Anahtar kelimeler: Denilecektir Vaat Aramalarına Satımı Çeke Emtia Süreçte Şubesi Kısaca Vermemiş

T.C.

İSTANBUL
6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO
: ███████ Esas
KARAR NO
: ████████
DAVA
: Menfi Tespit
DAVA TARİHİ
: █████/2025
KARAR TARİHİ
: █████/2026
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
DAVA
: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket ile davalılardan ... Ltd. Şti. (bundan sonra kısaca ... denilecektir) arasında bir kısım elektronik emtia alım satımı konusunda sözleşmesel ilişki meydana geldiğini, İş bu sözleşmesel ilişki kapsamında müvekkili şirket tarafından, davalı ... şirketine, muhatabı ... A.Ş ... Şubesi olan, ... çek no’lu, 16.10.2025 keşide tarihli 786.500,00TL miktarlı çek avans olarak teslim edildiğini, Davalı ..., müvekkilinden avans olarak aldığı çeke ve müvekkili ürün teslimi talebine rağmen, müvekkili şirkete mal ve ürün teslimi yapmadığını, Devam eden süreçte, davalı ..., müvekkilimiz şirketin aramalarına cevap vermemiş, vaat ettiği ürün teslimini yapmamış, hem mal teslimi yapmayarak hem de müvekkilinden aldığı çeki iade etmeyerek müvekkilini şirketi zarara uğrattığını, bedelsiz kalan bu çek sebebiyle davalılara borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi için huzurda görülen menfi tespit talep ve dava etmiştir.
CEVAP
: Davalılara yasaya uygun olarak tebligat yapılmış olmasına karşın, davayı takip etmedikleri gibi, yazılı bildirimde de bulunmadıklarından, HMK'nın 128. maddesi hükmü gereğince davayı inkar ettikleri varsayılmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
: Dava, dava konusu çek sebebiyle borçlu olmadığının tespiti talebine ilişkindir.
Dosyada tarafların bildirdiği belgeler, ... 8. Asliye Ticaret Mahkemesi ...D.iş... K sayılı dosyası, Banka kayıtları, Ticari defterler ve kayıtlar, Vergi Dairesi kayıtları, Faturalar ve İrsaliyeler, GSM Operatör kayıtları, Whatsapp kayıtları, ..., ..., ... kayıtları, delil olarak değerlendirilmiştir.
Davacı tarafından varlığı inkâr edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının tespiti için açılan davaya menfî (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı, İstanbul 2013, s. 346). Menfî tespit davası 2004 sayılı İİK'nın 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere menfi tespit davasında amaç bir hukukî ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitidir.
Menfi tespit davası, maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır. Eş söyleyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233).
Ayrıca, adi senette borçlu olarak gözüken kimse, senet altındaki imzanın kendisine ait olmadığının ve dolayısıyla, senet borçlusu konumunda bulunmadığının tespiti amacıyla, cebri icra tehdidi ile karşı karşıya ise, icra takibinin yapılmasından önce; süresi içinde ödeme emrine karşı imzaya itirazda bulunmayı ihmal etmiş ve takip kesinleşmişse, takibe başlanılmasından sonraki evrede sahtelik davası açabilir, böyle bir sahtelik davası hukukî niteliği itibariyle 2004 sayılı İİK 72’de düzenlenmiş olan menfi tespit davasıdır (Tanrıver, S.: Medenî Usul Hukuku, C.1, Ankara 2016, s. 844-845).
TMK'nın 6. maddesine göre "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." HMK'nun 190. maddesi gereğince de, "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir."
