Anahtar kelimeler: Dokusuz Dokunmamış Kumaş Satımdan Fiyatı Buro Merkezli Siparişi Siparişlere Tekstil

T.C. BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO
: ████████ Esas
KARAR NO
: ████████
DAVA
: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ
: █████/2025
KARAR TARİHİ
: █████/2026
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH
: █████/2026
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkil Şirketin, :...... merkezli ve dokusuz kumaş üretimi yapan bir tekstil şirketi olup davalı Şirket ile ticari ilişkileri olduğu, tarafların ticari ilişkileri kapsamında davalı Şirket müvekkili Şirket'ten; birim fiyatı 0.978-Buro, 9792 kg 1 olan 19584 m2 :...... dokunmamış kumaş ve birim fiyatı 0.978-Euro, 9000 kg net ağırlığı olan 18000 m2 :...... dokunmamış kumaş siparişi verdiğini, Söz konusu siparişlere ilişkin olarak müvekkili Şirket tarafından 24.08.2020 tarihli :...... numaralı 19153,15-Euro bedelli ve 09.09.2020 tarihli :...... numaralı 17604- Euro bedelli olmak üzere toplam 36.757,15-Euro bedelli iki adet fatura düzenlendiği, davalı Şirketin söz konusu ürünleri teslim aldığını, fatura üzerinden davalı Şirketin kaşesi ve yetkilisinin imzası bulunduğunu, İhracat — belgeleri incelendiğinde, ilgili belgelerin CMR kaydı - taşıdığını, CMR :........) Belgesi esasında uluslararası" karayolu - taşımacılığında kullanılan bir uluslararası karayolu taşıma senedi olup hukuki dayanağı, Türkiye'nin de taraf olduğu 1956 tarihli Karayolu ile Uluslararası Eşya Taşınmasına İlişkin Sözleşme'den (Convention on theContractforthe International Carriage of Goodsby Road) kaynaklandığını, CMR Belgesi taşıma senedi işlevi görmekte olup malın gönderici tarafından taşıyıcıya teslim edildiğini gösterir nitelikte olduğunu, Öte yandan söz konusu ihracat belgelerinde taşımanın ":........" şeklinde yapıldığı, :........(:........) "taşıma ücreti ödenmiş olarak" anlamına geldiğini, bu ifadeninin :........ kurallarına göre nakliyeye konu malın teslim şeklini gösterdiğini, DAVANIN KABULÜNE, Bakırköy :....... İcra Müdürlüğünün :...... E. sayılı icra takibi dosyası üzerinden başlatılan ilamsız icra takibine davalı Şirket tarafından yapılan İTİRAZIN İPTALİNE, Takibin kaldığı erden devamına, Takip tutarının 9620'sinden aşağı olmamak üzere davalı Şirket aleyhine İCRA İNKAR TAZMİNATINA HÜKMEDİLMESİNE karar verilmesini arz ve talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili Şirket tarafından davalı tekstil şirketi olan ...şirketinden dokunmamış kumaş siparişi verildiği, daha sonra davacı firma tarafından müvekkiline gönderilen ürünlerin ayıplı olması ve müvekkili şirketin siparişleri ile uyuşmayan ürünler olması sebebiyle müvekkili şirket tarafından teslim alınmadığını, davacı şirkete gönderilen ürünlerin teslim alınması konusunda da mail atıldığını, işbu ürünlerin müvekkili şirketin siparişleri ile alakası bulunmadığı tarafların yaptığı mail görüşmelerinde de davacı şirket tarafından kabul edildiği, ancak tekrar nakliye masrafları olması sebebiyle müvekkili firmayı oyaladığını, Müvekkilinin siparişlere uygun olarak gönderilmemiş olan ürünleri teslim almaktan kaçındığını ve davacı firmaya ürünlerin ayıplı olması sebebiyle iade alınması gerektiğini belirtmiş olsa da ardiye/antrepo masraflarının müvekkili tarafından ödenen ürünleri teslim almayan davacı müvekkilinin zarara uğramasına sebebiyet verdiğini, bu bakımdan davacının hem ayıplı ürün gönderip ayıp bildirimine rağmen ürünlerin iadesinin çok masraflı olacağını düşünerek ürünleri teslim almadığını hem de üzerine müvekkili şirkete kesilen faturalar üzerinden müvekkili şirkete karşı dava açtığını, davacının hala ürünleri iade almadığı müvekkilinin de bu sürede ardiye masraflarını ödemeye devam ettiğini, davanın reddine, davacının asıl alacağın aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı yan üzerine bırakılmasına karar verilmesini vekaleten talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE YARGILAMANIN ÖZETİ:
Mahkememizce Yapılan İşlemler ve Toplanan Deliller:
1-Mahkememizce tensip zaptı hazırlanmış ve taraflara duruşma gününü bildirir meşruhatlı davetiye usulüne uygun olarak tebliğ edilmiştir.
2-Mahkememizce
:
A-Esenyurt Vergi Dairesi'ne müzekkere yazılmıştır.
3-Mahkememize █████/2026 tarihinde bilirkişi heyeti tarafından sunulan raporda "Dosya kapsamı verilerde, yerinde yapılan incelemelerde tespit edilen teknik verileri kıyaslayacak belge/bilgi (teknik şartname, e posta yazışmaları, sipariş föyü...) mevcut olmadığından, incelenen eşyaların ayıplı olup olmadığı hususunda değerlendirme yapılamamıştır. Davacı Alacak Yönünden: Davacı :......, tarafından davalı :....... adına 24.08.2020 tarihli 19.153,15 EUR ve 09.09.2020 tarihli 17.604,00 EUR bedelli olmak üzere toplam 36.757,15 EUR tutarında iki adet ihracat faturası düzenlendiği anlaşılmıştır. Davacı şirket tarafından sunulan cari hesap ekstresinin incelenmesinde, 2020 yılı içerisinde davalı şirket adına toplam 209.890,17 EUR tutarında fatura düzenlendiği, buna karşılık 179.199,48 EUR tutarında ödeme alındığı ve davacı kayıtlarına göre 30.690,69 EUR tutarında alacak bakiyesi oluştuğu görülmüştür. Davalı şirket ticari defter ve kayıtlarında yer alan 320.02.15.001 — :......cari hesabına ilişkin muavin defter kayıtlarının incelenmesinde, davacı şirket tarafından düzenlenen faturalar ile davalı şirket tarafından yapılan ödemelerin muhasebeleştirildi; ve yapılan kur farkı işlemleri neticesinde söz konusu cari hesabın 550.075,38 TL alacak bakiyesi verdiği tespit edilmiştir. Cari hesapta yer alan son kur farkı güncellemesinin 30.09.2022 tarihinde yapıldığı, bu tarih itibarıyla TCMB döviz kuru (1 EUR — 17,9232 TL) esas alınarak yapılan hesaplamada söz konusu bakiyenin 30.690,60 EUR karşılığına tekabül ettiği Hesaplanmıştır. İcra takibine konu edilen 36.757,15 EUR tutarındaki alacak, yukarıda belirtilen iki adet ihracat faturasının bedelinden kaynaklanmakta olup; defter ve cari hesap incelemesinde tespit edilen 30.690,69 EUR / 30.690,60 EUR tutarındaki bakiyeler ise taraflar arasındaki 2020 yılına ilişkin tüm ticari işlemlerin net cari hesap ifade etmektedir. Bu nedenle s bakiye ile icra takibine faturanın — birebir aynı tutarı ifade ettiği şeklinde iz konusu icra takibinde alacağın 36.757,15 EUR tutarında fatura alacağından kaynaklandığı ve takipte yıllık bankalarca bir yıla kadar vadeli Euro mevduatlarına fiilen uygulanan azami faiz oranı üzerinden faiz talep edildiği anlaşılmıştır. Ancak dava dosyası kapsamında yapılan incelemede, davacı tarafından takip öncesi döneme ilişkin işlemiş faiz talebinde bulunulmadığı, yalnızca takip tarihinden itibaren faiz talep edildiği görülmüştür. "şeklinde tespit ve sonuçlarını mahkememize bildirmiştir.
