiz olduğunu, müvekkilinin 62.042.376,74 TL tutarındaki zararının 02.02.2026 tarihli bilirkişi ek raporu ile tam ve kesin olarak tespit edildiğini ve zamanaşımı süresinin bu raporun davacı vekiline tebliğ edildiği 12.02.2026 tarihinden itibaren hesaplanması gerektiğini ileri sürmüş; davasının 62.042.376,74 TL üzerinden kabulüne karar verilmesini ve bedel artırımı için kendisine süre tanınmasını talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davacı arasındaki ilişkinin bir acentelik ilişkisi değil, "Yetkili Teknik Servislik ve Satıcılık" başlığı altında imzalanan bayilik sözleşmesi niteliğinde olduğunu, müvekkili şirketin faaliyete başladığı yıllarda kendi kadrolu personeli ile yürüttüğü satış ve pazarlama faaliyetlerinin müşteri sayısının artmasıyla birlikte bir bayilik ağı kurulmasına dönüştüğünü, davacı bayinin sözleşmeyi rizikosu kendisine ait olmak üzere kendi nam ve hesabına icra ettiğini, dolayısıyla müvekkil şirketin temsilcisi konumunda bulunmadığını, davalı bayinin belirlenen hedefleri uzun süredir tutturamaması nedeniyle bayiliğinin haklı nedenle sona erdirildiğini, fesih hakkının sözleşmenin 16.2.3 ve 16.2.8 maddelerine dayandığını, özellikle 14.08.2010 tarihli sözleşmenin 16.2.8 maddesindeki "Sözleşmenin yenilenmeyerek sona ermesi veya ... tarafından feshedilmesi halinde BAYİ herhangi bir tazminat, portföy, peştamaliye veya sair herhangi bir talep hakkı bulunmayacaktır" düzenlemesi gereğince tarafların portföy tazminatı talep imkânını kendi iradeleriyle ortadan kaldırdığını, taraflar arasındaki ilişki bayilik niteliğinde olduğundan TTK m.122 hükmünden davacının yararlanamayacağını, davacının 14.08.2010 tarihli sözleşmenin bir yıllık süreli olarak akdedildiğini ve önceki sözleşmelerin feshi nedeniyle ilişkinin kesintili nitelik taşıdığını beyanla davanın reddini talep etmiştir.Davalı vekili, davacı vekilinin 13.04.2018 tarihli ıslah dilekçesine karşı 08.05.2018 tarihinde sunduğu ve UYAP üzerinden onaylanan dilekçesinde, taraflar arasındaki sözleşmenin niteliği bakımından önceki itirazlarını koruduğunu, ıslah ile yeni bir dava olarak kabul edilmesi gereken talepler bakımından Borçlar Kanunu'nun 147. maddesinde yer alan beş yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğini, ıslah edilen kısım bakımından bu beş yıllık zamanaşımı süresi dikkate alınmak suretiyle bilirkişi tarafından yeniden hesaplama yapılması gerektiğini, davacı tarafın davayı 13.04.2018 tarihinde ıslah etmiş olduğu görüldüğünden, tarafımızdan süresi içerisinde ileri sürülen zamanaşımı defi gereğince davacının 13.04.2013 tarihinden önceki alacaklarının zamanaşımına uğradığının kabulü gerektiğini ileri sürmüştür. Aynı dilekçede davalı vekili, hüküm altına alınacak alacaklar bakımından faiz başlangıcı yönünden dava tarihinden itibaren faiz işletilmesinin hukuka aykırı olduğunu, ıslah tarihinden sonraki alacaklara bu tarihten itibaren faiz işletilmesi gerektiğini, malzeme bedelinin iadesi ve yayın haklarının satılamayan kısmının iadesi taleplerinin de hukuken yerinde olmadığını belirterek ıslaha açıkça itiraz etmiş ve dilekçenin sonuç ve istem kısmında ek rapor alınmak üzere dosyanın bilirkişiye tevdiini talep etmiştir.Davalı vekili, sonraki bilirkişi ek raporlarına karşı verdiği itiraz dilekçelerinde, raporlara konu edilen ve davacı vekili tarafından kademeli olarak ileri sürülen yeni alacak kalemlerinin (... primi, yıllık teknik servis primi, airtime bireysel ve ... primleri, kurumsal yayın hakları, alüminyum plaketler, personel kıdem ve ihbar tazminatı, ... ve YTS mağaza dekorasyon giderleri, ... ... kurulum giderleri, giderlere destek primi, son üç aylık hak edişi ve 50.000 ABD Doları bedelli teminat senedi) dava dilekçesindeki netice-i talep çerçevesinde somut olarak yer almadığını, 13.04.2018 tarihli ıslah dilekçesinde de bu kalemlerin somutlaştırılmadığını, dolayısıyla HMK m.141 hükmüyle düzenlenen iddianın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı kapsamında kaldıklarını, davalı tarafın bu hususa muvafakatinin bulunmadığını her dilekçesinde tekrarlamıştır. Davalı vekili ayrıca raporlarda davacının lehine olarak hesaplanan tutarların gerek hesap yöntemi, gerek baz alınan rakamlar, gerekse uygulanan endeksleme ve KDV ilavesi yönünden hukuka aykırı olduğunu, çoğunluk bilirkişi görüşünün taraflar arasındaki ilişkiyi bayilik olarak nitelendiren tespitlerinin hükme esas alınması gerektiğini de ileri sürmüştür.Davalı vekilinin nihai talebi; haksız ve mesnetsiz açılan davanın esas bakımından reddi, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasıdır.Tanık beyanları
:26.12.2012 tarihli talimat duruşmasında tanık ... beyanında: "Ben davacı firmada 2000 yılında işe girdim 2011 yılına kadar çalıştım ve 2011 yılında işten ayrıldım, işyerinde ... ün teknik desteğine bakıyordum, arıza kurulum gibi talepler ...'e bildiriliyor ... tarafından bu talepler bize iletiliyor ben de teknik elemanları kurulum veya arıza için yönlendiriyordum, ben çalıştığım süre içerisinde ... tarafından hiçbir şekilde bir hedef belirlenmedi ve bize bir hedef bildirilmedi biz yaptığımız işin adedi ve kalitesine göre pirim alıyorduk, müşteri tarafından arıza veya kurulum bildirimi ...'e bildirildikten sonra kullandığımız ... proğramı üzerinden bu talep bize iletiliyordu bizde bu talebi yerine getirdiktensonra firmaya talebin yerine getirildiğini iletiyorduk firma müşteri ile görüşüp işlemin gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği hususunda müşterinin bilgisi alınıp ve memnuniyeti de sorulduktan sonra bu memnuniyet çerçevesinde biz hak ediş alıyorduk, ... yaptığımız bu hizmetlerkarşılığı aylık puanlama sistemine gidiyor idi puanlama 10 üzerinden değerlendiriliyordu, ben ... bayiliği devam ettiği sürece davacı firmada çalıştım yani ilk sözleşmenin kurulduğu tarih ile s özleşmenin fesh edildiği tarihler arasında çalıştım çalıştığım süre içerisinde de her ay tam puan aldım ve hak edişlerimizi tam olarak aldık, ben puandan bahsederken davacı firmanın tüm çalışanları olarak her ay tam puan ve tam pirim alarak çalıştık, ben çalıştığım süre içerisinde hiçbir zaman sözleşmeye aykırı davrandığımız sözleşmeye uymadığımız yönünde herhangi bir uyarı almadığımız gibi yetkililer tarafından sürekli ödüllendirildik hatta memnuniyetlerini dile getirerek Hatay ve Mersin bölgelerini de bize vermek istediklerin belirttiler ...'ün yönetim kadrosu değiştikten sonra fesih olayına gidilmiştir bunun sebebini ben bilmiyorum, ... da bayilik sözleşmesi sona erdirildiği tarih itibariyle 17-18 tane şubemiz 65 civarında çalışanımız var idi yine 25 aracımız var idi ve bu araçların tamamı ... tarafından davacı firmaya aldırılmıştır fesihle birlikte bir çok çalışan işsiz kalmıştır, bizim firma hem bireysel abonelik hem ticari abonelik yapmakta idi hem de teknik destek sağlamaktaydı, bayilik sözleşmesi sona erdirildikten dolayı ben işten ayrılmak zorunda kaldım." şeklinde beyanda bulunmuştur.26.12.2012 tarihli talimat duruşmasında tanık ... beyanında: "Ben 2000 yılından beri davacı firmada çalışmaktayım, ben şirketin muhasebe işlerine bakmaktayım, ... şirketi ...'ün ilk acentesidir, ... tarafından hiçbir zaman bir hedef konulmamıştır yaptığımız işe ve işin kalitesine bakılarak hak edişler yapılıyor idi ... tarafından yaptığımız işin kalitesine göre puanlama yapılıyor, bu puanlama 10 üzerinden değerlendiriliyor bu puanlama üzerinden bize pirim ödeniyordu biz sürekli 10 puan üzerinden pirimlerimizi aldık ... tarafından sürekli ödüllendirildik, yöneticilerimiz yurt dışı gezilerine gönderildiler, ...'ün yönetim kadrosu değiştiğinden dolayı sözleşme fesh edilmiştir, sözleşmenin fesh edilmesi söylediğim gibi ...'ün yönetim kadrosunun değişmesinden kaynaklamıştır yoksa ... şirketinin başarısızlığı söz konusu değildir, ... firması ...'