Anahtar kelimeler: Bristol Hamur Gelmeden Karton Kağıt Satımdan Firmanın Vade İstirdat Bedelli

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO
: █████████ Esas
KARAR NO
: ████████ Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
: İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesi
NUMARASI
: ████████ Esas- ████████ Karar
TARİH
: █████/2023
DAVA
: İstirdat (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ
: █████/2026
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ
:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı müvekkili firmanın, davalı şirketten 05.05.2022 tarih ... numaralı 551.337,18 TL bedelli ve 05.05.2022 tarih ... numaralı 664.313,89 TL bedelli iki adet fatura içeriğinde belirtili olan hamur kağıt ve bristol karton ürünlerini satın aldığını, ancak ürün satın alınan faturaların vade tarihi dahi gelmeden davalı şirket tarafından müvekkili şirkete 2 adet vade farkı faturası kesildiğini, bu faturalar da 27.05.2022 tarih ... numaralı 161.613,98 TL bedelli ve yine 27.05.2022 tarih ... numaralı 134.197,86 TL bedelli faturalar olduğunu, davalı şirket tarafından kesilen faturaların taraflar arasında kesilen fark faturalarına ilişkin itirazlar sözlü olarak devam ederken bu vade farkı faturalarına da 8 günlük yasal süresi içerisinde itiraz edilemediğini, davalı alacaklı da, müvekkili aleyhine İstanbul Anadolu 10. İcra Müdürlüğü’ nün... E. Sayılı dosyası üzerinden başlattığı takip ile yukarıda belirtilen 4 adet faturaya dayanarak kötü niyetle ve müvekkilini zarara uğratmak kastıyla takip başlattığını, müvekkilinin de cebri icra tehdidi ile asıl borcunun çok üzerinde fazladan ödeme yapmak zorunda kaldığını, davalı alacaklının kötü niyetli olarak başlattığı ve haksız biçimde mevcut borcun üzerinde olacak şekilde tahsil ettiği fazladan ödenen kısmının tespit edilmesi ve devamında tahsil edilen miktarın istirdadı için iş bu davayı açtığını, davalı alacaklı, müvekkili aleyhine, mevcut olan 2 adet fatura alacağının haricinde 2 adet de vade farkı faturasını icraya koyarak toplamda 4 adet fatura bedeli olan 1.511.462,91 TL üzerinden kötü niyetle 26.07.2022 Tarihinde icra takibi başlattığını, haksız olarak başlatılan takipte ödeme emrinin müvekkili şirketin elektronik tebligat adresine tebliğ edildiğini, şirket yetkililerince fark edilmediğinden süresi içerisinde itiraz edilmediğini ve takibin kesinleştiğini, takibin kesinleşmesinden sonra bankalarına da haciz işlemi uygulandığını ve müvekkili şirketin bu şekilde icra takibini öğrendiğini, müvekkilinin dosya borcunu haciz tehdidi altında ödediğini, hukuka aykırı olarak düzenlenen 2 adet vade farkı faturasını ve de icra takibi hazırlanırken faiz başlangıç tarihinin fatura düzenleme tarihlerinden 5 ay öncesi tarih olması hasebiyle davalı alacaklıya fazladan ödeme yaptığını, bu sebeple fazla ödenen kısmın tespiti ile istirdatı talebinde bulunma zarureti hasıl olduğunu, vade farkının alınacağına dair varsa sözleşmede açık hükmün bulunmasını veya vade farkı uygulamasının taraflar arasında sürekli uygulanan teamül haline gelmiş olması gerektiğini, sözleşmede veya taraflar arasındaki teamülde vade farkına ilişkin anlaşma yoksa dahi uygulamada tebliğ edilen bazı faturalarda “gecikme halinde vade farkı alınır” şerhi bulunmakta veya içeriğinin sadece vade farkı olduğu faturalar da düzenlendiğini, somut olayda 05.05.2022 tarih ... numaralı 551.337,18 TL bedelli ve 05.05.2022 tarih ... numaralı 664.313,89 TL bedelli iki adet fatura da ''vadesi geçen tutara aylık %2,5 vade farkı uygulanır'' ibaresi mevcut olduğunu, Türk Ticaret Kanunu’nun 