Anahtar kelimeler: Atm Bonoya Yenileme Bono Vade Antalya Tanzim Bedelli Birleşen Menfi

T.C.
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ12. HUKUK DAİRESİDOSYA NO
: █████████KARAR NO
: ████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ
: İSTANBUL 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ
: █████/2023NUMARASI
: ████████ Esas ████████ KararBİRLEŞEN DOSYA
: İstanbul 6.ATM ████████ Esas ████████ KararASIL VE BİRLEŞEN DAVADAASIL VE BİRLEŞEN DAVA
: Menfi TespitASIL DAVA TARİHİ
: █████/2022BİRLEŞEN DAVA TARİHİ
:█████/2022İSTİNAF KARAR TARİHİ
: █████/2026Asıl ve birleşen davaların kabulüne ilişkin kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;DAVA
: Asıl davada davacı vekili; Antalya Genel İcra Dairesinin ... esas numaralı (eski Antalya 4. İcra Dairesi ilk esas: ..., yenileme esas: ...) icra dosyasında dayanak 800.000-TL bedelli 08.02.2008 tanzim tarihli ve 24.12.2008 vade tarihli bono olduğunu, davalı tarafından ilgili bonoya istinaden 618.704-TL asıl alacak olmak üzere toplam 618.903,20-TL takip çıkışlı müvekkili ile sair borçlular aleyhine 27.02.2009 tarihinde icra takibi açıldığını, bonoyu imzalayan müvekkili ...'ün 16.04.1993 doğumlu olup bononun tanzim edildiği 08.02.2008 tarihinde 15 yaşını doldurmadığını, müvekkili ...'e atfen atılan imzanın ...'e vekaleten icra dosyası borçlusu ve babası ... ...'ün imzaladığını, bono imzalandığı tarihte reşit olmayan müvekkilinin adına yapılan borçlandırıcı işlemlerin geçerli olabilmesinin, kayyım atanması ve hakim onayına bağlı olduğunu, ancak müvekkili adına kayyım atanmadığını ve yapılan işlemin hakim tarafından onaylanmadığını, müvekkili adına hukuken geçerli bir işlemin söz konusu olmadığını, davalı tarafından 27.02.2009 tarihinde icra takibi başlatılmadan önce 19.02.2009 tarihinde ihtiyati haciz başvurusu yapıldığını, Antalya 1. ATM'nin ████████ D. İş esas -karar numaralı kararı ile "İhtiyati haciz isteğine dayanak yapılan bononun incelenmesinde 4721 TMK nın 336. maddesi gereğince velayet anne ve baba tarafından birlikte kullanılabildiği gibi 345. Maddesi uyarınca çocuğun borç altına sokulması kendisine kayyım atanması ve hakimin onayına bağlı olduğundan, borçlu ... aleyhine açılan ihtiyati haciz talebinin reddine..." karar verildiğini, ihtiyati haciz talebinin reddi kararı ile 19.02.2009 tarihinde müvekkili ...'ün borç altına girmesinin kayyım atanması ve hakim onayına bağlı olduğunun belirtilmesine rağmen, davalı tarafça icra takibi başlatıldığını, hukuken geçerlilik şartını taşımayan borç sebebiyle davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine ve davalı aleyhine en az %20 oranda kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.BİRLEŞEN DAVA
: Birleşen davada davacı vekili asıl davada ki vakıaları tekrar ederek; Antalya Genel İcra Dairesinin ... esas numaralı (eski Antalya 4. İcra Dairesi ilk esas: ..., yenileme ile ...) icra dosyasının dayanağının 800.000-TL miktarlı 08.02.2008 tanzim tarihli ve 24.12.2008 vade tarihli bono olduğunu, davalı tarafından ilgili bonoya istinaden 618.704-TL asıl alacak olmak üzere toplamda 618.903,20-TL takip çıkışlı müvekkili ile sair borçlular aleyhine 27.02.2009 tarihinde icra takibi açıldığını belirterek müvekkili açısından hukuken geçerlilik şartını taşımayan borç sebebiyle davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, davalı aleyhine %20 oranda kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.ASIL VE BİRLEŞEN DAVAYA CEVAP
