Anahtar kelimeler: Beşyüzbin Sırların Ederler Ödeyeceğini Şartın Vermemeyi Fiilden İçerdiğini Elemanlarına Çalışmış

T.C. İstanbul Anadolu 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO
: ████████KARAR NO
: ████████DAVA
: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)DAVA TARİHİ
: █████/2024KARAR TARİHİ
: █████/2026Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:DAVA
: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: Davalı şirket ile müvekkil şirket arasında 29.01.2010 tarihli protokolün tanzim edildiğini, protokolün ortak hükümler alt başlığı altında düzenlenmiş olan 12. maddeye göre “Her iki şirket de ticari sırların korunması amacıyla birbirlerinde çalışmış olan şirket elemanlarına kendi şirketlerinde iş vermemeyi kabul ve taahhüt ederler” hükmünün yer aldığını, protokolün, cezai şartın düzenlendiği 11. maddesi ise “---, bu protokolde tanımlanan yükümlülüklerini yerine getirmediği halde 500.000 USD (yalnız beşyüzbin USD) ödeyeceğini kabul ve taahhüt eder.” Düzenlemesini içerdiğini, “---- , TC No : ----” isimli kişinin, çok uzun yıllar boyunca müvekkilİ şirkette çalışarak 25.06.2024 tarihinde ayrıldıktan hemen sonra, 16.07.2020 tarihinde davalı şirkette doğrudan işe başlatıldığı ve halen davalı şirkette çalışmaya devam ettiğinin tespit edildiği, şirkette uzun yıllara dayalı çalışmış olması (yazılım uzmanı/proje yöneticisi) nedeniyle pek çok ticari iş/sır/işleyiş, müşteri portföyü, know how ve malumata sahip bu kişinin daha sonra davalı şirkette işe başlaması ve sahip olduğu yönetici/eğitici pozisyonunun müvekkili şirketin zararına olduğu, pek çok ticari bilginin davalı şirket nezdinde ve ticari faaliyetinde müvekkili şirkete zarar verdiği, müvekkili şirketin kendisine kattığı teknik bilgi ve tecrübeyi ve diğer tüm hususları davalı şirketin mülazahathanesine yazdırdığını, 29.01.2010 tarihli 14 maddeden müteşekkil Protokolün taraflarının; ----- ve ---. Olduğunu, (m.1). Protokolün konusunun; “ ----) yazılımı üzerinde hak sahibi olan ----. haklarının temini ile taraflar arasında devam eden hukuki itilafların çözümü ve ----- uğradığı zararların telafisinin sağlamasıdır” olarak ifade edildiğini, protokolün 3 ila 9. maddeleri arasınd--- ve Ortaklarının Yükümlülüklerinin düzenlendiğini, protokolün geri kalan iki maddesinde her iki tarafı da yükümlülük altına sokacak ortak hükümlere yer verildiğini ve son maddede ise yürürlüğünün nasıl olacağının üzenlendiğini, dava konusu Protokol ile dosya kapsamı incelendiğinde, tarafların Protokol öncesinde aralarında sorunların (davaların) olduğu ve söz konusu sorunları çözmek, ileride benzerlerinin oluşmaması için önlem almak ve haksız rekabet teşkil edecek eylemlerden kaçınmak amacıyla protokolü imza ettiklerinin anlaşıldığını, protokolün ortak hükümlerinden biri olan m. 12'de: “Her iki şirkette ticari sırlarının koruması amacıyla birbirlerinde çalışmış şirket elemanlarına kendi şirketlerinde iş vermemeyi kabul ve taahhüt ederler.” Hükmünün yer aldığını, görüldüğü üzere bu hükmün getirilme amacının her iki şirketin ticari sırlarını ve menfaatlerini korumak olduğunu, dolayısıyla her iki şirket ticari sırlara sahip şirket çalışanlarını, haksız rekabet oluşmaması amacıyla, kendi şirketlerinde işe almama taahhüdü altına girdiklerini, işin doğası gereğince bu durumun her işçi çıkışı yapıldığında ortaya çıkabileceğinden, yer ve süre ile