Anahtar kelimeler: Kılma Görüşü Bursa Kişiyi Direnme İstemlerinin Hürriyetinden Edenlerin Öldürme Suçlar

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI
: ████████ E., █████████ K.SUÇLAR
: Nitelikli kasten öldürme, kişiyi hürriyetinden yoksun kılmaKARAR
: DirenmeTEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ
: Temyiz başvurularının esastan reddi ile hükümlerin onanmasıBozma üzerine kurulan Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 13.05.2024 tarihli ve ████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararı ile Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 28.11.2023 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı bozma kararına karşı direnme kararı verilerek, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 307/4. maddesi uyarınca Dairemize gönderildiği belirlenmekle;Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen direnme kararının; 5271 sayılı Kanun’un 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenlerin direnme kararını temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.Sanıklar müdafilerinin duruşmalı inceleme taleplerinin, 7079 sayılı Kanun’un 94. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanunun 299/1. maddesi gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:I. HUKUKÎ SÜREÇ1. Bozma üzerine kurulan Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 30.01.2023 tarihli ve █████████ Esas, ████████ Karar sayılı kararının sanıklar müdafileri tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 28.11.2023 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı ilâmı ile ''haksız tahrikin varlığı" nedeniyle bozulmasına ve dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.2. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 13.05.2024 tarihli ve ████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararı ile 5271 sayılı Kanun’un 307/4. maddesi uyarınca önceki hükümde direnilmesine ve sanıklar hakkında :a. Maktul ...'a yönelik nitelikli kasten öldürme suçlarından, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 82/1-a ve 53/1. maddeleri uyarınca ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına,b. Maktul ...'a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından, 5237 sayılı Kanun'un 109/2, 109/3-a-b ve 53/1. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 6 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına, karar verilmiştir.II. TEMYİZ SEBEPLERİ1. Katılanlar vekilinin temyiz sebepleri özetle; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan üst hadden cezalar tayin edilmesi gerektiğine, ilişkindir.2. Sanık ... müdafilerinin temyiz sebepleri özetle; gerekçeye, eksik incelemeye, mahkûmiyete yeterli delil bulunmadığına, tasarlayarak öldürme suçunun unsurlarının oluşmadığına, alt hadden ceza tayin edilmesi gerektiğine, haksız tahrikin varlığına, cezadan takdire bağlı indirim yapılması gerektiğine, ilişkindir.3. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle; gerekçeye, eksik incelemeye, mahkûmiyete yeterli delil bulunmadığına, tasarlayarak öldürme suçunun unsurlarının oluşmadığına, alt hadden ceza tayin edilmesi gerektiğine, haksız tahrikin varlığına, cezadan takdire bağlı indirim yapılması gerektiğine, ilişkindir.III. GEREKÇEDosya kapsamına göre; sanık ... ile temyiz dışı mağdur ...'nın 16 yıl boyunca aynı evde karı-koca hayatı yaşadıkları, bu birliktelikten sanık ... ile birlikte 4 müşterek çocuklarının olduğu, yakın çevre ve akrabaları tarafından da evli olarak bilindikleri, mağdurun aynı apartmanda ikamet eden gönül ilişkisi yaşadığı maktul ... ile birlikte olay tarihinden 9 ay kadar evvel ...'ya kaçmasının ve bu durumun da duyulmasının ardından sanık ...'in ve ...'nin tanık beyanlarından anlaşıldığı üzere bulundukları yerden taşınmak zorunda kaldıkları, mağdurun, ... ile birlikte olabilmek için sanık ...'in çocukları diğer sanık ...'nin de kardeşleri olan reşit olmayan üç çocuğu bırakması, maktulün de evli olarak bilinen aynı apartmanda yaşadığı mağdur ile kaçması nazara alındığında her ne kadar Türk Medeni Kanunu'nun 185. maddesi gereğince sadakat yükümlülüğü sadece eşe karşı mevcut olup diğer aile bireylerine karşı böyle bir yükümlülük mevcut değil ise de; mağdur ve maktulden kaynaklanan haksızlık içeren davranışların ulaştığı boyut da dikkate alınarak tüm eylemler yönünden sanıklar Mehmet ve ... yönünden asgari oranda 5237 sayılı Kanun'un 29. maddesinde düzenlenen "haksız tahrik" hükmünün uygulanması gerektiğinin düşünülmemesi hukuka aykırı bulunmakla, direnme kararı yerinde görülmemiştir.IV. KARARGerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle direnme kararı yerinde görülmediğinden, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 28.11.2023 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı bozma kararının Tebliğname'ye aykırı olarak, başkan ... ve üye ...'in karşı oyları ve oy çokluğuyla DÜZELTİLMESİNE YER OLMADIĞINA,Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 307/4. maddesi gereğince direnme kararını incelemek üzere Yargıtay Ceza Genel Kuruluna GÖNDERİLMESİNE,30.03.2026 tarihinde karar verildi.K A R Ş I O YYargıtay Birinci Ceza