Anahtar kelimeler: Bam Kurulda Esaskarar İstemli Başkan Yazim Katip Adana Kurul Üye

T.C. ADANA BAM 9. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ████████ - █████████

T.C.
ADANA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
9. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO
: ████████
KARAR NO
: █████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
BAŞKAN
:
ÜYE
:
ÜYE
:
KATİP
:
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
: ... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ
: █████/2026
NUMARASI
: ████████Esas ███████Karar
DAVACI
:
VEKİLLERİ
: Av.
DAVALI
: ...
VEKİLİ
: Av.
DAVANIN KONUSU
: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)
İSTİNAF KARARININ
KARAR TARİHİ
:█████/2026
KARAR YAZIM TARİHİ
:█████/2026
... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin █████/2026 tarihli ████████ Esas ve ███████ Karar sayılı kararı aleyhine istinaf başvurusunda bulunulmuş olup, dosya üzerinde yapılan istinaf incelemesi sonucunda;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin 26.12.2024 tarihli genel kurulda şirket sermayesinin 410.000.000-TL’den 810.000.000-TL’ye artırılmasına hukuka aykırı şekilde karar verildiğini, davacı dışındaki davalı şirketin tüm pay sahipleri Yönetim Kurulu üyesi olup, davalı şirketin çoğunluk pay sahibi olan ... Yönetim Kurulu Başkanı ve ... Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olduğunu, bu kişilerin davalı şirketi yıllardan beri keyfi şekilde ve kendi çıkarları doğrultusunda yönetmekte olup, azlık pay sahibi davacının haklarını ihlal ederek, kendisini şirketten çıkarmanın (pay oranlarını önemli ölçüde seyreltmenin ve yıldırarak paylarını devretmeye yöneltmenin) yollarını aradığını, alınan sermaye artırımı kararının tek amacının davacının paylarını seyreltmek ve davalı şirketin dışına itmek olduğunu, ayrıca alınan sermaye artırımı kararı, TTK’nın anonim ortaklığın sermayesinin artırılmasına ilişkin hükümleri ile ortaya konmuş olan sisteme açıkça aykırı olduğunu, her ne kadar dava konusu sermaye artırım kararı huzurdaki davanın ikame edildiği tarih itibarıyla henüz tescil ve ilan edilmemiş olsa da, sermaye artırım kararlarının 3 aylık süre içinde tescil ve ilan edilebileceği nazara alınarak, davacının haklarının korunması amacıyla huzurdaki davanın ikame edilmesi zorunluluğu hasıl olduğunu, gerçekten de, aşağıda açıklanacağı üzere sermaye artırımı kararı alındıktan sonra müvekkiline iştirak taahhütnamesi gönderildiğini, davacının da kendisine düşen sermaye payının karşılığını ödediğini, bunun üzerine davalı şirket, derhal bu ödemeyi müvekkilinin banka hesabına iade ettiğini, görünüşte, sermaye artırımı uygulanmayacak izlenimi doğurulduğunu, ancak sermaye artırımının davalı şirket tarafından iptal edildiğine dair bir bilgi davacıya iletilmediğinden, huzurdaki davayı açma zarureti doğduğunu, zira, eğer davalı şirket söz konusu sermaye artırımını, davacının yaptığı ödemeyi iade etmesine rağmen yine de icra ederse, davacının haklarının ihlal edilmiş olacağını, esasen yokluğun veya kesin hükümsüzlüğün tespiti davasının süresiz olarak açılabileceğini, fakat Mahkeme ortada geçersizlik türü olarak iptal edilebilir bir kararın bulunduğu kanaatine vardığı takdirde, bu dava TTK.m. 445 uyarınca üç aylık hak düşümü süresi içinde açılması gerektiğini, bu itibarla anılan süre içinde davayı ikame ettiklerini, şöyle ki sermaye artırımına dair dava konusu genel kurul kararı usulüne uygun çağrı yapılmadan ve hukuka aykırı alındığını, buna rağmen davacının, pay oranının seyreltilmemesi amacıyla sermaye artırımına katılmak istediğini,payına isabet eden ödemeyi şirket hesabına yaptığını ve fakat bu ödeme kabul edilmeyerek kendisine iade edildiğini, böylece temel