21. maddesinin son fıkrası vade farkının istenemeyeceği bir durumda, vade farkı faturasını veya ödenmediği takdirde vade farkı ödenmesi gerektiğine ilişkin bir şerh bulunan faturayı tebliğ alan kişinin bu faturaya sekiz gün içerisinde itiraz etmemesi durumunda vade farkını ödemekle yükümlü olup olmayacağına dair çeşitli görüşler bulunmaktayken Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu █████/2003 tarihli kararı ile “taraflar arasında yazılı şekilde yapılmamış olmakla birlikte geçerli sözleşme ilişkisinden doğan uyuşmazlıklarda faturalara (bedelin belli bir sürede ödenmemesi halinde vade farkı ödenir) ibaresinin yazılarak karşı tarafa tebliği ve karşı tarafça TTK.nun 23/2. maddesi uyarınca sekiz gün içinde itiraz edilmemesi halinde bu durum sadece fatura kapsamının kesinleşmesi sonucunu doğurup vade farkının diğer tarafça kabul edildiği ve istenebileceği anlamına gelmeyeceği” yönünde birleştirilmesine karar verdiğini, TTK’nın 21/2. maddesine göre süresinde itiraz edilmeyen faturalarda kabul edilen içerik, fatura bedeli, malın veya hizmetin türü, malın miktarı, hizmetin bedeli gibi hususlardır; vade farkı ise TTK’ya göre sözleşmenin zorunlu içeriğinden olmadığını, içtihadı birleştirme kararının, vade farkına ilişkin faturaya itiraz edilmediği takdirde bunun kabul edilmesi, taraflar arasında sözleşmede belirlenmeyen veya teamül olmayan bir hususun sadece itiraz edilmediği nedeniyle itiraz etmeyen açısından ağır bir sonuç doğuracak olması, faturanın sözleşme olmaması ve itiraz edilmemesinin faturayı taraflar arasında bağlayıcı bir sözleşme haline getirmeyeceğinin belirtildiğini, işbu içtihadı birleştirme kararının somut uyuşmazlıkla birebir uyuştuğunu, davalı alacaklı tarafından müvekkili firmaya kesilen ürün faturalarında da ''vadesi geçen tutara aylık %2,5 vade farkı uygulanır'' ibaresi mevcut olduğunu, diğer iki fatura da içeriğinin sadece vade farkı olduğu faturalar olduğunu, ancak müvekkili şirket ile davalı şirket arasından vade farkı talep edileceğine ilişkin bir sözleşme olmadığı gibi taraflar arasında teamül gereği uygulanan bir vade farkı uygulaması da söz konusu olmadığını, davalı alacaklı müvekkilinin bilgisi ve rızası haricinde 27.05.2022 tarih ... numaralı 161.613,98 TL bedelli ve yine 27.05.2022 tarih ... numaralı 134.197,86 TL bedelli vade farkı faturaları düzenlediğini, daha sonra davalı alacaklı kötü niyetli olarak hem ürün faturalarına hem de müvekkili tarafından kabulü mümkün olmayan fark faturalarını dayanak göstererek İstanbul Anadolu 10. İcra Müdürlüğü’ nün... E sayılı dosyası ile başlatmış olduğu takibe yasal süresi içerisinde itiraz edilmediğinden cebri icra tehdidi ile müvekkili tarafından kabulü mümkün olmayan vade farkı faturaları da ödenmek zorunda kaldığını, davalı alacaklı tarafından İstanbul Anadolu 10. İcra Müdürlüğüne göndermiş olduğu takip talebinde asıl alacak miktarının borç miktarının üzerinde olmasının yanı sıra faiz başlangıç tarihi de hatalı olduğunu, takip talebinde faiz başlangıcı 01.01.2022 tarihi olarak belirtildiğini, oysa ki mal ve hizmet tedariki sözleşmelerine istinaden düzenlenen faturalar için geç ödemenin sonuçları TTK’nın 1530. Maddesi ile düzenlendiğini, somut uyuşmazlıkta takibe konu edilen ürün faturaların düzenlenme tarihinin 05.05.2022, vade farkı faturalarının ise 27.05.2022 olduğunu, faturaların düzenlendiği tarih; faturaların teslim alındığı tarih olarak kabul edilse bile ürün faturaları yönünden 30 günlük süre eklendiğinde faiz başlangıç tarihinin 04.06.2022 olarak, kabul anlamına gelmemek kaydıyla vade farkı faturaları yönünden de 26.06.2022 