: Davalı vekili; takip Antalya İcra Dairesinde başlatıldığından takibi yapan icra dairesinin bulunduğu Antalya Asliye Ticaret Mahkemesinin davaya bakmaya yetkili olduğunu, borçlu tarafından icra dairesinin yetkisine itirazda bulunulmadığı için icra dairesinin yetkisinin kesinleştiğini, itiraz edilen hukuki işlemlerin, çocuğun ortağı bulunduğu şirketin ve çocuğun menfaatine yönelik işlemler olduğunu, Medeni Kanun'un mezkur maddesi ile, dava konusu olayda davacının iptalinin talep ettiği işlemler söz konusu yasa maddesindeki korunan menfaate aykırı davranılmadığından, itirazların hukuki mesnetten yoksun olduğunu, davacının █████/2007 tarihli Ticaret Sicili Gazetesi'nden; davacının █████/2007 tarihinden beri icra takip dosyasında borçlu olan şirketin ortağı konumunda olduğunu, şirketin 1170 payının davacıya ait olduğu, davacının annesi ...'ün, kendisi ve reşit olmayan oğlu davacı adına velayeten aval sıfatıyla, dava dışı takip borçlusu davacının babası ... ...'e vekalet verdiğini, dolayısıyla şirketin müvekkili bankadan kredi kullanması sonucunda yapılan hukuki işlemin, şirket ortağı bulunan davacı lehine olduğunu, bu sebeple davacının TMK nın 345. maddesi kapsamında açtığı menfi tespit davasının reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı tarafın, takibe konu bononun imzalandığı tarihte 15 yaşında olduğunu, velayeten annesi tarafından babasına vekalet verilerek her iki velinin de onayı alındığından, takibe konu bononun geçerli olduğunu, ayrıca davacı tarafın 2011 yılında 18 yaşını doldurduğunu, reşit olmasının üzerinden 11 yıl geçtikten ve taraflarınca maaş haczi gönderildikten sonra huzurdaki davayı açmasının, davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla müvekkili bankanın ödeme talebine kadar ehliyetli biri gibi hareket edebilen davacının, borcun ifası istendiğinde takibin kesinleşmesinden 13 yıl sonra ehliyetsizliğini ileri sürerek, ifadan kaçınmaya çalışmasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde bulunduğunu, davanın usulden reddine ve mahkemenin yetkisizliğine, Antalya Mahkemelerinin yetkili olduğuna karar verilmesini, aksi halde davanın reddini, kötüniyetli olan davacı borçlu aleyhine alacağın %20’sinden az olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.İLK DERECE MAHKEME KARARI
: Mahkemece; asıl davada dava konusu 800.000-TL miktarlı 08.02.2008 tanzim tarihli ve 24.12.2008 vade tarihli bono, birleşen davada 800.000-TL miktarlı 08.02.2008 tanzim tarihli ve 24.12.2008 vade tarihli bonolar olduğu, her iki bonoda imzası bulunan davacı ...'ün 16.04.1993 doğumlu olduğu, bonoların tanzim edildiği 08.02.2008 tarihinde 15 yaşını doldurmadığı, bonolar incelendiğinde davacı ...'ün bonoların altında imzası bulunmadığı, ...'e vekaleten icra dosyasındaki diğer borçlu ve aynı zamanda babası ... ...'ün imzası bulunduğu, bonoların tanzim edildiği tarihte henüz reşit olmayan ... adına bonolara kefil/avalist olunması durumunda bundan bono nedeniyle borçlu olan diğer kişilerinde yararlanacağı, bu işlemin onların lehine olacağı, 4721 Sayılı TMK'nun 345. Maddesi gereğince, bonoların imzalandığı tarihte reşit olmayan, çocuk durumunda bulunan ... adına yapılan borçlandırıcı işlemlerin geçerli olabilmesi kendisine kayyım atanması ve hakim onayına bağlı bulunduğu, bonoların tanzim edildiği tarihte reşit olmayan davacı ...'e yapılacak bu borçlandırıcı işlemler nedeniyle kayyım atanmadığı gibi, hakimin onayının da alınmadığı,senetlerde İstanbul Mahkemelerinin yetkili kılındığı,borcun doğumu açısından senet hükümsüz ise de yetki şartını ortadan kaldırmadığı gerekçesiyle davaların kabulüne, davaya konu icra takipleri nedeniyle davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, davacı adına vekaleten babası tarafından işlem yapılması nedeniyle davalı bankanın kötü niyetle hareket ettiği ispat edilemediğinden, davacı tarafın kötü niyet tazminatı taleplerinin reddine karar verilmiştir.EK KARAR
