Anahtar kelimeler: Şiketin Paket İstemli Sinai Sigara Alanda Faydalandığını Tanınmış Karıştırabileceğini Uluslararası

T.C.
İSTANBUL1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİESAS NO
: ████████ EsasKARAR NO
: ████████DAVA
: Marka (Maddi Tazminat İstemli)DAVA TARİHİ
: █████/2019KARAR TARİHİ
: █████/2026Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Maddi Tazminat İstemli) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:İDDİA
: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı şirket, kendisine ait "..." markalarının Türkiye'de ve uluslararası alanda tescilli ve tanınmış markalar olduğu Davalı şiketin "..." ibaresini ve benzer sigara paket tasarımlarını kullanarak marka hakkına tecavüz ettiği ve haksız rekabete neden olduğunu, davacı, taraf tüketicilerin ürünleri karıştırabileceğini, davalının kendi marka itibarından haksız şekilde faydalandığını ve daha önce de davalı hakkında benzer yönde mahkeme kararı bulunduğunu bu nedenle marka kullanımının durdurulması, ürünlere ilişkin tedbir uygulanması ile 10.000 TL maddi ve 25.000 TL manevi tazminata hükmedilmesi talep etmiştir,SAVUNMA; Davalı vekili davaya cevap dilekçesinde özetle; Davacıya ait "..." markaları ile müvekkiline "..." markasının benzer olmadığını, özellikle "..." harfinin markayı ayırt edici hale getirdiğini markaların yazı tipi, logo, renk ve genel görünüm bakımından farklı olduğu, bu nedenle tüketicilerin markaları karıştırmasının mümkün olmadığı sigara tüketicilerinin bilinçli ve dikkatli tüketici kitlesi olduğu, ürünleri seçerken marka farklılıklarını anlayabileceklerini. Ayrıca tarafların aynı piyasayı paylaşamadığı davacının markasının Türkiye 'de tanınmış marka olmadığı ve uzun süre sessiz kalınması nedeniyle davacının hak kaybına uğradığını marka tecavüzü ve haksız rekabet bulunmadığını, davacının zararının ispatlayamadığını ihtiyati tedbir ve haciz şartlarının oluşmadığını önceki dosyanın henüz kesinleşmediğini savunularak davanın tamamen reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesini talep etmiştir.İlgile yerlere müzekkereler yazılmış, cevabi yazılar dosya arasını alınmıştır.Dosya kapsamında müteaddit kez kök ve ek raporlar alınmış, taraflara tebliğ edilerek beyan ve itirazları dosya arasına alınmıştır.Davacı vekilince talep arttırım dilekçesi sunulmuş, harç ikmali yapıldığı anlaşılmıştır.DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE
:Dava konusu uyuşmalığın, marka tecavüzü ve haksız rekabete dayalı kesinleşmiş mahkeme kararı kapsamında maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.Davalı taraf her ne kadar, markaların benzemediği, iltibas olmadığı ve sessiz kalma yolu ile hak kaybı gibi bir takım savunma argümanlarına dayanmış ise de, bahsi geçen savunmaların ancak marka hükümsüzlüğü ve tecavüz davaları kapsamında ele alınıp değerlendirilebileceği, iş bu davanın tazminat davası olduğu, davanın dayanağının ise mahkememizin... esas sayılı dava dosyası olup, ilgili mahkemece verilen kararın kesinleştiği, kesinleşen mahkeme kararı ile davalı yanın marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet eylemlerini gerçekleştirdiği sabit hale gelmiş olup, kesinleşmiş mahkeme kararına aykırılık teşkil eden davalı savunmaları yerinde bulunmamıştır.Yukarıda da tespit edildiği üzere marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet eylemlerinin kesinleşmiş mahkeme kararı ile sabit hale geldiği, bu durumda kesinleşen mahkeme kararı kapsamında mütecaviz eylemler sebebi ile davacı yanın