Anahtar kelimeler: Bam Meni Sinai Sınai Fikri Başkan Katip Haklar Layihalar Tecavüzün

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ

T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO
: ████████
KARAR NO
: ████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
BAŞKAN
: ... ...
ÜYE
: ... ...
ÜYE
: ... ...
KATİP
: ... ...
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
: ANKARA 5. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ
: █████/2024
NUMARASI
: ███████ E. - ███████ K.
DAVANIN KONUSU
: Marka Hakkına Tecavüzün Men'i, Maddi Tazminat
Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen █████/2024 tarih ve ███████ E. - ███████ K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
: Davacı vekili, müvekkilinin, ... Otomotiv Kimya Ltd. Şti. unvanlı şirketin yetkilisi, aynı zamanda, "..." markasının da sahibi olduğunu, müvekkilinin sahibi olduğu şirket üzerinden bayilik sistemi ile çalıştığını, bayilik verdiği işletmelere bayilik sözleşmesinin devamı süresince isim haklarını kullandırdığını, davalı yan ile ... Oto. Kim. Ltd. Şti. arasında █████/2019 tarihli "Yetkili Uygulama Merkezi Sözleşmesi"nin akdedildiği, ancak davalı yanın sözleşmeye aykırı davranışları nedeniyle müvekkili tarafından taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin haklı nedenle, tek taraflı olarak feshedildiği, bu hususta taraflarınca davalıya █████/2022 tarihli ihtarnamenin gönderildiğini, taraflar arasındaki sözleşmenin feshedilmesinden kaynaklı olarak müvekkilinin sahibi olduğu isim hakkının kullanımının bırakılması; bu kapsamda iş bu markaya ilişkin ibareler içeren tabela, sosyal medya paylaşımları ve sair her tür ibarenin kullanımının ihtarnamenin tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde sonlandırılması, aksi durumun marka hakkına tecavüz teşkil edeceği davalı yana ihtar ve ihbar edildiği, ne var ki ilgili ihtarname davalı yana tebliğ edilmiş olmasına rağmen davalı yanca müvekkiline ait markanın kullanımına son verilmediği, davalı yanca halen daha müvekkiline ait markanın kullanılarak üçüncü kişilere hizmet verildiği ileri sürerek, marka hakkına tecavüzünün men'ine, fazlaya ilişkin her tür talep haklarının saklı kalması kaydı ile belirsiz alacak davası olarak şimdilik 5.000,00-TL tazminatın davalı yandan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasının hukuka uygun olmadığını, davacı tarafından Karşıyaka 5. Noterliği'nce 07.10.2022 tarihli ve 31145 Yevmiye no'lu ihtarname /ve Karşıyaka 5. Noterliği'nin 04.11.2022 tarih ve 34532 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile alacağın likit olarak belirlendiğini, ana firmanın, bayilerine marka ve logoları için reklam desteğinde bulunacağını taahhüt etmesine rağmen iş bu taahhüdünü yerine getirmediğini; şirket yetkilisi ...'ın ürün tedariki hususunda destek olmadığını; davacı tarafın sözleşmenin esaslı unsuru olan tedarik görevini yerine getirmediği tarihten itibaren fiilen haksız olarak feshedilen sözleşmeden ötürü müvekkilinin ciddi zararlara uğradığını, müvekkilinin uğramış olduğu maddi, manevi ve itibari tüm zararlarına karşı hukuki haklarını saklı tuttuklarını, davacı tarafından marka hakkının ihlal edildiği iddia edilmişse de müvekkil, davacı tarafın yukarıda açıklanan bahse konu Yetkili Uygulama Merkezi Sözleşmesi'ni haksız feshetmiş olması sebebiyle; şahsi ve ticari güvenilirliği zedelenmemesi için fesih tarihinden itibaren TÜRKPATENT'e marka başvurusunda bulunduğunu ve davacı tarafından iddia olunan marka ile gerek unvan gerekse de isim, logo, amblem, tabela, kartvizit olarak davacıya ait hiçbir hakkın ihlal edilmediğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin █████████ E.- █████████ K. sayılı ilamı da dikkate alındığında; davacı tarafın marka hakkı ihlali iddiasından kaynaklı olarak ileri sürdüğü maddi tazminat istemini belirsiz alacak olarak talep etmesinde hukuki yarar dava şartının mevcut olduğu; davacıya ait olup iş bu davaya mesnet gösterilen ███████████ sayılı markanın "şekil+... www...com" ibaresinden oluştuğu, 35 ve 37. sınıflarda yer alan hizmetler bakımından 22.05.2018 tarihinde tescil edildiği; davalının "..." adresinde yerinde yapılan incelemede, "... ..." tabelalı işyerinin bulunduğu, iç cephe ve dış cephe tabelalarında "... ..." ibaresinin kullanılmakta olduğunun tespit edildiği; davalıya isnat edilen "... ..." ibareli Instagram hesabının, davalı yan işletme adresindeki tabelalar ile aynı içerikte olduğu; her iki tarafın da markayı 37. sınıf hizmet kapsamında kalan "Kara araçları servis istasyonu hizmetleri (bakım, tamir ve akaryakıt dolumu)" yönünden kullandığı; "..." ibaresinin otomobillerin dış görünümlerinin daha güzel gözükmesi için detaylı yıkama, cila ve boya kaplama gibi oto bakım servislerine verilen genel terim olarak kullanıldığının görüldüğü; somut olayda yapılan değerlendirmede; davalı yanın "... 