: Mahkemece; █████/2023 tarihli ek karar ile gerekçeli kararın hüküm fıkrasına, 1/4. madde olarak; "Asıl davada, davacı tarafın kötü niyet tazminatının reddine,", 2/4. madde olarak; "Birleşen davada, davacı tarafın kötü niyet tazminatı talebinin reddine," hükümlerinin eklenerek hükmün tamamlanmasına karar verilmiştir.İSTİNAF SEBEBLERİ
: Asıl ve birleşen davada davalı vekili; menfi tespit davasının icra takibini yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde açılması gerektiğini, davacı tarafça icra dairesinin yetkisine süresinde itiraz edilmediğinden menfi tespit davasının Antalya şube adresi veya İstanbul Anadolu Mahkemelerinde açılması gerektiğini, TMK nın 345 maddesinde kayyım atanmasına ve hakim onayına bağlanan işlemler, ana ve baba menfaatine olan işlemlerde çocuk ile üçüncü kişiler arasında yapılacak hukuki işlemler yönünden sınırlı tutulduğunu, huzurdaki davada ise itiraz edilen hukuki işlemlerde, çocuğun hissedarı bulunduğu şirketin ve pek tabi ki, çocuğun menfaatine yönelik işlemler olduğu, Medeni Kanunun mezkur maddesi ile, dava konusu olayda davacının iptalinin talep ettiği işlemler söz konusu yasa maddesindeki korunan menfaate aykırı davranılmadığından, itirazlar hukuki mesnetten yoksun olduğunu, doktrin ve Yüksek Mahkemenin aşağıda belirtilen kararlarında, vasi atanmamış sınırlı ehliyetsizlerde, yasa'da velayet makamı, vesayet makamı gibi değerlendirilmediği, bu nedenle kayyım kararı ve hakim onayı olmaksızın sınırlı ehliyetsizin, kefil veya aval veren sıfatı ile sorumluluk altına girmesi halinde yasalara aykırı davranılmadığından işlemin iptal edilmemesi görüşünde olduklarını, Davacı, 24 ocak 2007 tarihinden beri icra takip dosyasında borçlu olan şirketin hissedarı/ortağı olduğunu, şirketin 1170 paya tekabül eden hissesi davacı ...'e, 1170 paya tekabül eden hissesi davacının annesi ...'e ait olduğu, davacının annesinin, kendisi ve reşit olmayan oğlu davacının adına velayeten aval sıfatıyla, dava dışı takip borçlusu davacının babasına vekalet verdiğini, şirketin müvekkil bankadan kredi kullanması sonucunda yapılan hukuki işlem şirketin ortağı bulunan davacı lehine olduğu, davacı, takibe konu bononun imzalandığı tarihte 15 yaşında olup, velayeten annesi tarafından babasına vekalet verilerek her iki velinin de onayı alındığından takibe konu bononun geçerli olduğunu, 2011 yılında 18 yaşını doldurmuş olup; reşit olmasının üzerinden 11 yıl geçtikten sonra dava açması, davayı kabul anlamına gelmemek kaydı ile, müvekkil bankanın ödeme talebine kadar ehliyetli biri gibi hareket edebilen davacının borcun ifası istendiğinde takibin kesinleşmesinden 13 yıl sonra ehliyetsizliğini ileri sürerek, ifadan kaçınmaya çalışmasının TMK'nın 2. maddesi uyarınca hakkın kötüye kullanılması niteliğinde bulunduğu, davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan kararın yapılacak olan istinaf incelemesi sonucunda kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.2-Asıl ve birleşen davada davacı vekili; icra takibi açılmadan önce 20.02.2009 tarihinde Antalya 1. ATM nin ████████ D. İş Esas, ████████ D. İş Karar no'lu ihtiyat-i haciz kararında "bononun incelenmesinde 4721 sayılı 336.maddesi gereğine velayet anne ve baba tarafından birlikte kullanılabildiği gibi 345.maddesi uyarınca çocuğun borç altına sokulması kendisine kayyım atanması ve hakimin onayına bağlı olduğundan borçlu ... aleyhine açılan ihtiyat-i haciz talebinin reddine" karar verildiğini, açıkça icra takibine dayanak borçlandırıcı işlemin hukuken geçerlilik şartlarını taşımadığına ilişkin mahkeme kararına rağmen davalı banka tarafından 02.03.2009 tarihinde müvekkil aleyhine icra takibi başlatılıp senelerdir süregeldiğini ileri sürerek kötüniyet tazminatı talebinin reddine ilişkin kısmın kaldırılarak davacı yararına kötüniyet tazminatın hükmedilmesini talep etmiştir.GEREKÇE
