Anahtar kelimeler: Konusuitirazın İklimlendirme Giydirmeli Özetidavacı Bazlı İzolasyonu Isıtma Yalıtımlı Cephe Soğutma

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO
:█████████
KARAR NO
:████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
:İSTANBUL ANADOLU 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ
:█████/2022
NUMARASI
:████████ E. - ████████ K.
DAVANIN KONUSU
:İtirazın İptali (Ticari satımdan kaynaklanan)
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin 2008 yılından bu yana proje bazlı olarak "çatı izolasyonu, dış cephe izolasyonu, ısı yalıtımlı, giydirmeli cephe kaplama ısıtma, havalandırma, soğutma ve iklimlendirme sistemlerinin kurulumu, bakım ve onarımı ve mekanik tesisat " işlerini yaptığını, davacı müvekkilinin teklif vereceği bir proje için davalı şirketten 'Davlumbaz Söndürme Sistemi' fiyat teklifi aldığını, bu fiyat üzerinden kendi projesine fiyat teklifi verdiğini, davalı tarafından dolar üzerinden fiyat teklifi verildiğinden teklif tutarının sabit kalması için müvekkilinden -vazgeçilmesi halinde geri verilmek üzere- pey akçesi (bağlanma parası) talep edildiğini, davacının da fiyatın sabit kalması için kendi proje teklifi daha kabul edilmemiş olmasına rağmen vazgeçilmesi halinde geri alınmak üzere davalıya 16.000,00 TL bağlanma parası gönderdiğini, davacı ile davalı arasında herhangi bir sözleşme akdedilmediğini, davacının proje teklifinin onaylanması halinde sözleşme akdetmek, teklifinin onaylanmaması halinde iade edilmek üzere işbu parayı gönderdiğini, davalıya para gönderilmesinden kısa bir süre sonra müvekkilinin proje teklifinin onaylanmadığını, bu sebeple davalıdan gönderilmiş olan pey akçesinin iadesinin istendiğini, ancak davalı tarafından fiyat teklifi vermek dışında herhangi bir işlem yapılmamış olmasına rağmen müvekkilinin göndermiş olduğu paranın iade edilmediğini, davacının davalıya gönderdiği 16.000,00 TL pey akçesinin iadesi için İstanbul 24. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasıyla icra takibi başlatıldığını, davalın haksız olarak takibe itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptaline ve % 20'den az olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; davalı müvekkili ile davacının 06.01.2020 tarihinde onaylanan "Davlumbaz Söndürme Sistemi" kurulması ile ilgili 9.000,00 USD bedel karşılığı anlaşma yaptıklarını, davalının bu sözleşmeye duyduğu güven ile gerekli keşif, proje hazırlama ve satın almalarını yaptığını, taahhüdünü yerine getirmek için tüm hazırlık çalışmalarını yaptığını, ancak, montaj günü sözleşmenin davacı şirket tarafından iptal edildiğini, iptal sonrası, sipariş ön ödemesi olarak alınan 16.000,00 TL'nin tamamının ödenmesinin istendiğini, sözleşmeden hiçbir haklı gerekçe bildirmeden dönen davacının, müvekkilinin menfi ve müspet zararlarını ödemesi gerektiğini, genel ticari teamül olarak uygulamada/ticari hayatta görülen ön ödemenin/kaporanın işlevinin de tam olarak bu zararların karşınlanmasının güvence altına alınması olduğunu, bu kapsamda menfi zararların taraflar arası e-mail yazışmalarında belirtildiğini, bunun yanında, yoksun kalınan karın/müspet zararın da değerlendirilmesi gerektiğini, TBK'nın 112.maddesi '' ... borç gereği gibi yada hiç ifa edilmediği takdirde kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür" hükmünü içerdiğini, müspet zararın, alacaklının, borcun ifasındaki menfaatinin gerçekleşmemesi yüzünden uğradığı zarar olarak tanımlandığını, sözleşme taraflarından birinin, borca aykırı davranış olmasaydı, diğer tarafın mal varlığının göstereceği artışın, yoksun kalınan kar olarak adlandırıldığını, bu noktada sözleşmenin ihlali, mal varlığında meydana gelecek muhtemel bir artış engellenmiş yani önlenmiş bulunduğunu, sözleşmenin, davacı şirket tarafından hiç bir haklı gerekçe göstermeden bozulmuş olması karşısında, müvekkili şirketin menfi ve müspet tüm zararlarının karşılanması gerektiğini, bu zararın da, davacı şirket tarafından sözleşme onay aşamasından hemen sonra müvekkili şirkete gönderilen ön ödemenin/kaporanın bu zararların tamamını karşılamaya yetmeyeceğinin de görüleceğini, davalının ödeme yükümlülüğü olmadığını savunarak, davanın reddini ve %20 oranında davalı lehine tazminata hükmedilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dava, İİK'nun 67/1 maddesinde düzenlenen itirazın iptali davasıdır.Mahkememizce; tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları resen belirlenerek; taraf vekillerinin vermiş olduğu dilekçeler, ibraz ettikleri tüm deliller, İstanbul Anadolu 20. İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı dosyası ve mahkememizce alınan bilirkişi raporları ile dosya arasındaki tüm kayıt ve belgeler tek tek incelenmiştir.İstanbul Anadolu 20. İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı dosyasının incelenmesinde; davacı tarafından davalı aleyhine 16.000,00-TL asıl alacağın tahsiline yönelik icra takibi başlatıldığı, ödeme emrinin davalıya █████/2020 tarihinde elektronik tebligat yoluyla, tebligatın alıcının hesabına iletilmesine müteakip mevzuat gereği belirlenen süre sonunda otomatik olarak okundu sayılarak tebliğ edildiği ve e-tebliğ mazbatasının oluştuğu, davalı tarafından █████/2020 tarihinde icra takibine itiraz edildiği, davanın yasal 1 yıllık süresi içerisinde açıldığı anlaşılmıştır....Tüm dosya kapsamının birlikte değerlendirilmesi neticesinde; taraflar arasındaki uyuşmazlığın davacı şirketçe davalı şirkete gönderilen 08.01.2020 tarihli “Dav. Söndürme Sis. Avans Ödemesi” açıklamalı tediyenin iade koşullarının oluşup oluşmadığı hususlarında olduğu, tüm aşamalarda davacının talep ve iddiasının dava dışı üçüncü kişi yahut kişilerle bir iş yapacağından ve onlara telif sunması gerektiğinden teklifi sunabilmesi için ihtiyaç duyduğu davlumbaz söndürme sistemlerine yönelik davalı taraftan fiyat teklifi aldığı ve teklif yabancı para cinsi/ dolar üzerinden olmakla fiyatın sabit kalması amacıyla davaya konu bedeli pey akçesi olarak ödediğini iddia ettiği, bu durumda davacının taraflar arasında herhangi bir sözleşme oluşmadığı ve oluşmayan bu sözleşme yönünden “kur sabitleme” amaçlı yaptığı kısmi ödemenin de bağlanma parası olarak değerlendirilerek tarafına iadesini talep ettiği, █████/2021 tarihli bilirkişi raporunun taraflara tebliği neticesinde davacı tarafından sunulan itiraz beyanında da ileri sürüldüğü üzere, davalının davacıya göndermiş olduğu belgelerin fiyat listesi ve fiyat teklifi olduğu ve bunların gönderilmiş olmasının icaba davet niteliğinde olduğunun davacı tarafça savunulduğu, davacının iddiasının da tamda bu