ün dışında... gibi 15-16 firmanın bayiliğini yapmaktadır ... bayiliği sözleşmesi iptal edildikten sonra diğer bayilerle de olumsuzluklar yaşanmıştır, bir çok arkadaşımız bu sebeple işten ayrılmak zorunda kalmıştır, ... bayiliği iptal edildikten dolayı ... şirketi tarafından bir takım şubeler kapatılmıştır." şeklinde beyanda bulunmuştur.26.12.2012 tarihli talimat duruşmasında tanık ... beyanında: "Ben 15 yıldır davacı firmada mağaza müdürü olarak çalışmaktayım, satış danışmanı olarak da çalıştım, ... tarafından hiçbir zaman bir hedef belirlenmemiştir yaptığımız işin kalitesi ve hızına göre bize puan verilirdi, puanlama 10 üzerinden yapılır ve sürekli 10 puan ile ödüllendirilirdik, 10 puan üzerinden pirimlerimizi alırdık bu birçok arkadaşımız işindeki başarısından dolayı yurt dışı gezileri ile ödüllendirilmiştik, yaptığımız işten dolayı aldığımız ücretin dışında şirketimiz bize pirim verirdi bu pirim de işin kalitesinden kaynaklanmaktaydı ben birçok kez pirim almışımdır, ... ilk kurulduğunda ... da ki tek bayi bizim firmamız idi ancak daha sonra bayi sayısı arttı, yayın yapan başka firmalarda kurulunca bu firmalara kayma olur düşüncesi ile sözleşmenin fesh edildiğini ben düşünüyorum, ... sözleşmeyi iptal ettikten sonra bir kısım çalışanlar işten çıkarıldı, bu iş için alınan bir çok araç ve tutulan ofisler vardı bundan dolayı firma zarara uğramıştır, ben davacı firmanın Balcalı şubesinde çalışmaktayım ve bizim işyerimiz ... hizmeti vermektedir, bunun dışında da ...'ın fatura tahsilatı yapılmaktadır, daha öncesinde ... hizmeti verirken müşteri mağazaya girdiğinde ... ile birlikte başka ürünlerinde alımı söz konusu idi ... bayiliği iptal edildikten sonra bu müşteriler kaybedilmiş ve dolayısı ile firmanın bu yönde zararı olmuştur." şeklinde beyanda bulunmuştur.26.12.2012 tarihli talimat duruşmasında tanık ... beyanında: "Ben 15-16 yıldır davacı firmanın finans bölümünde çalışmaktayım, ... hiçbir zaman hedef belirlememiştir yaptığımız işin kalitesinden dolayı ödüllerimiz vardı, ... bölümünde çalışan 60-65 tane personelimiz vardı sözleşmenin fesh edilmesi ile bu arkadaşlarımız işlerinden olmuştur yine bu iş için 25-30 araç satın alınmıştı, yine bu iş için alınan ekipmanlar vardır bu ekipmanlar depolarda beklemekte, çürümektedir, sözleşmenin fesh edilmesi firmayı ekonomik yönde zarara uğratmıştır, bizim firma türkiyede ki en büyük ... bayisidir 2010-2011 yıllarında farklı yayın yapan firmalar kurulunca ... de bizim firmamızın başka yayın kuruluşlarına kayacağı endişesi ile büyük firma yerine küçük küçük firmalara bölme yoluna gitmiştir bundan dolayı ... firmasının bayiliği iptal edilmiştir kanaatindeyim." şeklinde beyanda bulunmuştur.26.12.2012 tarihli talimat duruşmasında tanık ... beyanında: "Ben davacı firmada 2000 yılından 2011 yılına kadar teknik sorumlu olarak çalıştım, 2011 yılında ... bayiliği iptal edilince personel fazlalığından dolayı işten ayrılmak zorunda kaldım, 2014 yılı 6. Ayında tekrar aynı firmada işe başladım, ben çalıştığım süre içerisinde firmanın herhangi bir hedef belirlediğini duymadım görmedim, yine firmadan ve firma yetkililerinden herhangi bir memnuniyetsizlik duymadım tam tersine bizden övgü ile bahsediyorlardı bizi ödüllendirmek için yemeklere götürüyorlardı yine başka yerlerde ki elemanlara bizden kurs vermemiz isteniyordu, yine çalıştığımız süre içerisinde teşvik amaçlı yaptığımız işlerden de memnun kaldıkları için ödüllendirmek amacıyla bize pirim veriliyordu."şeklinde beyanda bulunmuştur.26.11.2014 tarihli mahkememiz duruşmasında tanık ... beyanında: "Ben halen davalı şirkette ulusal satış müdürlüğü görevini ifa ediyorum. Davalı şirket ...'ün satış abonelere satış işlemlerini yapmaktadır ve bu faaliyetini 1400 bayi ile gerçekleştirmektedir. Aboneler ticari veya özel tabir edebileceğimiz konutlardan ibarettir. Bayilerin sorumluluğu abone kazandırmaktır ve her kazandırdıkları abone karşılığında prim alırlar. Her yıl başında bu bedeller belirlenir ve yıl boyunca uygulanır. Herhangi bir değişiklik olduğunda da bayilere duyurulur. 1400 bayinin içerisinde yaklaşık 250 civarında da teknik servis görevini yapan aynı zamanda ... bayiliği yapan, satış yetkisi bulunan kişiler de bulunur. Davacı şirket hem yetkili servis hem bayilik görevini bir arada yürütüyordu. Tüm bayilerin ticari satış yapma yetkisi yoktur. Ticari satış yapma yetkisi olan yaklaşık 100 civarında il bazında değişik sayılarda hem teknik servis, hem ticari hem de konutlara satış yapan bayilerimiz vardır. Ben davalı şirkette 2006 yılında çalışmaya başladım. Ben çalışmaya başladığımda davacı şirket hem yetkili servis hem de satış kısmında bayimiz idi. 2010 yılı sonunda bölge müdürümüzden gelen istek doğrultusunda davacı şirkete fesih ihtarı gönderildi, akabinde fesih işlemi yapıldı. Ancak davacı şirket yetkilisi şirketimize başvurarak hedefleri yakalayabileceğini söylediğinden yeniden bayilik sözleşmesi imzalandı. 2011 yılı başı gibi hatırlıyorum. 4-5 ay kadar tekrar devam etti. Hedef konusunda bir ilerleme kaydedilemediğinden bayilik sözleşmesi feshedildi. Bayilerin performansı düzenli olarak şirket merkezine raporlanır. Davacı şirketin çalıştığı bölgede davacının konumunda olan 3 veya 4 yetkili teknik servis var idi. ...'ün bayileri ... adı verilen bir sistemle birbirine ve merkeze internet ortamında bağlıdır. Satış hedefleri ay ay değişir. Hatta her ilde de değişiktir. Şirketin kayıtlarında geçmişe yönelik kayıtlar da vardır. Ben 2009 yılında ulusal satış müdürü oldum. Ben göreve geldiğimde davacı şirket yetkili servis ve satış yetkisi bulunuyordu yani bireysel satış yetkisi vardı ticari satış yetkisi yoktu. Satış hedefleri merkezde yıllık olarak belirlenir. Önce tüm Türkiye hedefi belirlendikten sonra il bazında hedefler belirlenir. Daha sonra bölge müdürleri tarafından o illeri ve o ilin bayilerine paylaştırılır. Belirlenen bu hedefler merkeze bildirilir. Merkez tarafından bayinin geçmiş yıllarda yaptığı satışlar, benzer durumdaki bayilerin hedefleri ve satışları kontrol edilir. Problem olmaması durumunda hedef bayiye bildirilir. Sistemde hedefler adet olarak online ortamda görünür. Ayrıca bölge müdürlüğünce bayilere şifaen de bildirilebilir. Sözleşmelerde hedef gönderilmesi mümkün değildir. Bayiler mali anlamda iki şekilde çalışır. Bireysel satışlarda bayii satışı gerçekleştirir ücretini alır. Aylık faturalar ... tarafından düzenlenip müşteriye gönderilir. Ticari satışlarda ise önce paket bayiye satılır. Davacı 2009 yılından sonra hiç ticari satış yapmadı, incelemelerimden 2006 yılına kadar ticari satış yaptığını tespit etmiştim. 2007 ve sonrası olmadığını hatırlıyorum" şeklinde beyanda bulunmuştur.Mahkemece taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümlenmesi amacıyla; davacı ve davalı tarafından sunulan dilekçe ve ekleri, 02.04.2000, 27.02.2001 ve 14.08.2010 tarihli sözleşmeler, davacı tarafından düzenlenen bireysel ve kurumsal abonelik sözleşmeleri ile yetkili teknik servis formlarından örnekler, fesih ihtarnameleri ve davacının haklarını saklı tutan ... 1. Noterliği 26.08.2011 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi, davalının 04.07.2018 tarihli dilekçesi eki .... Noterliği'nin 08.09.2009 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi, tarafların ticari defter ve kayıtları, ... 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin tespit dosyasında yer alan sondajlama incelemesine ilişkin belgeler, taraflarca sunulan uzman görüşleri ve emsal mahkeme kararları toplanmış; konunun teknik ve mali yönlerinin aydınlatılması bakımından alanında uzman bilirkişilerden raporlar alınmıştır.Dosya kapsamında öncelikle ilk bilirkişi raporu alınmış; söz konusu raporda taraflar arasındaki ticari ilişkinin başlangıç tarihi, sözleşme dönemleri ve fesih süreci kronolojik olarak ortaya konulmuş, davacının davalı adına abonelik sözleşmeleri kurduğu ilk gözlem niteliğinde tespit edilmiştir. Ardından mahkemenin tahkikat ihtiyaçları doğrultusunda mali tablo ve hesap incelemesi içeren ek bilirkişi raporları aldırılmış; 17.04.2017 tarihli ek raporda davacının portföy tazminatı ve mahrum kalınan kâr taleplerine ilişkin sayısal değerlendirmeler yapılarak son beş yıllık ortalama gelir esas alınmak suretiyle her iki kalem için 146.804,18 TL tutarında hesaplama yer almıştır. Davacı bu rapor doğrultusunda 13.04.2018 tarihinde ıslah dilekçesini sunmuştur.Dr. ... 14.09.2020 tarihli bilirkişi raporunda, taraflar arasındaki sözleşmelerin metin ifadeleri ile fiilî çalışma ilişkisi arasındaki uyumsuzluk ayrıntılı olarak incelenmiş; raporun 16'ncı sayfasında davacının dava klasörleri içinde bulunan abonelik sözleşmelerinin davalı ...'