: Dava icra takibinden sonra açılan menfi tesbit istemine ilişkindir.İİKnın 72 maddesinde "Menfi tesbit ve istirdat davaları, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabileceği gibi, davalının yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir." şeklinde olduğu, icra takibinde icra dairesinin yetkisine itiraz edilmemesi mahkemenin yetkisine bir etkisi bulunmamaktadır. Davacı ve diğer senet borçluları hakkında kambiyo senedine dayalı takiplere dayanak bonolarda İstanbul mahkemelerinin yetkili kılındığı, senetler borcun doğumu bakımından hükümsüz kabul edilse de, bonolarda yazılı yetki kaydı avalist davacıyı ve davalıyı bağlayıcı olduğu, kıymetli evrakın yetkili yerlerde takip yapılmak üzere bölünemeyeceği, davacının velileri tarafından yapılan yetki sözleşmesinin geçerli olduğundan davalı vekilinin mahkemenin yetkisine ilişkin istinaf nedeni yerinde değildir.İcra takiplerine dayanak bonoların tanzim tarihlerinde davacının reşit bulunmadığı, davacının asıl kredi borçlusu şirketin ortağı bulunduğu ve diğer ortakların annesi babası olduğu, davacının annesinin velisi sıfatıyla davacı ve kendi adına kambiyo senedi düzenleme yetkisi ile verdiği vekaletname ile bonoyu davacı adına vekaleten babasının aval olarak imzaladığı, lehtarı davalı banka olan bonoların tanzim edildiği hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. İstinaf incelemesi bakımından uyuşmazlık konusu küçük adına yapılan borçlandırıcı işlemin davacı küçük bakımından geçerli olup 4721 Sayılı TMK'nun 345. maddesi gereğince, bonoların imzalandığı tarihte reşit olmayan, aynı zamanda şirket ortağı bulunan anne babasının da şirket ortağı ve yöneticisi olan şirket adına kullanılan kredi nedeniyle davalı bankaya verdiği bonoya davacı küçük adına da aval verildiği anlaşılmakla davacının adına verilen avalin geçerli olupolmadığı, bu işlemin küçüğün yararına olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.TMK'nın "Çocuk ile ana ve baba arasındaki hukukî işlemler" başlıklı 345 maddesinde "-Çocuk ile ana veya baba arasında ya da ana ve babanın menfaatine olarak çocuk ile üçüncü kişi arasında yapılacak bir hukukî işlemle çocuğun borç altına girebilmesi, bir kayyımın katılmasına ve hâkimin onayına bağlıdır." hükmünü haizdir. Kanun hükmünden anlaşılacağı üzere, doğrudan ana ve babanın menfaatine olan işlemlerde, davacı/çocuğun borç altına girebilmesi için, kayyım'ın ilgili hukuki işleme iştirak etmesi ve hakim onayı'nın gerektiği yasada yer aldığı, davacı/çocuğun hissedarı bulunduğu bir şirket hakkında, yine şirketin menfaati ve pek tabi davacı kendi menfaatini temin etmek için, hissedarı bulunduğu şirketin borçlarına aval vermesi / borç altına girmesi halinde, yasa'da tanımlanan şekliyle, ana ve babasının menfaatine hukuki işlem yapılmadığı davalı tarafça savunulmaktadır.TMKnın 345.maddesinde çocuk ile anne ve babası arasındaki hukuki işlemlerde uygulanacak esaslar belirtilmiştir. Buna göre; çocuk ile anne baba arasında ya da anne babanın menfaatine olarak çocuk ile üçüncü kişi arasında yapılacak bir hukuki işlemle çocuğun borç altına girebilmesi, bir kayyımın katılmasına ve hâkimin onayına bağlıdır. İkinci durumda ise veli çocuğun yasal temsilcisi olarak üçüncü kişi ile çocuğu borçlandırıcı işlem yapılmakta ancak çocuğu borç altına sokan bu işlemden, yasal temsilci sıfatı