Anahtar kelimeler: Virüsünün Covid Eczacı Adını Satımı Evraktan Satımdan İştigal Kıymetli Ürünü

T.C.
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ13. HUKUK DAİRESİDOSYA NO
: █████████ EsasKARAR NO
: ████████ KararT Ü R K M İ L L E T İ A D I N AB Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ
: BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNUMARASI
: █████████ Esas - ████████ KararTARİH
: █████/2023DAVA
: Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan), Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan)BİRLEŞEN BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin ███████ ESAS SAYILI DOSYASIDAVA
: Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan)KARAR TARİHİ
: █████/2026İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ
:Davacı vekili asıl dosyada verilen dava dilekçesinde özetle; " Müvekkilinin eczacı olduğunu, davalının ise tıbbi ürünler alım satımı ile iştigal eden bir şirket olduğunu, "... ..." adını taşıyan ürünü Covid-19 virüsünün bulaşması ve yayılmasını engelleyen özellikler taşıdığını belirten tanıtım ve reklam yaparak müvekkiline teklif ettiğini, ürün hakkında davalının "FDA" onaylı ve "CE" belgeli olduğuna müvekkilini ikna ettiğini, toplam satış bedelinin 445.003,20 TL olmasına karşın davalı tarafından müvekkiline sadece 300.003,20 TL fatura kesildiğini, kalan 150.000 TL için davalının fatura kesmediğini, ürünlerin satışına başladığında müvekkilinin hem ürünlerin kendi üzerinde hem de paket üzerinde bulunan logolarda hatalar tespit ettiğini, bunun üzerine müvekkilinin davalıya ihtarname gönderdiğini, bu ihtarname ile sözleşmeden geri döndüğünü yatırdığı paranın ve bononun iadesini talep ettiğini, davalının bu ihtarnameye aynı gün dönüş yaparak, kendisinin ürünün ithalatçı olmadığı için ilgili iddiaların muhatabı olmadığı yönünde bir beyanla müvekkilinin taleplerini reddettiğini, davalının sunduğu iki belge ürünlerin ne FDA onayının ne de CE sertifikasının olmadığını, dolayısı ile dava konusu olayda hem esaslı yanılma hem de aldatmanın söz konusu olduğunu, bononun protestoya verilmemesi ya da protestonun Merkez Bankası'na bildirilmemesi ve bononun davalı tarafından ciro edilmemesi, icraya konulmaması, tahsile konulmaması, icranın durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verilmesini" talep ve dava etmiştir.Davalı ... yetkilisi tarafından asıl dosyada verilen cevap dilekçesinde özetle; kendilerinin ithalat şirketi olmadıklarını, imalat ve ticaret şirketi olduklarını, davacı tarafından ileri sürülen belgelerin tanzim eden kuruluştan veya üretici şirketten taraflarınca temin edilmediğini, bu belgelerin üretici şirket tarafından ithalatçı şirkete, ithalatçı firma tarafından kendilerine sunulduğunu, dava konusu ürünlerin davacının iddia ettiği belgeler ile Ülkemize ithalatına izin verilmesinin ürünün sorusuzca satılabileceği hususunda şirketlerince kuşkulu bulunmadığını, yakın arkadaşı olan ve farklı ilaç müstahzarları üreten Dr.... 