Anahtar kelimeler: Çanakkale Tekirdağ Caddesi Eşine Apartmanı Sattığını Bina Tapuda Eşi Zamanda

MAHKEMESİ : Tekirdağ Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI
: ████████ E., ████████ K.İLK DERECE MAHKEMESİ
: Çanakkale 2. Asliye Hukuk MahkemesiSAYISI
: ████████ E., ████████ K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVADavacı vekili dava dilekçesinde; davalılardan ...'ın mülkiyeti diğer davalı ve aynı zamanda ...'ın eşi olan ... adına tapuda kayıtlı olan ... ili, ... ilçesi, ... ... Mahallesi 2 31... parsel sayılı ... .... Mahallesi ... Caddesi ... Apartmanı Bina No:16 Daire No:11 .../... adresindeki bağımsız bölüm niteliğinde olan taşınmazı 18.09.2023 tarihinde eşine vekâleten davacıya sattığını, davalının satış aşamasında kendisine bir ay müsaade edilmesini ve sattığı taşınmazı boşaltacağını söylediğini, davacının davalıyı defalarca telefonla uyarılarda bulunduğunu ancak aradan geçen uzunca bir süreye rağmen taşınmazı boşaltıp davacıya teslim etmediğini, davacı tarafından ... Noterliğinin 13... tarihli ihtarnamesinin davalıya gönderildiğini, davalı tarafından iş bu ihtarnamenin tebliğinden imtina edildiğini, davalıların haksız işgali devam ettiği için davalıların kira sözleşmesi ve hukuki hiç bir hakkı olmamasına rağmen, davacının taşınmazına haksız ve hukuka aykırı bir şekilde tecavüzde bulunduğunu, taşınmaza vaki müdahalelerinin men'ine, davalıların taşınmazdan tahliyesine ve taşınmazın boş olarak müvekkiline teslimine, davalının haksız işgali nedeniyle Ekim 2023 ayından başlamak üzere belirsiz alacak olarak şimdilik 5.000.00 TL ecrimisil bedelinin davalının müştereken ve müteselsilen yasal faizi ile birlikte tahsil edilerek tarafına ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.II. CEVAPDavalı ... vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın satış sürecinde davacının eşi ile davalı ...'ın kendi aralarında sözlü şekilde anlaşarak taşınmazın bedelinden çok az bir miktarda satılmasını da göz önünde bulundurarak karşılıklı güvene dayalı bir anlaşma yaptıklarını, anlaşmaya göre davalı tarafların Kanada vize başvuru sonuçları belli oluncaya kadar ilgili taşınmazda oturmaya devam edeceklerini, davacı taraf ve eşinin vize başvuru sonuçlarının uzun sürebileceğini bilerek anlaşmaya vardıklarını, müvekkilinin başvuru sürecinin halen devam ettiğini, davalının 12... günü Whatsapp kanalıyla ulaşan mesaja kadar herhangi bir şekilde bu sürecin sonlanacağına dair uyarılmadığını; davalının, davacı tarafından 25 Aralık 2023 tarihinde davacının kendi telefonundan bir arama aldığını ve avukat olduğunu iddia eden bir kişi tarafından ısrarlı bir biçimde hukuki sürecin başlayacağına dair uyarıldığını, davalı ve davacı tarafın anlaşmış olduğu üzere söz konusu taşınmazın vize işlemlerinin sonuçlandığı gibi boşaltılacağını, bu sebeple haksız işgale dayalı açılan davanın aslında haksız işgale dayanmadığını, davacı tarafından her ne kadar ihtarname çekildiği ve davalı tarafından teslim alındığı iddia edilse de söz konusu tebliğ edilen ihtarnamenin davalıyı ilgilendirmemekte olup, sehven posta memurunun yaptığı bir hata sonucu farklı bir isme tebliğ edilmesi gerekirken davalıya teslim edildiğini, 13... tarihli ihtarnamenin davalıya hiç ulaşmadığını; davalının bu durumdan herhangi bir bilgisi olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve numarası belirtilen kararı ile davalıların, dava konusu 2 31... parsel sayılı taşınmazda bulunan 11 numaralı bağımsız bölümdeki haksız işgali nedeniyle hesaplanan toplam 28.000,00 TL ecrimisil bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine, müdahalenin önlenmesi ve tahliye talebi bakımından konusuz kalan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.IV. İSTİNAFİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davacı vekilinin harç ve vekalet ücretine yönelik istinaf talebinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm tesisi ile davanın kısmen kabulü, kısmen karar verilmesine yer olmadığına, davalıların, dava konusu 2 31... parsel 11 numaralı bağımsız bölümdeki