Anahtar kelimeler: Rumeli Asansörün Asansör Asansörlerin İmalatına Yapım Bünyesinde Durdurulduğunu Üniversitesi Sınırlı

T.C.
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ53.HUKUK DAİRESİDOSYA NO
: █████████KARAR NO
: ████████TÜRK MİLLETİ ADINABÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARIİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ
: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ
: █████/2021NUMARASI
: ████████ Esas, █████████ KararDAVANIN KONUSU
: AlacakKARAR TARİHİ
: █████/2026Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ
:I. DAVADavacı vekili, müvekkili şirket ile davalı arasında 27.07.2015 tarihli Rumeli Üniversitesi bünyesinde yapılacak 10 adet asansörün imalatına ilişkin Asansör Yapım Sözleşmesi imzalandığını, sözleşmeye göre asansörlerin 220 gün içinde teslim edilmesinin kararlaştırıldığını, ancak davalı tarafından 18.09.2015 tarihinde işin durdurulduğunu, ayrıca sözleşme kapsamında ticari teminat olarak davalıya ait taşınmazlar üzerinde 1.400.000,00 TL bedelli ipotek tesis edilmesinin taahhüt edilmesine rağmen bu yükümlülüğün yerine getirilmediğini, müvekkilinin edimlerini ifa etmek üzere işçi istihdam ettiği, şantiye ve konaklama giderlerine katlandığı, inşaat malzemelerinin şantiyede muhafaza edildiği, davalının edimlerini yerine getirmemesi nedeniyle sözleşmenin haklı olarak feshedildiğini, uğranılan zararın tespiti için Silivri Sulh Hukuk Mahkemesi’nin ████████ D. İş sayılı dosyasında delil tespiti yaptırıldığını ileri sürerek davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.II. CEVAPDavalı vekili, davacının sözleşme kapsamında kusurlu olduğunu ve sözleşmenin haksız şekilde feshedildiğini, müvekkilinin ipotek sözleşmesinin içeriğine itiraz ederek müzakere talebinde bulunduğunu, müzakereler devam ederken davacının göstermelik biçimde malzeme getirerek işe başlamış gibi davrandığını, bu süreçte müvekkili şirket müdürü Mehmet Balcı’nın 18.09.2015 tarihinde silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetmesiyle şirketin yönetimsiz kaldığını, daha sonra 05.06.2015 tarihinde yeni müdür atandığını, davacının tüm bu gelişmelerden haberdar olmasına rağmen iyi niyetli davranmadığını, tazminat talep edilebilmesi için talepte bulunan tarafın kusursuz olması gerektiğini, oysa davacının sözleşmenin bozulmasına sebebiyet veren taraf olduğunu ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIMahkemece iddia, savunma, taraf beyanları, ihtarnameler, sözleşme hükümleri, ticaret sicil kayıtları, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; taraflar arasında █████/2015 tarihli asansör yapım sözleşmesi bulunduğu, sözleşmenin 18. maddesi uyarınca davalı yüklenicinin 15 gün içinde ipotek tesis etme borcunu süresinde yerine getirmediği, ileri sürülen mazeretlerin bu borcun ifasına engel teşkil etmediği, davacı tarafça gönderilen ihtarnamelere rağmen ipoteğin tesis edilmediği ve bu nedenle davacının sözleşmeyi feshetmesinde haklı olduğu, sözleşmenin 20. maddesi gereği hem menfi hem müspet zarar talep edilebileceği, ancak fesih ihbarnamesinin tebliğ tarihi olan █████/2016 itibarıyla TBK’nın 147. maddesinde öngörülen 5 yıllık zamanaşımı süresi dikkate alındığında █████/2021 tarihli ıslah ile artırılan talepler yönünden zamanaşımının gerçekleştiği, Covid-19 salgınına ilişkin sürelerin durmasına dair düzenlemelerin somut olayda zamanaşımına etkisinin bulunmadığı, bu nedenle yalnızca zamanaşımına uğramayan kısım yönünden davacının menfi ve müspet zarar taleplerinin kısmen kabulü ile her biri için 500’er TL’ye hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.IV. İSTİNAF SEBEPLERİDavacı vekili istinafında, mahkemece zamanaşımı yönünden yapılan değerlendirmenin hatalı olduğunu, zira 26.03.2020 tarihli 7226 