Anahtar kelimeler: Tehditvari Radar Wwwcom Köşe Yönetilen Operatörü Satımdan Yazının İmtiyaz Sitesinde

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
4. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO
: █████████
KARAR NO
: █████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
: BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ
: █████/2024
NUMARASI
: ████████ Esas - ████████ Karar
DAVANIN KONUSU
: Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ
: █████/2026
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353. maddesi gereğince dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
Davacı vekili dava dilekçesinde; Davalı ...Ticaret Ltd. Şti.'nin imtiyaz sahibi olduğu www...com internet sitesinde 06.06.2023 tarihinde yayınlanan "radar operatörü" isimli köşe yazısındaki; müvekkillerine yönetilen iddialar tamamen gerçek dışı, ağır hakaret içeren, tehditvari ve iftira nitelik taşıyan yazı içerdiği sebebi ile müvekkillerinin kişilik haklarının ağır surette ihlal edildiğini, söz konusu yazının müvekkillinin ve şirket çalışanları hakkında kamuoyunda manipülasyon ve algı yaratarak gerek grup şirketlerinin yönetim kurulu başkan yardımcısı olan Sn. Meltem Demirören'in kişilik haklarını, gerekse müvekkil şirketin ticari itibarını zedelemeye yönelik olduğunu, müvekkillerinin gerçeğe aykırı, yalan beyan ve iftiralarla karalanarak zan altında bırakıldığını, ağır hakaret içeren ve iftira niteliğindeki işbu iddialarla, müvekkillerin kişilik haklarının ve ticari itibarının zedelenmeye çalışıldığını, davalı www...com isimli internet sitesinde yayınlanan yazıda; "tarafsız ve kaynağından doğru haber" ilkesine aykırı olarak, kaleme alınan işbu yazının haber değeri dahi taşımadığını, kamuyu bilgilendirme amacından saparak, "ağır hakaretler içeren, yalan, iftira ve tehditvari" ifadelere yer verildiğini, üstelik bu da geniş kitlelere kolaylıkla ulaşabilme fırsat ve imkanı dahilinde yapılarak; Müvekkilimizin şeref ve haysiyeti, iş insanı olarak ticari itibarı zedelenmeye ve en temel haklarına ciddi anlamda zarar verilmeye çalışıldığını beyanla internet üzerinden yayınlanan haberler yoluyla müvekkillerinin kişilik haklarına yapılan saldırı sebebiyle haklı davamızın kabulüne, her bir müvekkili adına ayrı ayrı 0,03 Kuruş tutarında manevi tazminatın haksız fiilin ilk başladığı tarih olan 06.06.2023 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalı yandan tahsili ile taraflarına ödenmesine https://www....-com/...-...-makale-2130798 URL adresinde yayınlanan yazının yayınlanmasının durdurulmasını talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; Müvekkili şirketin, basın ile ilgili bilgiler ve sektörel özel bilgileri yayınlayan bir site olduğunu, takipçilerinin bu konuları öğrenmek isteyen sektör çalışanları ve ilgililer olduğunu, bahsi geçen haberlerde, hiçbir ifade hiçbir eylemin hukuka aykırı olmadığı gibi eleştiri sınırları dışına çıkılmadığını, müvekkilinin yaptığı iş gereği ülke gündemini meşgul eden güncel ve kritik konularda kamuoyunu bilgilendirmek, bilinçlendirmeye ve düşündürmeye yönelik günlük haberler yapmak, konuları yorumlamak, eleştiri ve farklı düşünceleri kamuoyu ile paylaşmak hem işi hem görevi olduunu, medyanın amacının da halkı muğlak konularda düşündürmek ve eldeki bulgularla bilgilendirmek olduğunun aşikar olduğunu, müvekkili şirketin basın kuruluşu olduğunu ve bilindiği üzere bir basın kuruluşunun asıl gayesi araştırmak, düşünmek ve düşündüklerini ifade özgürlüğünün vermiş olduğu sınırlar içinde dile getirmek olduğunu, ifade etmek gerekir ki kamu ilgisi ve yararına haiz anlatılmak istenen olay ve tenkit edilmek istenen durumla, haberde kullanılan ifadeler arasında düşünsel bağ bulunmadığını, haberlerde anlatılan olayların, tamamıyla hukuka uygun şekilde anlatıldığını, bu yönüyle dava konusu yayının hukuka aykırı unsurları barındırmadığını, müvekkilinin mesleki vazifesini yerine getirdiğini, gerek basın özgürlüğünün gerekse hem Anayasanın hem de uluslararası pek çok sözleşmenin asli unsuru olan düşünce ifade özgürlüğünün vermiş olduğu yetkiyle hareket ederek, gündemde yer tutan bu mühim konu hakkında davacı tarafı tenkit ettiğini, davacı tarafın, dava konusu haberlerin her ne kadar kişilik haklarını ihlal eden, aşağılayıcı, küçük düşürücü ifadeler içerdiği iddia edilse de haberlerde bahsi geçen konuyu yansıtan, konu ile uyumlu bulunan haber başlıklarının sırf