bir pay sahipliği hakkı olan rüçhan hakkının açıkça ihlal edildiğini, davalı şirketin aldığı sermaye artırımı kararının dürüstlük kuralına aykırı olmasının aslî nedenlerinden birinin, şirketin böyle bir sermaye artırımına ihtiyaç duymaması olduğunu, davalı şirketin sermaye artırımına ihtiyaç duymaması bir tarafa, sermaye artırımının tamamı sermaye taahhüdü yoluyla (dış kaynaklardan) yapıldığını, TTK 462’ye aykırı olarak davalı şirketin iç kaynakları sermayeye dönüştürülmeden veya bu orana eşit olarak nakdi sermaye artışı yapılmadığından, sermaye artırım kararının salt bu nedenle butlanla malul olduğunu, şirketin 2020 yılından itibaren ortaklık yapısını gösteren pay defterleri incelendiğinde görüleceği üzere davacının şirkette gerçekte %20 pay sahibi olup %10 oranındaki paylarını kardeşi ...’a devretmiş gözüktüğünü, ne var ki kardeşinin davacıya bu konuda hiçbir zaman, hiçbir bedel ödemediğini, dolayısıyla iddia olunan bu devrin askıda hükümsüz olup davacının pay sahipliği oranını %9,14 gösteren kayıtların gerçeği yansıtmadığını, dolayısıyla dava konusu genel kurul tutanağındaki pay oranları hatalı olduğundan alınan sermaye artırım kararının geçersiz olduğunu,dava konusu sermaye artırım kararının yürütülmesinin geri bırakılmasına karar verilmesi gerektiğini, bu nedenlerle davanın kabulüyle, davalı ... Ticaret ve Nakliye A.Ş.’nin 26.12.2024 tarihli genel kurul toplantısında alınmış hukuka aykırı 3 no.lu sermaye artırım kararının yoklukla yahut TTK m. 447 uyarınca butlanla malul olduğunun tespitine veya TTK m. 445 uyarınca iptaline, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davalı şirkete yükletilmesine kara verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının iddialarının hukuki ve maddi dayanaktan yoksun olduğunu, davanın dava şartları yokluğundan ret edilmesi gerektiğini, bilindiği gibi; Anonim şirketlerde sermaye artırımı esas sözleşmede yer alan esas sermaye miktarının kanunda öngörülen usul izlenerek yükseltilmesi olduğunu, bir esas sözleşme değişikliği olan sermaye artırımının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda ''özel değişiklikler'' başlığı altında 456 vd. maddelerinde düzenlendiğini, atıf yapılan hükümlerin kıyas yoluyla uygulanacağı öngörüldüğüne göre, TTK m. 353/1 uyarınca sermaye artırım işleminin yokluğuna veya butlanına karar verilemeyeceğini, ancak 3 aylık hak düşürücü süre içerisinde fesih davası açılabileceğini, çünkü sermaye artırımında ticaret siciline tescil kurucu etkiye sahip olduğunu, fesih davasının, sermaye artırımının tescil ve ilanından itibaren üç aylık hak düşürücü süre içinde açılması gerektiğini, hak düşürücü sürenin ilan tarihinden itibaren işlemeye başlayacağını, sermaye artırım kararının 3 ay içerisinde tescil edilmemesi halinde genel kurul kararı ve yönetim kurulu kararının geçersiz olacağını, sermaye artırım kararının alınmasından itibaren 3 ay içerisinde genel kurul kararı tescil edilmiş ise sermaye artırımının tescil ve ilanından itibaren 3 aylık hak düşürücü süre içinde sermaye artırım işlemine karşı fesih davası açılması mümkün olduğunu, bu yasal düzenlemeler çerçevesinde dava konusu 26.12.2024 tarihli sermaye artırımına ilişkin olağanüstü genel kurul kararı tescil ve ilan edilmediğini, ticaret sicilinde tescil ve ilan edilmeyen genel kurul kararının hukuk aleminde yok hükmünde olduğunu, herhangi bir etkiye sahip olamdığını, doğmadığını, icra edilebilir olmadığını, bu nedenle de iptali söz konusu olamayacağını, nitekim davacı vekili de dilekçesinin 1.5. Maddesinde genel kurul kararının dava tarihleri itibari ile tescil ve ilan edilmediğini ifade etmiş, ancak TTK 445 uyarınca 3 aylık hak düşürücü süreyi kaçırmamak adına bu davayı açtıklarını ifade etse de