2016" şeklindeki ibareyi otomobillerin dış görünümlerinin daha güzel gözükmesi için detaylı yıkama, cila ve boya kaplama gibi oto bakım servisi hizmetleri bakımından kullandığı, davacıya ait marka ile davalıya ait markasal kullanımlar arasında "..." ibaresi müşterek olarak bulunsa da, söz konusu ibarenin, davalının faaliyette bulunduğu alanda kimsenin tekeline verilemeyecek, bu sektörde herkes tarafından kullanılan ve yapılan hizmetin türüne atıfta bulunan tasviri anlamının bulunduğu, nitekim davacı markasının salt "..." ibaresi olarak tescil edilmediği, bu ibarenin yanı sıra şekil unsuru ve ek sözcük unsurları ile birlikte tescil edildiği ve bir bütün halinde korunduğu, davalı ve davacının yetkilisi olduğu dava dışı şirket arasında akdedilmiş ve sonrasında feshedilmiş sözleşmenin, sözleşmelerin nispiliği ilkesi uyarınca, iş bu davaya konu marka hakkı ihlali iddiası bakımından davacı lehine koruma sağlamayacağı, zira sözleşmeye konu marka "... ..." iken, davacıya ait olup iş bu davaya mesnet gösterilen markanın "şekil+... www...com" ibaresinden oluştuğu, davalının markasal kullanımlarının 6769 sayılı SMK'nın 7/5-b hükmü uyarınca dürüstçe ve ticari hayatın olağan akışı kapsamında kaldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, mahkemece dürüst kullanım hususunun yanlış değerlendirildiğini; tescilli marka ile aynı olarak kullanılma, tescilli markanın tanınırlığından haksız yarar sağlama amacıyla kullanım halinde dürüst kullanımdan söz edilemeyeceğini, markanın asıl unsurunun sadece "..." ibaresinden oluşmadığını; müvekkilince sözleşmenin feshedilmesine karşılık kullanımların aynen devam etmesinin dürüstlük kurallarına aykırı olduğunu, davalı kullanımındaki "..." ibaresinin davalı yanın bayiliğinin başlamasından itibaren müvekkili tarafından eklendiğini; davalı yanın işletmesinin müvekkiline ait şirket ana merkezi ve bayileri ile aynı iç dizayn tasarımına sahip olup, davalı yanın haksız olarak kullandığı tabelada da yine aynı yazı fontunun ve renklerin kullanıldığını; rapora itirazlarının değerlendirilmediğini, talimat mahkemesinde tensip yapılmadığını, taraflarına keşfe katılma hakkı tanınmadığını, dosyada keşfe dair hiçbir tutanak, belge bulunmadığını, bu keşif neticesinde alınan raporun da sakat olduğunu; davalı lehine hükmedilen vekalet ücretinin de hatalı olduğunu, maddi tazminat talebinin reddi halinde maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE
: Dava, marka hakkına tecavüzün men'i ile maddi tazminat istemine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Somut uyuşmazlığa uygulanması gereken 6769 sayılı Kanun'un 29/1-a maddesi uyarınca, marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7'nci maddede belirtilen biçimlerde kullanmak, marka hakkına tecavüz sayılır. Atıf yapılan 7. maddenin 2/b maddesinde ise tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması halinde marka sahibinin, bu fiillerin önlenmesini talep hakkının bulunduğu açıklanmıştır.
SMK'nın 7/2-b maddesinde, tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması halinde marka sahibinin, bu fiillerin önlenmesini talep hakkının bulunduğu açıklanmıştır. Somut olaya uygulanması gereken 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 6/1. maddesi uyarınca, tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya benzer ise ve tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer ise, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa ve bu karıştırılma ihtimali tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile ilişkili olduğu ihtimalini de kapsıyorsa tescil edilemez. Açıklanan hüküm çerçevesinde markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. Burada öncelikle iltibas (karıştırılma) kavramı açıklanmalıdır. İltibas, iki ayrı marka karşısında bulunan kişilerin, bu markaların benzerliği sebebiyle sunulan mal veya hizmetlerin aynı işletmeye veya ekonomik olarak bağlantı içerisinde bulunan işletmelere ait olduğunu düşünmeleri veya düşünme ihtimalleridir. İltibas ihtimalinin değerlendirilmesinde ölçü, bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, ortalama tüketicilerdir.