sebeple sözleşmenin inikad etmemiş olduğu yönünde olduğu, her ne kadar taraflar arasında yazılı olarak tanzim edilmiş ve tarafları bağlayan bir sözleşme dosyada bulunmasa da, borçlar hukukuna hakim olan sözleşme özgürlüğü ilkesi çerçevesinde tarafların hukuk düzeninin çizdiği sınır çerçevesinde kanunda tanımlanmış olup olmamasına bakılmaksızın istediği sözleşmeyi istediği şekil şartlarında ve serbestisinde yapabileceği, aslolanın şekil serbestisi olduğu, dosyaya sunulu “teklif mektubu” başlıklı belge incelendiğinde bu belgenin fiyat listesi niteliğinde olamayacağının mahkememizce değerlendirildiği, zira her üründen iki tane olarak seçili üç üründen toplam altı tane ürüne ilişkin bir liste oluşturduğunun sabit olduğu, yani gönderilen teklifin münhasıran davacının isteği doğrultusunda miktar ve nevisi belirlenerek gönderilmiş teklif olduğu, somut olayda münhasıran davacıya yönelik gönderildiği anlaşılan bir metin bulunduğu, bu hususun metinin davacıya hitaben kaleme alınmasından da anlaşılableceği, bu durumda davalı tarafından davacıya gönderilen fiyat mektubunun sarahaten bir icap niteliğinde olduğunun kabul edilmesi gerekeceği, icabın kabulü ile de taraflar arasındaki sözleşmenin kurulacağı ve tarafların sözleşmeyle bağlanmış olacakları, ayrıca belgenin altının davacı tarafca kaşelenerek imzalandığı sonrasında ise uygundur ifadesi de eklenerek davalı tarafa gönderilmiş olduğu ve bu aşamadan sonra artık taraflar arasında sözleşmenin kurulup hüküm ifade etmeye başlayacağının mahkememizce kabul edildiği, davalı tarafın savunmasının ise gönderilen bedel ve icap niteliğindeki belgenin taraflar arasındaki sözleşme çerçevesinde sözleşme yabancı para cinsinden yapılmakla fiyat sabitlenmesi amacıyla gerçekleştirildiği şeklinde olduğu, davaya konu somut olayda üçüncü kişi için bir eser meydana getireceğinden bahisle ihtiyaç duyduğu malzemeleri temin amacıyla davacının davalıdan fiyat teklifi aldığı, akabinde kendisine gönderilen teklif mektubunu onayladığı, teklif mektubundaki şartlar çerçevesinde(%30 peşin) ödemesi gereken bedeli de “avans ödemesi” açıklaması ile davalıya ödediği, ödemenin yapıldığı zamanki dolar kurunun 5,9658 olduğu ayrıca teklif mektubu üzerinde dolar kurunun 5.93-TL olarak el yazısı ile yazıldığı, bu durumda kararlaştırılan 9.000,00- USD toplam fiyatın 53.270,00-TL olduğu, sözleşmeye göre ödenmesi gereken peşin bedelin bu durumda 16.011,00-TL olacağı, davacının da bu doğrultuda davalıya 16.000,00-TL ödediği, dolayısıyla yapılan bu ödemenin de teklif mektubunda belirtilen %30 ödeme ile uyumlu olduğu, dosyaya sunulu tüm bilgi ve davacının kendisine gönderilen icap niteliğindeki belgeyi uygundur yazmak kaşelemek ve imzalamak suretiyle göndermesi birlikte değerlendirildiğinde mahkememizce davacının bağlanma iradesinin olduğu ve davacının iddia ettiği gibi kur miktarının sabitlenmesi veya bağlı olmama iradesini gösterir şekilde açık yahut gizli bir iradesinin bulunmadığının mahkememizce kabul edildiği, taraflar arasında sözleşmenin kurulduğu, montaj aşamasına gelindiği, montajın yapılacağı gün davalının anlaşmış olduğu üçüncü kişinin işten vazgeçtiğini bildirmesi ile montajın yapılamadığı, taraflar arasında yapılan ve itiraz edilmeyen mail yazışmalarında da davalı tarafça montaj için gelindiğinin sabit