yukarıda açıklandığı üzere, sermaye artırımı kararı ''esas sözleşmenin'' değişikliği kapsamında olduğundan Türk Ticaret Kanunu’nda ''özel değişiklikler'' başlığı altında 456. maddelerinde düzenlendiğini ve bu maddenin atfı ile TTK md. 353 ile 354 ve 355/1 hükümlerinin bütün sermaye artımı türlerine kıyas yoluyla uygulanacağı (m. 456/4) belirtildiğinden, 3 aylık hak düşürücü sürenin sermaye artırımının tescil ve ilanından itibaren (TTK m. 353/4) işlemeye başlayacağından davacının bu argümanının mesnetsiz olduğunu, kaldı ki dava dilekçesinde sermaye artırım kararına istinaden müvekkilinin 1/4 payına düşen 7.250.000.TL'nin ''sermaye taahhüdü 1/4 ödemesi'' notu ile 02.01.2025 tarihinde davalının hesabına ödendiğini ve aynı gün paranın iade edildiğini ifade etmiş ise de, davalı şirketin para iade dekontunda, ''genel kurul tescil yapılmadığından para iade'' notu ile iade edildiğini belirtmediğini, davacı tarafın bile isteye tescili ve ilanı yapılmadan hukuken var olmayan kararın iptalini talep etmesinin hukuken koruma görmemesi getektiğini, hulasa, davalı şirketin 26.12.2024 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınmış olan sermaye artışına ilişkin kararın tescil ve ilan edilmediğini, TTK 456 maddesinin 3. fıkrasının ''Artırım, genel kurul veya yönetim kurulu kararı tarihinden itibaren üç ay içinde tescil edilemediği takdirde, genel kurul veya yönetim kurulu kararı ve alınmışsa izin geçersiz hâle gelir,..'' düzenlemesi ve 4. fıkrasının atfı gereği TTK md. 353 ile 354 ve 355/1 hükümleri uygulanacağından, bu maddeler istinaden hukuken iptali istenecek sermaye artırımına yönelik genel kurul kararı olmadığından, sermaye artırımı kararının uygulanabilmesi için tescil şart olduğundan, davanın dava şartları yokluğu nedeniyle reddi gerektiğin, davacının davayı açtığı tarih itibariyle dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan ) bir yararı olması gerektiğini, öte yandan bu yararın "hukuki ve meşru", "doğrudan ve kişisel", "doğmuş ve güncel" olması da gerektiğini, davacı vekilinin genel kurul kararının iptaline yönelik dilekçesinde belirtiği iddialar ve olayların gerçek dışı olduğunu, sermaye artırımı ile ilgili genel kurul kararının tamamen TTK ve Ticaret Sicili Yönetmeliği hükümlerine uygun olarak yapıldığını, değişen ticari nedenlerle bu kararın tescil ve ilan edilmediğini, hiç bir kişi ve kurumun hakkının ihlal edilmediğini, ekte sunulan belgelerden anlaşılacağı üzere sermaye artırımı ile ilgili yönetin kurulu kararı, bunların ortaklara tebliği, ilanı ve noter onaylarının usul ve esasa uygun olarak yapıldığını, iddiaların aksine usulüne uygun olağanüstü genel kurul toplantı çağrısı yapıldığını, davacının, dilekçesinde 6102 sayılı TT Kanunu’nun 462/3’üncü maddesinden bahisle, “Bilançoda sermayeye eklenmesine mevzuatın izin verdiği fonların bulunması halinde, bu fonlar sermayeye dönüştürülmeden, sermaye taahhüt edilmesi yoluyla sermaye artırılamaz” hükmünden söz ettiğini, davalının, taahhüt yoluyla sermaye artışına gitmesinin nedeninin ... adresinde bulunan ... Termik Santralinin %51 payının alınması için verilen teklif ve bu teklif sonucunda, teklifin kabul edilmesi durumunda kurulacak Enerji Şirketinin ortakları arasın yer alacağından dolayı özkaynağının artırılması için olduğunu, önceleri ... Termik Santralinin %51 payının alınması kesin gözü ile bakıldığını, ancak başka firmalarında buranın alınmasında aşırı istekli olduğunu görülünce, teklif edilen miktarlar beklenmedik şekilde artığından, sermaye artışının erken verilmiş bir karar olduğu değerlendirilerek, bundan ötürü sermaye artışı için yapılan Genel Kurul Kararının tescil edilmesinden vazgeçildiğini, davacının ödemiş olduğu tutarın aynı gün iade edildiğini, iddia edildiği gibi, iade dekontuna ''genel kurul tescil yapılmadığından para iade '' bilgisi eklendiğinden herhangi bir art düşünce bulunmadığını, tüm bu nedenlerle davanın reddine, mahkeme masrafları ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ'NİN KARAR ÖZETİ :