Menfi tespit davalarında da, HMK'nın ispata ilişkin genel kuralları geçerlidir. Bu davalarda davacı taraf, borçlu olmadığını iddia ettiğine göre, olumsuz bir durumun ispatı mümkün olmadığından, kural olarak ispat yükü alacaklıya aittir. Fakat davacıya (borçluya) düştüğü hâller de vardır; davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı HMK m. 190; 4721 sayılı TMK m. 6). Fakat, alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru, El Kitabı, s. 370 ilâ 372). 6100 sayılı HMK'nın 209. maddesi uyarınca; adi bir senetteki yazı veya imza inkâr edildiğinde, bu konuda bir karar verilinceye kadar, o senet herhangi bir işleme esas alınamaz. Öte yandan, sözleşmedeki imzanın borçluya ait olduğunu ispat külfeti bunu iddia eden alacaklıya aittir. (Yargıtay HGK'nın █████/2006 tarih ve... E.,... K. sayılı ilamı). Başka bir ifade ile, menfi tespit davasında hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü alacaklıdadır. Bununla beraber, yukarıda izah edildiği üzere davacının iddiasına göre ispat yükünün yer değiştirmesi de mümkündür. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel ilişkiden doğan talep hakkına ise bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır. (HGK'nun ███████-473 Esas ...Karar...Esas ... Karar sayılı ilamları) Bu nedenle kambiyo senetleri hakkında açılan menfi tespit davalarında, senedin dayanağı olduğu ileri sürülen hukuki ilişki ile senet metnindeki borç sebebi karşılaştırılarak, ispat yükünün kime düşeceği belirlenir.
Bütün mücerret alacaklarda olduğu gibi kambiyo senedi alacağı da kural olarak uygun bir asıl borç ilişkisine, bir illi ilişkiye dayanır. Bir kambiyo senedi düzenleyip veren ve bu senedi alan herkes, bütün hukuki işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir gayeye ulaşmak istemektedir. İşte bu gaye bir kambiyo senedinde mündemiç hakkın doğumu ve devri açısından hukuki sebebi teşkil eder. Kambiyo senedi düzenlenmesi dolayısıyla ortaya çıkan ilişki “kambiyo ilişkisi” ismiyle anılmaktadır. Kambiyo senedi vermek suretiyle borç altına giren borçlu “kambiyo taahhüdü”nde bulunmuş olur. Kambiyo ilişkisinin altında esas itibariyle bir asıl /temel borç ilişkisi vardır. Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliği, temel ilişkiden kaynaklanan temel talebin ve bununla ilgili olarak taraflar arasında varılmış amaca ilişkin mutabakatın geçerliliğinden tamamen bağımsızdır. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel talebe ise bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır.
Kambiyo senedinin bir illete bağlı olması gerekmez ve kural olarak ispat yükü kambiyo senedinin bedelsiz olduğunu ileri süren tarafa aittir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (TMK m. 6 m.). İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir.
Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle ortadan kalktığını ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkâr ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle sona erdiğini ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir. Menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira davacı borçlu, senedin varlığını kabul etmekle birlikte bir hukuki ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukuki ilişkiye dayandığını ileri sürmekte; temelde bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmektedir. (Yargıtay HGK'nun ...E-... K sayılı kararı)
Somut olayda yukarıda değinilen usul hükümleri ile içtihatlar ışığında davacı tarafça davacı şirket ile davalılardan ... Ltd. Şti. arasında bir kısım elektronik emtia alım satımı konusunda sözleşmesel ilişki meydana geldiği, işbu sözleşmesel ilişki kapsamında davacı şirket tarafından, davalı ...şirketine, muhatabı ... A.Ş ... Şubesi olan, ... çek no’lu, 16.10.2025 keşide tarihli 786.500,00TL miktarlı çekin avans olarak teslim edildiği, davalı ... firmasının davacıdan avans olarak aldığı çeke ve davacının ürün teslimi talebine rağmen, davacı şirkete mal ve ürün teslimi yapmadığı, devam eden süreçte, davalı ... firmasının, davacı şirketin aramalarına cevap vermediği, vaat ettiği ürün teslimini yapmadığı, davalının hem mal teslimi yapmayarak hem de davacı firmadan aldığı çeki iade etmeyerek davacı şirketi zarara uğrattığı, dava konu çekin bedelsiz kaldığı ve bedelsiz kalan bu çek sebebiyle davalılara borçlu olunmadığı vakıalarına dayanıldığı, davalı taraflarca cevap dilekçesi sunulmadığından davalıların HMK'nın 128. Maddesi uyarınca anılan vakıaları inkar ettiğinin değerlendirildiği, taraflarca dayanılan vakıalara göre ispat külfetinin davacı borçlu tarafta bulunduğu zira çekin tanzimine sebebiyet veren emtianın teslim edildiği ve çekin bedelsiz kaldığı iddiaları dikkate alındığında borç ilişkisinin temelde kabul edildiği ancak borcun eda edilmesi sebebiyle borç ilişkisinin sona erdiği vakıasını ispat külfetinin borcu eda ettiğini iddia eden davacı borçlu tarafa ait olduğu değerlendirilmiştir.