olarak hesaplanması gerekeceğini, hal böyle iken müvekkili tarafından 6 aylık işlemiş faiz miktarının da fazladan ödenmek zorunda kalındığını, İstanbul Anadolu 10. İcra Müdürlüğü’ nün... E sayılı dosyasından cebri icra tehdidi altında ödeme yapmak amacıyla 18.08.2022 tarihinde dosya hesabı alındığını, alınan dosya hesabında toplam borç miktarının 1.825.674,01 TL olarak hesaplandığını, aynı gün müvekkili firma tarafından bu hesaba göre davalı alacaklının banka hesabına 1.750.818,99 TL haricen ödeme yapıldığını, icra dairesi harç hesabına da 66.629,19 TL tahsil harcı ödemesi yapıldığını, toplamda 1.817.448,18 TL ödeme gerçekleştirildiğini, oysaki müvekkili şirketin davalı alacaklıya sadece adet ürün fatura borcu bulunmakta olup, yukarıda belirtilen içtihadı birleştirme kararı doğrultusunda; müvekkili şirket ile davalı şirket arasında vade farkı faturası düzenlenebileceğine ilişkin bir sözleşme hükmünün bulunmaması veya taraflar arasında teamülen uygulanan vade farkı faturası uygulaması olmadığından ... numaralı 161.613,98 TL bedelli ve ... numaralı 134.197,86 TL bedelli faturaların kabulü mümkün olmadığını, bu nedenle de davacı müvekkilinin davalıya böyle bir borcu bulunmadığını, müvekkili firma tarafından 1.387.898,90 TL ödeme yapılması gerekmekte iken, davalının haksız ve hukuka aykırı şekilde vade farkı faturalarını da talep etmesi ve de faiz başlangıç tarihi olarak faturların düzenlenme tarihinden 5 ay önceki tarihi esas alarak hesaplama yapması nedeniyle 1.817.448,18 TL ödeme yapılmak zorunda kalındığını, bu nedenle de hesaplamalardan da görüldüğü üzere yapılan 429.549,28 TL fazla ödemenin iadesi için istirdat talebinde bulunulduğunu, açıklanan ve Mahkemece resen dikkate alınacak tüm nedenlerle, davanın kabülüne, müvekkilinin vade farkı faturalarından dolayı borçlu olmadığının tespiti ile borçlu olmadığı halde İstanbul Anadolu 10. İcra Müdürlüğü’ nün... E. Sayılı dosyasından dolayı haksız olarak cebri icra tehdidiyle fazladan ve yersiz ödenen fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik 429.000 TL’nin ödeme tarihi olan 18.08.2022 Tarihinden itibaren yasal faizi ile istirdatına, yargılama giderleri ile vekalet ücreetinin karşı tarafa tahmiline, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket ile davalı şirket arasında ticari ilişki mevcut olduğunu, bu ilişki çerçevesinde müvekkili şirketin davacı yana hamur kağıt ve bristol karton sattığını ve kendilerine fatura ettiğini, bununla birlikte kur farkının oluşması sebebiyle kur farkına ilişkin olarak kur fark faturası kesildiğini, müvekkili şirketin edimini özenle yerine getirdiğini, bu doğrultuda talep edilen hamur kağıt ve bristol karton siparişinin süresinde eksiksiz olarak davacı şirkete teslim ettiğini, buna karşılık davacı yan mutabık kalınan hususlara riayet etmeyerek borcunu ödemediğini ve İstanbul Anadolu 10. İcra Müdürlüğü'nün... E. Sayılı dosyası ile cari hesap alacağına ilişkin hakkında icra takibi başlatılmasına sebebiyet verdiğini, anılan icra takibi ile ödeme emri davacı borçlu yana usulüne uygun tebliğ edilmiş ve süresinde davacı yanca dosyaya itiraz edilmediğini, herhangi bir itiraz olmaksızın kesinleşen dosya ile de icra takibine konu borcun tahsiline ilişkin işlemelere geçildiğini ve neticeten dosya borcu tahsil edildiğini, davacı yan anılan icra dosyası borcunun ödemesini herhangi bir haciz baskısı altında yapmadığını, öncelikle; davacı yana satılan ürünler neticesinde kendisine fatura kesildiğini ve süresinde bu faturalara herhangi bir itiraz gelmediğini, ardından borcun ödenmesine ilişkin olarak kendileriyle defalarca