5-Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiştir.
Delillerin Değerlendirilmesi ve Kararın Hukuki Gerekçeleri:
Davacı Mahkememiz nezdinde açmış olduğu dava ile davaya konu takip dosyasında takibe konu edilen faturalardaki ürünlerin davalıya teslimine rağmen davalı tarafından bedellerin ödenmediğini, başlatılan icra takibine de itiraz edildiğini belirterek davalının itirazının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ise sunduğu cevap dilekçesindeki öncelikle davanın hak düşürücü süreden sonra açıldığını ve zamanaşımı itirazında bulunmuştur.
Davalı tarafından hak düşürücü süre itirazında bulunulmuş ise de icra dosyasında davalının itirazının davacıya tebliğ edilmediği bu suretle itirazın iptali davası için 1 yıllık hak düşürücü sürenin başlamadığı anlaşılmakla davalının hak düşürücü süre itirazına itibar edilmemiştir.
Davalı tarafından zamanaşımı itirazı öne sürülmüş ise de faturaların 2020 tarihli olduğu davacı tarafından 2024 yılında takip başlatılarak zamanaşımının kesildiği ve bu dava tarihi itibariyle kesilen zamanaşımı süresine göre zamanaşımının dolmadığı anlaşılmakla davalının zamanaşımı ilk itirazına itibar edilmemiştir.
Davalı sunduğu cevap dilekçesinde; davacının siparişten farklı ve ayıplı ürünler gönderdiğini, hem ürünleri iade almadığını taraflarının ardiye masraf ve zararının da olduğunu borcu olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkememizce tarafların ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi için bilirkişi görevlendirilmiş olup, davacının yabancı menşeli bir şirket olduğu anlaşılmakla ticari defterlerini sunmadığı anlaşılmış davacı tarafından sunulan cari hesap ekstresi ve faturalar incelenmiştir. Davalının ise sunduğu ticari defterlerinin usul ve yasaya uygun olarak tutulduğu, yasal süresi içerisinde açılış ve kapanış tasdiklerinin yaptırıldığı, sahibi lehine delil vasfına haiz olduğu tespit edilmiştir.
Davacının sunduğu cari hesap ekstresi incelendiğinde; taraflar arasında 2020 yılında ticari ilişkinin bulunduğu, davacı tarafından kesilen faturalara karşılık davalı tarafından kısmi ödemeler yapıldığı, takip tarihi itibariyle 30.690,69-Euro davalıdan alacaklı bulunduğu görülmüştür. Davacı tarafından sunulan cari hesap ekstresinde işbu davaya konu 24.08.2020 tarihli 19.153,15-Euro bedelli ve 09.09.2020 tarihli 17.604,00-Euro bedelli faturaların işlendiği, bu faturalar öncesinde davalının açık hesap kapsamında davacıya borcunun olmadığı ve davacıya 6.066,46-Euro fazla ödemesinin olduğu anlaşılmıştır.
Davalının ticari defter ve kayıtları incelendiğinde; taraflar arasında 2020 yılında ticari ilişkinin bulunduğu, davacı tarafından kesilen faturalara karşılık davalı tarafından kısmi ödemeler yapıldığı, davalının defterinin TL para birimi üzerinden tutulduğu, davalı tarafından kendiliğinden yapılan kur güncellemeleri sonunda davalının kendi defter ve kayıtlarına göre takip tarihi itibariyle 550.075,38-TL davacıya borçlu olduğu görülmüştür. Davalının ticari defter ve kayıtlarına göre; işbu davaya konu 24.08.2020 tarihli 19.153,15-Euro bedelli ve 09.09.2020 tarihli 17.604,00-Euro bedelli faturaların davalının defterlerine davacı alacağı olarak işlendiği, bu faturalar öncesinde davalının açık hesap kapsamında davacıya borcunun olmadığı ve davacıya 43.063,47-Tl fazla ödemesinin olduğu, davaya konu faturalar sonrasında davalının kendi defter ve kayıtlarına göre davacıya borçlu konuma geldiği, davalının kendi defter ve kayıtlarına göre davacıya herhangi bir iade faturası düzenlemediği ve kendi defterinde bu yönde kayıt bulunmadığı, davacı ve davalının kayıtlarının uyumlu olduğu, davacı tarafından davalıya kesilen tüm faturaların davalı tarafından itirazsız olarak kayıtlarına işlendiği gibi davalı tarafından iade faturası da kesilmediği, davalı tarafından yapılan tüm ödemelerin de davacı kayıtlarında bulunduğu anlaşılmıştır.
Davacı tarafından düzenlenen faturaların davalı defterine kaydedildiği ve davalı tarafından 6102 sayılı Kanun'un 21/2. Maddesine göre faturalara yasal süresi içerisinde itiraz ve iade edildiğine dair herhangi bir delil sunulmadığı anlaşılmıştır.
6102 sayılı Kanun'un 21. Maddesinin 2. Fıkrası şu şekildedir:
"Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır."
Bu kapsamda davacı tarafından davalıya kesilen faturalara davalı tarafından 6102 sayılı Kanun'un 21. Maddesinin 2. Fıkrası gereğince yasal süresi içerisinde itiraz edilmediği gibi faturaların davalı tarafından itirazsız olarak kendi defterine kaydedilerek işlenmesi sonucunda faturaların içeriğinin davacı lehine kesinleştiği sabittir.
Bilindiği üzere fatura kesilmiş olması tek başına alacağı ispat etmemekte olup, alacaklının faturaya konu satış sözleşmesindeki malı teslim ettiğini de ispat etmesi gerekmektedir. Dava dosyasındaki gümrük evraklarında davalının kaşesinin bulunduğu, davacı tarafından kesilen faturaların davalının kendi defter ve kayıtlarına işlendiği anlaşılmakta olup, davacının faturaya konu malları teslim ettiğini de ispat edildiği gözetildiğinde aksini ispat yükünün davalı üzerine geçtiği anlaşılmaktadır.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi
:....... Hukuk Dairesi :...... E., :...... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır:
"6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve Yargıtay'ın yerleşik hale gelmiş emsal kararlarına göre; faturayı alan tarafın söz konusu faturayı ticari defterlere ve muhasebe kayıtlarına işlemesi faturayı düzenleyen tarafın alacağının varlığına ilişkin olarak lehine delil teşkil eder.
Fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp sözleşmenin ifası safhasıyla ilgili olduğundan, faturanın sözleşmeyi değiştirir nitelikte olmaması ve sözleşmeye uygun biçimde düzenlenmesi gerekir. Bu nedenle, sözleşmeye aykırı düzenlenmiş faturaya itiraz edilmemesi aleyhe sonuç doğurmaz. Ancak fatura kabul edilerek ticari defterlere işlenmiş ise, faturadaki miktar kadar iş bedeli bulunduğunu iş sahibi kabul etmiş sayılacağından ticari defterlere itibar edilerek iş bedeli miktarı belirlenir. Ticari defterlerin kesin delil olması da bu sonucu gerektirir. Zira, faturanın delil olması ile ticari defterlerin delil olması birbirinden farklıdır. Fatura karşı tarafça ticari defterlerine kayıt edilmiş ise burada delil olan fatura değil ticari defterlerdir. Ticari defterler uyumlu olmadığı için lehe delil değeri bulunmasa dahi, karşı çıkılan faturanın ticari deftere kayıt edilmiş olması halinde ticari defter aleyhe delil oluşturacaktır. Bu durumda ,takip konusu faturaların davalının ticari defterlerine işlenmesi faturayı düzenleyen tarafın alacağının varlığına karine teşkil ettiği kabul edilmelidir. Zira, Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır (TTK 21/2). Süresi içinde itiraz edilmeyerek kesinleşen ve ticari defterlere de işlenen faturadaki alacakla illgili olarak sonradan iade faturası düzenlenmesi, borçtan kurtulmayı sağlayan ve alacağı tartışmalı hale getiren geçerli bir araç değildir. İtiraz süresi geçtikten sonra, iade faturası kesilmesi alacağın varlığını ortadan kaldıran bir sonuç doğurmayacaktır.
Bu haliyle davalı tarafın icra takibine konu faturadan kaynaklı borcu olmadığı yönündeki istinaf talebi yerinde görülmemiştir."
Yargıtay
:....... Hukuk Dairesi de :...... E., :...... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır:
"Faturanın delil olması ile ticari defterlerin delil olması ise birbirinden farklıdır. 6102 sayılı TTK'nın 21/2. maddeye göre faturaya itiraz edilmemiş ise içeriği kesinleşir ise de akdî ilişkinin yazılı delillerle ispatı gerekir. Fatura ticari defterlere kayıt edilmiş ise artık faturanın delil olmasıyla ilgili bu maddeye değil ticari defterlerin delil olmasıyla ilgili TTK'nın 222. maddeye bakmak gerekir. Ticari defterlere kaydedilmiş fatura akdi ilişkinin varlığını kanıtlar. Faturayı teslim aldıktan sonra süresi içinde itiraz ve iade etmeyerek ticari defterlerine kaydeden kimse ise, bu faturanın mal veya hizmet aldığı için geçerli bir sözleşme ilişkisine göre düzenlendiğini kabul etmiş sayılır ve fatura nedeniyle mal veya hizmet almadığını, bu faturadan dolayı borçlu olmadığını yazılı veya kesin delillerle ispatlaması gerekir.
Mahkemece yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde; davacı tarafından davalının faturalarına itiraz edilmediği, davalının faturalarının tamamının davacının ticari defterlerine işlendiği, protokol tarihi itibariyle tarafların ticari defterleri incelendiğinde ise, protokol kapsamında yer alan çeklerin davalı şirket kayıtlarında 05.10.2016 tarihinde kayıt altına alındığı, davalı kayıtlarında protokol tarihi itibariyle görülen borcun protokol tutarı ile uyumlu olduğu tespit edilmiştir.
Dosyanın tetkikinde; sözleşmede imalat bedelinin malzeme + %22,5 kâr şeklinde belirlendiği, cari hesaba göre davalı tarafından düzenlenen faturaların davacıya gönderildiği, bu faturaların her iki tarafın defterlerine kaydedildiği, 04.10.2016 tarihli protokolde de bakiye borcun 1.457.000 TL olarak taraflarca kabul edildiği tespit edilmiştir. Bu durumda davacının borçlu olduğu anlaşılmakla davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü hatalı olmuş, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir."
Bu bağlamda davaya konu somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından davalıya kesilen takibe konu faturaların davalı tarafından kendi ticari defter ve kayıtlarına işlendiği, davalı tarafından faturalara yönelik olarak 6102 sayılı Kanun'un 21/2. Maddesine göre yasal süresi içerisinde itiraz ve iade edilmediği, bu suretle fatura içeriklerinin ve alacağın davacı lehine kesinleştiği, yine davalı tarafından malların teslim edildiğinin ve alacağın miktarının davacı lehine kesinleştiğinin karine kabul edilmesi gerektiği ve davacının alacağını ispatladığı değerlendirilmiştir.
Davalının davaya cevap dilekçesi kapsamında iddiası ürünlerin sipariş edilenden farklı ürünler olduğu ve ayıplı olduğu noktasında toplandığı anlaşılmaktadır.
Öncelikle davalının sipariş edilenden farklı ürün gönderildiğine yönelik iddiasının aluid ifa iddiası niteliğinde olduğu, aluid ifa iddiasının ayıp iddiasından nitelik olarak farklı olduğu açıktır. Davalının cevap dilekçesinde ve aşamalardaki beyanlarında ayıp olarak nitelendirdiği hususların asıl olarak davalı tarafından sipariş edilenden farklı ağırlık, kalınlık gibi niteliklerde ürünler gönderildiği iddiasına yönelik olduğu bu durumun ayıp değil, aluid ifa yani sipariş edilenden farklı ürün gönderilmesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, ayıp olarak nitelendirilmemesi gerektiği anlaşılmaktadır.
Yukarıda da belirtildiği üzere davacı tarafından davalıya kesilen faturaların davalı tarafından itirazsız olarak alınarak davalı defter ve kayıtlarına işlendiği, ürünlerin davalı tarafından kaşeli olarak teslim alındığı gözetildiğinde yukarıda da belirtildiği üzere fatura içeriklerinin yani taraflar arasındaki sipariş edilen ürünlerin niteliği ve koşullarının faturada belirtilen koşullar ve fiyatlar ile davacı lehine kesinleştiği anlaşılmakta olup, aksini ispat yükü davalı üzerindedir. Davalı sipariş edilen ürünlerin faturadaki ürünler olmadığını iddia etmekte ise de taraflar arasında sipariş edilen ürünlerin belirtildiği bir yazılı sözleşme olmadığı gibi davalı; tarafların anlaştığı bir sipariş formu vs gibi herhangi bir delil de sunmamıştır. Dolayısıyla fatura içeriklerinin ve taraflarca kararlaştırılan nitelikteki faturada belirtilen ürünlerin ve alacağın davacı lehine kesinleştiği, aksini ispat yükü üzerine düşen davalı tarafından sipariş edilen ürünlerin daha farklı nitelik ve özellikler içermesi hususunda davacı ile davalının anlaştığının davalı tarafından ispat edilemediği, davalı tarafından daha farklı ürünler sipariş edildiğine yönelik davalının herhangi bir yazılı belge ve delil sunmadığı, fatura ve fatura içeriklerine yasal süresinde davalı tarafından itiraz edilmediği gibi itirazsız olarak defterine işlendiği ve ürünlerin ihtirazi kayıtsız olarak davalı tarafından teslim alındığı anlaşılmakla davalının aluid ifa savunmasını ispat edemediği değerlendirilmiştir.
Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi
:....... Hukuk Dairesi :...... E., :...... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır:
"Satım sözleşmesinde öngörülen özelliklerde mal teslimi yapılmaması halinde ayıplı teslim değil, satılandan başka birşeyin teslimi (aliud teslimi) söz konusu olup; TBK 112. maddesi uyarınca borç hiç veya gereği gibi ifa edilmediği takdirde borçlu kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.
Somut olayda davacı iddiası ve bilirkişi raporundaki tespit dikkate alındığında ayıplı mal teslimi değil, aliud teslim (sözleşmede kararlaştırılandan farklı mal teslimi) iddiası mevcuttur.
Taraflar arasında yazılı bir satış sözleşmesi olmadığı gibi, sipariş formu da bulunmamaktadır.
Malların teslimi hususunda herhangi bir ihtilaf yoktur. İhtilaf teslim edilen malların sipariş edilen mallar olup olmadığı noktasındadır. Bu hale göre, mallar uhdesinde olan davacı siparişine aykırı mal gönderildiğini ispat yükü altındadır.
Davalı en son █████/2012 tarihinde davacıya ürün teslim etmiş olup bu ürünler █████/2013 tarihli iade faturasına konu edilmiştir. Bundan önceki █████/2011 tarihli ve █████/2011 tarihli faturaya konu ürünler de █████/2013 tarihli iade faturasına konu edilmiştir. Görüldüğü üzere davacı, aylar sonra, kendisine teslim edilen ürünlerin faturada yazılı ürünler olmadığını iddia etmektedir ki davacı hem bu iddiasını, hemde analize konu kıldığı ürünlerin kendisine teslim edilen ürünler olduğunu ispat yükü altındadır. Ne var ki bu yönde dosyada delil bulunmadığı tesbit edilmiştir."
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi
:....... Hukuk Dairesi :......E., :...... K. Sayılı kararında da aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır:
"Somut uyuşmazlıkta; davalı tarafından davacıya satılıp teslim edilen betonun :...... kalitesinde beton olması gerektiği bizzat davalı tarafından düzenlenen faturalarda belirtilmiştir. Ancak davalı tarafından davacıya teslim edilen betonların :...... kalitesinde olmadığı Yapı Denetim Firması ve :......Belediye Başkanlığı tarafından yapılan laboratuvar incelemeleri ile ve Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi ile tespit edilmiştir. Bu durumda davalı tarafından davacıya taraflar arasındaki sözleşmede kararlaştırılan üründen farklı kalitede bir ürün teslim edildiği anlaşılmıştır. "Çeşidiyle belirlenen bir menkulün satımında, sözleşenlerin çeşidini belirlemek için sözleşmede öngördükleri vasıflardan biri teslim edilen şeyde bulunmazsa artık ayıplı teslim değil satılandan başka bir şeyin teslimi (aliud teslimi) söz konusudur."
Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi
:....... Hukuk Dairesi :......E., :......K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır:
"6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 21/2. maddesinde, bir fatura alan kişinin aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılacağı düzenlenmiştir.
Faturaya sekiz günlük süre içinde itiraz edilmemişse, TTK. m 21/2'ye göre itiraz etmeyen kimse, fatura içeriğini kabul etmiş sayılır. Ancak sekiz gün içinde itiraza uğramayan fatura, taraflar arasında, aksi iddia ve ispat edilemeyen bir delil, geçici bir zaman için de olsa borçluyu sorumlu kılan bir ödeme emri de sayılmaz. İtiraza uğramayan fatura, içeriğinin aksi ispat edilebilir ticari bir belgedir. Ayrıca adına fatura düzenlenen, bu faturayı ticari defterlerine itirazsız olarak kaydetmişse, bu kayıt, fatura konusu sözleşmenin ve bu sözleşmedeki işin yapıldığı anlamına gelir. Davalı borçlunun uzun süre sonra iade faturası düzenlemesi özellikle bu faturanın karşı tarafın defterlerine kaydedilmemiş olması karşısında bu olguyu değiştirimez. Bu durumda borçlu taraf, faturaları ticari defterine işlemişse, borcun doğmadığını veya borcu ödediğini ispatlamak zorundadır (Yargıtay :....... HD'nin :......tarih ve :......E. - :......K. Sayılı kararı). Zira, davalının kendi ticari defterlerindeki kayıtlar aleyhine delil teşkil eder(Yargıtay :....... HD'nin :......tarih ve :......Esas - :......Karar sayılı ilam). Bu durumda davalı davacının faturalarını benimseyerek ticari defterine kaydettiğine göre, kendi ticari defter kayıtlarının aksini yazılı delille ispatlaması gerekir.
Davalı tarafça █████/2012 - █████/2012 - █████/2013 - █████/2013 - █████/2013 - █████/2014 - █████/2014 tarihli toplam 15.896,00 TL bedelli faturalara konu ürünlerin teslim edilmediği iddiasıyla █████/2014 tarihli :......numaralı iade faturası düzenlenmiş ise de bu faturaların , davalının ticari defterlerindeki kayıtla çelişmeyecek şekilde haklı bir nedenle kesildiğine ilişkin dosyada herhangi bir belge mevcut değildir. Davalının ticari defterlerinde kayıtlı olan ancak davacının ticari defterlerinde kayıtlı olmayan iade faturalarının dayanağının usulüne uygun olduğunun ispatlanması gerekli olup, iade faturası düzenlenmesi ve dayanağı kanıtlanamayan bu faturaların davalı defterlerinde kayıtlı olması tek başına davalının savunmalarını ispata elverişli değildir.
Ayrıca, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 23/1-c maddesinde "malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223. maddesinin ikinci fıkrası uygulanır." şeklinde düzenleme bulunmaktadır. TTK'nın 18/3. maddesine göre tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılması gerekmekte olup, bu düzenleme bir geçerlilik şartı getirmemekle birlikte bir ispat kuralı getirmektedir. Buna göre ayıp ihbarının yapıldığı hususunun tanıkla ispatı mümkün değildir. Dosya kapsamındaki deliller ile ayıp ihbarının usule uygun olarak yapıldığı yani süresi içerisinde muayene ve ihbar külfetinin yerine getirildiği hususunun ispatlanmamasına göre davalı vekilinin bu yönündeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Davacı tarafından teslim edilen bir kısım ürünlerin ayıplı olduğu iddiasıyla █████/2014 tarihinde düzenlenen 3.917,60 TLlik iade faturasının de bu haliyle dayanağının kanıtlanmadığı anlaşılmakla ilk derece mahkemesince davacının ticari defterlerinde kayıtlı olmayan bu iade faturasının alacak hesabında dikkate alınmaması isabetli görülmüştür."