maddi ve manevi tazminat için taleplerinde haklı olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.Marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet eylemlerinin gerçekleşmesi tek başına davacının maddi tazminat için hak sahibi olabilmesi için yeterli değildir.Maddi tazminat için kusur ve zarar şartının oluşması ve illiyet bağının kurulması gerekmektedir.Kesinleşen mahkeme kararı ile davalı yanın kusurlu olduğu ve tecavüz eylemlerini gerçekleştirdiği sabittir. Ancak salt kusur faktörünün yeterli olmadığı aynı zamanda davalı yanın kesinleşen mahkeme kararı ile tespit edilen ve yapması artık yasaklanan mütecaviz eylemleri sebebi ile davacı yanın maddi zararının oluşup oluşmadığının tespit edilmesi gerekmektedir. Her dava açıldığı tarih itibari ile değerlendirilmesi gerekmekte olup bu kapsamda davacının dava tarihi itibari ile davalı yanın mütecaviz eylemleri sebebi ile maddi zararının bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir.Somut olay incelendiğinde, dosya kapsamına alınan bilirkişi raporları, toplanılan deliller ve kesinleşen dava dosyası içerisinde bulunan deliler incelendiğinde;Dosya kapsamına alınan 21.12.2021 tarihli anılan raporda "Buna karşılık dosya içeriğindeki belgeler arasında davalı tarafın Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu'nun düzenlediği, davalıya ait "..." markalı sigara mamullerinin piyasaya arzına yönelik uygunluk belgeleri (... tarihli ... Piyasaya Arz Uygunluk Belgeleri) ve davalı tarafın "..." markalı sigara ürünlerini piyasaya arz edeceği tarihin 01.02.2017 olduğunu gösteren ...'ye hitaben yazılmış 22.01.2017 tarihli yazı bulunmasına rağmen, davacı tarafından benzer nitelikte belgelerin (ruhsat, izin, piyasaya arz uygunluk belgesi vs. belgelerin), faturaların, ticari defter kayıtlarının, Türkiye'de yapılan reklam, promosyon vb. ticari evrakın dosyaya sunulmadığı anlaşılmaktadır." ifadesi ile de sabit olduğu üzere davacı markanın aynı piyasaya arz dahi edilmediği, nitekim dosya kapsamına alınan █████/2020 tarihli raporda da davacı dayanak ürününün yasal olarak Türkiye'de piyasaya sürmediği, davalının da aynı ürünü davacının ülkesi ya da davacının satışa sunduğu 3. Ülkelere ihraç etmediği hususunun sabit olduğu, nitekim davacı tarafça davacı ürününün ülkemiz içeresinde piyasaya sürüldüğü yönünde bir beyanı olmadığı gibi alınan raporlarda "davacı ürününün ülkemiz nezdinde yasal olarak piyasaya sürülmediği" ve" taraf ürünlerinin aynı pazarı paylaşmadıkları" yönündeki tespitlere ilişkin davacı yanca aksini ispatlayacak mahiyette bir itiraz ve delil sunulamamış davacı vekili bu yöndeki tespitlere karşı " davacı markasının kullanımının zorunlu olmadığı" şeklinde savunma getirmiş olup, nitekim █████/2026 tarihli dilekçede davacı vekili "Hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemek üzere belirtmek isteriz ki, SMK m.151/2 hükmü, yoksun kalınan kazancın hesaplanmasında hak sahibine seçimlik usuller tanımaktadır. Bu bentler arasında yer alan (b) bendi, “tecavüz edenin elde ettiği net kazanç” yöntemidir. Kanun metninde, bu yöntemin uygulanmasını “marka sahibinin fiilen kullanımına” bağlayan bir şart yer almamaktadır. Davalının ileri sürdüğü şekilde, kanunda bulunmayan bir koşulun yorumla ihdas edilmesi mümkün değildir." şeklinde beyanda bulunmuştur.SMK 150. Maddesinde "Sınai mülkiyet hakkına tecavüz sayılan fiilleri işleyen kişiler, hak sahibinin zararını tazmin etmekle yükümlüdür." şeklinde ifade edilen madde ve tazminat hukukunun mantığı kapsamında