Anahtar kelimeler: Distribütörü Distribütörlük Gübre Ege İhtarda Yaratılan Bölgesi Alanını Firmanın Pazarlaması

T.C.
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ12. HUKUK DAİRESİDOSYA NO
: ████████KARAR NO
: ████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ
: İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ
: █████/2023NUMARASI
: ███████ Esas - ███████ KararDAVA
: TazminatDAVA TARİHİ
: █████/2021İSTİNAF KARAR TARİHİ
: █████/2026Davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;DAVA
: Davacı vekili; müvekkilinin 20.02.2009 yılından itibaren davalı firmanın gübre alanındaki çeşitli ürünlerinin satış ve pazarlaması için Türkiye bölgesi distribütörü olarak tayin edildiğini, davalı firmanın 2015 yılında hiç bir gerekçe göstermeden ve yazılı ihtarda bulunmadan müvekkilinin Türkiye bölgesi olarak tayin edilen distribütörlük faaliyet alanını Ege Bölgesi olarak sınırladığını bildirdiğini, dolayısıyla yaratılan müşteri portföyünün en yoğun ve istikrarlı müşterilerinin bulunduğu Marmara ve Akdeniz bölgelerini kendi uhdesine geçirmek istediğini, müvekkilinin de ileride hakkaniyetli bir paylaşım olacağı düşüncesi ile Ege Bölgesi dışındaki müşterilerini davalı firmaya devrettiğini, ancak müvekkilinin faaliyet alanının daralması sebebi ile araçlarını sattığını, personel çıkartarak tazminatlarını ödemek zorunda kaldığını, buna rağmen faaliyetlerini sürdürdüğünü, 15.08.2017 tarihinde verilen siparişlere istinaden mal talebinde bulunduğunda, davalı firmanın bu talepleri reddettiğini, gerekçe olarak da 2009 yılından itibaren kaynağı işin kurulması safhasında ve sonrasında yapılan pazarlama ve tanıtım faaliyetleri, bazı mal alım bedelleri olan ve taraflar arasında hukuki ilişki boyunca hiçbir surette istenmeyen yekün alacak gösterildiğini, söz konusu alacak ödenmediği takdirde mal tedarik edilmeyeceğininin sözlü olarak müvekkiline iletildiğini, müvekkilinin 27.04.2018 tarihinde ihtar çekerek mal tedarik edilmesi talebini yinelediğini, ancak ihtira rağmen mal tedariki yapılmadığını ve müvekkilinin 15.08.2017-27.04.2018 arasında 8 ay boyunca iş yapamaz hale geldiğini, buna ek olarak taraflar arasında sözleşme devam ederken davalının müvekkilinin Ege Bölgesindeki müşterilerine doğrudan satış yapmaya başladığını, davalının üretici firma olma avantajından da faydalanarak düşük fiyatla ve çeşitli pazarlama faaliyetleri ile müvekkilinin müşterilerini elinden aldığını, mal tedarikini bir anda keserek müvekkilinin yaklaşık 8 ay boyunca iş yapmasına mani olduğunu, dolayısıyla taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin davalı firmanın kusuru ile sona erdiğini, sözleşmenin davalının kusuruyla feshedildiğinin İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin ████████ esas sayılı dosyasında açtıkları davada mahkemece verilen karar ile sabit olduğunu, davalının yaklaşık 10 yıldır tahsil etmediği alacaklar için müvekkili aleyhine icra takibi başlattığını, müvekkilinin 14.05.2018 tarihinde kendi bakiyesinde gözüken borcu davalıya ihtirazi kayıtla ödediğini ve sözleşmenin mal tedarikinin kesilmesi nedeniyle davalı tarafça haksız olarak feshedildiğine dair yazılı bildirimi gönderdiğini, davalının müvekkiline temerrüt ihtarı göndermeden bir anda mal tedarikini kestiğini ve uzun süredir tahsil edilmeyen alacakları için icra takibi başlattığını, TTK'nın 121. maddesi gereğince haklı bir sebep olmadan sözleşmeyi fesheden tarafın, başlanmış işlerin tamamlanmaması nedeniyle diğer tarafın uğradığı zararı tazmin etmek zorunda olduğunu, bu kapsamda acentenin TTK'nın 121/4 maddesi gereğince yoksun kaldığı ücreti tazminat olarak isteyebileceğini, tarafların haksız feshe bağlı olarak uğranılan sair zararlar sebebiyle bu maddede belirtilen tazminattan başka tazminat da isteyebileceğini, müvekkilinin 8 ay boyunca ücret kaybına uğradığını ve yeni bir sözleşme ilişkisine girinceye kadar zarara uğramaya devam ettiğini belirterek, 100.000-TL maddi zararın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.CEVAP