olduğu, hatta montaj için gelen çalışanlar davacı tarafça kabul edilmeyince çalışanlar için 500 TL kesinti yapılmasının dahi davacı tarafça kabul edildiği, bu durumda taraflar arasında karşılıklı olarak ortaya çıkan iradeler ile sözleşmenin kurulduğunun benimsenmesi gerektiği, davaya konu sözleşmenin taraflara yüklediği edimlerin davaya konu makinelerin teslimi ve montajı ve 9.000,00- USD ödenmesi şeklinde olduğu, ödemenin %30'luk kısmının da davacı tarafça yapıldığı, makinelerin montajı için gelinmesinden bir gün önce, montajın yapılmayacağı konusunda davacı tarafça davalıya bilgi verildiği, bundan haberi dahi olmayan davalı çalışanlarının buna rağmen montaj yerine gittikleri, ancak buradan geri çevrildikleri, ezcümle taraflar arasındaki sözleşme satım sözleşmesi olmakla taraflar arasındaki sözleşmenin ayakta olduğu ve her iki tarafın da yükümlülüklerini yerine getirmek zorunda oldukları, davacının üçüncü kişi ile yapmış olduğu anlaşmanın feshedilmiş yahut geçersiz olmuş olmasının davalı tarafça katlanılması gereken bir yükümlülük olamayacağı, yapılan elektronik posta yazışmaları da değerlendirildiğinde taraflar arasında sözleşmenin kurulmuş olduğunun ve halen geçerli olduğunun mahkememizce kabul edildiği, bunun da verilen paranın bağlanma parası olduğu sonucunu doğurduğu, bağlanma parasının sözleşmenin kurulması aşamasında sözleşmenin kurulduğuna kanıt olarak verilen bir miktar para olduğu, somut uyuşmazlıkta iadesi talep edilen 16.000,00-TL paranın da tam da bu kapsamda değerlendirilmesi gerekeceği, davacının inikad etmiş olan bir sözleşmeden tek yanlı olarak ayrılmasını sağlayan bir cayma hakkının da bulunmadığı, davalının sözleşmeye konu makine ve tehcizatı her zaman teslime hazır olduğunu beyan etmesi karşısında davalının da sözleşme ile halen bağlı olduğunu kabul ettiği mahkememizce anlaşılmış, █████/2021 ve █████/2022 tarihli bilirkişi raporları gerekçeli , bilimsel ve denetime uygun olmakla hükme esas alınmış açılan davanın reddine karar verilmiş, davacının takipte kötüniyeti ispat edilememekle kötüniyet tazminatı talebi reddedilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. " gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
:Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; sözleşmenin ayakta olup olmadığına ilişkin olarak davalı tarafından verilen cevap dilekçesinde sözleşmenin dönme nedeniyle sonra erdiği belirtilmiş olup menfi zarar talebinde bulunulduğunu, menfi zararın sözleşmenin kurulamamasından veya geçersiz olmasından doğan zarar olduğunu, davalı tarafından ısrarla menfi zarar talep edildiğinden taraflar arasındaki sözleşmenin sona erdiğinin açık olduğunu, davalı tarafından verilen cevap dilekçesinin ekinde yer alan 19.02.2022 tarihli mailde davalı personeli tarafından sözleşmenin iptal edildiğinin yazıldığını, davalı vekilinin 22.06.2021 tarihli celsede " müvekkilimiz davaya konu bedeli almış ancak karşılığında yapmış olduğu masraflar çerçevesinde ödeme yapmamıştır." şeklinde beyanda bulunduğunu, işbu beyandan görüldüğü üzere sözleşmenin sona ermesi nedeniyle menfi zarar mahsubu yapılmış olduğunun anlaşıldığını, davanın açılmasından sonra müvekkili tarafından alınan iş nedeniyle davalıdan aynı muhteviyata sahip ürünler talep edildiğini, ancak davalı tarafından herhangi