haksız işgali nedeniyle hesaplanan toplam 28.000,00 TL ecrimisil bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine, müdahalenin önlenmesi ve tahliye talebi bakımından konusuz kalan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.V. TEMYİZA. Temyiz SebepleriBölge Adliye Mahkemesin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde;1. Davanın açılmasına davalının sebep olmadığını,2. Davacı ve davalılar arasındaki sözlü şekilde yapılan anlaşmanın vize çıkış tarihi baz alınarak yapıldığını,3. Davacı taraf, davalı müvekkiline bir kez mesaj attığını ancak o mesajda da anlaşmaya varmaya çalışmadığının çok belli olduğunu, cevap dilekçesinde ilgili yazışmaları dosyaya sunduklarını, sonrasında ise davacı tarafın avukatının davalı müvekkilini arayıp hukuki sürecin başladığını söylediğini, davalıların her zaman anlaşma odaklı olmaya çalıştığını ve en başta yapılan sözleşmeye sadık kaldıklarını, yapılan anlaşmaya uymayıp, uzlaşmacı tavırdan uzak olanın davacı olduğunu, hal böyle iken yargılamaaşamasına geçildiğini, ancak en başta yapılan anlaşmanın da sonucu olarak davalıların vize işlemleri sonuçlanınca dava konusu taşınmazı yargılama devam ederken boşalttıklarını, huzurdaki davanın el atmanın önlenmesi ve tahliye bakımından konusuz kalacağı daha dava açılırken belliyken, davalıların bu hususta kusurlu ve haksız sayılması hukuka uygun olmadığını açıkladıkları nedenlerle fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile;4. Müdahalenin önlenmesi ve tahliye talebi bakımından davanın konusuz kalması sebebiyle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair verilen karar ve neticesinde davacı lehine hükmedilen vekalet ücretinin hatalı olduğunu,5. Davanın açıldığı tarihteki haklılık durumunun yanlış değerlendirildiğini belirterek Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın bozulması gerektiğini ileri sürmektedir.B. Değerlendirme ve GerekçeDava, mülkiyet hakkına dayalı men'i müdahale, tahliye ve ecrimisil istemlerine ilişkindir.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı ... vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.VI. KARARAçıklanan sebeplerle;Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,20.02.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğu ile karar verildi.K A R Ş I O Y1. Uyuşmazlık, mülkiyet hakkına dayalı men'i müdahale, tahliye ve ecrimisil istemlerine ilişkindir.2. İlk Derece Mahkemesince (İDM) davanın kabulüne, toplam 28.000,00 TL ecrimisil bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine, el atmanın önlenmesi ve tahliye yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince (BAM) davalı ... vekilinin istinaf talebi reddine, davacı vekilinin istinaf talebinin kabul edilerek İDM kararının kaldırılmasına, esas hakkında yeniden hüküm kurulmuş ve davanın kısmen kabul kısmen karar verilmesine yer olmadığına, toplam 28.000,00 ecrimisil bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine hükmedilmiş, Dairemizin Sayın Çoğunluğunca da anılan hüküm onanmıştır.3. Sayın Çoğunluk ile aramızda oluşan uyuşmazlık müdahalenin men'i davası yönünden esas alınması gereken dava değerinin ne olduğu, bir başka ifadeyle söz konusu davanın taşınmazın aynına ilişkin bir dava olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Sayın Çoğunluk müdahalenin men'i davalarının tümünün kategorik olarak taşınmazın aynına ilişkin dava olduğunu ve bu davalar yönünden 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 16. maddesi uyarınca taşınmazın değeri üzerinden nispi harca ve vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini benimsemektedir. Kanaatimizce ise müdahalenin men'i davalarının tamamının kategorik olarak taşınmazın aynına ilişkin dava olarak kabul edilmesi doğru olmayıp taraflar arasındaki ihtilafın niteliğine göre davanın taşınmazın aynına ilişkin olup olmadığının saptanması gerekmektedir. Aşağıda bu görüşün dayanağı açıklanmaya çalışılacaktır.4. 492 sayılı Kanun'un "Değer" başlıklı 16. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır. Müdahelenin men'i, tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda gayrimenkulün değeri nazara alınır."5. Buna göre gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda harcın gayrimenkulün değeri nazara alınarak belirleneceği açıktır. Bir başka ifadeyle anılan hükümle taşınmazın değerinin esas alınacağı davalar tek tek sayılmak suretiyle değil bazı örnekler verilmek suretiyle ama nihai kertede temel kıstas gayrimenkulün aynına taalluk eden dava olarak belirlenmiştir. Burada dikkat edilecek husus hükümde müdahalenin men'i davası bir belirleyeci kriter olarak değil belirleyici kriter olan taşınmazın aynına ilişkin dava esasının bir örneği olarak gösterilmiştir.6. Gerçekten de müdahalenin men'i davalarının önemli bir kısmına bakıldığında davacı taraf mülkiyet hakkına dayanmakta karşı taraf davalı da taşınmazda davacının değil kendisinin mülkiyet hakkının bulunduğunu, davacının mülkiyet kaydının yolsuz veya hukuka aykırı olarak oluştuğu yönünde ihtilaf çıkarmaktadır. Bu çerçevede bu nevi müdahalenin men'i davalarının taşınmazın aynına ilişkin olduğu hususunda hiçbir kuşku bulunmamaktadır.7. Ancak el atma davalarının tamamı bu niteliğe sahip olmayıp bazılarında davacı taraf mülkiyet hakkına dayanmakta iken davalı taraf kira ilişkisi vb. şahsi hakka dayanmakta, bu bağlamda taşınmazın mülkiyetinin davacıya ait olduğunu davalı da kabul etmektedir. Sadece kira, davacı gayrimenkul sahibinin taşınmazı belli bir süre kullanmasına rıza göstermesi ve benzeri gibi bir şahsi hakka dayanarak taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisinin bulunduğunu ileri sürmektedir. Bu ikinci örnekte taraflar arasında taşınmazın mülkiyeti üzerinde bir ihtilafın bulunmadığı çok açıktır. Bir başka ifadeyle taşınmazın kime ait olduğu hususunda taraflar arasında bir uyuşmazlık dolayısıyla bir dava bulunmamaktadır. Bu nedenle bu davaların da taşınmazın aynına ilişkin kabul edillerek harç ve vekâlet ücretinin taşınmazın toplam değeri üzerinden hesaplanmasının, tarafların mülkiyet hakkını ölçüsüz biçimde ihlal etmesi söz konusu olacağı gibi bunun gerek hakkaniyetle ve gerekse de mevzuatımızın bu konuyla ilgili genel sistemiyle/mantığıyla bağdaştırılması mümkün olmayan sonuçlar doğurabileceği değerlendirilmektedir.8. Bu çerçevede örneğin taşınmazın değerinin çok yüksek olduğu ancak bir yıllık kira ücretinin nispeten çok daha az olduğu ve fakat davalının taşınmazın mülkiyeti üzerinde bir hak iddia etmediği sadece kira sözleşmesine dayanarak bir yıllık kullanım açısından taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisinin bulunduğunu iddia ettiği ve davanın da kira sözleşmesinin geçerli olup olmadığı noktasında ele alındığı müdahalenin men'i davalarında davalının haksız çıkması durumunda taşınmazın değeri üzerinden harç ve vekâlet ücretine mahkûm edilmesinin davalının uğrayabileceği fahiş maddi kayıplar nedeniyle mülkiyet hakkı açısından ciddi bir mağduriyete maruz kalacağı tartışmasızdır.9. Keza davalının taşınmazın aynı üzerinde hiçbir hak iddiasında bulunmazken davayı davalının kazanması hâlinde davalının taşınmazın tamamı üzerinden vekâlet ücreti almaya hak kazanması da aynı derecede hakkaniyet duygusunu zedeleyecektir.10. Dolayısıyla anılan hükümde kastedilen "dava"nın "ihtilaf konusu uyuşmazlık" olarak anlaşılması gerektiği, bu çerçevede iki tarafın da taşınmazın mülkiyetinin davacıya ait olduğunu benimsediği, dolayısıyla taşınmazın mülkiyeti konusunda aralarında uyuşmazlığın/ihtilafın bulunmadığı davalarda dava konusunun taşınmazın aynına müteallik olmadığının kabul edilmesi gerekir. Söz konusu Kanun maddesinin de yorum yapmaya elverişli olması karşısında kanun koyucunun buradaki muradının sadece taşınmazın aynına ilişkin olan davalara yönelik müdahalenin men'i davasına örnek göstermek olduğu, yoksa taşınmazın aynının ihtilaflı olmadığı müdahalenin men'i davalarında ihtilaf konusu ne ise onun dava değeri olarak belirlenmesini, bu çerçevede örneğin kira ilişkisinin bulunduğu durumlarda ecrimisil bedeli üzerinden harç ve vekâlet ücretine hükmedilmesini amaçladığı söylenebilir.11. Dolayısıyla