iletişime geçildiğini, yapılan bu görüşmelerde de borcu kabul ettiklerini ancak buna rağmen ödeme yapmadıklarını, davacı yana karşı başlatılan icra takip dayanağının davacı yanın beyan ettiği üzere fatura değil, cari hesap ekstresi olduğunu, bu durumun icra dosyasının celp edilmesi ile de açıkça anlaşılacağını, davacı yan ile müvekkili şirket arasındaki ticari ilişki oldukça eski zamanlara dayanmakta olup karşılıklı olarak iş ilişkisinde bulunan tarafların ticari ilişkisi cari hesap üzerinden sağlandığını, müvekkili şirkette lehine başlatılan icra takibinin dayanağı cari hesap ekstresi olduğundan icra takibine uygulanan faizin fatura tarihi olarak hesaplanmasının mümkün olmadığını, davacı yan her ne kadar kur farkı faturasına itiraz etmişse de müvekkili şirket tarafından kesilen bu faturanın gerek ticari teamüllere gerekse de hukuka uygun olduğunu, bu sebeple davacı yanca kur farkına ilişkin kesilen faturalara yapılan itirazın reddi gerektiğini, munzam zarar, vaktinde ifa edilmemiş bir borcun daha sonradan ödenmesi halinde uygulanacak temerrüt faizinin zararı karşılamaya yetmediği durumlarda gündeme geleceğini, çünkü borç zamanında ifa edilmiş olsaydı elde edilen para daha değerli olacakken borcun geç ifa edilmesi mal varlığının olduğu yerde değer kaybetmesine ve farklı yatırımlarla değerlendirilememesine neden olacağını, kanuni faizler işletilse dahi yani alacak nicelik olarak artsa bile alacaklının zaman içerisinde mal varlığı değerindeki düşüş aslında alacaklının büyük maddi kayıplar yaşamasına sebep olduğunu, arz ve izah olunan ve resen gözetilecek nedenlerle; müvekkili şirket aleyhine haksız ve mesnetsiz olarak yöneltilen davanın reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini beyan ve talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ
:
İlk Derece Mahkemesi █████/2023 tarih ve ████████ Esas- ████████ Karar sayılı kararında;
".....Yapılan açıklamalar, anılan yasal düzenlemeler, toplanan deliller ve yapılan yargılama sonucunda somut olaya bakıldığında; evvelin, davacı-borçlu şirket hakkında İstanbul Anadolu 10. İcra Dairesinin... Esas sayılı dosyasından cari hesap alacağına dayalı olarak ilamsız icra takibi yapıldığı ve davacının haciz baskısı altında toplam 1.817,448,18 TL ödeme yapıldığı tartışmasızdır. Mahkememizce taraflarca gösterilen ve olaya özgü tam deliller toplanmıştır. Somut olayda uyuşmazlığın çözümü için takibin kaynağına göre davacının davalıya olan gerçek borcun tespit edilmesi gerekmiştir. Bu kapsamda taraflar arasında ticari satım ilişkisi bulunduğu ve bu kapsamda faturalar düzenlendiği ,takibin temelinin de fatura alacağından kaynaklandığı anlaşılmakla, 6102 Sayılı TTK'nin 83-85 maddeleri ve 6100 Sayılı HMK'nin 222. maddeleri kapsamında inceleme gün ve saati belirlenerek taraf şirketlerin ticari defter ve belgeleri üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiş ve bu minvalde dosya bilirkişiye tevdi edilmiştir. Bilirkişi Mali Müşavir ... tarafından davacı şirketir ticari defterleri üzerinde yapılan inceleme sonucunda hazırlanan raporda özetle; Davalı tarafından davacıya gönderilen vade farkı faturalarında kur farkını doğuracak faturalarda herhangi bir bilginin olmadığı. Vade farkının (KDV Dahil) 225.687,98TL değil, 121.438,54TL olduğu. Davalı ve davacının ticari defter, kayıt, belgelerinin ve kayıt sisteminin muhasebe usul ve esaslarına uygun olduğu. Tarafların defter, kayıt ve belgelerinin birebir örtüştüğü. Tarafların ticari defter, kayıt ve belgelerinin HMK 222/2'ye göre delil niteliği taşıdığı. Davacının davalıya fazla ödemesinin 413.729,38TL