Nitekim Mahkememizce görevlendirilen tekstil mühendisi bilirkişi tarafından yapılan incelemede; davalının incelemeye sunduğu ürünlerin fatura içerikleri ile uyumlu olduğu, davalının aluid ifa iddiası kapsamında tarafların üzerinde anlaştığı ürün niteliklerini belirten herhangi bir sipariş formu, yazılı sözleşme veya teknik şartname sunmadığı dolayısıyla davalının aluid ifaya yönelik savunmasını ispat edemediği değerlendirilmiştir.
Davalının bir diğer iddiası ise ürünlerin ayıplı olduğuna yöneliktir. Davalının cevap dilekçesindeki ve aşamalardaki savunmaları bir bütün halinde değerlendirildiğinde davalının iddiasının esas olarak sipariş edilenden farklı bir ürün gönderilmesine yönelik aluid ifa olduğu anlaşılmakta ise de davalının ayıp iddiası da Mahkememizce değerlendirilmiştir. Esasen davalı tarafından ne cevap dilekçesinde ne diğer aşamalarda ürünlerde ne gibi bir ayıp bulunduğu hususunda açık bir savunma ve iddia öne sürülmemiştir.
Bilindiği üzere 6098 sayılı Kanun'un hükümleri gereğince ayıptan sorumluluğun söz konusu olabilmesi için ürünler teslim edildikten sonra alıcı tarafından ürünlerin gözden geçirilmesi yönünde alıcının muayene ve ihbar külfeti bulunmaktadır. Muayene ve ihbar külfetini süresi içerisinde yerine getirmeyen taraf ise ayıba karşı sorumluluk hükümlerine başvuramayacaktır. Muayene ve ihbar külfetini yerine getirdiğini ispat yükü ise davalı üzerindedir.
Bir diğer incelenmesi gereken husus ise ihbarın içeriğinin incelenmesidir. Ayıp bildirimin içeriğinde; malın kabul edilmeme iradesi ile birlikte ilgili ayıplı maldaki bütün ayıpların mümkün olduğu ölçüde somut ve belirli bir şekilde tasvir edilmesi gerekmektedir. Alıcının satıcıya sadece devredilen mal ayıplı sözleşmeye uymuyor demesi yeterli değildir. Bu anlamda, herhangi bir eleştiri bildirim anlamına gelmeyeceği gibi, malın bir uzmana gözden geçirmek için gönderilmesi de bildirim sayılmaz. (:......, Borçlar Hukuku Özel Hükümler s:......, Ayıp Bildiriminin İçeriği). Ürünün sözleşmeye uygun olmadığının, üründe ciddi ayıplar bulunduğunun veya satılanın tatmin edici bulunmadığının bildirilmesi, yani genel ifadelerle salt ayıplı ifadan bahsedilmesi ayıp bildirimi açısından yeterli görülmemektedir.
Ayıp ihbarı konu itibarıyla alıcının ürünü ifa olarak kabul etmeme nedenlerini içermelidir. Nihayetinde ayıp ihbarını alan ihbardan ayıbın niteliğini, kapsamını anlayabiliyor olmalıdır. Alıcının ihbarda satılanın sözleşmeye uygun olamadığı, satılandan memnun kalmadığı gibi içeriği tam olarak belli olmayan genel ifadeler kullanması yetersiz olacaktır. Yani alıcı satılanda ayıplı olarak gördüğü nitelikleri ifade ederek somutlaştırmalıdır.
Nitekim davalı tarafından cevap dilekçesinde ürünlerin ayıplı olması nedeniyle davacı tarafından iade alınmasının kabul edildiği ancak nakliye masrafları sebebiyle davacının davalıyı oyaladığı bu sebeple paranın davacıya ödenmediği savunmasında bulunulmuş olup, ürünlerin iade edilerek paranın ödenmemesi ayıp nedeniyle sözleşmeden dönme seçimlik hakkının kullanılması niteliğindedir.
6102 sayılı Kanun'un 18. Maddesinin 3. Fıkrası şu şekildedir:
"Tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılır."
İlgili hükümden görülebileceği üzere tacirler arasında diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe veya sözleşmeden dönmeye (rücu) ilişkin ihbar ve ihtarların belirli yollarla yapılması gerekmektedir.
Ayıp nedeniyle sözleşmeden dönme beyanının geçerli bir şekilde yapılabilmesi için; noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta (KEP) sistemi üzerinden gönderilmesi şarttır.
6102 sayılı Kanun'a göre bu şekil şartı bir "geçerlilik (sıhhat) şartı" değil, bir "ispat şartı" olarak kabul edilmektedir. Bu durum, dönme beyanının bu şekillerden biriyle yapılmaması halinde işlemin mutlak olarak geçersiz olmayacağı, ancak bir uyuşmazlık durumunda dönme vakıasının sadece bu sayılan yöntemlerle ispat edilebileceği anlamına gelir.
Satılanın ayıplı olduğunu bildiren genel ayıp ihbarı (ihbar külfeti) kural olarak herhangi bir şekle tabi değildir ve her türlü delille ispatlanabilir. Ancak alıcı, ayıbı bildirmekle yetinmeyip sözleşmeden dönme hakkını kullanıyorsa, bu beyanın TTK m. 18/3'teki şekil şartlarına uygun olarak yapılması gerekir.
Sonuç olarak tacirler arası ticari satışlarda ayıp nedeniyle sözleşmeden dönmeye yönelik ürünlerin iade edilerek paranın ödenmemesini sağlayan bu hakkın kullanıldığının ispat edilebilmesi için noter, taahhütlü mektup, telgraf veya KEP yollarından birinin kullanılarak ihtarın yapıldığının ispatlanması yasal bir zorunluluktur.
Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi
:....... Hukuk Dairesi :......E., :......K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır:
"Alıcının ayıba karşı tekeffül hükümlerinden kaynaklanan seçimlik haklarını kullanabilmesi için muayene ve ihbar külfetinin yerine getirilmiş olması gerekir. TTK'nın 23/1-c maddesine göre ticari satımlarda ayıp teslim sırasında açıkça belli ise ihbar süresi iki gün; ayıp açıkça teslim sırasında belli değilse muayene ve ihbar süresi sekiz gündür. Gizli ayıplarda ise TBK'nın 223/2. maddesine göre ayıp ihbarı derhal yapılmalıdır. Davacı tarafından, davalıdan satın alınan emtianın kendisine tesliminden sonra muayene ve ihbar süresi içerisinde satıma konu ürünün muayenesinin yapıldığına ilişkin bir iddia ileri sürülmemiş veya buna ilişkin bir belge de sunulmamıştır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 18/3. Maddesinde, tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarların noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılması gerektiği düzenlenmiştir. Anılan hükümdeki şekil, geçerlilik şartı olmamakla birlikte bir ispat şartıdır. Davacı tarafından █████/2017 tarihinde ürünler teslim alındıktan sonra ayıpların cep telefonu ile davalıya bildirildiği ifade edilmiş ise de, davalı tarafın bu yönde bir kabulü bulunmadığı gibi, söz konusu iddiaları ispatlayacak bir delil de dosyaya sunulmamıştır."