bir ürün teslimatı yapılmadığını, bu husus sahi sözleşmenin sona erdiğini açıkça gösterdiğini, bunun yanında; tarafların ihtilaf öncesi eylemleri, davalının icra takibine yaptığı itiraz, davalının arabuluculuk görüşmesindeki beyanları, davaya verilen cevap dilekçesi birlikte değerlendirildiğinde sözleşmenin sona erdiğinin izahtan vareste olduğunu, tüm bunların yanında hükme esas alınan 14.03.2022 tarihli bilirkişi raporunun yedinci sayfasının dördüncü paragrafında " ... Tarafların sözleşmenin sona erdirilmesi konusunda uzlaştıkları şeklinde yorumlanabilecektir." şeklinde tespitte bulunulduğunu, sözleşmenin sona erdiği ve davanın kabul edilmesi gerektiğinin sarih ve kati olduğunu, Davalı menfi ve müspet zararının olduğunu iddia etmişse de davalı nezdinde herhangi bir zarar meydana gelmediğini, zira müvekkiline yalnızca fiyat teklifi veren davalının davacı tarafından henüz sipariş verilmediğinden herhangi bir hazırlık yapmadığını, ürün tedarik etmediğini, davacıya fatura kesmediğini, teklife konu malzemelerin standart ürün olduğunu, özel üretim yapılması, keşif yapılması veyahut proje hazırlanmasının söz konusu olmadığını, kaldı ki tüm bu zarar iddialarını ispatlayacak herhangi bir delil sunulmamış olduğundan ve bu hususta ispat yükü davalı tarafta olduğundan davalının zarar iddiasını ispatlayamadığını, mahkeme tarafından " davalının sözleşmeye konu makine ve teçhizatı her zaman teslime hazır olduğunu beyan etmesi karşısında davalının da sözleşme ile halen bağlı olduğunu kabul ettiği mahkememizce anlaşılmış" şeklinde gerekçe yazılmış ise de bu gerekçenin tamamen hatalı değerlendirmeden ibaret olduğunu, teklife konu ürünlerin kalıp olarak stoklanmakta ve projeye göre montaj esnasında alınan ölçüye göre kesilerek kurulumu yapılmakta olduğunu, teklife konu ürünlerin; müvekkiline özel bir ürün olması, ölçüye göre ürün alınması, parça borcuna konu olabilecek bir ürün olmasının söz konusu olmadığını, ayrıca bu ürünlerin basınçlı gaz içermesi nedeniyle depoda bekletilemeyeceğini, davacının projedeki iş sahibi .... AŞ tarafından işin iptal edilmesi nedeniyle davalıyla arasındaki ürünlerin alınamadığını, davalı tarafından menfi zarar talep edildiğini, ancak daha sonrasında iş sahibi .... AŞ tarafından aynı iş direkt olarak davalıya verildiğinden ve davalı firmanın müvekkiline satacağı ürünleri bu projede kullandığından, depoda beklettiğini iddia ettiği ürünleri aynı projede kullanmış olduğundan davalının işbu gerçek dışı beyanlarının kabul edilemeyeceğini, dava sırasında müvekkili şirkete aynı mahiyette iş geldiğini, davalı firmayla iletişime geçerek aynı ürünlerden satın almak istediğini, davalı tarafından herhangi bir şekilde ürün verilmeyeceği beyan edildiğinden müvekkilinin başka firmadan teklif aldığını, bu durum sözleşmenin sona ermiş olduğunu ve davalının depoda herhangi bir şekilde ürün bekletmediğinin açıkça gösterdiğini, tüm bunların yanında davalı tarafından müvekkili için ürün alındığına ilişkin fatura veyahut herhangi bir belge sunulmadığını, ürünlerin depolarında olduğuna ilişkin ispata yarar herhangi bir delil ibraz edilmediğini,Davalının 14.03.2022 tarihli bilirkişi raporunda sözleşmenin ayakta olduğunun benimsenmesi halinde davanın reddi gerekir tespiti üzerine savunmasını değiştirdiğini, davalının 