'ın ürettiği ilaç ve tıbbi malzemeleri piyasaya süren ilaç mümessili ... tarafından kendilerinden ürün talep ettiğini, talep edilen ... ürünleri ile ilgili ithalatçı firma tarafından bize iletilen bütün teknik dosyalar ve ürün numuneleri satış işlemi öncesinde incelenmesi için mümessil kişilere ve bu kişiler tarafından davacıya verildiğini, bu yönden eksiklik söz konusu olmadığını, davacı eczacı olması hasebi ile işine daha bir ciddiyet ile eğilerek sahte ve/veya geçersiz olduğunu öne sürdüğü bu evrakları ürün ambalajında üretici tarafından yapılan baskı hatalarını satış öncesinde inceleyerek daha sonra ticarete karar vermesi mesleki bir gerçeklik olduğunu, davacı, en başından ürünleri her yönü ile inceleme ve araştırma imkanına sahip olduğunu, Ülkemizin Gümrüğüne beyan edilerek resmi izin ile ithalatı yapılmış ürünlerin ticaretini yaparak suç işlediklerinin öngörülmesi Hukuken mümkün olmadığını, ayıplı yada sahte bir ürün satmadıklarını, ithalatçı firma tarafından şirketlerine satılan ve gerek nakdi gerekse davacı tarafındane kendilerin verilen senet ile ödemelerini yapmış oldukları ürünlerin ticaretini yapmak dışında bir eylemlerinin olmadığını, davacı tarafından ileri sürülen tüm iddialar ile açılan davanın satış stratejisi hataları sonucu ürünleri satamamış olmaktan dolayı iade etmek amacı ile yol arama ve zaman kazanma girişimi olduğunu, ticari kuruluşların kuruluş mantığı, üretici, ithalatçı veya toptancı şirketlerden satın aldıkları ürünleri piyasaya arz etmek olduğunu, arz edilen ve satılan ürünün iadesi ,ancak ürünün yasal süre içerisinde satıcı şirkete bildirilmesi ile mümkün olduğunu, bu sürenin davacı tarafından aşıldığını, davacı mesleğinin üzerine yüklediği kamusal sorumlulukla bugün ki iddialarına dayanak olması için satış işlemi gerçekleşmeden önce bugün dile getirdiği hususlarda gerekli incelemeyi yaptıktan sonra, uygun görmesi halinde bu ticareti yapması gerektiğini, ürünün bütün yönleri ile mümessiller tarafından açık biçimde kendisine sunulduğunu, davacı en baştan ürünleri görüp incelediğini, kendi hür ve özgür iradesi ile mümessiller aracılığı ile ürün talep ettiğini ve ticaretini gerçekleştirdiğini beyan etmiştir.Mahkememizin işbu dosyası ile birleşen Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin ███████ esas sayılı dosyasında davacı vekili tarafından verilen dava dilekçesinde özetle; "Davacının eczanesinin olduğu davalının ürünü olan yaka kartını virüsü engellediğini ve FDA onaylı ve CE Belgeli olduğunu belirterek ürünü sattığını ancak CE Belgesi olmadığı görüldüğü, davacının 450.000,00 TL tutarında 15.000 adet ürün sipariş ettiği, 225.000,00 TL sini nakit kalan 225.000,00 TL'yi vadesi █████/2022 olan bono senedi düzenleyerek verdiğini bir müddet sonra belgelerin gerçek olmadığı anlaşılınca senedin iptali için dava açıldığını, CE belgesi olarak sunulan aslında olmayan bu belgede davalının kaşesi bulunduğunu belirterek davacı vekili ihtiyati tedbir kararı verilmesi ile davanın kabulü ve yargılama, vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasını" arz ve talep etmiştir.Mahkememizin iş bu dosyası ile birleşen Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin ███████ esas sayılı dosyasında davalı Denge Maddeleri Orman Ürünleri İnşaat Makine Endüstriyel vekili cevap dilekçesinde özetle; " Müvekkilinin korona virüs pandemi başlangıcında ticari gelir elde etmek amacıyla pandemi dönemlerinde ve pandemi boyutuna ulaşmamış virüs kaynaklı hastalıklar sırasında yaygın olarak kullanılan ve dezenfektan özelliğini taşıyan bir malzeme ithal ederek toptan ve perakende satışa sunduğunu, ürünlerin ithal edildiği günden itibaren faturalı olarak farklı adetlerde farklı işletmelere ve online alışveriş sitelerinde doğrudan perakende satışının yapıldığını, müvekkilinin sattığı ürünlerin sıradan bir