olduğu. Davalı ve davacının BA-BS beyanlarının birebir örtüştüğüne ilişkin tespit, hesap ve görüşlerini içeren rapor verilmiştir. Mahkememizce bilirkişi raporu taraf vekillerine tebliğ edilmiştir. Bilirkişi raporuna her iki taraf vekili tarafından itiraz edilmiştir. Ancak bilirkişi raporunda görüldüğü üzere taraf şirketlerin kayıtları birbirlerini teyit etmekte ve buna göre davacının 413.729,38 TL fazla ödemesi olduğu belirlenmiş durumdadır. Dolayısıyla fazla ödeme yapıldığı konusu esasen tartışmasızdır. Somut olayımızda taraflar arasında, vade farkına ilişkin herhangi bir sözleşme olmadığı gibi sürekli uygulama nedeniyle teamül hale geldiğine ilişkin ticari defter ve kayıtlarında da herhangi bir bilgi ve belge mevcut değildir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.09.2003 gün ve ███████-449 Esas, ████████ Karar 28.04.2004 gün ve ███████-2005 Esas, ████████ Karar, 06.10.2004 gün ve ███████-470 Esas, ████████ Karar sayılı vb emsal ilamlarında vade farkının sözleşmede kararlaştırıldığı ya da sonradan sürekli uygulama nedeniyle sözleşmenin bir unsuru kabul edildiği durumlarda alacaklının bu yöndeki istemini doğrudan sözleşmeye dayandırabileceği uygulanmıştır. Nitekim 27.06.2003 gün ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı içtihadı birleştirme kararında vade farkının, veresiye veya taksitle satışlarda ilk satış bedeline yani semene belirli oranlarda yapılan ilave başka bir anlatımla vade farkı mal ve hizmet satım sözleşmesinde kararlaştırılan veya ticari teamüllere göre vade tarihinden başlayarak fiili ödeme tarihindeki mal ve hizmet bedeline ekleme yapılmak suretiyle semenin ulaştığı miktarı ifade ettiği belirtilmiştir. TTK'nin 23/2. maddesindeki karine faturanın olağan içeriği ile ilgili olup faturaya sözleşmeyı değiştiren, diğer tarafın durumunu ağırlaştıran kayıtların konulması, faturaya alanında olağan olmayan bu kayıtlara süresinde itiraz etmemiş olması bunları kabul ettiği ve sorumlu olacağı anlamına gelmeyecektir. Burada itiraz edilmemekle kesinleşen faturanın olağan içeriğidir. Vade farkı, içtihadı birleştirme kararında ortaya konulduğu üzere uygulamada mal ve hizmet bedelinin ödenmesi gereken günde ödenmemesi halinde alacağın gecikmesi nedeniyle ulaştığı miktar yani mal ve hizmetin yeni fiyatı olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere vade farkı sözleşmenin kuruluş aşamasıyla ilgili bir unsurken fatura sözleşmenin ifasıyla ilgilidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ███████-470 Esas, ████████ Karar ve 06.10.2004 tarihli kararında ayrıca faturanın bir sözleşme olmadığı gibi faturanın olağan unsurlarından olmayan kayda itiraz edilmemiş olması da faturayı sözleşme haline getirmeyeceği salt faturalar üzerindeki vade farkı uygulanacağı ifadesinin vade farkı talebine dayanak teşkil edemeyeceğinin bu itibarla salt fatura üzerindeki vade tarihinin vade farkı talebi için yeterli olmadığı ortadadır. Bu yönüyle davacı vekilinin vade farkına ilişkin beyan ve itirazları yerinde görülmüştür. Ayrıca davacı vekilinin itirazında işaret ettiği gibi bilirkişi tarafından icra dairesine ayrıca yapılan 66.629,19 TL harç ödemesi de gözetilmemiş, sadece asıl borca ve ferilerine ilişkin bankaya yapılan 1.750,818,99 TL ödeme esas alınmıştır. Bu durumda takip tarihi olan 25.07.2022 ve ödeme tarihi olan 18.08.2022 tarihine göre vade farkı olmadan yeniden yapılan hesaplamaya göre ; toplam borcun 1.387,898,90 TL olacağı ve buna göre 1.817,448,18-1387,898,90 = 429.549,28 TL fazla ödeme yapıldığı tespit ve tayin edilmiştir. Filvaki genel bilgi ve hakimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgi ve tecrübeyle bilirkişi raporu denetlendiğinden ve mesele aydınlantıldığından başka bir araştırma yapılmasına ve/veya bilirkişiden ek rapor alınmasına gerek görülmemiştir. (AY,1381/1,141/3, HMK,30,266,282) Öyleyse, icra baskısı altında fazladan yapılan işbu ödemenin aslında verilmesinin lazım gelmediği ve oluşan mevcut duruma göre davalı açısından sebepsiz zenginleşme teşkil edeceğinden İİK'nin 72/7,8 ve TBK'nin 77 vd maddeleri gereğince iade edilmesi gerektiği aşikardır. Binaenaleyh, davacı şirketin davasını, TMK'nin 6 ve HMK'nin 190. 223/3 maddeleri nazarında esastan ispat ettiği sonuç ve kanaatiyle; taleple bağlılık ilkesi nazarında temerrüt, faiz tür ve oranı da denetlenmek suretiyle, dosyada mukim gerekçeli ,denetime açık ,hüküm kurmaya yeterli ve elverişli olduğu için kısmi hesap hatası dışında esasa dair benimsenen bilirkişi raporu da gözetilerek İstanbul Anadolu 10.İcra Dairesi'nin... E.sayılı dosyası nedeniyle fazladan yatırılan 429.549,28 TL'nin █████/2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan istirdadı ile davacıya itasına karar verilmiştir.
6100 Sayılı HMK'nin 332/1 maddesine göre, 323. maddesinde sayılan yargılama giderlerinden, 326/1. maddesi gereğince tamamen davalı şirket sorumlu tutulmuştur. Ayrıca bu kapsamda Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliğinin 26/2. maddeleri gözetilerek dava öncesi Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen arabuluculuk ücretinin de davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına da karar verilmek suretiyle 6100 Sayılı HMK'nin 26, 297/2 maddeleri gereğince aşağıdaki şekilde hüküm ihdas edilmiştir..."gerekçesi ile,
''1-)Davanın KABULÜNE
2-2004 Sayılı İİK'nin 72/VII ve 72/VIII. maddeleri gereğince İstanbul Anadolu 10.İcra Dairesinin... E.sayılı dosyası nedeniyle fazladan yatırılan 429.549,28 TL'nin █████/2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan istirdadı ile davacıya itasına,..." karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
:
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında oluşan cari hesap alacağının icra takibine konulduğunu ve icra takibine itiraz edilmeksizin kesinleştiğini, davacının icra takip borcunu ödediğini, ödemenin haciz baskısı altında yapıldığı iddiasının doğru olmadığını, icra takibi dayanağı ürün satışı, vade ve kur faturalarına davacı tarafından itiraz edilmediğini, icra takibinin cari hesaba dayandığını, bu sebeple faiz başlangıcının da yerinde olduğunu, kur farkı faturasının da vadesinde borcun ifa edilmemesi sebebiyle oluşan munzam zararı karşılama amacı taşıdığını, bu sebeple itirazın haksız olduğunu, bu hususlar gözetilmeksizin verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık varsa resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Dava; davacının davalıya vade ve kur farkı adı altında düzenlenen faturalara istinaden borçlu olmadığı iddiasıyla icra tehdidi altında ödenen fatura bedeli ile fazla ödenen işlemiş faiz bedelinin istirdadı talebine ilişkindir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Somut uyuşmazlıkta davalı tarafından davacı aleyhine cari hesap alacağının tahsili için icra takibi başlatıldığı, icra takibi dayanağı cari hesaba konu faturaların ise █████/2022 tarihli 551.337,18 TL ve 664.313,89 TL bedelli ürün faturaları ile bu faturalara istinaden düzenlenen █████/2022 tarihli 161.163,98 TL ve 134.197,86 TL bedelli vade ve kur farkı faturaları olduğu, ürün faturalarında fatura tutarının peşin olduğu ve vadesi geçen tutara aylık % 2,5 vade farkı uygulanacağının belirtildiği görülmüştür.