:Davalı vekili; davanın TTK'nın 122/4 maddesinde düzenlenen 1 yıllık hak düşürücü süre içinde açılmadığını, davacı tarafından denkleştirme tazminatı istemiyle İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin ███████ esas sayılı dosyasında dava açılmış olup, davanın derdestlik dava şartı nedeniyle reddinin gerektiğini, ayrıca söz konusu davada talep edilmiş olan tazminatın tekrar talep edilmesinde davacının hukuki yararının bulunmadığını, ayrıca o dosyanın bekletici mesele yapılması gerektiğini, taraflar arasında tek satıcılık ilişkisi bulunmadığını, taraflar arasındaki sözleşmenin 10. maddesine göre, distribütörün satış yaptığı firmaların hizmetten memnun olmaması halinde bu firmaya müvekkilinin direkt satış yapabileceğini, bu şartın defalarca gerçekleştiğini, ancak buna rağmen müvekkilinin davacının sağladığı firmalara ürün tedarik etmediğini, davacının sözleşmenin 4. maddesinde belirtilen çalışma raporunu bir kez bile sunmadığını, sözleşmenin 5. maddesi hükmüne rağmen müvekkilinin pazarlama personeli takviyesini kabul etmediğini, sözleşmenin 7. maddesinde fatura ödeme vadesi 30 gün olarak kararlaştırılmış olmasına rağmen, cari hesapta 15 aylık bir vadenin söz konusu olduğunu, davalının temerrüde düştüğünü, her yıl yaklaşık 250.000-TL ürün tedariki yapılan davacının devreden borcunun da yaklaşık aynı tutarda olduğunu, bu nedenle davacıya ürün tedarikinin durdurulduğunu ve davalı aleyhine Gebze 4. İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyasında takip başlatıldığını, takipten sonra davalının asıl alacak tutarı olan 197.441,12-TL'yi 14.05.2018 tarihinde ödediğini, sonrasında faiz ve vekalet ücreti konusunda 14.000-TL üzerinden anlaşıldığını ve bu tutarın da davacı tarafından 04.08.2018 tarihinde ödendiğini, ancak bu ödemelerin fesihten sonra yapılması nedeniyle feshi haksız kılmadığını, davacının ayrıca kanunen zorunlu olan gübre dağıtıcılık belgesini tedarik etmediğini, dolayısıyla sözleşmenin haklı sebeple feshedildiğini belirterek, davanın reddini talep etmiştir.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
: Mahkemece; 2009 yılında taraflar arasında distribütörlük sözleşmesi imzalandığı, sözleşmenin 2. maddesinde “Distribütörün faaliyet göstereceği bölgenin Türkiye’yi kapsadığı, 10. maddesinde, ...'in, distribütörün satış yaptığı 3. firmalara distribütörlük hizmetlerinden memnun olmadığının tespiti hallerinde, bu firmaya direkt satış yapabileceği hususlarının düzenlendiği, bu hükümlere göre davacıya bir bölge tahsis edildiği ve davalının söz konusu bölgeye doğrudan satış yapmasının kural olarak yasaklandığı, ancak davacının satış yaptığı 3. firmaların distribütörlük hizmetlerinden memnun olmadığının tespiti hallerinde davalının söz konusu firmalara doğrudan satış yapabileceği, 2015 yılında davalının, davacının faaliyet bölgesini Ege Bölgesi ile sınırlandırdığı, taraflar arasındaki sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi niteliğinde olduğu, sözleşmede davacıya tekel hakkı verildiği açıkça yazılı olmasa da, 2009-2015 yılları arasında Türkiye bölgesinde, 2015 sonrası ise Ege bölgesinde davacı dışında bir başka distribütör tayin edilmediğinden, taraflar arasındaki fiili uygulama gereği sözleşmenin münhasır bir sözleşme haline dönüştüğü, bu sebeple davacının tekel hakkının bulunduğu kanaatine varıldığı, sözleşme’nin 12. maddesine göre, sözleşme 1 yıl süre ile geçerli olup, tarafların sözleşmenin bitim tarihinden 60 gün önce, sözleşmenin devamı veya sonlandırılması hususunu yazılı olarak bildirecekleri, bu maddenin sözleşmeyi feshetmek isteyen tarafın uyması gereken usulü düzenlediği, davalının ise gerek süre gerekse şekil bakımından bu usule uymadığı, dava tarihi itibariyle davalının davacıdan