Bu bağlamda tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde; davalı tarafından; davacının teslim ettiği ürünlerin ayıplı olduğu, davacıya ürünlerin muayene edilerek ayıplı olduğunun bildirildiği davacı tarafından ürünlerin iade alınacağı ve davalı tarafından bedelin ödenmemesi yani sözleşmeden dönmeye yönelik seçimlik hakkın kullanıldığı hususlarının davalı tarafından ispat edilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
Ancak davalı tarafından dosya kapsamına ürünlerin neden ve ne şekilde ayıplı olduğuna yönelik herhangi bir yazılı delil sunulmadığı gibi davacı tarafından ürünlerin iadesini kabul ederek tarafların sözleşmeden dönme hususunda anlaştığına dair bir yazılı delil ihbar veya ihtarın da davalı tarafından dosyaya sunulmadığı dolayısıyla davalının ayıptan kaynaklı iddia ve savunmasına yönelik iddialarını ispatlayamadığı anlaşılmaktadır.
Nitekim Mahkememizce tekstil mühendisi uzman bilirkişi de görevlendirilmiş olup, davalı vekilinin de ürünlerin incelenmesi sırasında hazır bulunduğu ancak inceleme sırasında ve işbu davadaki hiçbir aşamadaki beyanında davalının açık bir şekilde ürünlerde ne gibi bir ayıp bulunduğuna yönelik beyanı ve herhangi bir delil sunmadığı, bilirkişi incelemesi sırasında ve sonrasında da ayıp iddiasına yönelik bir beyan veya delil sunmadığı davalının ayıp iddiasına yönelik muayene ve ihbar külfetini yerine getirdiğini ispatlayamadığı değerlendirilmiştir. Nitekim davalı tarafından ayıp nedeniyle sözleşmeden dönüldüğü ve davacının iadeyi kabul ettiğine yönelik de herhangi bir yazılı delil sunulmamıştır.
Değerlendirilmesi gereken bir diğer husus ise davalının teknik bilirkişi incelemesine yalnızca taraflar arasındaki 09.09.2020 tarihli 17.604,00-Euro bedelli faturaya konu 04.09.2020 tarihinde gümrüğe ve ardiyeye teslim edilen ürünlerden yalnızca 29 topa isabet eden 2.105,40 kg'lık kısmının sunulmuş olmasıdır. Davalı ayıp iddialarını taraflar arasındaki davaya konu 24.08.2020 tarihli 19.153,15-Euro bedelli ve 09.09.2020 tarihli 17.604,00-Euro bedelli faturalardaki ürünlere yöneltmiş ise de davalı tarafından bilirkişi incelemesine yalnızca 09.09.2020 tarihli faturaya konu 29 top 2.105,40 kg'lık kısmı sunmuştur. Davacı tarafından davalıya kesilen faturalar ve gümrük evrakları incelendiğinde; davacı tarafından davalıya gönderilen 24.08.2020 tarihli 19.153,15-Euro bedelli faturadaki ürün miktarının 136 top ve net ağırlığının 9792 kg olduğu, 09.09.2020 tarihli 17.604,00-Euro bedelli faturalardaki ürünün ise 125 top ve 9545 kg ağırlığında olduğu gümrük evraklarından anlaşılmakta olup davalının ayıp iddiasına konu ettiği faturalardaki tüm ürünleri incelemeye sunmadığı gibi ürünlerin akıbetinin de davalı tarafından bildirilmediği ve ardiyede ürünlerin tamamının olmadığı bilirkişi incelemesi ile anlaşılmıştır.
Davaya konu edilen 24.08.2020 tarihli 19.153,15-Euro bedelli faturadaki ürün miktarının 136 top ve net ağırlığının 9792 kg olduğu, 09.09.2020 tarihli 17.604,00-Euro bedelli faturalardaki ürünün ise 125 top ve 9545 kg ağırlığında olduğu ve davalı tarafından ayıp iddiasında bulunulmasına rağmen davalının bilirkişi incelemesine yalnızca 04.09.2020 tarihinde gümrüğe ve ardiyeye teslim edilen ürünlerden yalnızca 29 topa isabet eden 2.105,40 kg'lık kısmını sunmuş olduğu kalan ürünleri incelemeye de sunmadığı bu yönden de davalının iddia ettiği her iki faturaya konu tüm ürünler yönünden ayıp iddialarını ispatlayamadığı, ayıp iddiasının davacının da kabulünde olmadığı, davalı tarafından yaptırılmış bir ayıp tespitinin ve delil tespitinin olmadığı, muayene ve ihbar külfetinin yerine getirilmediği davalının bu suretle ürünlerin tamamına yönelik olarak muayene ve ihbar külfetini yerine getirmediği sabit görülerek davalının bu yöndeki savunmalarına itibar edilmemiştir.
Nitekim Yargıtay
:....... Hukuk Dairesi :...... E., :...... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır:
"kumaşların temin edilememesi durumunda ise bu durumda ayıpların niteliği ve onarım bedeli konusunda inceleme yaptırılması imkânı kalmadığından davanın reddine karar verilmesi ayrıca tarafların icra inkâr ve kötüniyet tazminatı taleplerinin reddine karar verilmesinden ibarettir (Emsal Yarg. :....... H.D. :...... E. :...... K. 25.1.2016 T.; Yarg. :...... . H.D. :......E. :...... K. :......T.; Yarg. :....... H.D. :...... E. :......K. 16.5.2011 T.; Yarg. :...... . H.D. :...... E. :...... K. :...... T.)."
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi
:....... Hukuk Dairesi ise :......E., :......K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır:
"Taraflar arasında eser sözleşmesinin varlığı hususunda bir uyuşmazlık yoktur. İş sahibi olarak davalının aldığı mallarda ayıplı olduğunu davalının müşterisi Roman şirketi davalıya bildirmiştir. Davalı ayıbın ve zararın varlığını öncelikle ispat ile yükümlüdür. Ayıplı olduğu iddia edilen mallar bilirkişiye ibraz edilememiştir. Dosya kapsamında davalı tarafından yapılmış bir ayıp tespiti de yoktur. Davalı tarafça kesilen reklamasyon faturası , davacı tarafça davalıya iade edilmiş ve kabul edilmemiştir.
Açık ayıp durumunu davalı tespit edince, davacıya bildirmekle yükümlüdür. Davamızda davalı ürünleri 3. Kişi dava dışı firmaya satmıştır. Dolayısıyla davalı zararını ispatlamış durumda değildir.
Dosya safahatı değerlendirildiğinden mahkemenin bilirkişi raporlarını da göz önüne alarak davalının zararını ispatlayamadığını ve süresinde açık ayıp ihbarını yapmadığını belirleyerek davayı kabulü hukuka uygundur. Davalı defterlerinde davacının alacak iddia ettiği faturalar kayıtlıdır. Bu sebeple davalı vekilinin istinaf sebebi olarak bildirdiği alacağın likit olmadığı iddiası yerinde değildir.
İlk derece mahkemesinin kararı hukuka uygun olup , davalı vekilinin tüm istinaf sebepleri hukuken isabetsizdir."