sayılı Kanun’un Geçici 1. maddesi uyarınca Covid-19 salgını nedeniyle dava açma, başvuru ve zamanaşımı dâhil tüm sürelerin 13.03.2020-30.04.2020 tarihleri arasında durduğunu, bu sürenin Cumhurbaşkanlığı kararı ile 15.06.2020 tarihine kadar uzatıldığını, dolayısıyla somut olayda zamanaşımı süresinin bu durma dönemleri dikkate alınmaksızın hesaplanmasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür; bu kapsamda mahkemenin ihtarnamenin tebliğ tarihinden itibaren beş yıllık sürenin dolduğu gerekçesiyle talepleri zamanaşımından reddetmesinin isabetsiz olduğunu, zira pandemi dönemine ilişkin yasal düzenlemelerin zamanaşımına doğrudan etki ettiğini ve taleplerin “iki gün ile zamanaşımına uğradığı” yönündeki kabulün hukuken mümkün bulunmadığını belirtmiş, ayrıca öğretideki görüşlere de atıfla zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin durma süresi boyunca işlemeyeceğinin açık olduğunu vurgulayarak, tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu ileri sürerek kaldırılmasını talep etmiştir .Davalı vekili istinafında, ilk derece mahkemesi kararının hem vekâlet ücretine hem de esasa ilişkin olarak usul ve yasaya aykırı olduğunu, zira mahkemenin davacı lehine hükmedilen 1.000 TL’lik kabul miktarını aşar şekilde 5.100 TL maktu vekâlet ücretine hükmetmesinin AAÜT m.13/2’ye açıkça aykırı bulunduğunu, ayrıca zamanaşımı nedeniyle reddedilen yüksek meblağlar yönünden davalı lehine maktu değil nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken bu hususun göz ardı edildiğini, bu konuda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu içtihatlarının da zamanaşımı nedeniyle verilen ret kararlarının esasa ilişkin olduğunu ve nispi vekâlet ücretini gerektirdiğini açıkça ortaya koyduğunu ileri sürmüş; bunun yanında davanın esası yönünden de davacının kusurlu olduğunu, sözleşmenin haksız şekilde feshedildiğini ve bu nedenle menfi ve müspet tazminat talep edemeyeceğini, taraflar arasındaki sözleşmenin ipotek tesisi gibi tamamlayıcı unsurlarının kesinleşmeden davacının fiilen işe başladığını, davalı şirket müdürünün öldürülmesiyle ortaya çıkan mücbir nitelikteki olağanüstü durum karşısında davalının iyi niyetle süre talep ettiğini ve cezai şart talep edilmeyeceğini bildirdiğini, buna rağmen davacının dürüstlük kuralına aykırı biçimde sözleşmeyi feshederek haksız menfaat temin etmeye çalıştığını, ayrıca bilirkişi raporlarının denetime elverişli olmadığını, hukuka aykırı elde edilen delil niteliğindeki tespit dosyasına dayandığını, yerinde inceleme yapılmadığını ve teknik itirazların karşılanmadığını, bu nedenle raporların hükme esas alınamayacağını belirterek, hem vekâlet ücreti hem de esasa ilişkin tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir .V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇETaraflar arasındaki uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı yüklenici, davalı iş sahibidir.Davacı vekili, taraflar arasında Rumeli Üniversitesi’nde yapılacak 10 adet asansörün imalatına ilişkin sözleşme bulunduğunu, davalının sözleşme gereği tesis etmesi gereken ipoteği kurmadığını ve işi durdurması nedeniyle sözleşmenin haklı olarak feshedildiğini ileri sürerek uğranılan zararların tazminini talep etmiş; davalı ise sözleşmenin bozulmasında davacının kusurlu olduğunu ve şirket müdürünün vefatı nedeniyle sürecin aksadığını savunmuştur. Mahkemece, davalının sözleşmede öngörülen ipotek tesis yükümlülüğünü yerine getirmediği, bu nedenle davacının fesihte haklı olduğu, ancak ıslah ile artırılan talepler yönünden zamanaşımı gerçekleştiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile menfi ve müspet zarar kalemleri yönünden 500’er TL’ye hükmedilmesine karar verilmiştir.Dosya kapsamı değerlendirildiğinde, eldeki davanın tazminat