alacaklı olmadığı, yani davacının sözleşmesel yükümlülüklerini yerine getirdiği, davacının maddi tazminat talebine dayanak olarak gösterdiği TTK'nın 121/4 maddesi hükmünün tek satıcılık sözleşmelerine ve benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerine uygulanamayacağı, sözleşmenin feshinin bir tarafa isnat edilebilecek bir hareketten kaynaklanması halinde bu tarafın, fesih dolayısıyla diğer tarafın uğradığı zararları genel hükümler uyarınca da tazmin etmek durumunda olduğu, bir başka deyişle tarafların, sözleşmenin haksız ve zamansız sona erdirilmesine bağlı olarak uğranılan sair zararlar sebebiyle TTK 121/4 ve 5'te belirtilen tazminattan başka tazminat da isteyebileceği, bu durumda zararın ve tazminatın TBK'nın genel hükümlerine göre belirleneceği, davacının TBK'nın genel hükümleri kapsamında tazminat talep edebileceği, bilirkişi heyetince 15.08.2017-27.04.2018 arasındaki 2017 yılı 7,5 aylık satışların 12 aya tamamlanması varsayımıyla 285,25*255 gün=72.738,75-TL kar kaybı hesaplandığı, bu hesaplama yönteminin hakkaniyete uygun olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 72.738,75-TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.İSTİNAF NEDENLERİ
: Davalı vekili; davacının tekel hakkı bulunmadığını, taraflar arasında 01.05.2009 tarihinde, müvekkili şirketin ürettiği tarım ürünleri ve gübrelerin Türkiye'de satış ve pazarlanması amaçlı distribütörlük sözleşmesi akdedildiğini, sözleşmeden de anlaşılacağı üzere davacının müvekkili firmanın ürettiği gübreleri Türkiye pazarında tek başına satmaya yetkili olmayıp, yalnızca distribütörlük yetkisi bulunduğunu, davacının Ege bölgesi dışındakı müşterileri müvekkili şirkete terketmiş olmasının da bu hususu doğruladığını, dolayısıyla müvekkili şirketin piyasa koşullarında başkaca firmalara da distribütörlük verebileceğini, müvekkilinin Ege bölgesinde davacı şirket dışında başka bir distribütör tayin etmeme gibi bir yükümlülük altına girmediğini, müvekkilinin kendi kararı ile Ege bölgesinde bir başka distribütör tayin etmemiş olmasının, davacının Ege bölgesinde tek satıcılık yetkisi bulunduğu anlamına gelmediğini, sözleşmenin müvekkilince haklı sebeple feshedildiğini, sözleşmede davacı şirketin satış yaptığı üçüncü kişilere sunulan distribütörlük hizmetlerinden memnun olunmadığının tespiti durumunda müvekkili şirketin, davacı şirketin satış yaptığı firmalara ürün tedarik edebileceğinin düzenlendiğini, bu durumun defalarca gerçekleştiğini, davacının sözleşmenin 4. maddesindeki pazar durumu, piyasa hareketleri gibi konularda rapor hazırlayıp periyodik olarak müvekkiline bildirme taahhüdünü yerine getirmediğini, sözleşmenin 5. maddesindeki düzenlenen tanıtım amaçlı yardım yükümlülüğünün yerine getirilmesini engellediğini, 7. maddede distribütöre kesilecek her faturanın ödeme vadesi 30 gün olarak belirlenmiş olmasına rağmen cari hesaptaki 15 aylık bakiyenin ancak icra takibi vasıtasıyla tahsil edilebildiğini, dolayısıyla davacının temerrüde düştüğünü, davacının ziraat mühendisi çalıştırma zorunluluğunu yerine getirmediğini, ayrıca yalnızca gübre satışında yetkili bayilere gübre satılması gerekirken davacının bu konularda yetkisiz olan traktör yedek parça satışı yapan yerlere de gübre satışı yaptığını, ayrıca davacının kanunen zorunlu olan gübre dağıtıcılık belgesine sahip olmadığını ve bunu tedarik etmeye yönelik bir çabasının bulunmadığını, tüm bu sebeplerle müvekkilince mal tedariki kesilerek sözleşmenin haklı sebeple feshedildiğini, davacının maddi tazminat taleplerini TTK'nın 121. maddesine dayandırdığını, TTK'nın 121/1 maddesi gereğince acentelik sözleşmesinin haklı nedenlerden dolayı her zaman feshedilebileceğini, kaldı ki müvekkilinin davacıya keşide ettiği 08.05.2018 tarihli cevabi ihtarnamesinde de fesih sebeplerini davacıya bildirdiğini, dolayısıyla sözleşme müvekkilince haklı sebeple feshedilmiş olduğundan, davanın reddi gerekirken ilk derece mahkemesince kısmen kabul kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.GEREKÇE