ün ticaret unvanı ve diğer ticari bilgilerini içeren matbu satış sözleşmeleri olduğu, davacının bu sözleşmeleri davalı adına ve hesabına ... bölgesinde imzaladığı, ardından kurulumları gerçekleştirdiği ve teknik servis ihtiyaçlarını yine davalı logolu yetkili teknik servis sözleşmeleri ile karşıladığı tespit edilmiştir. Raporun 17 ila 21'inci sayfalarında çeşitli tarihlerde davacı tarafından düzenlenmiş müşteri sözleşmesi örneklerine yer verilmiş ve müşterilerin yeni üyelik onayı işlemlerinin de davacı tarafından davalı adına gerçekleştirildiği görülmüştür. Raporun 22'nci sayfasında bilirkişi, sözleşmelerin metninde yer alan "bayi" ifadesinin TBK m.19 (eski BK m.18) çerçevesinde tarafların gerçek ve ortak iradesini yansıtmadığı, tarafların fiilen üstlendikleri karşılıklı edimler ile yaptıkları iş ve işlemlerin acentelik niteliğinde bir ilişkiye işaret ettiği değerlendirmesini yapmıştır. Raporun 34'üncü sayfasında Yargıtay'ın yetkili teknik servis sözleşmelerini acentelik niteliğinde kabul ettiğine ilişkin içtihat tespitine yer verilmiş, 41'inci sayfasındaki "Kısa Sonuç" bölümünde ise taraflar arasındaki fiilî ilişkinin acentelik sözleşmesi niteliğinde değerlendirilmesi gerektiği, davacının TTK kapsamında belirli bir coğrafi bölgede ... nam ve hesabına hareket etme ve ona ait sözleşmelere aracılık etmekle yetkili kılındığı, dolayısıyla TBK m.19 gereğince taraflar arasındaki ilişkinin acentelik olarak nitelendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.Bilirkişi heyetinin 22.11.2021 tarihli ek raporunda taraflar arasında akdedilmiş üç sözleşmenin dönemi ve kapsamı incelenmiş; raporun 4'üncü sayfasında 02.04.2000 ile 27.02.2001 tarihleri arasında geçerli "Yetkili Teknik Servis Sözleşmesi", 27.02.2001 ile 08.09.2009 tarihleri arasında geçerli "... Yetkili Teknik Servis Hizmet Sözleşmesi" ve 14.08.2010 ile 13.07.2011 tarihleri arasında geçerli "Yetkili Teknik Servislik ve Satıcılık Sözleşmesi"nin varlığı tespit edilmiştir. Raporun "Genel Değerlendirmeler" başlığı altında "Taraflar Arasındaki Sözleşmelerin Kapsamı, Süresi, Niteliği ve Fesih Türü" alt başlığında, tarafların sözleşme metinlerine, davacı tarafından müşterilerle imzalanan abonelik sözleşmelerine, teknik servis formlarına, defter kayıtlarına ve önceki bilirkişi tespitlerine dayalı olarak her üç sözleşmenin konusunun ve kapsamının fiilen hemen hemen aynı olduğu, 02.04.2000 tarihli sözleşmeden itibaren davacının bireysel ve kurumsal üyelik satış sözleşmelerine aracılık ettiği veya bu sözleşmeleri davalı adına üyelerle akdettiği, o tarihlerde ... ve bölgesinde davacıdan başka davalının ayrı bir bayisi, acentesi ya da tek satıcısı olmadığı (bu hususun davalının da kabulünde olduğu), dolayısıyla 02.04.2000 ve 27.02.2001 tarihli sözleşmelerin formel olarak sadece yetkili teknik servis hizmeti düzenlemekle birlikte fiilen satıcılığı da içerdiği kuşkudan azade biçimde tespit edilmiştir. Aynı raporda taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin 02.04.2000 tarihinde başlamış olup, aradaki yaklaşık on bir aylık yazılı sözleşmesiz dönem dahil olmak üzere 13.07.2011 tarihine kadar kesintisiz olarak devam ettiği, dolayısıyla tarafların 02.04.2000 tarihinden 13.07.2011 tarihine kadarki ilişkisinin tek bir devamlılık arz eden hukuki ilişki olarak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.Mahkemece, davanın geç aşamasında tahkikat ihtiyaçları çerçevesinde başkaca ek bilirkişi raporları da aldırılmıştır. Bu kapsamda 26.09.2022 tarihli ek raporda, çoğunluk bilirkişi görüşü ile ayrık görüş ayrışması belirginlik kazanmış; çoğunluk üyeleri taraflar arasındaki ilişkiyi süreli bayilik olarak nitelendirmiş, ayrık görüşü temsil eden üyeler ise önceki raporlardaki acentelik tespitini koruyarak gerekçelerini ayrıntılandırmışlardır. Bu rapora ek olarak davacı vekilinin yeni alacak kalemleri talebine yönelik hesaplamalar da yer almış olup, davalı vekili bu kalemler bakımından iddianın genişletilmesi yasağı çerçevesinde itirazlarını sunmuştur. Davaya konu uyuşmazlığın geniş kapsamı nedeniyle 12.03.2025 tarihli ek bilirkişi raporu da alınmış; bu raporda çoğunluk ve ayrık görüş ayrışması korunmuş, davacının tüm talep kalemleri ayrı ayrı incelenmiş ve hesap yöntemi tartışmalarına yer verilmiştir. Nihayet 02.02.2026 tarihli son ek bilirkişi raporunda davacı vekili lehine olan görüş çerçevesinde toplam zarar tutarı yaklaşık 62.042.376,74 TL olarak hesaplanmış, davacının kabulü doğrultusunda çeşitli alt kalemlerdeki hesaplamalar netleştirilmiştir. Söz konusu raporda yine bilirkişi heyeti içinde sözleşmenin niteliği ve bazı alacak kalemlerinin değerlendirilmesi bakımından farklı görüşler korunmuş; özellikle kurumsal yayın hakları (content) iadesi, alüminyum plaket ve receiver bedeli gibi sınırlı kalemlerde bilirkişi heyetinin tamamı bakımından mutabakat oluşmuştur.Dosya kapsamında dikkate alınan diğer önemli delillerden biri, ... 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin tespit dosyasında yer alan sondajlama incelemesine ilişkin tutanaklar olup, bu tutanaklarda davacının fesihten önce kazandırdığı müşteri kitlesinin yaklaşık yüzde yetmişlik bir oranının fesih sonrasında da davalı müşterisi olarak kalmaya devam ettiği tespit edilmiştir. Ayrıca davalının kendi tarafından dosyaya 04.07.2018 tarihli dilekçe eki olarak sunulan .... Noterliği'nin 08.09.2009 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesinde, 2000 ve 2001 yıllarında davacı ile imzalanmış sözleşmelerin salt yetkili teknik servis sözleşmeleri olmayıp ayrıca satış yetkisini de içerdiği davalı tarafından açıkça ifade edilmiştir. Davacının davalının grup şirketi ... aleyhine açtığı benzer dava ile ilgili İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nin █████████ E., ████████ K. sayılı bozma kararı da dosyaya sunulmuş; söz konusu kararda davaya konu benzer ticari ilişkinin acentelik kapsamında değerlendirilmesi gerektiği yönünde gerekçe oluşturulmuştur. Yine taraflarca dosyaya sunulan uzman görüşlerinde, dosya kapsamındaki bilirkişi raporlarının hukuki nitelendirmesinin doğruluğu ve eski TTK ile eski BK döneminin uygulanacağı yönündeki tespitler ayrıntılandırılmıştır.Yargılama sürecinde dosyaya yansıyan tanık beyanlarının başında, davalı taraf tarafından bildirilen ve davalı şirkette ulusal satış müdürü olarak görev yaptığı belirtilen ...'in beyanı gelmektedir. Adı geçen tanık, 2006 yılında davalı şirkete satış müdürü sıfatıyla işe başladığını, görev yaptığı dönem boyunca davacı şirketin hem satış hem de yetkili teknik servis hizmeti sunan bir yapıda çalıştığını bildiğini ifade etmiştir. Tanığın bu beyanı, davalının cevap dilekçesindeki "davacı bayi salt teknik servistir, satış yapmamaktadır" yönündeki savunmasıyla çelişir nitelikte olup, davalının kendi tanığı eliyle taraflar arasındaki ilişkinin yalnızca yetkili teknik servisten ibaret olmayıp aynı zamanda satışı da kapsadığını dolaylı olarak ortaya koymuştur.Dosyada bunun dışında taraflar arasındaki ilişkinin niteliği, davacının davalı adına yaptığı satış işlemleri ve fesih sürecinde tarafların tutumlarına ilişkin tanık beyanları yer almakta olup, bu beyanların önemli bir kısmı davacının davalı adına müşteri sözleşmesi kurduğu, fesih öncesinde davacının hedef tutturmadığına dair somut bir uyarı veya yazılı ihtar bulunmadığı, davalının fesih sürecinde davacıya herhangi bir önel tanımadığı yönündeki vakıaları teyit eder niteliktedir. Tanık beyanları, bilirkişi raporlarındaki tespitler ile birlikte değerlendirildiğinde, taraflar arasındaki fiilî çalışma düzeninin acentelik niteliğinde olduğu ve feshin haklı bir nedene dayanmadığı yönündeki vakıa tablosunu desteklemektedir.Yukarıda yer verilen taraf iddiaları, savunmalar, toplanan deliller, bilirkişi raporları ve tanık beyanları çerçevesinde uyuşmazlığın hukuki değerlendirmesi aşağıda yapılmıştır.Dava, davacı şirketin davalı şirketle aralarındaki acentelik niteliğindeki sözleşmenin 13.07.2011 tarihinde haksız olarak feshedilmesi sebebiyle uğradığını ileri sürdüğü portföy tazminatı, mahrum kalınan kâr, harcamalar ve masraflar, davalı nezdindeki tüm alacaklar ile manevi tazminat alacaklarının fesih tarihinden itibaren ticari avans faizi ile birlikte tahsili istemine ilişkindir. Davacı, dava dilekçesinde her bir alacak kalemini "şimdilik" kaydıyla sembolik tutarlarda belirterek toplam 20.000,00 TL üzerinden ve fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak davayı