dikkat çekici ve ilgi uyandırıcı şekilde hazırlanmış olması, yayının hukuka aykırı kılınmasını gerektirmediğini, müvekkilinin, bir basın organı olarak mesleki vazifesini yerine getirdiğini, yurtiçinde ve yurtdışında bulunan bütün medya kuruluşlarının yaptığı gibi güncel ve kamuoyunun tamamını ilgilendiren konu hakkında haberler yaptığını, bir haberin kamuoyuna en hızlı şekilde aktarılması sağlanırken diğer taraftan da en etkileyici ve okuyucuyu habere yönlendirici şekilde verilmesinin bir zorunluluk olduğunu, haberin toplum üzerinde yaratacağı etki ve okunurluğunun sağlanmasının, hem başlığının hem de içeriğinin veriliş şekliyle yakından ilgili olup bu sebeple yayının ilgi çekici bir şekilde yapılmasının hukuka uygun görülmekte olduğunu beyanla açılan davanın reddini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince; "...Somut olayın değerlendirilmesinde ise, davalıya ait internet sitesinde yayınlanan makalede kullanılan ...'te büyük vurgun, işin içinde kimler var, uyuyan güzeli nasıl uyuttular başlıklı haberin içeriğinde iş kaynaklı ilişkilere yer verildiği, makale içeriğinde yer alan ifadelerin de TTK m.55 anlamında haksız rekabet teşkil ettiğinin düşünülemeyeceği, haber başlığının ve içeriğinin sektörel değerlendirme niteliğinde olduğu, haber başlığının ve içeriğinin davalının manevi kişiliğine zarar verecek nitelikte olmadığı ve TTK 55 ve TTK 56/1-e maddelerine göre haksız rekabet teşkil etmediği, davacı tarafın kişilik haklarını zedelemediği anlaşılmakla açılan davanın reddine karar vermek gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıda belirtildiği şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Açılan davanın reddine,
Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT gereğince takdir olunan 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,..." karar verilmiştir.
Verilen karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Manevi tazminat koşullarının oluştuğunu, davaya konu yazı içerik itibariyle Türk Ticaret Kanunu gereğince haksız rekabet hükümlerine aykırılık teşkil ettiğini, mahkemece 0,03 kuruşluk dava değeri dikkate alınmadan davalı vekili lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olması sebebiyle kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
:
İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dava; Basın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir.
Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu sebeple ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır.
Anayasanın 90. maddesinin son fıkrası ise; “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi sebebiyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” hükmünü içermektedir. Bu durumda, mahkemelerce önlerine gelen uyuşmazlıklarda usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar ile iç hukukun birlikte yorumlanması ve uygulanması gerekmektedir.
Hâl böyle olunca, Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde (AİHS) konunun nasıl düzenlendiğinin ve Sözleşme'nin uygulanmasını sağlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının incelenmesi yerinde olacaktır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “İfade Özgürlüğü” başlıklı 10. maddesinin birinci fıkrası; “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.” hükmünü içermekte olup hangi hâllerde ifade özgürlüğünün sınırlandırılabileceği de aynı maddenin ikinci fıkrasında düzenlenmiştir.
İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun en önemli temellerinden birisi olup, toplumsal ilerlemenin ve her bireyin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. AİHS'nin 10. maddesinin ikinci fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerlidir. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olmaz (Handyside, parag. 49, başvuru no: ███████, 07.12.1976). AİHS'nin 10. maddesinde benimsenen ifade özgürlüğü bu şekilde olmakla birlikte, yine de dar bir yorum gerektiren istisnalar içermektedir ve bu hakkı kısıtlama ihtiyacının ikna edici bir biçimde ortaya konması gerekmektedir (Pakdemirli/Türkiye kararı, başvuru no: ████████, 22 Şubat 2005).
İfade özgürlüğü geniş bir şekilde yorumlanmakta ise de, sınırsız olmadığı da Sözleşme’nin 10. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilmiştir. Burada çözülmesi gereken temel sorun ifade özgürlüğü ile kişilik haklarına yönelik saldırı arasındaki sınırın hangi ölçütlere göre saptanacağıdır.