bu anlayışla anılan kanun hükmü yorumlandığında kategorik olarak tüm müdahalenin men'i davalarının değil, sadece taşınmazın aynına ilişkin olan müdahalenin men'i davalarında taşınmazın değerinin harca ve vekâlet ücretine esas alınması gerektiği değerlendirilmektedir. Aksi takdirde çözdüğü uyuşmazlığın niteliğine göre harç alan devletin aslında ihtilaflı olmayan ve devletin yargı yetkisini kullanan mahkemenin çözmediği bir hususta harç alınması gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır ki bunun gerek hukukla gerekse de sistemin mantığıyla bağdaştırılması mümkün değildir.12. Öte yandan 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'nun "Mülkiyet Hakkının İçeriği" başlıklı 683. maddesinde yer alan "Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir." biçimindeki hüküm de yukarıdaki yorumun yapılmasını engellememektedir. Zira ifade edildiği üzere el atmanın önlenmesi davalarının çok önemli bir bölümü, davanın iki tarafının da gayrimenkulün mülkiyetini ihtilaf konusu ettiği davalardan oluşmaktadır. Dolayısıyla bu hükümde geçen el atmanın önlenmesi kavramı da kategorik olarak tüm el atmanın önlenmesi davalarının taşınmazın aynına ilişkin olduğu sonucuna gidilmesini gerektirmemektedir.13. Belirtmek gerekir ki 492 sayılı Kanun'un 16. maddesinde belirtilen dava kavramı taraflar arasındaki uyuşmazlık veya ihtilaf olarak kabul edilmesi gereken bir kavram olup neyin dava olduğuna sadece davacının dayandığı hakka göre karar vermek doğru olmayacaktır. Burada esas alınması gereken taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu olmalıdır. Yoksa taraflar arasında ihtilaf veya uyuşmazlık bulunmayan konularda bir davanın bulunduğunu söylemek makul olmayacaktır. Bu bağlamda bir örnek vermek gerekirse kira tespit ve tahliye davalarında da davacı taraf çoğu zaman mülkiyet hakkına dayanmaktadır. Bir başka ifadeyle davacı taşınmazın mâliki olduğu hâlde davalının taşınmazı haksız bir şekilde elinde bulundurduğunu iddia etmektedir. Davanın davacının dayandığı hakka göre nitelendirilmesi gerektiği kabul edildiğinde tahliye davalarının da taşınmazın aynına ilişkin dava olarak kabul edilmesi gerekir ki bunun gerek teoride gerekse Yargıtay uygulamasında böyle görülmediği ve görülmemesi gerektiği açıktır.14. Bir an için anılan hükmün önerdiğimiz şekilde yorumlanamayacağının kabul edilmesi durumunda dahi bu tür davalarda taşınmazın toplam değeri üzerinden harç ve vekâlet ücreti hesaplanmasının yine de hukuken mümkün olmaması gerektiği düşünülmektedir. Zira hükmün bu şekilde anlaşılmasının zorunlu olduğunun kabulü hâlinde de söz konusu hükmün Anayasa'ya aykırı olduğunun dikkate alınması gerekmektedir. Bu çerçevede taşınmazın aynına ilişkin bir ihtilaf bulunmadığı hâlde davanın taşınmazın aynına ilişkin olduğu kabul edilerek tarafları makul olmayan ve fahiş sayılabilecek parasal yükümlülükler altına sokmanın mülkiyet hakkını açıkça ihlal edeceğinin değerlendirilmesi ve bu durumda söz konusu hükmün anılan haksızlığa yol açmayacak biçimde yeniden düzenlenmesi sağlamak üzere Anayasa Mahkemesine somut norm denetimi yoluyla itiraz başvurusunda bulunulması gerektiği değerlendirilmektedir.15. Dava konusu olay bu çerçevede ele alındığında davacının davada mülkiyet hakkına dayanırken davalının taşınmazda davacının önceden verilmiş muvafakatine dayalı oturduğunu savunduğu, bu yönüyle davalının mülkiyet iddiasında bulunmadığı, uyuşmazlığın taşınmazın aynına ilişkin değil taraflar arasında davacının muvafakatine dayalı bir izinle oturulup oturulmadığı noktasında toplandığı anlaşılmaktadır. Buna göre müdahalenin men'i davası yönünden dava değerinin yoksun kalınan kullanım dönemine ait bedel üzerinden hesaplanması gerektiği düşünülmektedir.16. Açıklanan nedenlerle BAM kararının harç ve vekâlet yönünden bozulması veya Sayın Heyet Kanun'un lafzının yoruma elverişli olmadığının kabul etmekte ise Anayasa Mahkemesine itiraz başvurusunda bulunulması yönünde karar alınması gerekirken Sayın Çoğunluğun aksi yönündeki düzeltilerek onama kararına iştirak edilememiştir.