14.03.2022 tarihli rapordan önce hiç bir şekilde sözleşmenin ayakta olduğundan, ürünlerin depoda olduğundan bahsetmediğini, ısrarla müvekkilinden menfi zarar talebinde bulunduğunu, rapor sonrasında kötü niyetli olarak davacının muvafakati dışında iddiasını/savunmasını değiştirdiğini, davalının savunmasını değiştirmesine muvafakatleri olmadığından bu savunmanın mahkemece dikkate alınmaması ve yok sayılması gerekmekteyken mahkemece bu savunmanın gerekçe olarak gösterildiğini, Bilirkişi Doç Dr.... tarafından gerçeğe aykırı, yanıltıcı ve taraflı olarak hazırlanan 06.12.2021 tarihli rapor itiraza uğrayıp farklı bir rapor alındığından bu raporun yok hükmünde sayılması gerekmekteyken mahkemece bu bilirkişi raporunun da hükme esas alındığını, bu raporun TCK m.276 uyarınca bilirkişinin ceza sorumluluğunu doğuracak nitelikte olmasına rağmen mahkemece hükme esas alındığını, sözleşmenin sona erdiği açık olduğundan, davalının TMK m. 2 ve HMK m.141'e aykırı olarak savunmasını değiştirdiğinden, mahkemece yok hükmünde olan savunma ve bilirkişi raporu gerekçe olarak karara yazıldığından kararın kaldırılması gerektiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
:Dava, davacı tarafından bağlanma parası olarak ödendiği iddia olunan bedelin iadesi için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın İİK'nın 67.maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Dosya kapsamında bulunan İstanbul Anadolu 20. İcra Müdürlüğünün ... sayılı icra dosyasının incelenmesinde; davacı takip alacaklısı tarafından davalı takip borçlusu aleyhine 16.000,00 TL asıl alacak yönünden 10.07.2020 tarihinde icra takibi başlatıldığı, takip dayanağı olarak 10.07.2020 tarihli asıl alacağın gösterildiği, işlemiş faiz istemi bulunmadığı, ödeme emrinin 15.07.2020 tarihinde tebliğ edildiği, davalı tarafından 13.07.2020 tarihinde süresinde verilen itiraz dilekçesi ile borcun tamamına ve ferilerine itiraz edildiği, itiraz üzerine takibin durduğu ve davanın bir yıllık yasal hak düşürücü sürede açıldığı anlaşılmıştır. Davacı vekili; davacının teklif vereceği bir proje için davalı şirketten 'Davlumbaz Söndürme Sistemi'' için fiyat teklifi aldığını, bu fiyat üzerinden kendi projesine fiyat teklifi verdiğini, davacının fiyatı sabitlemek için kendi proje teklifi kabul edilmeden vazgeçilmesi halinde geri alınmak üzere davalıya 16.000,00 TL bağlanma parası gönderdiğini, taraflar arasında herhangi bir sözleşme akdedilmediğini, davacının proje teklifinin onaylanması halinde sözleşme akdetmek, teklifinin onaylanmaması halinde iade edilmek üzere bu parayı gönderdiğini, davacının proje teklifinin onaylanmadığını, bu sebeple davalıya gönderilen bedelin iadesi gerektiğini ileri sürmektedir. Davalı vekili ise; taraflar arasında 06.01.2020 tarihinde onaylanan "Davlumbaz Söndürme Sistemi" kurulması ile ilgili 9.000,00 USD bedel karşılığı anlaşma yapıldığını, davalının bu sözleşmeye duyduğu güven ile gerekli keşif, proje hazırlama ve satın almalarını yaptığını, taahhüdünü yerine getirmek için tüm hazırlık çalışmalarını yaptığını, ancak, montaj günü sözleşmenin davacı tarafından iptal edildiğini, sözleşmeden hiçbir haklı gerekçe bildirmeden dönen davacının, davalının menfi ve müspet zararlarını ödemesi gerektiğini savunmuştur. Uyuşmazlık, taraflar arasında teklif