Dairesinin █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararının çoğunluk görüşüne, sanıklar ... ve ...’in maktul ...’a karşı gerçekleştirdikleri nitelikli kasten öldürme ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından kurulan hükümlerde 5237 sayılı Kanun’un 29. maddesinin birinci fıkrası uyarınca haksız tahrik indirimi yapılması gerektiğine ilişkin bozma düşüncesine aşağıda açıklamaya çalışacağımız gerekçeyle katılmamaktayız.5237 sayılı Kanun’un "Haksız Tahrik" başlıklı 29. maddesinin birinci fıkrası uyarınca haksız tahrik hükümlerinin uygulanabilmesi için öncelikle tahriki oluşturan ve mağdurdan/maktulden kaynaklanan haksız bir fiil olmalıdır. Mahkemenin kabulüne göre; 1966 doğumlu olan sanık ...’in tanık ... ile resmi nikâh kıyarak evlendiği, 1999 yılında tanık ... ile birlikteliği devam ederken 1981 doğumlu mağdur ... ... ile dini nikâh kıyarak birlikte yaşamaya başladığı, beyanlara göre mağdur ...’dan dört çocuğunun olduğu, nüfus kaydında bu çocukların annesinin tanık ... olarak gösterildiği, adli rapor içeriğinden müşterek çocuklarından birinin sanık ... olduğu sabittir. Mağdur ... ile sanık ...’in müşterek çocukları ile birlikte ... ili ... ilçesinde ikamet ederken mağdurun, 1996 doğumlu maktul ... ile gönül ilişkisi yaşaması üzerine 2018 yılı içerisinde birlikte kaçarak dini nikâh kıydıkları, ... isimli fabrikada işe giren maktul ile mağdur ...’nın ... İli ... İlçesinde ev kiralayarak birlikte yaşamaya başladıkları anlaşılmıştır. Dosya içeriğinden sanık ... ile oğlu sanık ...’nin tasarlayarak maktul ...’ı öldürdükleri, mağdur ...’yı ise tasarlayarak öldürmeye teşebbüs ettikleri hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Çoğunluk görüşü ile uyuşamadığımız nokta maktul ...’a karşı gerçekleştirilen eylemlerde haksız tahrikin koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği hususudur.Mahkemece, “Birlikte yaşadığı kişiden ayrılmak isteyen resmi nikâhı bulunmayan kadının yapacağı iş dosya konusu olayda olduğu gibi yaşadığı şehri değiştirmek ve birlikte yaşadığı kişi ile paylaştığı evi terk etmek olacaktır. Aksi düşünce resmî evlilik yaşamayan kadının ömrü boyunca nikâhsız yaşadığı kişi ile yaşamaya mecbur olduğu sonucunun doğurur ki bu eşitlik ilkelerine aykırı olur. Çünkü resmî evli olan çiftlerin boşanmak ile ayrı yaşamayı hak ettikleri bilinen gerçektir. Yani resmî evli olmayan dini nikâhlı ya da gayri resmi birliktelik yaşayan eşlerin nasıl ayrılık kararı alacakları örfen veya kanunen belirlenmiş değildir. Bütün bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde müştekinin maktul ile birlikte kaçması ve imam nikâhı ile yaşadığı diğer kişiyi terk etmesi haksız tahrik olarak nitelendirilemez.” gerekçesiyle sanıklar lehine haksız tahrik indirimi uygulanmamıştır.Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu 2017/5 Esas 2018/7 Karar sayılı kararında evlilik birliği devam ederken eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü kişiye karşı manevi tazminat isteminde bulunulamayacağına karar vermiştir. Yargıtay anılan karar ile resmi nikâh akdi yaparak evlenen kişilerin eşlerine karşı sadakat yükümlülüğü bulunduğu, sadakat yükümlülüğüne uymayan eşin maddi ve manevi tazminat yükümlülüğü altında olduğu, sadakat yükümlülüğüne aykırı hareket eden eş ile evli olmasına rağmen ilişki içinde bulunan üçüncü kişiye ise maddi veya manevi tazminat davası açılamayacağını kararlaştırmıştır. İçtihadı Birleştirme Kararları hukukumuzda kanun ile eşdeğerdir.Somut olayda; tanık ... ile evli olan sanık ..., bu evlilik devam etmesine rağmen mağdur ... ile dini nikâh kıyarak birlikte yaşamaya başlamıştır. Mağdur ... bu birliktelik sürerken sanık ...’in kendisine şiddet uygulaması üzerine komşusu olan maktul ... ile duygusal bir ilişki kurmuştur. Bir süre sonra maktul ... ve mağdur ... müşterek bir yaşam kurmak için anlaşmış ve birlikte kaçarak dini nikâhla evlenmişlerdir. Gerek sanık ... gerekse maktul ... mağdur ... ile resmî nikâh yapmamış, her ikisi de dini nikâha dayalı bir birliktelik yaşamışlardır. Kaldıki sanık ... zaten resmi nikâhlı olduğundan mağdur ... ile resmen evlenmesi de mümkün değildir. Maktul ...’ın ise mağdur ... ile resmen evlenmesine engel bir durum bulunmamaktadır. (Kaldıki mağdur ... suç tarihinden sonra da 22.07.2019 tarihinde sanık ...’ten başka biriyle evlenmiş ve bir çocuksahibi olmuştur.) Bu çerçevede maktul ...’dan kaynaklanan ve sanıklar Mehmet ve ...’ye yönelen hukuk kuralları ile korunan hiçbir haksız davranış bulunmamaktadır. Resmî eş yönünden dahi aldatma fiiline katıldığı için üçüncü kişiye karşı tazminat davası açılması kabul edilmezken, gayrı resmi bir birlikteliğin bozulduğu gerekçesiyle kurulan yeni birlikteliğin hukuken haksızlık olarak değerlendirilmesi kanaatimizce mümkün görülmediğinden, sanıklar ... ve ...’in maktul ...’a karşı gerçekleştirdikleri nitelikli kasten öldürme ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından kurulan hükümlerde 5237 sayılı Kanun’un 29. maddesinin birinci fıkrası uyarınca haksız tahrik indirimi yapılması gerektiğine, bu nedenle kararın düzeltilmesine yer olmadığına ilişkin görüşüne katılmamaktayız.