Davalı ... Anonim Şirketi yönünden dava konusu vakıalar incelendiğinde; 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring, Finansman Ve Tasarruf Finansman Şirketleri Kanununun 9/3 maddesine göre şahsi defilerin faktoring firmasına karşı ileri sürülemeyeceği, davacı tarafça bedelsizlik vakıasına dayanıldığı gözetildiğinde şahsi defi niteliğinde olan bedelsiz definin 6361 sayılı Yasanın 9/3. Maddesi uyarınca davalı faktoring firmasına karşı ileri sürülemeyeceği kanaatine varılmıştır.
Diğer davalı ... Şirketi yönünden dava konusu vakıalar incelendiğinde; davacının dava konusu çekin avans çeki olarak verildiği vakıasına dayanıldığı, ancak çek üzerinde çekin avans çeki olarak verildiğine dair şerh yahut kayıt bulunmadığı, çekin avans çeki olarak verildiği vakıasına ilişkin dosya kapsamına başkaca delil sunulmadığı, davacı tarafça ileri sürülen vakıaların sübuta etkili delillerle ispatının mümkün olmadığı kanaatine varılmıştır.
Davanın reddine karar verilmekle İİK'nın 72/5 maddesinde belirtilen yasal şartlar oluşmadığından davacının kötü niyet tazminatı talebinin reddine, davalı ... firmasının kötü niyet tazminatı talebinin ise ihtiyati tedbir kararı sebebiyle davalının alacağına ulaşması geciktiğinden ve İİK'nın 72/4. Maddesinde düzenlenen yasal şartlar davalı lehine oluştuğundan davalı Şeker Faktoring firmasının kötü niyet tazminatı talebinin kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM
: Gerekçesi yukarıda izah olunduğu üzere;
1-Davanın REDDİNE,
2-Davacının kötü niyet tazminat talebinin İİK'nın 72/5. fıkralarındaki koşullar oluşmadığından reddine,
3-Davalının kötü niyet tazminat talebinin İİK'nın 72/4. maddesi gereği kabulü ile 786.500,00-TL'nin %20'si oranında 157.300,00-TL tazminatın davacıdan alınarak davalı Şeker Faktoring A.Ş'ye verilmesine,
4-... 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin █████/2025 tarih,...D.İş Esas ve ...D.İş Karar sayılı ihtiyati tedbir kararının İİK'nın 72/4. Maddesi uyarınca kaldırılmasına,
5-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince alınması gereken 732,00-TL maktu karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 13.431,46-TL ve 615,40-TL peşin harç olmak üzere toplam 14.046,86-TL harcın mahsubu ile artan 13.314,86-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
6-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
7-Davalı ... Şirketi vekilinin vekalet ücreti talebi bulunmadığından bu hususta hüküm kurulmasına yer olmadığına,
8-Davalı ...Şirketi karar verildikten sonra █████/2026 tarihinde vekaletname sunmuş olduğundan 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 164. maddesine ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 2. maddesinin birinci fıkrası gereğince vekalet ücreti hususunda hüküm kurulmasına yer olmadığına,
9-... Arabuluculuk Bürosu tarafından ileride haksız çıkacak taraftan alınmak üzere suçüstü ödeneğinden karşılanan 4.700,00-TL arabuluculuk tarife bedelinin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, buna ilişkin harç tahsil müzekkeresi yazılmasına,
10-Artan gider/delil avansından artan avans olması halinde, hüküm kesinleştiğinde ve talep edildiğinde yatırana iadesine,
Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemeleri nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi.█████/2026
Katip
¸e-imzalıdır
Hakim
¸e-imzalıdır
*Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.*

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!