Son olarak davalı tarafından bilirkişi raporunun 10.03.2026 tarihinde tebliği üzerine 2 hafta süre uzatım talep edildiği, Mahkememizce davalının bilirkişi raporuna karşı beyan ve itiraz süresinin yasal 2 haftalık sürenin bitimi akabinde 2 hafta daha uzatıldığı, davalı tarafından uzatılmış yasal süre içerisinde bilirkişi raporuna karşı beyan ve itiraz dilekçesinin sunulmadığı, davalı tarafından sürenin bitimi sonrasında 13.04.2026 tarihinde bilirkişi raporuna karşı beyan ve itiraz dilekçesinin sunulduğu ve bu dilekçe ile taraflar arasında yapıldığı iddia edilen bir takım yazışmaların delil olarak sunulduğu, 14.04.2026 tarihli celsede davacı vekilinin süresinden sonra sunulan dilekçe ve delile muvafakat etmediğini bildirdiği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere 6100 sayılı Kanun gereğince Asliye Ticaret Mahkemeleri'nde basit yargılama usulü uygunlanmakta olup, basit yargılama usulünde iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı dava ve cevap dilekçelerinin verilmesi ile başlamaktadır. Davamızda da basit yargılama usulünün uygulandığı, davalı tarafından bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinin ekinde delil olarak sunulan taraflar arasında olduğu iddia edilen yazışmaların yargılamanın başından beri davalı elinde bulunan delillerden olduğu, davalının basit yargılama usulüne tabi işbu davada tüm delillerini cevap dilekçesi ekinde sunması gerektiği ancak davalı tarafından cevap dilekçesi ekinde bu delillerin sunulmadığı gibi delil dilekçesi ile veya bilirkişi incelemesinden önce ya da sonra da sunulmadığı, davalı tarafından yasal süresinden sonra sunulan bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinin ekindeki celse tarihinden 1 gün önce sunulan söz konusu yazışmaların bu sebeple delil olarak kabulü mümkün görülmemiştir.
Kaldı ki davalı tarafından sunulan yazışmalardaki maillerin çoğunun 2020 yılı :...... ayına ait olduğu ve davamıza konu faturalar ile ilgili olmadığı, :...... ve 03.09.2020 :...... tarihine ait maillere konu ürünlerin davalı tarafından incelemeye sunulmadığı, sonraki maillere konu olan 04.09.2020 tarihli siparişe konu incelemeye sunulan ürünlerde ise herhangi bir ayıp veya eksik teknik bilirkişi tarafından tespit edilemediği gibi davalı tarafından bu ürünlerin de yalnızca 125 top üründen 29 top ürünün incelemeye sunulduğu, 04.09.2020 tarihli faturaya konu ürünlere ilişkin olarak ise davalının sunduğu 08 - 09 - 10 - 14.09.2020 tarihinde atılan maillerde davalının davacıya bu faturaya özgü incelemeye sunulan ürünlere yönelik herhangi bir ayıp ihbar veya bildiriminin bulunmadığı gibi davalının ürünlerin iadesine kabul ettiğine dair bir bildirim veya beyanın da bulunmadığı anlaşılmaktadır. Kaldı ki davalı tarafından ürünlerin istenilen kalınlıkta olmadığı iddiası ayıp olarak ilgili maillerde öne sürülmüş ise de incelemeye sunulan 04.09.2020 tarihli ürünlerin kalınlığına yönelik davalı tarafından sunulan maillerde bir açıklama ve ihbar olmadığı gibi kalınlık yönünden ayıp iddiasının açık ayıp niteliğinde olması nedeniyle ilk muayene ve inceleme ile fark edilebileceği ve davalı tarafından bunun da yerine getirilmediği sabittir.
Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi
:....... Hukuk Dairesi :...... E., :...... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır:
"Somut olayda ise ayıplı bir teslimden söz edilebilir. Davalının satımını üstlendiği malzeme ile teslim edilen malzeme aynı cins ve vasıfta olup sadece teslim edilen malzemenin kalınlığı farklıdır. Malzemenin kullanıldığı yere ilişkin belirli bir tip kaynakla imal edilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Emtiadaki malzeme kalınlığı ilk bakışta fark edilebilecek veya TTK'nın 23. maddesinde belirlenen sürelerden muayene edilerek ihbarı gerekecek bir durumdur. Malzemenin kalınlığı, ilk muayene ile anlaşılacak bir husus olduğundan gizli ayıp niteliğinde olduğu kabul edilemez.
TTK'nın 23/2. maddesi gereğince, satılanın 23/1.c maddesi gereğince iki ile sekiz gün içerisinde muayene yükümlülüğünün yerine getirilerek emtiadaki ayıbın bildirilmemesi nedeniyle, satılanın TBK'nın 223. maddesi gereğince mevcut hâliyle kabul edilmesi gerekmektedir."
Sonuç olarak davaya konu davacı tarafından davalıya kesilen 2 ayrı faturanın davalı tarafından kendi ticari defter ve kayıtlarına işlendiği gibi 6102 sayılı Kanun'un 21/2. Maddesi gereğince davalı tarafından faturalara itiraz ve iade edilmeyerek ürünlerin teslim alındığı, davalının sözleşmeye aykırı ürün teslimi niteliğindeki aluid ifa iddialarını ispatlayamadığı, davalı tarafından incelemeye sunulan az sayıda ürünün fatura içeriğine uyumlu olduğunun bilirkişi tarafından tespit edildiği, davalı tarafından fatura içeriğine yasal süresinde itiraz ve iade edilmeyerek deftere işlenmek suretiyle kesinleşmesi karşısında sözleşme içeriğinin ve talep edilen ürünlerin başka nitelikteki ürünler olduğunu ispat yükünün davalı üzerine geçtiği, davalı tarafından bu iddiasını ispata yarar yazılı belge sunulmadığı, davalı tarafından davacıya sipariş edilen ürünlerin içerik ve özelliklerine dair davalı tarafından yazılı bir sözleşme veya sipariş formu sunulmadığı, davalı tarafından öne sürülen ayıp iddiaları yönünden ise davalının ürünlerde nasıl bir ayıp olduğunu dava aşamasında bildirmediği gibi bilirkişi incelemesi sırasında da davalı vekilinin hazır olduğu ve iddia edilen ayıba yönelik bir açıklama ve nitelendirme yapılmadığı, davalı tarafından ayıp iddiası yönünden muayene ve ihbar külfetlerinin yerine getirildiğine dair hiçbir delil sunulmadığı gibi yasal süresinden sonra sunulan ve davacının muvafakat etmediği yazışmalarda da 04.09.2020 tarihinde üretilen siparişe ilişkin olarak 04.09.2020 tarihinden sonra davalı tarafından davacıya gönderildiği iddia edilen maillerde de davalının incelemeye sunduğu 04.09.2020 üretim tarihli ürünlere yönelik bir ayıp ihbarı ve ihtarının bulunmadığı bu ürünlere yönelik davalının teslim almasından taraflar arasında bir yazışma bulunmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla davalının incelemeye sunduğu ürünlere ilişkin olarak bir ayıp ihbar veya ihtarının bulunduğunun ve davalının muayene ve ihbar külfetini yerine getirdiğinin söylenemeyeceği anlaşılmaktadır.