sınırlanmasının da mümkün olmadığını, ayrıca Protokol'ün muhatabı çalışanlar / işçiler olmadığından, TBK m. 444 vd. rekabet yasağı ile ilgili sınırlamalara tabi olmasının mümkün olmadığını, protokol m. 12'de amaç işçi ayartılmasını engelleme değil, ticari sırları korumak olduğundan, bu hükmün de bu doğrultuda yorumlanması gerektiğini, nitekim TBK m. 19/1'de sözleşmelerin nasıl yorumlanacağı belirtilmiş olup, söz konusu hükümde tarafların gerçek ve ortak amacının esas alınması gerektiğinin belirtildiği, davalı şirketin de söz konusu hükmün geçerli olduğu bilinci ile hareket ettiğini, bu sebeple Rekabet Kurulu Kararlarında ele alınan ve Kurumca çıkarılan Kılavuzda belirtildiği üzere işçilerin istihdamına engel olma ve böylece piyasadaki rekabet ortamını bozma ve ortadan kaldırma, bu durumun kartel oluşturması gibi şartlar; işbu uyuşmazlığa konu Protokol bakımdan oluştuğunu söylemenin kesinlikle mümkün olmadığını, zira tarafların amacının işçilerin istihdamını engelleme, çalışma özgürlüğünü ihlal ve rekabet ortamını ihlal etmek olmadığını, tarafların amacının ticari sırlarını korumak, ticari sırlara hâkim olan ve bunu aleyhe kullanabilecek çalışanları haksız rekabet etmemek için istihdam etmemeye yönelik olduğunu, başka bir anlatımla tarafların, “Haksız Rekabet Etmeme Anlaşması” yapmış olduklarını, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun haksız rekabet ile ilgili 55. maddesi ticari sırların çalışanlar kullanılarak ifşa edilmesini yasaklamış bulunduğunu, TK m. 55/1b — 2 ve 3, 1d'de üçüncü kişilerin çalışanlarına yarar sağlayarak veya önererek çıkar sağlamayı, üçüncü kişilerin çalışanlarını iş sırlarını ifşa etmeye veya ele geçirmeye yöneltmeyi, üretim ve iş sırlarının hukuka aykırı olarak ifşası ve ele geçirilmesinin haksız rekabet olarak nitelendirildiğini ve yasaklandığını, dolayısıyla da tacir olan iki ticaret şirketinin birbirlerine karşı haksız rekabet teşkil edecek davranışlarda bulunmayacaklarına dair anlaşmalarının, protokol imzalamalarının, gayet yerinde, hayatın olağan akışına ve hukuka uygun bir işlem olduğunu, kaldı ki, dava konusu protokolün tacir olan her iki şirkette de hak ve yükümlülükler getirmekte olup, bir kelepçeleme sözleşmesi mahiyetinde olmadığını, zira Protokolün tamamı göz önünde bulundurulduğunda esasen davacı şirkete daha fazla yüklemekte olup, davalı şirketin daha az yükümlülük altına girdiğini, Protokol m. 6'da beş yıl süre ile davacı şirkete rekabet etmeme yasağı getirilmekte olup, Protokol m. 12'den daha ağır ve Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanuna daha fazla aykırılık teşkil ettiği söylenebilecek bir hüküm barındırdığını, söz konusu hükümlerin ayrıca davalı şirket tarafından davacı şirkete dikte ettirildiğinden kelepçeleme sözleşmesi niteliğinde sayılabilecek bir hüküm müvekkil şirketin aleyhine olacağını, bu Protokolün akdedilmesinde davacı şirketin amacı davalı ile aralarındaki sorunları barışçıl bir şekilde çözmek ve bundan sonra sorun çıkmayacak, haksız rekabet oluşturmayacak, adil bir rekabet ortamında yarışmak olduğunu, dolayısıyla davalı şirketin iddia ettiği gibi piyasadaki rekabeti bozmak, işçilerin işe alınmasına engel olmak, yani çalışma hürriyetini ihlal etmek olmadığını, nitekim davalı şirketten ayrılan işçiyi başka şirketlerde çalışmalarını ve aradan 3 yıllık uzun bir süre geçmesini de göz önüne alarak, davacı müvekkili