AİHM önüne gelen uyuşmazlıklarda yapılan müdahalenin ifade özgürlüğünü ihlal edip etmediğini aşağıdaki kriterleri uygulayarak tespit etmektedir:
1. Müdahalelerin yasayla öngörülmesi
:
AİHM, Sözleşme’nin 10. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “yasayla öngörülme” ifadesinin, ilk olarak, itiraz konusunun iç hukukta bir dayanağı olması gerektiğini hatırlatır. Ancak söz konusu ifade hukuki normların ilgili kişinin erişiminde olmasını, sonuçlarının öngörülebilmesini ve hukukun üstünlüğü ilkesine uygun olmasını gerektiren kanun niteliğine de atıfta bulunmaktadır (Association Ekin/Fransa, başvuru no: ████████; Ürper ve diğerleri/Türkiye kararı, başvuru no: ████████, ████████, ████████, ████████, ████████, ████████, ████████, ████████ ve ████████, 20 Ekim 2009).
2. Müdahalelerin meşru bir amaç izleyip izlemediği konusu:
Sözleşme’nin 10/2. maddesine göre, “… bu özgürlüklerin kullanılması, demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
Görüldüğü üzere yasayla düzenlemek şartıyla ve “başkalarının şöhret ve haklarının korunması” amacıyla ifade özgürlüğünün sınırlandırılabileceği kabul edilmekte olup sınırlama haklı olsa bile, bu kez sınırlamanın orantılılığı gündeme gelecektir (bkz. sınırlamanın orantısızlığı konusunda Pakdemirli/Türkiye kararı). Kişilik hakkının korunması ile ifade özgürlüğü arasındaki dengeyi iyi sağlamak gerekmektedir. Özellikle siyasetçilerin ve devlet görevlilerinin kişilik hakları ve şöhretleri söz konusu olduğunda bu dengede ifade özgürlüğünün ağır bastığı konusunda kuşku yoktur. Diğer bir deyişle, terazide bir yanda siyasetçilerin ve devlet görevlilerinin “kişilik hakları”, diğer yanda “ifade özgürlüğü” bulunduğu durumlarda, tercihin daha çok ifade özgürlüğünden yana kullanıldığı söylenebilir (Doğru, O., Nalbant, A; İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Açıklama ve Önemli Kararlar, C. 2, Ankara 2013, s. 232).
3. Müdahalelerin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı konusu:
AİHM, ifade özgürlüğünün, demokratik bir toplumun temel yapılarından birini oluşturduğu ve toplumun gelişimi ve bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşullarından biri olduğunu hatırlatır (Lingens/Avusturya, başvuru no: ███████, 08 Temmuz 1986). İfade özgürlüğü istisnalara tabi olsa da, bu istisnalar dar bir biçimde yorumlanmalı ve sınırlama sebebi ikna edici bir biçimde ortaya konmalıdır (Observer ve Guardian/Birleşik Krallık, A Serisi no: 216, başvuru no: ████████, 26.11.1991).
Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 25.04.2018 tarihli ve 2017/4-1320 E., ████████ K.; 30.05.2018 tarihli ve 2017/4-1470 E., █████████ K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
Basın özgürlüğü ise ifade özgürlüğünün en önemli unsurlarından birisidir. AİHM basın ile ilgili kararlarında ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumun esaslı temellerinden birisini oluşturduğuna değinildikten sonra basına tanınması gereken güvencelerin özel bir öneme sahip bulunduğu belirtilmektedir. Basın ve diğer medya organlarının ifade özgürlüğü kamuoyuna yöneticilerin görüş ve davranışlarını tanıtmak ve yargılamak için en iyi araçlardan birisini sunmaktadır. Basına siyasal arenada ve kamunun ilgilendiği diğer alanlarda tartışma konusu olan bilgi ve görüşleri iletme görevi düşer. Basının bu görevi, kamuoyunun da bilgi ve görüşleri alma hakkı ile tanımlanır (Handyside/Birleşik Krallık, 7 Aralık 1976, Başvuru No: ███████, 49, Centro Europa 7 S.R.L. And Dı Stefano/İtalya, Başvuru No: ████████, 131).
Bu açıklamalardan sonra, denilebilir ki, basın özgürlüğünün kişilik haklarına üstün tutulabilmesi için haberin gerçeğe uygun olması, gerçeğe uygun yayımın haber niteliği taşıması, gerçeğe uygun haberlerin verilmesinde nesnel (objektif) ölçütlere uyulması, haberin veriliş biçimi yönünden özle biçim arasında ölçülülük bulunması gerekir. Bir yayımın hukuka uygun olduğunun kabul edilebilmesi ancak açıklanan bütün bu koşulların birlikte varlığı halinde mümkündür. Yapılan bir yayım bu temel ilkelerden herhangi birine ters düşüyorsa hukuka aykırılık unsuru gerçekleşmiş olacaktır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.06.2015 tarihli ve 2014/4-33 E., █████████ K., 08.05.2013 tarihli ve 2012/4-1162 E., ████████ K.sayılı kararları).