İlk Derece Mahkemesi kararında özetle; "... Somut olayda; Mahkememizce Ticaret Sicil Müdürlüğüne yazılan müzekkereye verilen cevapta, 26.12.2024 tarihinde yapılmış olan olağanüstü genel kurul toplantısına ilişkin herhangi bir belgenin ticaret sicile iletilmediği ve kararın tescil ve ilan edilmediği kesin olarak tespit edilmiştir. 26.12.2024 tarihli genel kurul kararı tarihinden itibaren 3 aylık dava açma süresi 26.03.2025 tarihinde sona ermiştir. Davacının davayı açtığı 26.03.2025 tarihi itibarıyla söz konusu karar tescil edilmemiştir. Bu durumda, TTK m. 456/3 hükmünün açık ve emredici düzenlemesi karşısında, 26.12.2024 tarihli sermaye artırım kararı kanun gereği geçersiz hâle gelmiştir. Davacı dava dilekçesinde; her ne kadar sermaye artırım kararının henüz tescil ve ilan edilmediğini bildiğini belirtmiş olsa da, 3 aylık süre içinde tescil edilebileceği ihtimaline karşı müvekkilinin haklarının korunması amacıyla davayı açtığını beyan etmiştir. Ancak yukarıda açıklandığı üzere, 3 aylık sürenin geçmesi ve kararın tescil edilmemesi nedeniyle TTK m. 456/3 hükmü gereğince karar kanun gereği geçersiz hâle gelmiştir. Nitekim Yargıtayın yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere, hukuki yarar dava şartlarından olup HMK m. 114'e göre davacının dava açmakta hukuken korunmaya değer bir yararının bulunması gerekir. Davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi ve esas hakkında hüküm verilebilmesi için hukuki yararın varlığı zorunludur.Somut olayda, davacının dava açtığı 26.03.2025 tarihinde 3 aylık tescil süresi henüz dolmamış olduğundan, o tarih itibarıyla davacının hukuki yararı bulunmaktadır.Nitekim HMK m. 331 hükmü gereğince, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumu esas alınır. Yargılama sırasında kararın 3 ay içinde tescil edilmemesi nedeniyle TTK m. 456/3 gereği geçersiz hâle gelmesi, davanın konusuz kalması sonucunu doğurmuştur. Davalı Şirket, 26.12.2024 tarihli genel kurulunda sermaye artırım kararı almış ve pay sahiplerine ödeme için 02.01.2025 tarihine kadar süre tanımıştır. Davacı, bu süre içinde rüçhan hakkını kullanmak adına üzerine düşen tutarı şirketin banka hesabına yatırmıştır. Ancak davalı Şirket, aynı gün içinde "tescil yapılmadığı" gerekçesiyle parayı iade etmiştir. Şirketin bir yandan sermaye artırımı kararı alıp pay sahibinden bedel talep etmesi, diğer yandan pay sahibi bu yükümlülüğü yerine getirdiğinde hiçbir yasal dayanak (yeni bir genel kurul veya yönetim kurulu kararı) sunmadan parayı iade etmesi kendi kararıyla çelişki ifade eder. Davacı, rüçhan hakkının gasp edileceği ve pay oranının seyreltileceği yönünde haklı bir kuşkuya düşürülmüştür. Emredici nitelikteki TTK m. 462/3 maddesi ''Bilançoda sermayeye eklenmesine mevzuatın izin verdiği fonların bulunması hâlinde, bu fonlar sermayeye dönüştürülmeden, sermaye taahhüt edilmesi yoluyla sermaye artırılamaz.'' hükmünü düzenlemiştir. Dava tarihi itibarıyla, davalı Şirketin bilançosunda kullanılabilir yedek akçe veya fon bulunmasına rağmen doğrudan nakdi artırıma gidilmesi, kararı TTK m. 447/1-a uyarınca batıl (geçersiz) kılacak niteliktedir. Davalı Şirketin bu süreci tescil ettirememesi veya tescilden vazgeçmesi, esasen kararın yasal emredici hükümlere aykırı alındığının ve davanın açılmasına davalının sebebiyet verdiğinin zımni bir kabulüdür.Bu durumda, davacının dava açtığı tarihteki haklılık durumu gözetildiğinde, davacının talebi (sermaye artırım kararının geçersizliğinin tespiti) kanun gereği gerçekleşmiş olduğundan, yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılması gerekmektedir. Dava konusuz kaldığından davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına,..." şeklinde karar verildiği anlaşılmıştır.