şirketin işe aldığını, davalı şirketin bu durumu bahane ederek---- Asliye Ticaret Mahkemesinde açtığı davada, işçinin davalı şirketten ayrılmasının üzerinden 3 yıl gibi bir uzun zaman geçmesi ve arada başka şirketlerde çalışmaları da göz önünde tutularak reddedildiğini, görüldüğü üzere davacı müvekkil şirket, Protokol m. 12'yi davalı şirketten ayrılan her işçi için süresiz bir şekilde işe almayarak uygulamadığını, davacı müvekkil şirketin Protokol m. 12'yi kabul etmesi ve uygulaması; işçilerin çalışma hayatına zarar vermek, onlarıniş bulmasına engel olmak veya onların daha az ücretle çalışmalarına neden olmak olmadığını ileri sürerek, protokol hükümlerinin ihlal edilmesi nedeniyle doğan 2.000,00 USD cezai şartın ödenmesini talep ve dava etmiştir.CEVAP
: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket ile davacı şirket arasında 29,01.2010 tarihinde bir Protokol imzalandığını ve bu Protokolün 12. maddesinde herhangi bir süre ve yer sınırlaması olmaksızın birbirlerinden çalışan transferini yasakladıklarını, Protokole göre “her iki şirket de ticari sırlarının korunması amacıyla birbirlerinde çalışmış olan şirket elemanlarına kendi şirketlerinde iş vermemeyi kabul ve taahhüt ettiklerini, böyle olmakla birlikte Protokolün bu hükmünün hukuka aykırı olduğunu, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun rekabeti sınırlayıcı anlaşmalar, uyumlu eylemler ve teşebbüs birliği kararlarına ilişkin 4. Maddesinin; “Belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacı taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmalar, uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemleri hukuka aykırı ve yasaktır" hükmünü havi ve anılan maddenin (d) bendinde; “Rakip teşebbüslerin faaliyetlerinin zorlaştırılması, kısıtlanması veya piyasada faaliyet gösteren teşebbüslerin boykot ya da diğer davranışlarla piyasa dışına çıkarılması yahut piyasaya yeni gireceklerin engellenmesi” şeklinde kanun koyucu tarafından bu husus özellikle düzenleme altına alındığını, bununla birlikte anılan kanunun 56. Maddesinin; “Bu Kanunun 4 üncü maddesine aykırı olan her türlü anlaşma ile teşebbüs birlikleri geçersiz olduğunu, Bu anlaşmalardan ve kararlardan doğan edimlerin ifası istenemez.” şeklinde olduğunu, rakipler arası yapılan karşılıklı rekabetten vazgeçme, çalışanların daha yüksek maaşlı işlere geçme imkânlarını kısıtlayarak zaman içerisinde maaş artışlarının baskılanmasına ve işverenlerin çalışma koşullarında iyileştirme yapmasına gerek duymamasını sağlayarak işçinin zor durumda kalmasına neden olduğunu, bu hususlar sebebiyle yapılan protokolün 12. maddesinin 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun 4. ve 56. maddelerine aykırılık teşkil etmesi sebebiyle kesin hükümsüz olduğunu, Protokol'ün 12. maddesi kesin hükümsüz sayıldığında ise baştan itibaren geçersiz olup hukuki sonuçlarını hiç doğurmamış kabul edileceğini, bunun bir sonucu olarak da tarafların sözleşme ile bağlı kalma zorunluluklarının ortadan kalkacağını, davacı şirket tarafından Protokol'ün 12. maddesinin her iki tarafın da tacir olması ve her iki taraf için de karşılıklı olarak getirilmiş olması sebebiyle geçerli olduğunun iddia edildiğini, ancak kanunun emredici hükümlerine aykırı bir maddenin hiçbir şekilde geçerli olmasının mümkün olmadığını, müvekkili şirketin geçersiz bir hükme uymaya zorlanmasının, bu sebeple cezai şart ödemeye