ile hareket eden veli yarar sağlamaktadır. Velinin sağlayacağı yararın doğrudan olması gerekmediği gibi işlemden bir kısım yarar sağlaması yeterlidir. Yukarıda anlatıldığı gibi velayet sahibi çocuk ile velisi, velisinin vekili ya da üçüncü kişi arasında yapılacak sözleşmede çocuk borçlu, veli alacaklı ya da menfaat sahibi ise velinin temsil yetkisi ortadan kalkmış olacaktır. Eğer veli ile çocuk arasındaki işlemde ya da velinin temsilci sıfatı ile üçüncü kişiyle yapılan sözleşme çocuğa her hangi bir borç yüklememekle beraber sadece çocuğun menfaatine ise işlem kayyım tayin edilmeksizin geçerlidir. Ancak bu tür bir işlem çocuğun yararına olsa bile, çocuğa borç yüklüyorsa yine TMK nın 345 maddesi hükmü kapsamında sayılır. Çocuk ile çocuğu adına temsilci sıfatıyla hareket eden velinin, yapılacak bir işlemde menfaatlerinin çatışması durumunda, çocuğun menfaatlerinin tehlikeye düşebilmesi, velinin kendi çıkarlarının çocuğun çıkarlarından üstün tutabilmesi ihtimaline binaen çocuğun menfaatlerinin koruması için velisinin temsil yetkisi kalkar, çocuğa işlemi gerçekleştirmek üzere kayyım tayin edilir. Söz konusu işlemi kayyım olarak tayin edilen kişi çocuk adına gerçekleştirir ve işlem hâkimin onayı ile geçerlilik kazanır. (Velinin velayetten doğan hak görev ve yetkileri ,İkbal Bozkurt,Yüksek Lisans Tezi s;183,184)Açıklandığı üzere; somut olayda davacının anne-babasının yönetiminde olan şirket lehine kullandırılan kredide çocuğun yararı bulunduğu kabul edilse dahi velisi anne babanın da menfaat sahibi olduğu; şirkete kullandırılan krediden dolaylı olarak menfaat elde ettikleri ,menfaatlerinin çatıştığı, kendi çıkarlarını çocuğun çıkarından üstün tutma ihtimalleri olduğundan çocuğu temsilen kayyım atanması yapılmadan ve hakim tarafından onaylanmayan işlemin yok hükmünde olduğu ve reşit olduğu tarihden uzun zaman geçtikten sonra ileri sürülmesinin iyiniyet kurallarına aykırı kabul edilemeyeceğinden davalı vekilinin asıl ve birleşen davaya yönelik istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Asıl ve birleşen davada ;davacı vekili davalı bankanın ihtiyati haciz başvurusunun mahkemece TMK nın 345.maddesi uyarınca red edildiği halde takip başlatılması nedeniyle davalı bankanın kötüniyetli olduğunun ispatlandığını ileri sürmekte ise de ; küçük çocuğun velisi tarafından imzalanan kambiyo senedi ile borçlanıp borçlanmayacağı hususu bir hukuki ihtilafa neden olmuş ise de ;davalının takipde kötüniyetli olduğunu kabule yeterli değildir.Davalı takipde haksız ise de kötüniyetli olduğunu kabule yarar yeterli delil olmadığından davacı vekilinin karara ilişkin istinaf nedeni yerinde görülmemiştir.Açıklanan nedenlerle, istinaf nedenleri yerinde olmayan taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.HÜKÜM
:Yukarıda açıklanan nedenlerle:Taraf vekillerinin asıl ve birleşen davaya yönelik istinaf başvurularının ayrı ayrı HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,Asıl ve birleşen dava yönünden alınması gereken 1.464-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 539,70-TL harcın mahsubu ile kalan 924,30-TL harcın asıl ve birleşen davada davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,Asıl ve birleşen dava yönünden alınması gereken 76.470,15-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 19.048,32-TL harcın mahsubu ile kalan 57.421,83-TL harcın asıl ve birleşen davada davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,Davacı ve davalı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına,Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine,HMK 'nun 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. █████/2026