dezenfektan olduğu, davacı tarafın ürünün niteliğinde yanıltıldığına dair beyanlarının gerçeği yansıtmadığını, davacının ödemelerini tamamladığını, Normal dezenfektanlardan daha kullanışlı olması, boyun askısı ile gün içinde sürekli olarak kullanımı gibi kolaylıkları olması nedenlerinden ötürü ürünün piyasada tutacağını düşünen ve çevresinin geniş olduğunu müvekkili firmaya bildiren diğer davalının ürünleri bizden aldıktan sonra kime ne bedelle ve kaç adet satacağı konuları tamamen diğer davalının ticari yeteneğiyle ilgili olduğunu, bu ticaretin sonrasında gelişen olayların diğer davalı ile davacı arasında olduğunu, davacının mesleği gereği ürünün niteliğini bilen yahut bilmesi kendisinden beklenen kişilerden olduğunu, ürünleri satın almadan önce kendisine sunulan numuneler üzerinde de diğer tüm ürünlerde olduğu gibi ithalatçı firma olan müvekkilinin ünvan, adres, telefon bilgileri yer aldığını, ürünlerin ne bedelle satıldığı, ürün ile kendisine sunulan belgelerin ne olduğu konularına ilişkin soruları doğrudan müvekkili firmaya sorma imkanının olduğunu, bu imkanların hiçbirini kullanmayıp yalnızca piyasadan ürün toplamayı ve topladığı bu ürünlerle ilgili alanda piyasada tekel olmayı amaçlayan davacı, ürünleri istediği hızda ve adette satamayınca kandırıldığı iddiasıyla kötü niyetli olarak borçtan kurtulmayı hedeflediğini" beyan etmiştir.İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ
:İlk Derece Mahkemesi █████/2023 tarih ve █████████ Esas - ████████ Karar sayılı kararında;" Taraflar arasındaki ihtilaf; davacının dava konusu sözleşmeyi davalı ...'nun aldatması/ hilesi ile ve esaslı yanılma ile akdedip akdetmediği, sözleşmeden dönmesinin haklı sebebe dayanıp dayanmadığı, dava konusu bononun yetkili hamili davalı Denge'nin bonoyu kötü niyet ile iktisap edip etmediği noktalarında toplanmaktadır.(...)6098 Sayılı TBK'nun 30 ve devamı maddelerinde düzenlenen yanılma (hata); ya irade beyanının istenmeyerek arzuya uygun olmaması veya arzunun (iradenin) oluşmasına etki eden bir hususta düşüncenin gerçek duruma uygun olmamasıdır. Birinci halde açıklamada yanılma, ikinci halde arzunun oluşmasına yol açan saikte yanılma söz konusudur. Fakat her yanılma sözleşmenin geçersizliğini etkilemez. Ancak TBK'nun 30. maddesinde açıklandığı üzere sözleşme yapılırken düşülen esaslı bir yanılma sözleşmenin geçerliliğine etki eder. (Prof Dr. M. Kemal Oğuzman, Prof. Dr. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler cilt-1 18. Bası, s. 97) Bu açıklamalar ışığında somut olayımıza baktığımızda; davacı vekili davalının dava konusu ürünlerin "FDA" onaylı ve "CE" belgeli olduğuna kendilerini ikna ederek sözleşme akdetmelerine neden olduğu ve kendilerinin esaslı olarak yanıldıklarını iddia etmiştir. Ancak yanılmanın tanımı ve TBK'nun yukarıda belirtilen esaslı yanılma halleri dikkate alındığında davacının esaslı yanılma ile sözleşme akdettiğinden bahsedilemez. Eczacı olan davacı ürünleri görerek ve isteyerek davalıdan satın almış ve karşılığında ödeme yapmıştır. Sözleşmenin kurulmasında ve saikte yanılma söz konusu değildir. Bu sebeple davacı vekilinin bu yöndeki iddialarına Mahkememizce itibar edilmemiştir.6098 Sayılı TBK'nun 36. Maddesinden düzenlenen aldatma; bir kimsenin, davranışı ile diğer şahsı irade beyanında bulunmaya yönlendirmek için o şahısta yanlış bir fikrin doğumuna veya doğrulmasına yasa devamına kasten yol açılması ve bir kişinin kasten saik hatasına düşürülmesidir. Aldatma sebebiyle sözleşmenin balayıcı sayılmaması gereken şartlar ise; birinci, bir taraf, sözleşme yapma hususunda aldatılmış, yani karşı tarafın davranışı ile yanıltılmış olmalıdı.r İkincisi, karşı tarafı yanıltan davranış kasten yapılmalıdır. Üçüncücü, aldatma teşkil eden davranış sözleşmenin tarafı veya sözleşmenin yapılmasında yardımından yararlandığı bir kimse tarafından yapılmış olmalıdır. (Prof Dr. M. Kemal Oğuzman, Prof. Dr. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler cilt-1 18. Bası, s. 114-117)Bu açıklamalar ışığında somut olayımıza geldiğimizde; davacı taraf, davalının dava konusu "... ..." isimli yaka kartı şeklinde ürünün "FDA onaylı" ve "CE belgeli" olduğunu beyan ederek ürünün Covid-19 virüsünün bulaşması ve yayılmasını engelleyen özellikler taşıdığını belirten tanıtım ve reklam yaparak davacıya ürünün satışını teklif ettiğini, ancak ürünün dış paketinin ön yüzünde bir ABD bayrağı ile beraber "USA ... ..." (ABD Kalite ve Güvenlik Yeterlilik Garantisi) ibaresinin olduğu, ürününün arka yüzünde: Yine ABD bayrağı ile beraber "USA ... ..." (ABD Kalite ve Güvenlik Yeterlilik Garantisi) ibaresinin bulunduğu, Sağlık Bakanlığı'na karşılık gelen, "..." (Birleşik Devletler Sağlık ve İnsani Hizmetler Departmanı) yazılı bir logonun olduğu, ABD "..." (FDA-Gıda ve İlaç Dairesi) logosu bulunduğu, "..." (WHO-Dünya Sağlık Örgütü) logosu bulunduğu, "CE" sertikalı olduğunu ima etmesi adına "CE" logosu olduğu görüldüğünü, paketin içinden çıkan ürünün arka kısmına bakıldığında: ABD bayrağı ile beraber "USA ... ..." (ABD Kalite ve Güvenlik Yeterlilik Garantisi) ibaresinin bulunduğu, ABD "..." (FDA-Gıda ve İlaç Dairesi) logosu bulunduğu, "..." (WHO-Dünya Sağlık Örgütü) logosu bulunduğu, "CE" sertikalı olduğunu ima etmesi adına "CE" logosu olduğu görüldüğü, davalının bu ibareleri barındıran ürünün "FDA" onaylı ve "CE" belgeli olduğuna davacıyı ikna ettiğini, ancak davacı ürünleri satışa başladıktan sonra dikkatle incelediğinde hem ürünlerin kendi üzerinde hem de paket üzerinde bulunan logolarda hatalar tespit ettiğini, Dünya Sağlık Örgütü logosunda "World" kelimesi yerine "Worl" ibaresi olduğunu farketmiştir. Hem üründe hem paketinde aynı hatanın tekrarlanması şüphe uyandırdığını, Sağlık Bakanlığı'na karşılık gelen, "..." (Birleşik Devletler Sağlık ve İnsan Hizmetler Departmanı) yazılı bir logoyu dikkatle incelediğinde logoda "Health" kelimesi yerine "Healthgh" yazıldığını görmesi şüphelerini pekiştiğini ve araştırmalarını derinleştiren müvekkilimiz, internet üzerinde yaptığı aramada ürünler için, davalı'nın beyanlarının ve ürün üzerindeki logoların ifade ettiğinin aksine bir "FDA onayı" olmadığını tespit ettiğini ve sözleşmeden döndüğünü ve davalı tarafa ihtarname gönderdiğini ve davalının davacıyı aldatarak sözleşme akdetmesine sebep olduğunu iddia ederek sözleşmeden haklı sebeple dönüldüğü ve ödenen bedelin iadesini ve dava konusu bonodan dolayı borçlu olmadığının tespitini talep etmiştir.Davacı taraf dava konusu ürünleri covid-19 pandemisi sebebiyle davalıdan satın almıştır. Covid-19 hastalığı Dünya Sağlık Örgütü tarafından 11.03.2020 tarihinde pandemi olarak ilan edilmiştir. Covid-19 hastalığının tüm dünyada ve ülkemizde ne kadar ağır sonuçları olduğu herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Söz konusu hastalık ile başa çıkılmak için tüm