Sonuç olarak; davacı tarafından davalıya gönderilen ürünlerin davalı tarafından teslim alındığı, davacı tarafından kesilen faturaların davalı tarafından kendi ticari defter ve kayıtlarına işlendiği gibi davalı tarafından 6102 sayılı Kanun'un 21/2. Maddesi kapsamında yasal süresi içerisinde faturalara itiraz da edilmediği, dolayısıyla fatura içeriklerinin davacı lehine kesinleştiği ve aksini ispat yükünün davalı üzerine geçtiği, davalı tarafından fatura içeriklerindeki ürünlerin sipariş edilmediği, sipariş edilen ürünlerin daha farklı olduğuna yönelik iddiasının yazılı belge ile ispatlanması gerektiği buna karşılık davalı tarafından sipariş edilen ve tarafların üzerinde anlaştıkları ürünlerin niteliklerinin daha farklı olduğuna yönelik herhangi bir yazılı delil sunulmadığı, dolayısıyla davalının tarafların anlaşmasından farklı nitelik ve özellikte ürün gönderildiğine yönelik (üzerinde anlaşılandan farklı kalınlık ve ağırlıkta ürün) temelde aluid ifa iddiası içeren savunmasını ispatlayamadığı, bilirkişi incelemesinde ve gümrük evraklarında belirtilen ürün bilgilerinin fatura ile uyumlu olduğunun tespit edildiği, davalı tarafından ayıp iddiasında bulunulmuş ise de ayıp iddiasına yönelik muayene ve ihbar külfetlerinin yerine getirildiği ve sözleşmeden dönülerek davacının iadeyi kabul ettiğine yönelik davalı savunmasının da yazılı belge ile ispatlanamadığı, ayrıca davalı tarafından davaya konu 24.08.2020 tarihli 19.153,15-Euro bedelli faturadaki ürün miktarının 136 top ve net ağırlığının 9792 kg olduğu, 09.09.2020 tarihli 17.604,00-Euro bedelli faturalardaki ürünün ise 125 top ve 9545 kg ağırlığındaki ürünlere ilişkin faturalara yönelik bu iddialar öne sürülmüş ise de davalı tarafından incelemeye yalnızca 04.09.2020 tarihinde üretilen 09.09.2020 tarihli 17.604,00-Euro bedelli faturaya konu ürünlerin yalnızca 29 top ve 2.105,4‬0-kg'lık kısmının incelemeye sunulduğu kalan miktarın ve 24.08.2020 tarihli faturaya konu ürünlerin ise hiç incelemeye sunulmadığı davalının bu yönden de ayıp iddiasını ispatlayamadığı gibi davalının süresinden sonra sunduğu ve davacının delil olarak muvafakat etmediği yazışmalarda da 04.09.2020 üretim tarihli ürünlere ilişkin davalının herhangi bir ayıp ihbar veya ihtarının bulunmadığı gibi davacının da bu ürünlere yönelik kabul ettiği bir ayıbın bulunmadığı davalının bu yönden de ispat yükü üzerine düşen savunmasını ispat edemediği anlaşılmıştır.
Bu bağlamda tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde; davacının sunduğu kayıtlar ve davalının ticari defter ve kayıtlarına göre davaya konu 19.153,15-Euro bedelli ve 17.604,00-Euro bedelli faturaların davalı tarafından ödenmediği sabit olup, davalı tarafından da bu faturaların ödendiğine dair bir savunma sunulmadığı anlaşılmakla davacının alacağını ispatladığı değerlendirilmiş, davacının kayıtları ve davalının ticari defter ve kayıtlarına göre davaya konu 19.153,15-Euro bedelli ve 17.604,00-Euro bedelli faturalar öncesinde taraflar arasındaki açık hesap ilişkisine göre kayıtlar ile sabit olduğu üzere davalının 6.066,46-Euro fazla ödemesinin bulunduğu söz konusu miktarın bu fatura alacaklarından mahsubu gerektiği mahsup neticesinde davacının kayıtlarına göre davalının davacıya borcunun 30.690,69-Euro olduğu anlaşılmakla davacının davasının kısmen kabulü ile 30.690,69-Euro asıl alacak yönünden davalının itirazının iptaline, fazlaya ilişkin itirazın iptali talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.
Davalı tarafından faiz oranına da itiraz edilmiş olup, davalı tarafından daha düşük oranda bir akdi faizin kararlaştırıldığının ispat edilememesine göre 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesine göre işleyecek faiz oranı yönünden de davalının itirazının iptaline karar vermek gerekmiştir.
Takibe konu alacağın faturaya dayalı likit olduğu bu suretle tazminat koşullarının oluştuğu anlaşılmakla itirazın iptaline karar verilen asıl alacağın takip tarihindeki TL karşılığının %20'si oranında hesaplanan 214.378,76-TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine de karar vermek gerekmiştir.
İtirazın iptali talebinin reddine karar verilen asıl alacağın takip tarihindeki TL karşılığının %20'si oranında hesaplanan 42.375,07-TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine de karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM
: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;
1-Davanın KABULÜNE,
Buna göre; davaya konu Bakırköy
:....... İcra Dairesi'nin :...... E. Sayılı takip dosyasında 30.690,69-Euro asıl alacak ve 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesine göre işleyecek faiz oranı yönünden davalının itirazının İPTALİNE, takibin DEVAMINA, fazlaya ilişkin talebin REDDİNE,
2-İtirazın iptaline verilen asıl alacağın takip tarihindeki TL karşılığının %20'si oranında hesaplanan 214.378,76-TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
3-İtirazın iptali talebinin reddine karar verilen asıl takip tarihindeki TL karşılığının %20'si oranında hesaplanan 42.375,07-TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
4-Harçlar Tarifesi uyarınca alınması gereken 102.538,84-TL harçtan peşin alınan 1.013,90-TL harcın mahsubu ile noksan kalan 101.524,94-TL harcın davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,
5-Davacı tarafça yatırılan 1.013,90-TL peşin harç ve 615,40-TL başvurma harcı olmak üzere toplam 1.629,30-TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
-Arabuluculuk sonuç tutanağı tarihi itibariyle yürürlükte bulunan tarifeye göre tahakkuk eden 3.600,00-TL arabuluculuk ücretinin davanın kabul ve red oranı dikkate alındığında 3.005,24-TL'sinin davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, bakiye 594,76-TL'sinin davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
6-Davacı tarafça yapılan 20.360,00-TL yargılama giderinin davanın kabul ve ret oranına göre hesaplanan 16.996,33-TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalan kısmının kendi üzerinde bırakılmasına,
7-Davalı tarafça yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta HÜKÜM KURULMASINA YER OLMADIĞINA,
8-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tayin ve takdir olunan 228.151,34-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
9-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tayin ve takdir olunan 47.531,43-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
10-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının HMK 333.maddesi gereğince kararın kesinleşmesinden sonra talep halinde taraflara iadesine,
11-HMK'nin uygulanmasına dair yönetmeliğin 58/1 maddesi gereğince taraflardan birinin talebi halinde gerekçeli kararın taraflara tebliğine,
Dair; 6100 sayılı HMK.'nun 341. ve devamı maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere tarafların yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. █████/2026
Katip ...
e-imza
Hakim ...
e-imza

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!