mahkum edilmesinin Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun yanı sıra Türk Borçlar Kanununa daaykırılığa sebep olduğunu, sözleşmede belirtilen cezai şartın uygulanabilmesi için bu yükümlülükler altına hukuka uygun bir şekilde girilmiş olması gerektiğini, aksi halde kaynağı geçersiz olan bir cezai şart düzenlemesinin batıl olacağının da izahtan vareste olduğunu, ayrıca yapılan çalışan ayartmama anlaşmalarının işverenler tarafından işçilere iş teklifinde bulunmaktan, onları işe almaktan veya çalıştırmaktan kaçınmaya zorladığını, bu doğrultuda çalışan ayartmamaya ilişkin anlaşmaların niteliği ve etkileri göz önünde bulundurulduğunda Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun açık ve ağır ihlali olarak kabuledilmesi gerektiğini, Rekabet Kurulu'nun son zamanlarda yaptığı denetim ve soruşturmalarda “Rakipler arası çalışan ayartmama anlaşmalarının, çalışanların daha yüksek maaşlı işlere geçme imkânlarını kısıtlayarak zaman içerisinde maaş artışlarının baskılanmasına neden olmakta” olduğu bu sebeple de hukuka aykırı ve geçersiz olduğunun tespitleri yapıldığını, Rekabet Kurulu (Kurul) kararları incelendiğinde, 28.07.2005 tarih ve ---- sayılı Kurul kararında dizi yapımcılarının oyuncu transferi yapmama ve sabit ücret uygulanması hususlarında aralarında anlaştıkları iddiası incelenmiş, bu türden olası anlaşmaların oyuncu ücretlerinin yükseltilmemesini sağlayarak rekabetin ortadan kaldırılmasına neden olacağının belirtildiğini, 03.03.2011 tarih ve ---- sayılı kararda ise, ---- Derneğine mensup özel okullar arasında yapılan bir anlaşmada “Kurumlar bir başka özel okulun öğretmeni ya da çalışanına doğrudan transfer teklifi yapamazlar” hükmünün de yer aldığı gi kararda ilgili anlaşmanın 4054 sayılı Kanun'un 4. Maddesi kapsamında olduğuna ve 5. maddesi kapsamında muafiyet alamayacağına hükmedildiğini, yine 02.01.2020 tarihli --- sayılı ---- Konteyner Kararında da “., pazarların alım taraflarında amaç yönünden rekabet ihlali yaratan anlaşma ve/veya uyumlu eylemlerin olmasının da mümkün olduğunu, esasen işgücü pazarlarına yönelik rekabet hukuku uygulamasının esas kısmını oluşturan çalışanların maaşlarını sabitlemeye/çalışan ayartmamaya yönelik yapılan anlaşmaların pazarın alım tarafında kurulan kartellerden farklı değildir” tespitinin yapıldığını, Protokol'e konulan anılan madde gerek davacı şirkette çalışanların gerekse de davalı müvekkil şirket çalışanlarının süresiz bir şekilde diğer şirkette çalışamaması gibi bir duruma sebebiyet verdiğini, ortaya çıkan bu durumun, sektörün dar olması ve çok az sayıda şirketin bu işkolunda işe alım yapması nedeniyle işçileri zor bir durumda bırakmakta, hatta hem davacı şirketin hem de davalı müvekkil şirketin ve çalışanların çalışma hürriyetinin kelepçelenmesine de sebebiyet verdiğini, bununla birlikte davanın evvelinde huzurdaki davada davacı olarak bulunan şirkete daha önceden müvekkil şirket tarafından ayni sebeplerle dava açıldığını, -----Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 10.07.2014 tarihli, ----- Esas ---- Karar sayılı ilamında; tüm bu nedenlerle █████/2010 tarihli protokolün süresiz olması Anayasanın 48.maddesi uyarınca çalışma hürriyetini engellemesi ve rekabet etmeme koşulu değil kelepçeleme sözleşmesi niteliğinde olup ekonomik özgürlüğü kısıtlayan bu hüküm ve dolayısıyla da buna dayalı cezai şart koşutu da geçersizdir,” şeklinde hüküm kurarak müvekkili şirketin açtığı davayı reddettiğini, davacı şirketin kesinleşen ve emsal niteliğinde olan bu kararı yok sayarak dürüstlük kuralına aykırı bir şekilde dava açma hakkını kötüye kullandığını, ileri sürerek davanın reddini talep ve beyan etmistir.İNCELEME ve GEREKÇE