ikame etmiş; 13.04.2018 tarihinde sunduğu ıslah dilekçesi ile beş alt kalem bakımından dava değerini 543.481,04 TL artırarak 563.481,04 TL'ye yükseltmiştir. Davacı vekili, ıslah tarihinden sonra alınan bilirkişi ek raporlarına karşı verdiği itiraz ve beyan dilekçelerinde, raporlarda yer alan yeni hesaplamalar doğrultusunda alacak kalemlerini kademeli olarak 62.042.376,74 TL ve 50.000,00 ABD Doları seviyesine kadar genişletmek istediğini ileri sürmüştür; ancak bu artırım istemlerinin hukuki niteliği ve dava kapsamına etkisi aşağıda ayrıca değerlendirilmiştir. Davalı ise sözleşmenin bayilik niteliğinde olduğunu, feshin haklı bulunduğunu, sözleşmenin 16.2.8 maddesi gereğince davacının portföy tazminatı talep edemeyeceğini, 13.04.2018 tarihli dilekçenin ıslah niteliği taşıdığını ve ıslahla artırılan kısım bakımından zamanaşımı definin yerinde olduğunu ileri sürmüştür.Uyuşmazlığın çözümü öncelikle dört temel hukuki sorunun yanıtlanmasını gerektirmektedir. Bunlardan birincisi davanın belirsiz alacak davası mı yoksa kısmi dava mı olarak nitelendirileceği ve buna bağlı olarak 13.04.2018 tarihli dilekçenin ıslah mı yoksa HMK m.107/2 kapsamında talep artırımı mı niteliği taşıdığı; ikincisi taraflar arasındaki sözleşmenin acentelik mi yoksa bayilik mi olarak nitelendirileceği; üçüncüsü olayımıza uygulanacak mevzuatın belirlenmesi (eski TTK ile eski BK mı yoksa yeni TTK ile yeni TBK mı); dördüncüsü ise davalı tarafından süresinde ileri sürülen zamanaşımı definin ıslahla artırılan kısım bakımından kabul edilip edilmeyeceğidir. Bu dört temel soruya verilecek yanıtlar, dava kalemlerinin tek tek incelenmesinden önce kararın yapısal çatısını oluşturmaktadır.Tarafların anlaştığı hususların başında taraflar arasında 02.04.2000 tarihinde başlayan ve 13.07.2011 tarihine kadar süregelen bir ticari ilişkinin varlığı, bu süre içinde davacının davalı tarafından Güney, Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgeleri'nde faaliyet gösteren bayi konumunda bulunduğu, sözleşmenin davalının 13.07.2011 tarihli ihtarnamesi ile feshedildiği ve sözleşmenin metninde davacı tarafın "bayi" olarak nitelendirildiği hususları gelmektedir. Davalının kendi tarafından dosyaya sunulan 04.07.2018 tarihli dilekçesi eki 08.09.2009 tarihli .... Noterliği ihtarnamesinde, 2000 ve 2001 yıllarında imzalanan sözleşmelerin salt yetkili teknik servis sözleşmesi olmayıp aynı zamanda satış yetkisini de içerdiği davalı tarafından açıkça beyan edilmiş olup, davacının davalı adına satış sözleşmesi kurma yetkisinin var olduğu bu suretle dosyaya yansıyan tarafların anlaştığı bir başka husus olarak ortaya çıkmaktadır.Tarafların anlaşamadığı hususlar ise birden çok eksende toplanmaktadır. Birinci ihtilaf taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin hukuki niteliğine, yani ilişkinin acentelik mi yoksa bayilik niteliğinde mi olduğuna ilişkindir. İkinci ihtilaf 14.08.2010 tarihli sözleşmenin metnindeki "1 yıllık" süre ibaresinin 11 yıllık fiilî ilişkiyi kesip kesmediği ve ilişkinin belirli süreli mi yoksa belirsiz süreli mi olarak değerlendirileceği konusundadır. Üçüncü ihtilaf 13.07.2011 tarihli feshin haklı bir sebebe dayanıp dayanmadığı, dolayısıyla feshin türünün ne şekilde belirleneceği yönündedir. Dördüncü ihtilaf sözleşmenin 16.2.8 maddesindeki "BAYİ herhangi bir tazminat, portföy, peştamaliye veya sair herhangi bir talep hakkı bulunmayacaktır" şeklindeki feragat hükmünün geçerli olup olmadığı sorusudur. Beşinci ihtilaf davanın niteliğine, yani kısmi dava mı yoksa belirsiz alacak davası mı olduğuna ve 13.04.2018 tarihli dilekçenin ıslah mı yoksa talep artırımı mı niteliği taşıdığına ilişkindir. Altıncı ihtilaf davalı tarafından 08.05.2018 tarihinde süresinde ileri sürülen zamanaşımı definin ıslahla artırılan kısım bakımından kabul edilip edilmeyeceği yönündedir. Yedinci ihtilaf ise dava dilekçesindeki netice-i talep çerçevesi dışında yargılama sürecinde sonradan ileri sürülen alacak kalemlerinin iddianın genişletilmesi yasağı kapsamında olup olmadığıdır.Davacı vekili, 14.05.2026 tarihli açıklama dilekçesi ile huzurdaki davanın HMK m.107 kapsamında belirsiz alacak davası niteliğinde olduğunu, 13.04.2018 tarihli dilekçenin ise ıslah olmayıp HMK m.107/2 kapsamında bir talep artırımı niteliği taşıdığını, dolayısıyla davalının zamanaşımı definin geçersiz kalacağını ileri sürmüştür. Bu iddia, dava dilekçesinin yapısı, davacının dava açma aşamasında ortaya koyduğu seçim ve davacının dava süresince sergilediği tutum bakımından ayrı ayrı değerlendirilmiştir.HMK m.107/1 hükmüne göre belirsiz alacak davasının açılabilmesi için davanın açıldığı tarihte alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin davacıdan beklenememesi veya bunun objektif olarak imkânsız olması gereklidir. HMK m.109 hükmü uyarınca düzenlenen kısmi dava ise talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda alacağın yalnızca bir kısmının dava yoluyla ileri sürülmesi yoluna ilişkindir. Belirsiz alacak davası ile kısmi dava, davacının seçimine bırakılmış birbirinden bağımsız iki ayrı dava türü olup, koşulları bulunduğunda her ikisi de aynı uyuşmazlık için tercih edilebilir nitelikteki yollardır. Bu iki dava türü arasındaki ayrım usul hukuku bakımından önemli sonuçlar doğurmakta olup, özellikle zamanaşımının kesilme tarzı, sonradan talep artırımının yapılış biçimi ve harç tamamlama yükümlülüğü bakımından birbirinden farklı rejimlere tabidirler. Davacının hangi dava türünü tercih ettiği, dava dilekçesinin düzenleniş biçimine ve içeriğine yansıyan iradesine göre belirlenir; davacı dilekçesinde yaptığı bu tercih ile bağlıdır.Dosya kapsamında, dava konusu yapılan alacak kalemlerinin —özellikle portföy tazminatı ve mahrum kalınan kâr gibi nitelikleri itibariyle bilirkişi incelemesine muhtaç tazminat kalemlerinin— HMK m.107 anlamında belirsiz alacak niteliğinde olabileceği mahkememizce de kabul edilmektedir. Acentelik sözleşmesinden kaynaklanan portföy tazminatı ile mahrum kalınan kâr, hesap yönteminin bilirkişi incelemesi gerektirmesi, son beş yıllık ortalama gelir gibi parametrelerin belirlenmesinin teknik bir değerlendirmeyi zorunlu kılması nedeniyle Yargıtay'ın bir kısım kararlarında belirsiz alacak davası yoluyla ileri sürülebileceği kabul edilen kalemler arasında değerlendirilmektedir. Dolayısıyla davacının, dava tarihi olan 10.10.2012 itibariyle —HMK m.107 hükmünün 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunması karşısında— bu kalemler bakımından belirsiz alacak davası açma seçeneğine fiilen ve hukuken sahip olduğu ortadadır.Ne var ki belirsiz alacak davası ile kısmi dava, davacının seçimine bırakılmış birbirinden bağımsız iki ayrı dava türüdür ve seçim hakkı bizzat davacıya aittir. Davacı hangi yolu tercih edeceğine dava dilekçesinin düzenlenmesi aşamasında karar vermek ve bu seçimini dilekçenin yapısı, kullandığı ifadeler ve harç tutumuyla ortaya koymak durumundadır. Davacının daha sonra ortaya çıkacak hukuki sonuçlardan etkilenerek dava türünün niteliğini sonradan değiştirme imkânı bulunmamaktadır. Bu husus Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun davacı vekilinin de atıf yaptığı ████████ Esas, ████████ Karar sayılı ilamında da ortaya konulduğu üzere, hâkim taleple bağlı olduğundan (HMK m.26) öncelikle dava dilekçesindeki davacının iradesine bakılmak suretiyle davanın niteliği belirlenir.Somut olayda davacı vekili, dava dilekçesinin düzenlenmesi aşamasında belirsiz alacak davası açma yolunu tercih etmemiş; bunun yerine kısmi dava açma yolunu seçmiştir. Bu tercihin dilekçenin metnine yansıması açıktır: dilekçenin hiçbir yerinde HMK m.107 hükmüne atıf yapılmamış, "belirsiz alacak davası" ibaresi kullanılmamış, alacağın belirlenememesinin objektif gerekçesi ortaya konulmamıştır. Davacı bunun yerine her bir alacak kalemini "şimdilik 1.000,00 TL", "şimdilik 2.000,00 TL" şeklinde sembolik tutarlarla belirtmiş ve dilekçenin sonunda "fazlaya ilişkin tüm talep ve dava haklarımız saklı kalmak kaydıyla" şerhini koymuştur. Yargıtay'ın yerleşik içtihadında istikrarlı biçimde teyit edildiği üzere, "şimdilik" ifadesi ile "fazlaya ilişkin hakları saklı tutma" şerhi, HMK m.109 anlamında kısmi davanın klasik göstergeleridir; bu ifade tarzı, belirsiz alacak davası yapısıyla bağdaşmaz. Belirsiz alacak davasında davacının