DAVALI TARAFINDAN İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesince verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, konusuz kabul edilmesine rağmen esasa girildiğini, bilirkişi tespitleriyle çelişkili değerlendirme yapıldığını, varsayıma dayanarak hukuka aykırı bir şekilde karar verildiğini, HMK'nın 331 sayılı kanunun yanlış uygulandığını, sürecin şeffaf olduğunu, ödemenin tarafa iade edildiğini zararın olmadığını, davacının davayı kötü niyetli gereksiz açıldığını iddia ederek verilen kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLER
:
Taraf vekillerinin beyan ve dilekçeleri ve tüm dosya kapsamı
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE :
Dava, Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli) istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesi'nce davanın konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulduğu anlaşılmıştır.
İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülen istinaf sebepleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Sermaye artırımı, dış kaynaklardan ve iç kaynaklardan artırım olmak üzere ikiye ayrılır. Dış kaynaklardan sermaye artırımında şirkete yeni kaynak girmektedir; iç kaynaklardan sermaye artırımında ise, şirkete yeni kaynak girmemekte, bilançodaki kalemler yer değiştirmektedir. İç kaynaklardan sermaye artırımı, yedek akçelerin, dağıtılmamış kârların, yeniden değerleme değer artış fonlarının, iştiraklerin, gayrimenkullerin veya amortismana tabi diğer iktisadi değerlerin satışından elde edilen fonların sermayeye dönüştürülmesi suretiyle yapılan artırımdır. Anonim şirketlerde esas sermayenin artırılması kanunen tanınmış bir haktır. Kanunda belirtilen şartları yerine getirmek şartıyla şirket her zaman sermaye artırımına gidebilir. Sermaye artırımı yoluna çeşitli nedenlerle gidilebilir. Şirketin büyümesi, yeni yatırımlar yapması, birleşmesi, başka bir işletmeyi devralması, vadesi gelen borçlarını ödemesi, sermaye yapısını güçlendirmesi bu nedenlerin başında gelir. Sermaye miktarı, mevcut pay sahipleri için kazanılmış hak oluşturmaz. Ancak, bunun yanında sermaye artırımı hakkının kötüye kullanılmaması da gerekir. Artırım kararının kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve dürüstlük kuralına aykırı olması halinde iptali söz konusu olur. Sermaye artırımı yapılırken şirketin sermaye ihtiyacından ziyade, ortakları zarara uğratmak ve onların şirketteki kâr, tasfiye payı ve oy oranlarını azaltmak amacıyla yapılıp yapılmadığı göz önünde bulundurulmalıdır. Çoğunluk, azınlığın ezilmesi sonucunu doğuran haksız ve yersiz kararlar alırsa, bu kararların iptali istenebilir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 20.11.2024 tarih █████████ Esas █████████ Karar sayılı ilamı)
Nitekim 6102 sayılı yasanın 462/2.maddesindeki "sermayenin artırılan kısmının iç kaynaklardan karşılayan tutarın şirket bünyesinde gerçekten var olduğu, onaylanmış yıllık bilanço ve yönetim kurulunun vereceği açık ve yazılı bir beyanla doğrulanır. Bilanço tarihinin üzerinden 6 aydan fazla zaman geçmiş olduğu takdirde yeni bir bilanço çıkarılması ve bunun yönetim kurulu tarafından onaylanmış olması şarttır." düzenleme uyarınca da yine bunun için onaylanmış bir bilançonun ve açıkça emir kipi ile yazılmış "....ve yönetim kurulunun vereceği açık ve yazılı bir beyanlar doğrulanır." şeklindeki emredici hüküm dikkate alındığında yönetim kurulunun beyanının olmamasının bu maddenin iptali için yeterlidir.
Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere göre İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, dayanılan deliller dikkate alındığında, davaya konu 26.12.2024 tarihli genel kurul kararıyla sermaye artırımı kararı alınmış olup davacının ortaklık hakkını tehlikeye düşürmekte olup dürüstlük kuralına aykırıdır. Bu genel kurul kararı her ne kadar usulüne uygun olarak alınmışsa da öngörülen ve kurucu etkisi olan tescili işlemi davanın açıldığı tarih itibariyle ve sonrasında da TTK 445'te öngörülen üç aylık hak düşürücü süre içinde gerçekleştirilmemiştir. Davanın açıldığı tarih olan 26.03.2025 aynı zamanda, genel kurul kararının alınma tarihinden başlayan üç aylık hak düşürücü sürenin de son günüdür. Davacı davasını hak düşürücü sürenin son gününde açtığı ve bu tarih itibarıyla da davalı şirketin tescil hakkı ve ihtimali bulunduğundan ve davalı şirketin çelişkili davranışlarından uyanan haklı bir şüphesi bulunduğundan davacının davayı açmakta hukuki yararı vardır. Bu süreden sonra ise tescil edilmeyen genel kurul kararı hukuken var olmayacağından dava konusuz kalacaktır. Yargılama giderleri ve vekalet ücreti bakımından HMK'nın 331/1. maddesi gereği davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderleri belirlenecektir. Davalı çelişkili davranışlarıyla davacı bakımından haklarının tehlikeye düşeceği şüphesini doğurarak dava açmasına sebep olmuştur. Bu sebeple konusuz kalan iş bu davanın açılmasına davalı sebebiyet vermiştir. İlk derece mahkemesince davanın kabulüne yönelik tesis edilen karar isabetli olup davalı vekilinin istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir.
Yukarıda belirtilen sebeplerle İlk Derece Mahkemesi'nce konusuz kalan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu davalı vekilinin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşıldığından davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM
: Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere :
1-6100 sayılı HMK'nin 353/1-b-1 maddesi gereğince davalı vekilinin ilk derece mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,
2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli harç peşin olarak alındığından BU KONUDA KARARVERİLMESİNE YER OLMADIĞINA
3-6100 sayılı HMK'nin 326/1 maddesi gereğince istinaf eden davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerine BIRAKILMASINA,
4-6100 sayılı HMK'nin 330. maddesi gereğince inceleme duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
5-6100 sayılı HMK'nin 333. maddesi gereğince kullanılmayan gider avansının İlk Derece Mahkemesince İADESİNE,
6)-Kararın DAİREMİZCE taraflara TEBLİĞİNE,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 7036 sayılı Kanunun 7'nci maddesi yollamasıyla 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 361'inci maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere █████/2026 tarihinde oy birliğiyle ile karar verildi.
Başkan
e-imzalıdır
Üye
e-imzalıdır
Üye
e-imzalıdır
Katip
e-imzalıdır

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!