Önemle vurgulanmalıdır ki yayımlanmasında kamu yararı bulunan, gerçek ve güncel bir haberin veya eleştirinin, özle biçim arasında denge kurulmak suretiyle verildiği durumlarda manevi tazminat sorumluluğunun temel öğesi olan “hukuka aykırılık” gerçekleşmeyeceğinden basının sorumluluğu da söz konusu olamaz.
Basın objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle olay ve konu ile ilgili olan, görünen, bilinen her şeyi araştırma, inceleme ve olayları o anda belirlenen biçimi ile değerlendirme, yayma ve yayınlama yetki ve sorumluluğuna sahip olmakla birlikte, haberin verilişi sırasında özle biçim arasındaki dengenin bozulmaması gerekir.
Öte yandan haberde gerekli, yararlı ve ilgili olmayan nitelemeler ve yorumlar yapıldığı, haberin içeriğine uygun düşmeyen, tahrik edici, kamuoyunda husumet ve kuşku yaratıcı, güveni zedeleyici bir üslubun kullanıldığı durumlarda, özle biçim arasındaki denge bozulmuş sayılır. Bu da hukuka aykırılığın varlığını kabule imkan sağlar.
Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu sebeple ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Ne var ki, basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Haklar ve Ödevler bölümünde yer alan ve gerekse 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) 24 ve 25. maddelerinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması yasal bir zorunluluk ve hukuki gerekliliktir.
Yine, basının manevi tazminat sorumluluğunun doğması 818 sayılı Borçlar Kanununun 49. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 58) maddesindeki koşulların gerçekleşmiş olmasına bağlıdır.
Tüm bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler ışığında dava konusu köşe yazısı bir bütün olarak değerlendirildiğinde, kamuoyunu bilgilendirmeye yönelik eleştirel mahiyette olduğu, güncel olan konuların gazetecilik tekniği gereği okuyucunun ilgisini çekmesi için çarpıcı başlıklara yer verilerek iddia kapsamında aktarılmış olduğu, kullanılan ifadelerin hakaret niteliği taşımadığı, özle biçim arasındaki dengenin korunduğu, davacının kişilik haklarına ve ticari itibarına saldırının hedeflenmediği, dava konusu haberde kullanılan ifadelerin basın ve ifade özgürlüğü kapsamında kaldığı anlaşılmakla bu husustaki davacı vekilinin istinaf taleplerinin reddine karar verilmesi gerekmiştir.
Vekalet ücreti yönünden yapılan incelemede;
Karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT'nin 10. maddesi "Manevi tazminat davalarında avukatlık ücreti, hüküm altına alınan miktar üzerinden bu tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir." 13/2 maddesi ise; "Ancak, hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez." şeklindedir. Mahkemece, dava değerine göre davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde maktu vekalet ücretine karar verilmesi isabetsiz olup, davacı vekilinin bu husustaki istinaf talebinin kabulü gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan hususlar gereğince davacı vekilinin istinaf talebinin kısmen kabulüne ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/2. maddesi gereğince kaldırılmasına ancak bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, davanın reddine, davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT gereğince takdir olunan 0,03 kuruş vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesi yönünde yeniden karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM
: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜ ile; Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ████████ Esas ████████ Karar sayılı █████/2024 günlü kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden bu kapsamda;
2-Davacı tarafından davalı aleyhine açılan manevi tazminat davasının REDDİNE,
3- İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;
3/a-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL maktu istinaf karar ve ilam harcı ile 2.002,00 TL başvurma harcının davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,
3/b-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,
3/c-Davalı tarafça yapılan 60,80 TL yargılama giderinin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine,
3/d-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10. ve 13/(2). maddelerine göre 0,03 (kuruş) TL nispi vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine,
4- İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;
4/a-İstinaf talebi kabul edildiğinden davacı tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,
4/b-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,
4/c-İstinaf incelemesi duruşmasız yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,
5-6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise kalan gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,
6-Karar tebliği ve harç tahsil müzekkeri düzenlenmesi Dairemizce yapılmasına, harç ve avans iadesi işlemleri ile 6100 Sayılı HMK'nın 302/5. maddesi gereği kanun yollarından geçmek suretiyle kesinleşen kararların kesinleşme kaydı ile kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, █████/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. █████/2026

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!