dünyada ve ülkemizde bir çok ilaç ve aşı üretilmiş ve önüne geçilmeye çalışılmıştır. Ancak buna rağmen tüm dünya ve ülkemizde çok ağır kayıplar yaşanmıştır. Bu hususların eczası olan davacının kabulünde olduğu ve bilindiği aşikardır. Eczacı olan davacı bu kadar ağır sonuçları olan ve aşı ve ilaçlar ile dahi engel olunamayan bir virüse engel olunması için dava konusu yaka kartı şeklindeki ürünü davalıdan satın almış ve müşterilerine arz etmiştir. Orta zekalı her insanın dava konusu yaka kartının bu derece yıkıcı olan virüse engel olmayacağını bilmesi gerektiği aşikardır. Nitekim tüm dünya ve ülkemizdeki bir çok insan virüse engel olan ve ülkelerin yasal olarak uyguladığı aşılara dahi itibar etmeyerek aşı olmamış ve verilen ilaçları kullanmamıştır. 4721 sayılı TMK'nun 2. maddesi uyarınca herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Yargıtay içtihatları ve teoride dürüst davranma, bir hakkın sahibinin hakkını kullanırken veya bir borçlunun borcunu yerine getirirken iyi ve doğru hareket etmesi yani, dürüst, namuslu, makul, fiilinin neticelerini bilen, orta zekalı her insanın benzer hadiselerde takip edecek olduğu yolda hareket etmesi olarak tanımlanmıştır. Eczacı olan ve bu hususları çok iyi bilmesi gereken davacı bu kadar basit bir ürünün virüse engel olacağını düşünerek satın alıp kendi müşterilerine arz etmiştir ve talep görmeyince aldatıldığını iddia ederek dürüstlük kuralına aykırı olarak sözleşmeden dönmüştür. Davacı vekili dava dilekçesinde söz konusu ürünlerin satışından sonra ürünlerin ve paketlerinin davacı tarafından incelendiğini ve "FDA onayı" ve "CE" belgeli olmadığını tespit ettiğini beyan etmiştir. Söz konusu ürünler satın alınırken basit bir inceleme ile dahi söz konusu ürünlerin "FDA onayı" olmadığı ve "CE" belgesi olmadığı tespit edilecek bir husustur. Ancak Eczacı olan ve mesleği gereği bu hususları çok bilmesi ve insan sağlığı ile ilgili ürünleri satın alırken titizlikle davranması gerekirken bu hususlara dikkate etmeyerek ürünleri satın alıp kendi müşterilerine arz etmiştir ve talep görmeyince aldatıldığını iddia ederek dürüstlük kuralına aykırı olarak sözleşmeden dönmüştür. Taraflar arasında sözleşme kurulurken söz konusu hususların eczacı olan davacı tarafında çok iyi bilinmesi gereken ve basit bir inceleme ile tespit edilecek olan hususlar olması dikkate alındığında davacının davalı tarafından kasten aldatılmasından bahsedilemez. Davacı mesleği gereği söz konusu ürünlerin çok ağır sonuçları olan bir virüse engel olamayacağını öngörmesi gerekirken bunu öngörmemiş yada öngörmesine rağmen insanların söz konusu ürünü satın alacaklarını düşünerek özgür iradesi ile davalıdan satın almıştır. Dolayısıyla davalının kasten davacıyı aldatarak sözleşme yapmasına sebebiyet verdiğinden ve esaslı yanılmasından söz edilemez. Bu sebeplerle davacının ve davacı tanıklarının iddialarına ve bu yöndeki bilirkişi raporuna Mahkememizce itibar edilmemiştir. Davacı haklı sebeple sözleşmeden dönmemiştir ve ödenen bedelin iadesi talebi ve ifa için verilen bonodan dolayı borçlu olmadığı ve bedelinin istirdadı talebi yerinde değildir. Her ne kadar hukuki nitelendirme Mahkememize ait ise de; davacı tarafından dava dilekçesinde özellikle ayıp iddiasına dayanılmadığının belirtildiği ve taleplerinin esaslı hata ve aldatma hukuki sebep çerçevesinde değerlendirilmesi talep edildiğinden Mahkememizce ayıp hukuksal kurumuna