metninde belirtilen davlumbaz içi söndürme malzemesinin satışı konusunda sözleşme kurulup kurulmadığı, davacı tarafından 08.01.2020 tarihinde davalıya gönderilen 16.000,00 TL'lik bedelin bağlanma parası olup olmadığı, bunun sonucuna göre iadesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.Dosya kapsamında bulunan dekonta göre davacı tarafından 08.01.2020 tarihinde davalıya ''Dav.söndürme sis.avans ödemesi'' açıklaması ile 16.000,00 TL gönderildiği sabittir. Dosya kapsamında bulunan ''Teklif Mektubu'' başlıklı belgenin incelenmesinde; 03.01.2020 tarihinde davalı tarafından hazırlandığı, mektubun alt kısmında ''Sözleşme; Bu teklif mektubu onaylandığı takdirde tarafınızca imzalanır, kaşelenerek tarafımıza gönderilmesi halinde sözleşme olarak işlem görecektir'' notu bulunduğu, teklif içeriğinde farklı ebatta ''Davlumbaz İçi Söndürme Sistemi''ni konu aldığı, toplam 9.200 USD miktarlı olduğu, bunun üzerinin kalemle çizilerek ve 9.000 USD yazıldığı, fiyata KDV dahil olmadığı, onaya istinaden % 30 peşin ve alanın teslimde nakit ödeme yapacağı, teslim yerinin İstanbul içi olduğu, 30 günlük süre içinde teslim olacağı, ürünlerin teslimden itibaren iki yıl garantili olduğu, teklifin onaylanması halinde altının kaşelenerek imzalanmasının ve geri gönderilmesinin istenildiği elle yazılmış bulunan 5,93 ibaresinin bulunduğu, teklif metninin alt kısmında 06.01.2020 tarihinde davacı tarafından ''uygundur'' ibaresi yazılarak imzalanıp kaşelendiği, davalıya gönderildiği anlaşılmaktadır. Taraflar arasındaki teklif metni tarihinde yürürlükte bulunan TBK'nın Üçüncü Ayrım'ında bağlanma parası, cayma parası ve ceza koşulu başlığı altında 177. maddede bağlanma parasına yer verilmiştir. Anılan maddede; "Sözleşme yapılırken bir kimsenin vermiş olduğu bir miktar para, cayma parası olarak değil sözleşmenin yapıldığına kanıt olarak verilmiş sayılır. Aksine sözleşme veya yerel adet olmadıkça, bağlanma parası esas alacaktan düşülür." düzenlemesi mevcuttur. Bağlanma parası (pey akçesi), sözleşme yapılırken bir kişinin vermiş olduğu paradır. Kaparo olarak da adlandırılan bu para cayma parası değildir. Sözleşmenin yapıldığına delil olarak verilmiş sayılır. Aksine sözleşme veya yerel adet olmadıkça bu para, alacaktan düşülür. Bağlanma parasının (pey akçesi) amacı, hem sözleşmenin yapıldığına delil oluşturmak hem de kısmi ifadır (Akman, Sermet/Burcuoğlu Halûk/Altop Atillâ: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 338). Bağlanma parası, sözleşmenin geçerli olması için gerekli bir şekil şartı olmayıp sözleşmenin kurulduğu yönünde ispat aracıdır. Sözleşme yapılır yapılmaz taraflardan birinin diğerine bir miktar para vermesinin ne gibi bir maksada dayandığı açık bir şekilde anlaşılamıyorsa verilenin bağlanma parası (pey akçesi) olduğu karine olarak kabul edilir (Akman/Burcuoğlu/Altop, s. 339). Verilen paranın cayma parası olduğunu iddia eden taraf bunu ispatlamak durumundadır. Borçlar Kanunu'nda, aksi sözleşmede belirtilmedikçe veya yerel âdet aksini göstermedikçe bu paranın esas alacaktan düşülmeksizin alacaklıya bırakılacağı düzenlenmiş olmasına karşın TBK'da, BK'daki bu düzenlemeden vazgeçilerek bağlanma parasının asıl alacaktan mahsup edileceği belirtilmiştir [(BK m. 156/2), Yavuz, Nihat: Borçlar Hukuku, Ankara 2018, s. 525)].