alacağın tamamını dava konusu yaptığı kabul edildiğinden "saklı tutma" şerhine yer vermesi söz konusu olamaz; bunun yerine alacağın belirsizliğinin somut gerekçesini dilekçesinde ortaya koyması beklenir. Davacının dilekçesindeki ifade tarzı, davayı tartışmasız biçimde kısmi dava kategorisine yerleştirmektedir.Davacının bu tercihi, dava açıldığı tarihte hangi hukuki sonuçların doğacağını bilebilecek profesyonel bir vekil tarafından bilinçli olarak yapılmıştır. Bu tercihin doğal sonucu olarak, davacının fazlaya ilişkin saklı tuttuğu haklar bakımından zamanaşımının işlemeye devam edeceği, sonraki artırımların ıslah yolu ile yapılabileceği ve ıslah hakkının yalnızca bir kez kullanılabileceği usul kuralları somut olaya uygulanır. Davacı, dava açma tercihiyle birlikte bu hukuki rejimi de kabul etmiştir. Davacının yargılamanın bu son aşamasında, mahkemenin 30.04.2026 tarihli oturumunda sözlü yargılamaya geçilmesine dair ara kararı verdiği aşamada, dava türünü ve 13.04.2018 tarihli dilekçenin niteliğini geriye dönük olarak yeniden nitelendirmeye çalışması, dava açma aşamasındaki kendi seçimine aykırı bir tutum anlamına gelir ve bu nedenle kabul edilebilir değildir.13.04.2018 tarihli ve "bedel artırım" yazılmak suretiyle isimlendirilen dilekçenin hukuki niteliği yönünden de davacının iddiası kabul görmemiştir. Söz konusu dilekçenin maddi içeriği incelendiğinde, beş alt kalemin somut tutarlarla artırıldığı (portföy ve mahrum kalınan kâr için 146.804,18'er TL, hesap alacağı için 16.454,68 TL, malzeme bedelinin iadesi için 14.753,00 TL ve yayın hakları iadesi için 238.665,00 TL), manevi tazminat ve harcamalar/masraflar kalemlerinin artırılmadığı görülmektedir.Davacının ayrıca, bilirkişi raporu ile alacağın belirli hale geldiği ve dolayısıyla HMK m.107/2 talep artırımının uygulanabilir olduğu yönündeki iddiası da somut olay bakımından yerinde değildir. Belirsiz alacak davasında talep artırımı, davanın dava dilekçesi ile birlikte belirsiz alacak davası olarak açılmış olması koşuluna bağlıdır. Bir davanın sonradan yapılan bir nitelendirme ile belirsiz alacak davasına dönüştürülmesi hukuken mümkün değildir.Davacı vekili dilekçesinde, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 20.10.2022 tarih ve █████████ Esas, █████████ Karar; 18.11.2014 tarih ve █████████ Esas, ██████████ Karar; 10.06.2021 tarih ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararlarına atıfla denkleştirme tazminatı taleplerinin belirsiz alacak davası olarak ileri sürülebileceğini ileri sürmüştür. Söz konusu kararların incelenmesinden, bu içtihatların tamamının davacısının dava dilekçesi ile açıkça belirsiz alacak davası açtığını beyan ettiği uyuşmazlıklara ilişkin olduğu, Yargıtay'ın sonradan re'sen bir davayı belirsiz alacak davasına dönüştürdüğüne dair bir içtihadın bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu kararlar somut olaya birebir emsal teşkil etmemektedir. Davacı vekilinin atıf yaptığı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun ████████ Esas, ████████ Karar sayılı ilamı ise davanın belirsiz alacak mı yoksa kısmi dava mı olduğu hususunda açıklık bulunmayan hallerde hâkimin HMK m.119/2 uyarınca davacıya bir haftalık kesin süre vermek suretiyle aydınlatma ödevini yerine getirmesi gerektiğine işaret eder. Somut olayda ise yukarıda detaylı biçimde tespit edildiği üzere dava dilekçesinin yapısı, kullanılan ifadeler ve davacının yargılama süresince sergilediği tutum davanın kısmi dava niteliğini açıkça ortaya koymakta olup, herhangi bir belirsizlik söz konusu değildir. Buna rağmen mahkememizce 30.04.2026 tarihli oturumda taraflara sözleşmenin niteliği, zamanaşımı süresi ve dilekçenin niteliği hususlarında doğrudan soru yöneltilmek suretiyle sürpriz karar yasağına uygun davranılmış; davacı vekili bu çerçevede sözlü beyanda bulunma imkânı bulduğu gibi, akabinde 14.05.2026 tarihli açıklama dilekçesini sunmak suretiyle görüşünü yazılı olarak da ifade etme imkânına kavuşmuştur. Dolayısıyla davacı tarafın iddialarını ortaya koyma yönünden herhangi bir hakkı sınırlandırılmamıştır.Tüm bu değerlendirmeler ışığında mahkememizce huzurdaki davanın HMK m.109 anlamında kısmi dava olarak açıldığı; her ne kadar "bedel arttırımı" diye yazsa da 13.04.2018 tarihli dilekçenin ise HMK m.176 anlamında ıslah niteliği taşıdığı sonucuna varılmıştır. Davacının belirsiz alacak davası ve talep artırımı yönündeki iddiaları reddedilmiştir.Taraflar arasındaki sözleşmenin feshi 13.07.2011 tarihinde gerçekleşmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, 6103 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 6/1 maddesi ile 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 5/1 maddesi gereğince, fesih tarihinden önceki sözleşmesel ilişkilerden doğan uyuşmazlıklarda 6762 sayılı eski Türk Ticaret Kanunu ile 818 sayılı eski Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Bu nedenle huzurdaki uyuşmazlıkta 6102 sayılı TTK'nın 122'nci maddesindeki denkleştirme istemine ilişkin düzenleme ve özellikle bu maddenin dördüncü fıkrasındaki bir yıllık hak düşürücü süre ile feragat yasağına ilişkin emredici hüküm doğrudan uygulanmayacak; uyuşmazlık eski TTK m.134 hükmü ve Yargıtay'ın bu maddeyi geniş yorumlamak suretiyle oluşturduğu içtihadi düzen çerçevesinde değerlendirilecektir. Aynı şekilde zamanaşımı süresi de yeni TBK m.147 değil, eski BK m.126/4 hükmü çerçevesinde belirlenecektir.Taraflar arasında imzalanan sözleşmelerin metninde davacının "bayi" olarak nitelendirilmiş olması, sözleşmenin gerçek hukuki niteliğinin tespiti bakımından tek başına belirleyici değildir. Eski BK m.18 hükümleri uyarınca sözleşmelerin yorumunda tarafların gerçek ve ortak iradesi esas alınmakta olup, sözleşmede kullanılan adlandırmalar tarafların fiilen üstlendikleri edimlere ve aralarındaki çalışma düzenine aykırı düşüyorsa hukuki nitelendirme yapılırken sözleşme metni değil fiilî durum belirleyici olmaktadır. HMK m.33 hükmü uyarınca hâkim Türk hukukunu re'sen uygulamakla yükümlü olup, hukuki nitelendirme bilirkişiye bırakılamaz; HMK m.266 ve m.279/4 hükümleri uyarınca hukuki nitelendirme hâkimin münhasır yetkisindedir ve hâkim bilirkişi raporundaki hukuki nitelendirmeyle bağlı bulunmamaktadır.Acentelik sözleşmesinin kurucu unsurları, eski TTK m.116 ve yürürlükteki TTK m.102 hükümlerinde düzenlendiği üzere, acentenin bağımsız bir tacir yardımcısı olarak belirli bir bölgede süreklilik gösteren biçimde tacir adına ve hesabına sözleşmelere aracılık etmesi veya bunları doğrudan tacir adına akdetmesidir. Somut olayda söz konusu kurucu unsurların tamamı dosya kapsamından net biçimde ortaya çıkmaktadır. Davacı bağımsız bir ticaret şirketidir; faaliyetlerini Güney, Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgeleri'nde sürdürmekte olup 02.04.2000 tarihinden 13.07.2011 tarihine kadar 11 yılı aşkın süre boyunca davalı ile kesintisiz ticari ilişki içinde bulunmuştur. Davalının ülke çapında ilk faaliyetini başlattığı dönemde söz konusu bölgelerde davacıdan başka bir bayi, acente veya tek satıcısının bulunmadığı, bu hususun davalının da kabulünde olduğu bilirkişi raporlarında ayrıntılı olarak ortaya konulmuştur. Davacının davalı adına ve hesabına abonelik sözleşmesi kurma yetkisi ise dosya kapsamındaki en güçlü delillerden biridir. Dr. ... tarafından hazırlanan 14.09.2020 tarihli raporun 16 ila 22'nci sayfalarında, davacının düzenlediği bireysel ve kurumsal abonelik sözleşmelerinin davalı ...'ün ticaret unvanı ve diğer ticari bilgilerini içeren matbu sözleşmeler olduğu, davacının bu sözleşmeleri davalı adına ... bölgesinde imzaladığı, müşteri bedellerinin davalıya intikal ettirildiği ve davacının karşılığında komisyon ve prim aldığı somut belge örnekleriyle birlikte ortaya konulmuştur. 