: Dava, hukuki niteliği itibari ile Davacı ile davalı arasında imzalanan 29.01.2010 tarihli protokolün 12.maddesine aykırı olarak davalının davacı şirkette çalışan ve 25.06.2024 tarihinde ayrılan dava dışı ----- 16.07.2024 tarihinde işe alması sebebiyle haksız rekabet teşkil eden ve protokole aykırı olan fiili sebebiyle yine aynı protokolün 11.maddesine istinaden 2.000 USD cezai şartın davalıdan tahsili talebine ilişkindir.---- Asliye Ticaret Mahkemesi ve Sosyal Güvenlik Kurumuna yazılan müzekkerelere cevap verildiği, müzekkere yazı cevaplarının dosya arasına alındığı görüldü. Davada aktif ve pasif taraf husumetinin sağlandığı anlaşılmış olup taraflar arasında bu hususta çekişme yoktur.7155 sayılı Kanun’un 20. Maddesi ile eklenen 5/A maddesi uyarınca arabuluculuk başvurusunda bulunulmuştur. arabuluculuk son tutanağında icra dosya borcunun ödenmesi hususunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin arabuluculuk son tutanağı dosya arasına alınmıştır.Davalı ---- mahkememizde alınan yeminli beyanında; Davacı şirket ile aralarında sigorta primlerimin ödememesi nedeniyle devam eden bir dava olduğunu, 2008 yılından 2020 yılına kadar davacı şirkette yazılım destek uzmanı olarak çalıştığını, maaşların zamanında yatmaması, primlerin de eksik yatması nedeniyle sıkıntılar olduğunu, 2020 yılında da maaş zammı yapılmadığını, bu sebeplerle işten ayrılanlar olunca kalanlar için iş yoğunluğunun arttığını, şirkette memnun olmadığı için iş aramaya başladığını, davalı şirket bünyesinde daha önceden çalışan davacı şirketin sahibi sonrasında kendi kurduğu şirket sebebiyle davalı ile uyuşmazlık yaşadığını ve bunun üzerine davalar açıldığını, mahkemece davalı taraf haklı görüldüğünden taraflar arasında bir protokol imzalandığını, davalı tarafın ---- ile bir proje yapacağını duyduğunda cv gönderdiğini, bunun üzerine davalı şirkette çalışmaya başladığını, kıdem tazminatının dahi geciktirerek parça parça kısmen ödendiğini, çalışma şartlarının düzgün olmadığını, şirketin büyüdükçe sorunların azalması gerekirken aksine kendi aleyhlerine işlediğini, ---- yazılım destek uzmanı olduğunu, davalı şirkette aynı pozisyonda çalıştığını, kendisinin de belirttiği sebeplerle davacı şirketten ayrıldığını, daha sonra kendileri ile çalışmaya başladığını, davacı tarafın belediye ile ilgili projelerinin hiç birinde davalı tarafın herhangi bir dahli olmadığını, aksine davacı tarafın davalı taraftan kopyaladığı yazılımları hali hazırda kullanmadığını, bilgi ve görgüsünün bundan ibaret olduğunu beyan etmiştir.Davalı tanığı ---- mahkememizde alınan yeminli beyanında özetle ; Davacı şirkette yazılım destek uzmanı olarak çalıştığını, sonrasında 2018 yılında sigorta primlerinin eksik yatması ve maaşının düzenli yatmaması sebebiyle ayrıldığını, ----- Belediyesinde çalıştığını, sonrasında davacı şirketin kendisi ile tekrar çalışmak istediğini, altı aylığına geri döndüğünü, maaşların düzenli olarak ödenmemesi sebebiyle istifa ettiğini, sonrasında ----- isimli bir firmada çalışmaya başladığını, daha sonrasında da 2022 yılında davalı şirkette çalışmaya