Sözleşmenin iptali gibi nedenlerle sözleşmenin geçersiz hâle gelmesi durumlarında ise bağlanma parası olarak parayı alan kişinin, aldığı parayı sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre (TBK m. 77-82) iade etmesi gerekir. Çünkü bağlanma parası tahakkuk etmeyen bir sebep dolayısıyla verilmiş olacaktır. Bağlanma parası fer’î (yan) bir hak olması nedeniyle bağlı olduğu asıl sözleşme geçerli değilse, yan hak olan bağlanma parası da geçerli olmayacaktır (Yavuz, s. 525; Akman/Burcuoğlu/Altop, s. 340). Somut olayda, yukarıda yer verilen taraflar arasındaki teklif metninden davacı ve davalı arasında nitelikleri belirtilen altı adet davlumbaz içi söndürme malzemesinin satışı ve teslimi konusunda sözleşme kurulduğu, davacının sözleşme bedelinin %30'una denk gelen kısmı davalıya ödediği, daha sonra davacının malı almaktan vazgeçtiği, zira e-mail içeriğinden davalının kurulum için elemanlarını gönderdiği, ancak davacının kurulumu istemediğini belirttiği ve ödediği bu bedelin iadesini talep ettiği anlaşılmaktadır. Mahkemece, yapılan ödemenin bağlanma parası niteliği üzerinde gerekçeli değerlendirme yapılmalıdır. Yine, TBK'nın 236. maddesi uyarınca borcunu ifa etmeyen alıcı satıcının bu yüzden uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür (Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 26.09.2018 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararı) . Maddeye göre satıcı, satış bedelini ödemede temerrüde düşmüş olan alıcıdan, bu bedel ile satılanın başkasına dürüstlük kurallarına uygun olarak satışından elde ettiği bedel arasındaki farka göre hesaplanacak zararın giderilmesini isteyebilir. Satılan, borsada kayıtlı veya piyasa fiyatı bulunan mallardan ise satıcı, böyle bir satışa gerek kalmaksızın alıcıdan, satış bedeli ile malın belirlenmiş ödeme günündeki fiyatı arasındaki farka göre hesaplanacak zararın giderilmesini isteyebilir. Davalı satıcı da aldığı davacının sözleşmeyi iptal ettiğini ve alınan paranın zararlarını karşılamaya yetmediğini, davacının zararlarını karşılaması gerektiğini savunmuştur.
Bu bilgilere göre somut olayda, davacının, davalıdan altı adet davlumbaz içi söndürme malzemesinin aldığı, davacının daha sonra malı almaktan vazgeçtiği ve bağlama parasının iadesini talep ettiği, her ne kadar sözleşmenin feshi durumunda bağlanma parasının alıcıya iadesi gerektiği kanaatine varılırsa, bu kez TBK’nın 236. maddesi gereğince, borcunu ifa etmeyen alıcının, satıcının bu yüzden uğradığı zararını gidermekle yükümlü olduğu, bu tazminat hakkına ilişkin olarak bağlama parasının alıkonulabileceği, davalının zarara uğradığını savunduğu dikkate alınarak, davalının sunduğu delilleri çerçevesinde davalının TBK’nın 236. maddesine göre, uğradığı zararla ilgili araştırma yapılıp davalının zararının bulunduğu tespit edilirse davacının ödediği bağlanma parasından mahsup edilerek, geriye bir miktar para kalırsa bu miktarın davacıya iadesine karar vermek gerekirken, eksik inceleme ve değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmadığından, kararın kaldırılmasına, dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın yukarıdaki açıklamalar ışığında yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.
KARAR
:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına,
2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
3-Davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,
4-Kaldırılan ilk derece mahkemesi kararının icrasıyla ilgili olarak İİK'nın 36. maddesi uyarınca yatırılan teminatların, yatıran taraflara iadesine,
5-Yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,
6-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine dair;HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.07.05.2026
KANUN YOLU
:HMK'nın 353/1.a hükmü uyarınca karar kesindir.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!