22.11.2021 tarihli ek raporda da 02.04.2000 ve 27.02.2001 tarihli sözleşmelerin formel olarak sadece "Yetkili Teknik Servis Sözleşmesi" başlığını taşımakla birlikte fiilen satış yetkisini de içerdiği, bu hususun davalı tarafından da kabul edildiği ifade edilmiştir.Davalının kendi tarafından 04.07.2018 tarihli dilekçesi ekinde dosyaya sunulan .... Noterliği'nin 08.09.2009 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesinde, 2000 ve 2001 yıllarında imzalanan sözleşmelerin salt yetkili teknik servis sözleşmesi olmayıp ayrıca satış yetkisini de içerdiği davalı tarafından açıkça ifade edilmiştir. Bu beyan, taraflar arasındaki ilişkinin satış unsurunu da kapsadığını ortaya koymaktadır. Aynı yönde, davalının kendi tanığı olan ulusal satış müdürü ... tanık beyanında 2006 yılında işe başladığını, davacı şirketin hem satış hem de yetkili teknik servis hizmeti veren bir yapıda çalıştığını bildiğini ifade etmek suretiyle davalının cevap dilekçesindeki "davacı sadece yetkili teknik servistir" yönündeki savunmasıyla çelişen bir beyanda bulunmuştur.Davacı ile davalı arasında 14.08.2010 tarihinde imzalanan "Yetkili Teknik Servislik ve Satıcılık Sözleşmesi"nin "1 yıllık süreli" olarak akdedilmiş bulunması, taraflar arasındaki ilişkinin önceki dönemden kopuk yeni bir ilişki olduğu sonucunu doğurmaz. Söz konusu sözleşme, 02.04.2000 tarihinden bu yana fiilen süregelen 10 yıllık ilişkinin yenilenmiş yazılı belgesi niteliğinde olup uygulamada belirli süreli acentelik sözleşmesinin belirsiz süreli hâle gelmesini öngören kuralın kıyasen uygulanması suretiyle değerlendirilmesi gereken bir durum söz konusudur. Nitekim 22.11.2021 tarihli ek bilirkişi raporunda da 02.04.2000 ile 13.07.2011 tarihleri arasında —08.09.2009 ile 14.08.2010 arasındaki yazılı sözleşmesiz dönem dahil olmak üzere— taraflar arasındaki ilişkinin kesintisiz olarak devam ettiği, fiilî ilişkinin tek bir hukuki bütünlük arz ettiği saptanmıştır.Dosyada alınan bilirkişi raporlarının önemli bir bölümünde sözleşmenin niteliği üzerine farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Bilirkişi heyetlerinin sonraki raporlarında ortaya çıkan çoğunluk görüşü taraflar arasındaki ilişkiyi "1 yıllık süreli bayilik" olarak nitelendirmiş; ayrık görüşü oluşturan üyeler ise önceki raporlardaki acentelik tespitini koruyarak gerekçelerini ayrıntılandırmıştır. Mahkememizce çoğunluk görüşünün şu sebeplerle benimsenmesinin mümkün olmadığı değerlendirilmiştir: çoğunluk görüşü 14.08.2010 tarihli sözleşmeyi önceki 9-10 yıllık fiilî ilişkiden kopuk biçimde değerlendirmiş ve TBK m.19'un (eski BK m.18) öngördüğü gerçek irade incelemesini yeterince yapmamıştır; müşteri sözleşmelerinin davalı adına kurulduğu olgusunu yeterince değerlendirmemiş ve bu olgunun acentelik unsuru olduğunu göz ardı etmiştir; sözleşme metnindeki "1 yıllık" ibaresine literal anlam vermiş, eski TTK m.121/2'nin somut olaya kıyasen uygulanabilirliğini incelemekten kaçınmıştır. Buna karşılık ayrık görüş ile Dr. ...'ın 14.09.2020 tarihli raporundaki tespitler, dosya kapsamındaki belgeler, davalının ikrarı ve tanık beyanı ile birebir uyumlu olup tarafların fiilî çalışma düzenini sadık biçimde yansıtmaktadır. HMK m.282 hükmü gereğince hâkim bilirkişi raporundaki görüş ile bağlı olmadığı gibi, HMK m.266 ve m.279/4 hükümleri uyarınca hukuki nitelendirme bilirkişiye bırakılamayacağından, mahkememizce çoğunluk bilirkişi görüşündeki bayilik nitelendirmesi hükme esas alınmamış; dosya kapsamı, ayrık bilirkişi görüşü, davalının ikrarı ve tanık beyanı ile uyumlu olan acentelik nitelendirmesi benimsenmiştir.Bu açıklamalar ışığında mahkememizce taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin acentelik sözleşmesi niteliğinde olduğu sonucuna varılmıştır.Davalının 13.07.2011 tarihli ihtarnamesi ile yaptığı fesih, ihtarname metninde somut hiçbir gerekçe içermemekte; "ticari ve idari prosedürlere uyulmama" gibi soyut ifadelerle yetinilmektedir. Davalının yargılama sürecinde ileri sürdüğü "davacının hedef tutturmaması" yönündeki iddianın bilirkişi raporlarında somut belgelerle ispatlanmadığı, dosyaya hedef tutturmama olgusunu kanıtlayabilecek nitelikte yazılı uyarı, ihtar veya hedef belirleme tutanağı sunulmadığı görülmektedir. Davalı yargılama içinde fesih gerekçesi olarak bir yandan haklı fesih olduğu iddiasını sürdürürken, diğer yandan sözleşmenin 16.2.3 maddesine dayanan bildirimli sebepsiz fesih savunmasını da ileri sürmüştür. Davalının yarışan bu iki savunma hattı arasında salınması, davalı tarafın dahi feshin hukuki dayanağı bakımından tutarlı bir tutum geliştiremediğini ortaya koymakta olup, bu durum tek başına feshin haksızlığı yönünde önemli bir karine oluşturmaktadır. Üstelik m.16.2.3 hükmüne dayalı bildirimli sebepsiz fesih iddiası, anılan hükmün gerektirdiği önel süresine uyulmadan derhal fesih biçiminde uygulandığından zaten süre ve şekil yönünden eksiktir.Davacı, fesih tebliğinden kısa süre sonra ... 1. Noterliği'nin 26.08.2011 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile haklarını saklı tutmuş ve feshin haksızlığı yönündeki tutumunu açıkça ifade etmiştir. Davalının somut sebep göstermeksizin gerçekleştirdiği fesih, eski TTK m.134/1 hükmü anlamında "muhik bir sebep olmadan ve üç aylık ihbar müddetine riayet etmeksizin" gerçekleştirilmiş bir fesihtir. Bu sebeplerle feshin haksız olduğu sonucuna varılmıştır.Taraflar arasında imzalanan 14.08.2010 tarihli sözleşmenin 16.2.8 maddesinde "Sözleşmenin yenilenmeyerek sona ermesi veya ... tarafından feshedilmesi halinde BAYİ herhangi bir tazminat, portföy, peştamaliye veya sair herhangi bir talep hakkı bulunmayacaktır" düzenlemesi yer almaktadır. Yeni TTK m.122/4'ün son cümlesinde portföy tazminatından önceden vazgeçilemeyeceğine ilişkin açık ve emredici düzenleme yer almakta ise de, yukarıda belirtildiği üzere fesih tarihi itibariyle yürürlükte bulunan eski TTK'da bu nitelikte bir emredici hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle 16.2.8 maddesindeki feragatin geçerliliği eski TTK ve eski BK hükümlerinin genel ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmiştir.Davacı ile davalı arasında 02.04.2000 tarihinden bu yana süregelen ve davacının davalının söz konusu bölgelerdeki yaygınlığını ve tanınırlığını oluşturduğu 10 yıllık fiilî acentelik ilişkisinin ardından, davalı 14.08.2010 tarihinde imzalattığı yeni sözleşmenin metnine "Bayi'nin tazminat, portföy, peştamaliye veya sair talep hakkı bulunmayacaktır" hükmünü dâhil etmiştir. Bu yapı, davacının uzun yıllar boyunca kazandırdığı müşteri portföyünün karşılığını talep etme hakkını sözleşmenin imzalandığı tarihte ve sonrasında ortadan kaldırmaya yönelik bir tip sözleşme dayatması niteliğindedir. Eski BK m.20 (yürürlükteki TBK m.27) hükmü uyarınca hakkın özünü ortadan kaldıran ve emredici hükümlere ve kişilik haklarına aykırı düşen sözleşme hükümleri geçersizdir. Eski BK m.2 (yürürlükteki TBK m.2) hükmü ise hakkın kötüye kullanılmasını yasaklamakta olup, dürüstlük kuralı çerçevesinde davalının uzun yıllar boyunca davacının emeği ve yatırımı sayesinde oluşturulan portföyden yararlanmaya devam etmesi karşılığında davacıya hiçbir denkleştirme ödememe yönündeki şart, dürüstlük kuralının sınırlarını aşmaktadır.Bu değerlendirmeler ışığında 14.08.2010 tarihli sözleşmenin 16.2.8 maddesindeki feragat hükmü mahkememizce geçersiz kabul edilmiş; söz konusu hükmün davacının portföy tazminatı ve mahrum kalınan kâr taleplerinin değerlendirilmesine engel oluşturmayacağı sonucuna varılmıştır.Acentelik sözleşmesinden doğan davalarda uygulanacak zamanaşımı süresi eski BK m.126/4 hükmüyle 5 yıl olarak düzenlenmiştir. Söz konusu hüküm, 1956 yılında 6763 sayılı TTK Yürürlük Kanunu ile eski BK'ya eklenmiş olup, "Komisyon, acentelik ücreti dışında tellallık sözleşmesinden, komisyon sözleşmesinden ve acentelik mukavelesinden doğan bütün davalar" için 5 yıllık özel zamanaşımı süresi öngörmektedir. Kanun koyucu bu düzenleme ile acentelik sözleşmesinden doğan alacakların eski BK m.125'teki 10 yıllık genel süreye tabi olmasını bilinçli olarak engellemiştir.Eski TTK'da portföy tazminatına ilişkin özel bir düzenleme bulunmadığından, bu tazminat türü Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 1996 tarihli kararı ile başlayan ve istikrar kazanan içtihadi düzen çerçevesinde eski TTK m.134/2'nin geniş yorumu yoluyla kabul edilmiştir. Yeni TTK m.122/4'te düzenlenen bir yıllık hak düşürücü süre, 6103 sayılı TTKYK m.6/1 hükmü gereğince fesih tarihi 01.07.2012 öncesine ait uyuşmazlıklara uygulanmayacağından, eski TTK döneminde portföy tazminatı için özel bir hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi bulunmamaktadır. Bu boşluk, acentelik sözleşmesinden doğan tüm davalar için eski BK m.126/4'te öngörülen 5 yıllık genel sürenin portföy tazminatı için de uygulanması suretiyle doldurulmaktadır.Kısmi