Mahkemece gerekçeli kararda belirtilen Yargıtay İBBGK'nın █████/2003 tarihli, 2001/1 esas ve 2003/1 karar sayılı ilamı ve Yargıtay içtihatları uyarınca somut uyuşmazlıkta olduğu gibi vade farkı düzenlenmesine ilişkin olan satım faturalarında vade farkına ilişkin kayda ve faturaya itiraz edilmemesi halinde kaydın vade farkı talebine hak vermeyeceği, vade farkı faturalarının dayanağı olan ürün faturalarında bedelinin peşin ödeneceğinin belirlendiği, herhangi bir vade tarihi içermediği, taraflar arasında vade farkı ödeneceğine ilişkin bir sözleşme hükmü veya ticari defterlerinde vade farkı uygulanmasına ilişkin teamül bulunmadığı, aksinin davalı tarafından iddia ve ispat edilmediği, ihtilaflı vade farkı faturalarının icra tehdidi altında ödenmesinin taraflar arasında bu yönde teamül oluşturmadığı, yine TBK'nun 99/2 fıkrası uyarınca kur farkı alacağının talep edilebilmesi için satış sözleşmesinde satış bedelinin yabancı para cinsinden kararlaştırılması veya faturaya konu malların yabancı para karşılığı satışının yapılmış olması gerektiği, ancak taraflar arasında satış bedelinin yabancı para cinsinden kararlaştırıldığına ilişkin sözleşme olmadığı gibi kur farkı faturasının dayanağı olan faturaların TL üzerinden düzenlendiği ve kur farkının oluşmadığı, vade farkı ve kur farkı alacağı oluşmamasına rağmen buna ilişkin fatura düzenlenmesi, davacı tarafından bu faturalara itiraz edilmeyerek ticari defterlerine kaydedilmesi ve icra tehdidi altında bedelinin ödenmesinin doğmayan bir alacak yönünden davalıyı alacaklı konuma getirmeyeceği, bu faturaların davacı tarafından ticari defterlerine kaydedilmesi sebebiyle davalı alacaklı görünüyor ise de söz konusu karinenin aksinin davacı tarafından ispat edildiği anlaşılmakla davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.
6098 sayılı TBK’nın 117. maddesinde, muaccel bir alacağın borçlusu borcun ifa edileceği tarih belirlenmemişse alacaklının ihtarıyla mütemerrit olacağının hüküm altına alındığı, davalının icra takibinden önce davacıyı temerrüte düşürmediği ve işlemiş faize hak kazanmadığı, TTK'nın 1530.maddesi mal tedarik sözleşmesine ilişkin olup somut olayda uygulama yeri bulunmadığı, ancak davacı vekili tarafından TTK'nın 1530 maddesi uyarınca davacının temerrüte düştüğü tarihin dikkate alınması gerektiğini ileri sürmesi ve bu tarihi kabul etmesi sebebiyle bu tarihe göre işlemiş faizin belirlenmesinin davacı vekilinin kabulüne uygun olduğu anlaşılmakla davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir.
Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davalının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM
: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,
3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 29.342,51 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 7.335,62 TL harcın mahsubu ile bakiye 22.006,89 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına,
5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde avansı yatıran tarafa iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere █████/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!