öncelikle bir zarar olduğunun, miktarının ve bu zararın tazminat talep ettiği kişinin hukuka aykırı eylemleri ile illiyet bağının bulunduğunun davacı tarafından ispatı gerekmektedir.Yukarıda da belirtildiği gibi SMK 150 gereği maddi tazminat için muhakkak maddi zarar unsurunun ortaya çıkması gerekmektedir.SMK 151/1 maddesinde hak sahibinin uğradığı zararın fiili kayıp ve yoksun kalının kazancı kapsadığı açıklanmış, 151/2 maddesinde yoksun kalınan kazanç kapsamında seçimlik haklar belirlenmiş olup, davacı vekili 151/2 maddesi kapsamında b maddesine dayalı olarak seçimlik hakkını kullanmıştır.Yapılan incelemede davacı ürünlerinin ülkemizde piyasaya sürülmediği hususu sabit olup, bu durumda ülkesellik ilkesi gereği davalı yanın ülkemiz nezdinde gerçekleşen eylemler sebebi ile davacı yanın fiili zararının ve yoksun kalınan kazancının bulunmadığı, bir an için ülkemiz dışında olan ülkelerde husule gelen tecavüz eylemleri kapsamında davacının uğrayacağı fiili zarar ve yoksun kalınan kazancın da maddi tazminatta esas alınması gerektiği durumda dahi yukarıda usul ve yasaya uygun olarak tespiti yapılan özeti geçen bilirkişi raporlarından da anlaşılacağı üzere davacı dayanak ürününün yasal olarak Türkiye'de piyasaya sürmediği, davalının da aynı ürünü davacının ülkesi ya da davacının satışa sunduğu 3. Ülkelere ihraç etmediği, dolayısı ile taraf ürünlerinin aynı piyasayı paylaşmamaları sebebi ile maddi zararın oluşmadığı tartışmasız olup, husule gelen tecavüz eylemleri sebebi ile davacı aleyhine fiili zarar ve yoksun kalınan bir kazancın oluşmadığı izahtan varestedir.Davacı vekili SMK 151/2 maddesi kapsamında b maddesi gereği seçimlik hakkını "tecavüz edenin elde ettiği net kazanca göre" istemiş, en son alınan rapor ile de bu kapsamda hesaplama yapılmış ise de, tecavüz edenin elde ettiği net kazanç yöntemi SMK 151/2. Maddesindeki yoksun kalınan kazanca dair seçimlik bir hesaplama yöntemi olup, davacı yanın tecavüz edenin elde ettiği net kazanç kapsamında hesaplanan miktar üzerinden tazminata hak kazanması için evvela yoksun kalınan kazancının bulunması yani yukarıda ayrıntısı ile ele alındığı üzere davacı uhdesinde bir zararın oluşması gerekmektedir. Davacı yanın tecavüz eylemleri kapsamında fiili bir zararı ve yoksun kaldığı kazancı olmadığına göre tecavüz edenin elde ettiği net kazanç üzerinden belirlenen tazminata hak kazanması mümkün değildir.Yukarıda anılı sebep ve gerekçeler ışığında maddi tazminat talebinin reddi yönünde aşağıdaki gibi karar verilmiştir.Davacı vekilinin bir diğer talebi manevi tazminata ilişkin olup, yukarıda da açıklandığı üzere kesinleşen mahkeme kararı ile davalı yanın marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet eylemini gerçekleştirdiği, kusurlu olduğu sabit olup her ne kadar yukarıda yapılan tespitler ışığında davacı yanın maddi zararının oluşmadığı saptansa da maddi ve manevi zararların ayrı kavramlar olduğu. Manevi tazminat için maddi zararın oluşmasına gerek olmadığı, husule gelen tecavüz eyleminin manevi zarar için yeterli olduğu ancak davacı yanın maddi zararının bulunmamasının manevi tazminat miktarının tayininde davalı lehine değerlendirilecek bir veri olduğu anlaşılmakla, tecavüz kapsamındaki kesinleşmiş mahkeme kararı, dosyaya yansıyan deliller, saptanan vakıalar ve tarafların sosyal ve ekonomik durumu nazara alınarak 12.500,00 TL manevi tazminat uygun bulunmuş, davacı vekilinin dava dilekçesinde manevi tazminata ilişkin talebinde faiz başlangıç tarihini bildirmediği bu durumda