başladığını, sektör küçük olduğu için firmaların eleman arayışlarını duyabildiklerini, bunun üzerine davalı şirkete iş başvurusunda bulunduğunu ve iş analisti olarak çalışmaya başladığını, sektörde 5-10 tane firma olduğunu, çalışma alanının çok dar olduğu, alternatif çok fazla olmadığı için işten ayrılan birisi yine bu 5 - 10 tane firma içerisinde çalışmak zorunda kaldığını, davalı tarafın davacı tarafın çalıştığı belediyelerdeki işlerle bir dahli olmadığını, sır saklama yükümlülüğüne aykırı bir durum söz konusu olmadığı, davalı tarafın sektörde maaşları düzenli yatırması ve sigorta pirimlerini de eksiksiz yatırması ile bilindiğini, bu sebeple tercih edilen bir firma olduğunu, bilgi ve görgüsünün bundan ibaret olduğunu beyan etmiştir. Davalı tanığı ----- mahkememizde alınan yeminli beyanında özetle : Davacı şirkette 2019 yılında proje yöneticisi olarak çalışmaya başladığını, son üç ayda maaşlarını alamamaya başlaşınca kendileri ile görüşüp mutabık kalarak 2024 yılında ayrıldığını, bu protokolden haberi olmadığını, --- eleman ihtiyacı olduğunu duyunca başvurduğunu, ----- iş analisti olarak çalışmaya başladığını, pozisyonunun farklı olduğunu, hali hazırda ---- projesinde görev yaptığını, --- çalışırken de ---- ile hiç bir bağlantısının olmadığını, proje bazlı çalıştıkları için ticari sırların ifşa edilmesinin söz konusu olmadığını, davacı tarafın belediyelerle olan işlerine davalı tarafın herhangi bir dahlinin olup olmaması konusunda bir bilgisinin olmadığını, bilgi ve görgüsünün bundan ibaret olduğunu beyan etmiştir. Dosya Haksız Rekabet uzmanı bilirkişiye tevdi edilerek aldırılan █████/2026 tarihli bilirkişi raporunda özetle ; Taraflar arasındaki anlaşmanın yan sınırlama niteliğinde olmadığı, rekabeti sınırlayıcı nitelikte olduğu, kanaatine varıldığına ilişkin raporunu mahkememize sunmuştur.Dava dilekçesi,cevap dilekçesi,15.04.2026 tarihli bilirkişi raporu,tanık beyanları ve tüm dosya kapsamı ile birlikte yapılan değerlendirmede ;Davacının, davalı arasında imzalanan 29.01.2010 tarihli protokolün 12.maddesine aykırı olarak davalının davacı şirkette çalışan ve 25.06.2024 tarihinde ayrılan dava dışı ---- 16.07.2024 tarihinde işe alması sebebiyle haksız rekabet teşkil eden ve protokole aykırı olan fiili sebebiyle yine aynı protokolün 11.maddesine istinaden 2.000 USD cezai şartın davalıdan tahsilini talep ettiği,taraflar arasında düzenlenen protokolün 12.maddesinde her iki şirketin de ticari sırların korunması amacıyla birbirlerinde çalışmış olan şirket elemanlarına kendi şirketlerinde iş vermemeyi kabul ve taahhüt ettikleri ,HÜKÜM
: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:1-Davanın REDDİNE,2-Harçlar kanunu gereğince alınması gereken 304,40-TL eksik harcın davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,3-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiginden A.A.Ü.T göre hesaplanan 45.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,5-Kullanılmayan gider avansının bulunması halinde kararın kesinleşmesinden sonra HMK’nun 333. maddesi uyarınca resen yatırana İADESİNE,6-Dava şartı olan arabuluculuk görüşmeleri neticesinde --- Arabulucuk Başvuru Nolu dosyada taktir olunan 3.600,00-TL ücretin davacıdan tahsili ile hazineye irad kaydına, Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğden itibaren 2 hafta içinde ---- Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.