davada zamanaşımının kesilme tarzı bakımından Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ile özel daire içtihatlarının istikrarlı uygulaması, kısmi davanın açılması ile zamanaşımının yalnızca dava edilen kısım için kesileceği; saklı tutulan kısım için zamanaşımının işlemeye devam edeceği yönündedir.Davacının 14.05.2026 tarihli dilekçesinde atıf yaptığı belirsiz alacak davasına ilişkin Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 19.09.2017 tarih ve █████████ Esas, █████████ Karar; Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 11.02.2020 tarih ve ██████████ Esas, █████████ Karar sayılı içtihatları davanın belirsiz alacak davası olarak açılmış olduğu uyuşmazlıklara mahsus olup, yukarıda davanın kısmi dava niteliğinde olduğu tespit edildiğinden somut olaya uygulanma kabiliyeti bulunmamaktadır.Somut olayda zamanaşımı süresinin hesabı şu şekildedir: davacının portföy tazminatı, mahrum kalınan kâr ve sair tazminat talepleri sözleşmesel sorumluluk niteliğinde olup acentelik sözleşmesinin sona ermesi ile birlikte muaccel olur ve zamanaşımı süresi muacceliyet anında işlemeye başlar. Buna göre zamanaşımı başlangıcı fesih tarihi olan 13.07.2011, 5 yıllık sürenin dolma tarihi ise 13.07.2016'dır. Dava 10.10.2012 tarihinde, yani 5 yıllık sürenin dolmasından çok önce açılmış olup, bu tarih itibariyle dilekçedeki 20.000,00 TL'lik kısım için zamanaşımı kesilmiştir; saklı tutulan kısım için zamanaşımı işlemeye devam etmiştir. Davacının 13.04.2018 tarihinde sunduğu ıslah dilekçesi ise 5 yıllık sürenin dolmasından 1 yıl 9 ay sonra, dava tarihinden ise 5 yıl 6 ay sonra sunulmuştur. Bu durumda ıslahla artırılan 543.481,04 TL'lik kısım, ıslah tarihi itibariyle zamanaşımına uğramış durumdadır.Davalı vekili 13.04.2018 tarihli ıslah dilekçesinin kendisine tebliğinden itibaren cevap süresi içinde, 08.05.2018 tarihinde UYAP üzerinden onaylanan dilekçesi ile zamanaşımı definde bulunmuştur. Söz konusu dilekçenin "Islah Edilen Kısım Bakımından Zamanaşımı Definin Dikkate Alınmasını Talep Ederiz" başlıklı bölümünde davalı vekili açıkça "Islah ile yeni bir dava olarak kabul edilmesi gereken talepler... 5 yıllık zaman aşımına tabidirler. Islah edilen kısım bakımından bu beş yıllık zaman aşımı süresinin dikkate alınması... gerekmektedir" beyanında bulunmuş ve "huzurdaki uyuşmazlıkta davacı tarafın davayı 13.04.2018 tarihinde ıslah etmiş olduğu görülmekte olup, tarafımıza süresi içerisinde ileri sürülen zamanaşımı defi gereğince davacının 13.04.2013 tarihinden önceki alacakların zamanaşımına uğradığının kabulü ile reddi gerekmektedir" ifadesini kullanmıştır. Islah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar veya ilk oturumda yapılan zamanaşımı defi ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder.Davacının 26.08.2011 tarih ve ... yevmiye nolu ... 1. Noterliği ihtarnamesinin zamanaşımını kesip kesmediği hususunda eski BK m.133 hükmü belirleyicidir. Anılan hükümde zamanaşımını kesen sebepler sınırlı sayıda (numerus clausus) sayılmış olup, ihtarname bu kapsamda yer almamaktadır. Aynı düzenleme yeni TBK m.154 hükmünde de korunmuştur. Yargıtay'ın yerleşik içtihadı uyarınca ihtarname yalnızca temerrüt oluşturur ve ispat aracı niteliği taşır; işlemiş zamanaşımı süresini sıfırlamaz veya kesmez. Bu nedenle davacının 26.08.2011 tarihli ihtarnamesi 13.07.2011'den itibaren işlemeye başlayan zamanaşımı süresini etkilememiştir.Davacının 14.05.2026 tarihli dilekçesinde ileri sürdüğü "müvekkilin 62.042.376,74 TL tutarındaki zararının 02.02.2026 tarihli bilirkişi ek raporu ile tespit edildiğinden zamanaşımı süresinin raporun tebliği tarihi olan 12.02.2026 tarihinden itibaren hesaplanması gerektiği" yönündeki iddia da somut olay bakımından kabul edilebilir değildir. Bu iddianın temelinde davanın belirsiz alacak davası niteliğinde olduğu varsayımı yatmakta olup, yukarıda davanın kısmi dava olarak nitelendirildiği sonucuna ulaşıldığından bu varsayım çökmüştür. Ayrıca davacının atıf yaptığı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 16.03.2016 tarih ve ████████ Esas, ████████ Karar sayılı ilamı haksız fiilden kaynaklanan tazminat davalarına ilişkindir; eski BK m.60 kapsamında zararın ve failin öğrenilmesi tarihinin zamanaşımı başlangıcı olarak kabul edileceği esasını içermektedir. Somut olayımız ise sözleşmesel sorumluluk kapsamında olup acentelik sözleşmesinin haksız feshinden kaynaklanmaktadır; sözleşmesel sorumlulukta zamanaşımı muacceliyet anında işlemeye başlar ve zararın bilirkişi raporuyla netleştirilmesi başlangıç tarihini etkilemez. Üstelik davacı 26.08.2011 tarihli ihtarnamesinde haklarını saklı tutarken zaten zararın varlığını ve niteliğini fiilen kabul etmiştir; zararın 14 yıl sonra 12.02.2026'da öğrenildiği iddiası davacının kendi ihtarnamesiyle çelişmektedir.Bu açıklamalar ışığında davalı tarafından 08.05.2018 tarihinde süresinde ileri sürülen zamanaşımı defi yerinde görülmüş; davacının 13.04.2018 tarihli ıslah dilekçesi ile artırılan 543.481,04 TL'lik kısım bakımından talebin zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.Yukarıdaki saptamalar ışığında, dava dilekçesindeki netice-i talep çerçevesi içinde kalan ve zamanaşımına uğramamış olan kalemler tek tek değerlendirilmiştir.Portföy tazminatı talebi bakımından, sözleşmenin acentelik niteliğinde olduğu ve fesihten önce yürürlükte bulunan eski TTK m.134/2'nin Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin ilkesel kararı ile geniş yorumu çerçevesinde davacının bu talepte bulunabileceği belirlenmiştir. Yargıtay'ın yerleşik içtihadında benimsenen portföy tazminatı koşulları (acentenin sözleşmesel ilişki süresince yeni müşteri kazandırması ve mevcut portföyü önemli ölçüde genişletmesi; sözleşmenin sona ermesinden sonra müvekkilin bu müşteri çevresinden yararlanmaya devam etmesi; tazminatın ödenmesinin hakkaniyete uygun düşmesi; sözleşmenin acentenin kusuru olmaksızın sona ermesi) somut olayda gerçekleşmiştir. Davacı 11 yıllık ilişki süresince ... ve civar bölgelerde davalı adına abone tabanını fiilen oluşturmuş; ... 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin tespit dosyasındaki sondajlama incelemesi davacının kazandırdığı müşterilerin yaklaşık %70'inin fesih sonrasında da davalı müşterisi olarak kalmaya devam ettiğini ortaya koymuştur. 16.2.8 maddesindeki feragat hükmü ise yukarıda gerekçesiyle birlikte ortaya konulduğu üzere geçersizdir. Bu sebeplerle davacının portföy tazminatı talebi koşullar yönünden yerinde görülmüş, dava dilekçesindeki sembolik 1.000,00 TL'nin hüküm altına alınması gerektiği değerlendirilmiştir. Hesap yöntemi bakımından bilirkişi raporlarındaki son 5 yıllık ortalama gelir esaslı hesap, eski TTK m.134/2'nin geniş yorumuyla uyumlu olmakla birlikte, ıslahla artırılan kısım zamanaşımı sebebiyle reddedildiğinden ve dava dilekçesindeki sembolik tutar üzerinden hüküm tesisi söz konusu olduğundan, KDV ilavesi, endeksleme baz tarihi ve abone-... sayısı tartışmaları somut olayda etkisini yitirmiştir.Yoksun kalınan kâr (mahrum kalınan kâr) talebi bakımından eski TTK m.134/1 hükmü uyarınca, muhik bir sebep olmadan ve üç aylık ihbar müddetine riayet etmeksizin sözleşmeyi fesheden tarafın diğer tarafın bu sebeple uğradığı zararı tazmin yükümlülüğü esastır. Olayımızda fesih ihbarsız olarak gerçekleştirilmiş olduğundan, en az üç aylık dönem için davacının kâr kaybına uğradığı sabit kabul edilmiştir; bu süre için doğan zarar dava dilekçesindeki sembolik 1.000,00-TL'yi rahatlıkla karşılamaktadır. Portföy tazminatı ile mahrum kalınan kâr taleplerinin birlikte hüküm altına alınması, istikrarlı içtihat uyarınca mükerrerlik teşkil etmez; her iki kalem farklı hukuki sebeplere (kâr kaybı sözleşmenin haksız feshi sonucu uğranılan müspet zarar; portföy tazminatı ise davalının kazandırılan müşteri portföyünden yararlanmaya devam etmesinin denkleştirilmesi) dayanmaktadır.Yapılan harcamalar ve masraflar talebi bakımından, davacının 02.04.2000 tarihinden 13.07.2011 tarihine kadar süregelen ticari ilişki kapsamında sözleşme süresine yönelik yatırım, organizasyon, pazarlama ve personel harcamaları gerçekleştirdiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Bu kapsamda özellikle dava dilekçesinin 24'üncü maddesinde 15.09.2010 tarihli Yavuz Nüzumluer talimatı kapsamında yapılan 26.230,00 TL