başlangıç tarihinin dava tarihi olarak esas alınması gerektiği, davacı vekili her ne kadar talep arttırım dilekçesi ile bu defa manevi tazminat için faiz başlangıç tarihinin zararın oluştuğu tarih olarak belirtmiş ise de, faiz başlangıç tarihine dair değişikliğin maddi tazminata ilişkin dava değerinin yükseltilmesi amacı için yapılan talep arttırım dilekçesi ile değil ancak ıslah işlemi ile yapılacağı, buna dair ıslah işleminin de olmadığı görülmekle faiz başlangıcı için dava tarihi esas alınmış, anılı sebeplerle Manevi tazminat istemli davanın kısmen kabul kısmen reddi ile 12.500,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine dair aşağıdaki gibi hüküm tesis edilmiştir.Davacı vekili her ne kadar dava dilekçesi ile bir kısım taşınır ve taşınmazlar üzerinde ihtiyati tedbir konulmasını talep etmiş ise de ihtiyati tedbir kararının ancak dava konusu üzerinden verilebileceği, davacının araç ve taşınmazlarının dava konusu olmadığı anlaşılmakla ihtiyati tedbir talebinin reddi yönünde aşağıdaki gibi karar verilmiştir.HÜKÜM
:1-Açılan davanın kısmen kabul kısmen reddi ile;-Maddi tazminat istemli davanın reddine,-Manevi tazminat istemli davanın kısmen kabul kısmen reddi ile 12.500,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine,-İhtiyati tedbir isteminin REDDİNE,2-Kabul değeri üzerinden davalı yandan alınması gereken 853,87 TL karar ve ilam harcının, 597,72 TL peşin harç ile 6.410,58 TL tamamlama harcının toplamı olan 7.008,30 TL'den mahsubu ile fazla yatırılan 6.154, 43 TL harcın kararın kesinleşmesi ile talep halinde davacıya iadesine, davalı yandan karar ve ilam harcı olarak alınması gerekmesine rağmen davacının yatırdığı harçlardan karşılanan 853,87 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine,3-Davacı tarafça yapılan başvurma harcı, posta, tebligat ve bilirkişi masraflarından oluşan toplam 6.590,60 TL yargılama giderinin kabul ve ret oranları nazara alınarak takdiren( maddi ve manevi tazminat istemli iki dava var olup, maddi tazminat isteminin tamamı ret, manevi tazminat davasının ise yarısı kabul edilmiş ise de Anayasa Mahkemesinin ███████ esas sayılı dava dosyasında manevi tazminata ilişkin verdiği karar nazara alınarak manevi tazminat davası yargılama giderleri yönünden tam kabul edilmiş gibi baz alınmış, bu durumda iki davadan biri ret olduğundan yargılama gideri yarı yarıya paylaşılmıştır) yarısı olan 3.295,30 TL olan kısmının davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,4-Davalı tarafça yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden manevi tazminatın kabule konu kısmı üzerinden hesaplanan 12.500,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine,6-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihindeki tarife gereğince hesaplanan 55.000,00 TL vekalet ücretinin( maddi tazminata ilişkin hesaplanan vekalet ücreti maktu vekaletin üstünde ise de AAÜT 13/4 maddesi gereği maktu vekalet ücreti takdir edilmiştir) davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,7-Anayasa Mahkemesi'nin ███████ esas sayılı dosyada vermiş olduğu karar gereği manevi tazminatın reddine konu olan kısım yönünden davalı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,8-Arta kalan gider ve delil avansının kararın kesinleşmesi ile yatıran tarafa iadesine,Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı tarafın yokluğunda gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde İSTİNAF yasa yolu açık olmak üzere karar verildi. █████/2026Katip¸e-imzalıdırHakim¸e-imzalıdır