: Dava, sözleşmenin haksız olarak feshedildiği iddiasına dayalı kar kaybı istemine ilişkindir.6100 sayılı HMK'nın 114/1 maddesinde, tüm davalar bakımından geçerlilik taşıyan dava şartlarının neler olduğu açıkça hükme bağlanmış, HMK'nın 114/2 maddesinde ise diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümlerin saklı olduğu belirtilmiştir.7155 sayılı Kanun ile 6102 sayılı TTK’ya eklenen ve █████/2019 tarihinde yürürlüğe giren 5/A maddesi ile getirilen “Kanunun 4. maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır” hükmü uyarınca konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkındaki ticari davalarda dava açmadan önce arabuluculuğa başvurmak zorunlu hale getirilmiştir.6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-2 maddesindeki "Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir." hükmü gereğince arabuluculuğa tabi davalarda dava açılırken, arabulucuya başvurulması ve arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslının veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin dava dilekçesine eklenmesi gerekir.Somut olayda davacı tarafça, taraflar arasındaki sözleşmenin davalı tarafından haksız olarak feshedildiği iddia edilerek uğranılan kar kaybının tahsili talep edilmiş olmakla, işbu dava niteliği itibariyle zorunlu arabuluculuğa tabidir. Mahkemece düzenlenen tensip tutanağında dava dilekçesine arabuluculuk son tutanağı fotokopisinin eklendiği belirtilerek aslının ibrazı için davacı vekiline 1 hafta kesin süre verilmiş ise de, dava dilekçesi ekinde arabuluculuk son tutanağı fotokopisi bulunmadığı gibi, Dairemizce dosyanın UYAP sistemi üzerinden kontrolünde de davacı tarafça dava açılmadan önce arabuluculuk başvurusunun yapılmadığı tespit edilmiştir. Bu nedenle davanın arabuluculuk dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddi gerekirken, mahkemece yazılı gerekçeyle kısmen kabulüne karar verilmesi yerinde görülmemiştir.Açıklanan nedenlerle; dava şartlarının bulunup bulunmadığının mahkemece her aşamada kendiliğinden araştırılması gerektiğinden, davanın arabuluculuk dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddi gerekirken mahkemece kısmen kabulüne karar verilmesi doğru değil ise de, yapılan hata/eksiklik yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile davalı vekilinin ileri sürdüğü esasa ilişkin istinaf nedenleri incelenmeksizin kararın HMK'nın 353/(1)b-2 maddesi uyarınca kaldırılarak "davanın reddine" karar verilmiştir.HÜKÜM
:Yukarıda açıklanan nedenlerle:Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin █████/2023 Tarih ███████ Esas - ███████ Karar sayılı kararın HMK 353(1)b-2 gereği KALDIRILMASINA;"Davanın arabuluculuğa başvuru dava şartı yokluğu nedeniyle HMK'nın 115/2 maddesi gereğince usulden reddine,"İlk derece yargılamasına ilişkin olarak ;"Harçlar tarifesi uyarınca alınması gereken 732-TL karar ve ilam harcının davacı tarafından yatırılan 1.708,04-TL peşin harçtan mahsubu ile kalan 976,04-TL fazla harcın karar kesinleştiğinde talep halinde davacıya iadesine,Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,Davalı vekili için AAÜT uyarınca takdir olunan 45.000-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine,Karar kesinleştiğinde ve talep halinde kullanılmayan gider avansının yatıran tarafa iadesine"İstinaf yoluna başvuran davalı tarafından yatırılan 1.242,20-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine,Davacı tarafça yapılan istinaf yargı giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına, davalı tarafça yapılan 107-TL istinaf yargı giderinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine,Gerekçeli kararın birer örneğinin taraflara tebliğine,HMK 'nun 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. █████/2026