istemine ilişkin belirsiz alacak davası niteliğinde açıldığı anlaşılmaktadır. Belirsiz alacak davalarında dava açılmasıyla birlikte zamanaşımı dava konusu alacağın tamamı yönünden kesilmekte olup, sonradan yapılan talep artırımı ya da miktarın belirlenmesine yönelik işlemlerin zamanaşımına tabi yeni bir talep olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu nedenle davacının ıslah dilekçesi ile yaptığı işlemin, gerçekte belirsiz alacak davasında alacak miktarının belirlenmesine yönelik olduğu, bu sebeple artırılan kısım yönünden zamanaşımı gerçekleştiğinden söz edilemeyeceği anlaşılmaktadır. Bu itibarla mahkemece, ıslah edilen miktar yönünden zamanaşımı nedeniyle talebin reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.Öte yandan, taraflar arasındaki sözleşmenin 21. maddesinde sözleşmenin feshi halinde sözleşmeyi fesheden tarafın, sözleşme yükümlülüklerine aykırı davranan taraftan hem menfi hem de müspet zararlarını talep edebileceğinin kararlaştırıldığı görülmektedir. Her ne kadar sözleşmenin feshi halinde kural olarak menfi zararın talep edilebileceği kabul edilmekte ise de, taraflar arasındaki sözleşmede aksi yönde özel düzenleme bulunduğu anlaşılmakla, davacının hem menfi hem de müspet zarar isteminde bulunmasının mümkün olduğu değerlendirilmiştir. Bu durumda mahkemece davacının menfi ve müspet zarar taleplerinin ayrı ayrı açıklattırılarak somutlaştırılması, taraf delillerinin buna göre incelenip araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir.Davacının kar kaybına ilişkin talebinin değerlendirilmesinde ise;Yargıtay 15. ve 6. Hukuk Dairelerinin yerleşik uygulamaları ile Hukuk Genel Kurulu’nun 12.05.2010 tarih, ███████-244 Esas ve ████████ Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerin karşı tarafın kusuruyla sona ermesi halinde kâr kaybı zararının belirlenmesinde kıyasen “kesinti yöntemi” uygulanmalıdır. Buna göre, yapılmayan işin fesih tarihindeki sözleşme bedeli belirlendikten sonra, yüklenicinin işi tamamlamaması nedeniyle tasarruf ettiği işçilik, malzeme ve genel giderleri ile aynı dönemde başka işlerden elde ettiği veya kasten kaçındığı kazançların düşülmesi suretiyle davacının mahrum kaldığı gerçek kâr miktarı belirlenmelidir.Somut olayda hükme esas alınan bilirkişi raporunun yukarıda açıklanan kesinti yöntemine uygun şekilde düzenlenmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece, kesinti yöntemi konusunda teknik bilirkişilere yardımcı olabilecek sözleşmeler hukuku alanında uzman bilirkişinin de dahil edildiği yeni bir bilirkişi heyetinden ek rapor alınması ve tüm zarar kalemleri değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru görülmemiştir.Açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin istinaf başvurularının sair istinafları incelenmeksizin kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılarak yukarıda açıklanan şekilde inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine, kaldırma sebebine göre taraf vekillerinin sair istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir.HÜKÜM
: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının KABULÜNE,2-İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin █████/2021 tarih, ████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,3-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde inceleme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere yerel mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,4-Taraflar tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendilerine İADESİNE,5-Davacı ve davalı tarafça yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda DİKKATE ALINMASINA,6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KESİN olmak üzere █████/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.