bedelli pazarlama harcaması somut olarak ifade edilmiştir. Bu alt kalem ile diğer somut harcamaların toplamı dilekçedeki "Yapılan harcamalar ve masraflar (şimdilik 1.000,00 TL)" çerçevesini fazlasıyla doldurmakta olup, sembolik 1.000,00 TL'nin hüküm altına alınması gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu kalemin ıslahla artırılmamış olduğu, ancak yargılama sürecinde davacı vekilinin verdiği itiraz dilekçeleriyle 7 milyon TL seviyesine kadar çıkartılmaya çalışıldığı, bu artırımların ise hem ıslahta yer almadıkları hem de HMK m.141 hükmüyle düzenlenen iddianın genişletilmesi yasağına davalı muvafakati bulunmadığından takıldıkları için kabul görmediği belirtilmelidir.Davalı nezdindeki tüm alacaklar talebi bakımından, dava dilekçesinde bu başlık altında talep edilen "şimdilik 2.000,00 TL" çerçevesi içerisinde değerlendirilen alt kalemler şunlardır: hesap alacağı niteliğindeki cari hesap bakiyesi; malzeme bedelinin iadesi; 238.665,00 TL bedelli satış amacıyla davacı şirkete teslim edilen yayın haklarının satılamayan kısmının iadesi (dilekçe md. 25); 10.000,00 TL bedelli ... Şubesi ... nolu teminat mektubu (dilekçe md. 25). Bu alt kalemlerin toplamı, dava dilekçesindeki "şimdilik 2.000,00 TL" çerçevesini çok aşacak miktarda olup, sembolik 2.000,00 TL'nin tamamının davalı nezdindeki alacak başlığı altında hüküm altına alınması gerektiği sonucuna varılmıştır. Söz konusu çerçevenin alt kalemlerle dolması nedeniyle, satış amaçlı yayın hakları iadesi kalemindeki muacceliyet tarihinin tartışılmasına ve içerdiği 2005 yılı vakıasına ilişkin zamanaşımı değerlendirmesine yer kalmamıştır. Yargılama sürecinde davacı vekilinin ileri sürdüğü 50.000,00 ABD Doları bedelli teminat senedi ise dava dilekçesinde isim, tarih ve tutar olarak yer almadığından "davalı nezdindeki tüm alacaklar" formülünün kapsamına alınamayacak nitelikte olduğu gibi; alınabilecek olsa dahi bu çerçevenin yukarıda sayılan alt kalemlerle zaten dolu bulunması karşısında ek bir hüküm doğurmayacağından bu kalem yönünden ayrıca karar tesisi gerekmemiştir.Yargılama sürecinde davacı vekili tarafından ileri sürülen ... kurulum primi, yıllık teknik servis primi, airtime bireysel prim, airtime ... primi, son üç aylık ödenmeyen hak edişi, 2007-2011 dönemi ortalama hak edişi, Yetkili Teknik Servis mağaza dekorasyon giderleri, ... harcamaları, ... ... kurulumları, alüminyum plaketler, 28 personel kıdem ve ihbar tazminatı, giderlere destek primi gibi alacak kalemleri ile 50.000,00 ABD Doları bedelli teminat senedi talebi, dava dilekçesinin dört maddi netice-i talep çerçevesi içinde somut alt kalem olarak yer almamış; 13.04.2018 tarihli ıslah dilekçesinde de bu kalemler somutlaştırılmamıştır. Davalı vekili her bilirkişi raporuna karşı verdiği itiraz dilekçelerinde bu kalemlerin iddianın genişletilmesi yasağına takıldığını her aşamada belirtmiş ve muvafakatinin bulunmadığını açıkça beyan etmiştir. HMK m.141 hükmüyle düzenlenen iddianın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı uyarınca, davalı muvafakati bulunmadığından söz konusu kalemler davanın kapsamına dahil edilemez. Bilirkişi heyetinin bazı raporlarda söz konusu kalemler için yaptığı hesaplamalar veya bir kısım kalemlerde (alüminyum plaket, kurumsal yayın hakları, receiver bedeli gibi) sağlanan mutabakat, iddianın genişletilmesi yasağını aşacak bir hukuki etki doğurmaz. Bu sebeplerle anılan kalemler bakımından ayrıca hüküm kurulmamış; ıslahla artırılan kısım yönünden zaten zamanaşımı söz konusu olduğundan bu kalemlerin ayrıca davacı tarafından talep edilmiş olması halinde dahi hüküm altına alınamayacağı belirtilerek değerlendirme tamamlanmıştır.Manevi tazminat talebi bakımından, davacı şirket bir ticaret şirketi olup tüzel kişiliği haizdir. Yargıtay'ın yerleşik içtihadı uyarınca tüzel kişilerin manevi tazminat talebinde bulunabilmesi için kişilik haklarına yönelik somut ve ağır bir ihlal aranır; sözleşmenin haksız feshi tek başına manevi tazminat hükmü için yeterli değildir. 14 yılı aşkın süren yargılama içinde davacı, ticari itibarına yönelik somut bir zararın varlığını belge ile ispatlayamamış; "feshin yerel piyasada büyük yankı yarattığı" yönündeki beyanları soyut düzeyde kalmıştır. Davacı vekilinin bilahare bazı ek bilirkişi raporu itirazlarında dile getirdiği "kötü niyet tazminatı" nitelendirmesi ise dava dilekçesinde yer almayan yeni bir hukuki sebebin sonradan eklenmesi anlamına geleceğinden HMK m.141 hükmüyle düzenlenen iddianın değiştirilmesi yasağı kapsamındadır. Bu sebeplerle manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.Davacının terditli olarak ileri sürdüğü sebepsiz zenginleşme talebi bakımından, asli talep olan haksız fesih iddiası yukarıda kabul edildiğinden ve "Davalı nezdindeki tüm alacaklar" başlığı altında sözleşmesel temelde hüküm altına alınma gerçekleşmiş olduğundan, terditli sebepsiz zenginleşme talebine geçilmesine gerek bulunmamış; bu hususta karar verilmesine yer olmadığı sonucuna varılmıştır.Davacı dava dilekçesinde hüküm altına alınacak tutarlara fesih tarihinden itibaren ticari avans faizi işletilmesini talep etmiştir. Hüküm altına alınan 5.000,00 TL'lik tutarın tamamı, dilekçedeki 20.000,00 TL'lik kısmi dava tutarı içinde yer almakta olup, bu kısım için zamanaşımı dava açıldığı 10.10.2012 tarihinde kesilmiştir. Sözleşmesel sorumluluk kapsamındaki acentelik tazminatı talepleri fesih tarihinde muaccel olduğundan, faiz başlangıcı fesih tarihi olan 13.07.2011 olarak belirlenmiştir. Tarafların tacir olması ve uyuşmazlığın ticari iş niteliğinde bulunması karşısında ticari avans faizi oranı uygulanmıştır. Davalı vekilinin "ıslah tarihinden itibaren faiz yürütülmesi" yönündeki itirazı, ıslahla artırılan kısım zamanaşımı sebebiyle reddedildiğinden konusuz kalmıştır.Tüm bu hukuki sebepler ve sabit görülen vakıalar dikkate alınarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulması cihetine gidilmiştir.HÜKÜM
: Gerekçesi yukarıda ayrıntılı açıklandığı üzere;1-Davanın KISMEN KABULÜYLE1.000,00-TL (Portföy tazminatı), 1.000,00-TL (Yoksun kalınan kâr), 1.000,00-TL (Yapılan harcamalar ve masraflar), 2.000,00-TL (Davalı nezdindeki tüm alacaklar) olmak üzere TOPLAM 5.000,00-TL'nin fesih tarihi olan 13.07.2011'den itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine;2-Davacının manevi tazminat (15.000,00-TL) talebinin REDDİNE;3-Davacının 13.04.2018 tarihli ıslah dilekçesi ile artırılan 543.481,04 TL'lik kısım bakımından, davalı vekilinin 08.05.2018 tarihli süresinde ileri sürülen zamanaşımı defi yerinde görülmekle, bu kısma ilişkin talebin ZAMANAŞIMI nedeniyle REDDİNE;4-Davacının terditli ileri sürdüğü sebepsiz zenginleşme talebinin, asli talep olan haksız fesih kabul edildiğinden KONUSUZ kalması nedeniyle bu hususta karar verilmesine yer olmadığına5-Manevi tazminat talebi yönünde;a)Alınması gerekli 732,00-TL harcın peşin ve ıslah harcı toplamı 9.578,29-TL'den mahsubuna,b)Davalı, kendisini vekille temsil ettirmiş olmakla, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T.13/2 göre hesaplanan 15.000,00-TL ücreti vekaletin (manevi tazminat talebinin reddi yönünden) davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,6-Maddi Tazminat talebi yönünden;a)Hüküm altına alınan miktar üzerinden hesaplanan 732,00-TL ilam harcından peşin ve ıslah harcı toplamı 9.578,29-TL'den mahsubu ile bakiye 8.114,29-TL'nin davacı tarafa iadesine, (maddi ve manevi tazminat harçları mahsup edilmiştir.)b)Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T.13/2 göre hesaplanan 5.000,00-TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,7-Davacı tarafından yatırılan 1.464,00-TL peşin harç (732,00-TL maddi+732,00-TL manevi) ve 21,15-TL başvuru harcı olmak üzere toplam 1.485,15-TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,8-Davacı tarafından yapılan 156.156,00-TL yargılama giderinin kabul ve ret oranına göre hesaplanan 1.385,64-TL'sinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,9-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde resen taraflara iadesine,Dair, kabul edilen miktar yönünden kesin, reddedilen miktar yönünden gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu kabil olmak üzere oy birliği ile karar verildi.█████/2026Başkan ...e-imzalıdırÜye ...e-imzalıdırÜye ...e-imzalıdırKatip ...e-imzalıdır