Yapılan açıklamalar çerçevesinde somut olaya dönüldüğünde; davacıya ait "..." ibareli marka 35 ve 37. sınıf hizmetlerde tescillidir. Davalının tespit edilen 37. sınıf kapsamındaki markasal kullanımları da "..." asıl unsurludur. Her ne kadar ilk derece mahkemesince "..." ibaresinin dava konusu hizmetlerde tanımlayıcı olduğu ve davalının markasal kullanımının da SMK'nın 7/5-b hükmü uyarınca dürüstçe ve ticari hayatın olağan akışı kapsamında kaldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, davacı tarafça tanımlayıcı olan "..." ibaresi, "..." olarak ayırt edici hale getirilmiş ve marka olarak tescil ettirilmiş olup, davalı, söz konusu ibareyi tanımlayıcı hali ile değil, davacı tarafından ayırt edici olarak tescil ettirilmiş haliyle ve dahi davanın markasının esas unsurunu aynen alarak ve bu ibareyi davacının markasındaki gibi yazarak kullanmakta olduğu görülmüştür. Yine dosyaya sunulan fotoğraflardan anlaşıldığı üzere, davalı bayilik sürecinde çekişmeli ibareye ek olarak "..." ibaresini de kullanmakta olup, davaya konu kullanımlar, sözleşme kapsamındaki kullanımların devamı niteliğindedir. Bu durumda, dava konusu bu kullanımların davacının mesnet markasıyla ilişkiledirileceği ve iltibas oluşturacağının açık olduğu kanaatine varılmış, bu hale göre de davalının eylemlerinin dürüste bir kullanım olarak değerlendirilemeyeceği, davacının markasından kaynaklanan haklarına tecavüz oluşturduğu sonucuna ulaşılmış, ilk derece mahkemesinin aksi yöndeki kabulü isabetli bulunmamıştır.
Yukarıda açıklanan gerekçelerle markaya tecavüzün bulunmadığına ilişkin mahkeme kararının usul ve yasaya uygun bulunmadığının ve kaldırılması gerektiğinin tespitinden sonra çözülmesi gereken diğer bir sorun, istinaf incelemesini yapan Dairemizce, ilk derece mahkemesi kararı kaldırıldıktan sonra nasıl bir karar verileceği noktasında toplanmaktadır. HMK'nın 341. vd. maddelerinde bir kanun yolu olarak düzenlenen istinafın amacı, ilk derece mahkemesince verilen kararın denetlenmesi ve kararın yerinde görülmemesi halinde yeniden yargılama yapılarak hüküm kurulmasıdır. Burada, temyizden farklı olarak ilk derece mahkemesi kararı yalnızca hukuka uygunluk yönünden değil maddi yönden de denetlenmektedir. İlk derece mahkemesi kararı yerinde değilse kural olarak istinaf mahkemesinin, ilk derece mahkemesinin kararını kaldırması ve ilk derece mahkemesi yerine gerekirse yeniden yargılama da yaparak karar vermesi gerekir. Ancak, HMK'nın 353/1-a. maddesinde düzenlenen yargılamaya ilişkin bazı temel usul hatalarının bulunması halinde ise istinaf incelemesi sonunda yeniden karar verilmesi söz konusu olmayıp, kararın kaldırılarak dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda mahkemece, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması hali de düzenlenmiştir. Gerçekten de ilk derece mahkemesince, taraflarca gösterilen delillerin hiç değerlendirilmeden karar verilmesi ve delillerin ilk defa istinaf aşamasında değerlendirilmesi halinde taraflar, maddi vakıa denetimi yönünden iki dereceli incelemeden mahrum kalacak ve adil yargılanma hakkının unsurlarından olan hukuki dinlenilme hakkı ihlal edilecektir. Somut olaya bu açıdan bakıldığında, davacının tazminat istemine ilişkin deliller değerlendirilmemiştir. Bu itibarla, yapılan açıklamalar çerçevesinde, SMK'nın 151/3. maddesi de dikkate alınmak suretiyle maddi zararın hüküm altına alınması gerektiğinden ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması ve dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesi gerekmiştir.
Açıklanan nedenlerle Dairemizce, davacı vekilinin yukarıdaki hususlara ilişkin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kararın niteliğine göre davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM 
: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi █████/2024 gün ve ███████ E. - ███████ K. sayılı kararının KALDIRILMASINA;
2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE,
3-Davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,
4-Davacı tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 10.126,95-TL nispi istinaf karar ve ilam harcının istek halinde davacıya iadesine,
5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine,
7-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile █████/2026 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH
: █████/2026
Başkan
...
Üye
...
Üye
...
Katip
...

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!