ilişkin detaylı açıklama ve değerlendirme yapılmamıştır. Zaten ayıp iddiasına dayanılmış olsa idi dahi, davalı tarafça kendilerine ayıp ihbarının yapılmadığı savunulmuş ve iddia edilen ayıpların açık ayıp olduğu dikkate alındığında ve davacı tarafından alınan ürünler alındığı sırada kontrol edilip ayıp bulunması halinde davacıya TTK'da belirlenen yasal sürelerde ihbarda bulunulması gerekirken süresinden sonra mail atılıp, ihtarname gönderildiğinden ayıp ihbarı da süresinde yapılmamıştır. Dolayısıyla davacının ayıp hükümlerine dayanarak talepte bulunması da söz konusu değildir. Bu sebeplerle asıl davanın reddine karar verilmiştir. Davacı aynı gerekçeler ile dava konusu bononun bedelsiz kaldığını iddia ederek asıl dosya davalısı ve birleşen dosya davalısına menfi tespit davası açmıştır. Ancak yukarıda açıklandığı üzere sözleşme bedeli olarak verilen bono bedelsiz kalmadığından ve davalının kötü niyeti de ispat edilmediğinden birleşen dosya yönünden de davanın reddine karar verilmiştir. Davacı haksız olduğu halde dava açmış ve ihtiyati tedbir talep etmiştir. Davacının talebi üzerine Mahkememizce hem asıl dosyada hemde birleşen dosyada ihtiyati tedbir kararı verilmiştir. İhtiyati tedbir kararı verilmesinden dolayı davalılar alacaklarını almada geciktiğinden ve 2004 Sayılı İİK'nun 72/4 maddesi uyarınca talep dahi gerekmediğinden davalılar lehine kötü niyet tazminatına karar verilmiştir. "gerekçesi ile,'' A)Mahkememizin iş bu █████████ esas sayılı asıl dosyasında;1-Açılan davanın REDDİNE,-2004 Sayılı İİK'nun 72/4 maddesi uyarınca ihtiyati tedbir kararı sebebiyle alacağını geç alan davalı lehine asıl alacak olan 225.000,00 TL'nin % 20 si oranında kötü niyet tazminatı takdiri ile takdir edilen tazminatın davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, (...)B)Mahkememizin iş bu dosyası ile birleşen Mahkememizin ███████ esas sayılı dosyasında;1-Açılan davanın REDDİNE,-2004 Sayılı İİK'nun 72/4 maddesi uyarınca ihtiyati tedbir kararı sebebiyle alacağını geç alan davalı lehine asıl alacak olan 225.000,00 TL'nin % 20 si oranında kötü niyet tazminatı takdiri ile takdir edilen tazminatın davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
:Asıl ve birleşen davalarda davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın aydınlatılması amacıyla dosyanın bilirkişilere tevdi edildiğini, ancak rapordaki tespitlerin tam aksine olacak şekilde, heyetin sunmuş olduğu rapora hiç itibar edilmeden, tamamen öznel ifadelerle davanın reddine karar verildiğini,Davalı ... ... LTD. ŞTİ. rapora itiraz etmediğinden, bilirkişi raporunun bu davalı bakımından kesinleştiğini ve tarafları lehine usuli kazanılmış hak doğduğunu; bu husus hiçbir şekilde gözetilmeden davanın reddine karar verilmesinin kanuna aykırı olduğunu,Davacının, dava konusu ürünleri aldığı dönemde sağlık alanında yaşanan teknolojik ilerlemeler ile Covid-19 hastalığının seyri ve etkisi göz önünde bulundurulduğunda, her gün gelişen teknoloji ile birlikte neredeyse her gün yeni buluşların ortaya çıktığını; dolayısıyla, davacının mesleğinin gereği olarak gün be gün bu teknolojileri de takip ettiğini; kendisine teklif edilen ürünün ise zaten hasta olmuş bir kişiyi iyileştireceği düşüncesi ile ürünü satmak üzere almadığını, yeni yeni toplumsal yaşama dönen halk için maske vb. koruyucu ürünler gibi ilgili ürünü takan kişiyi virüsten koruyacağı satıcı reprezantı tarafından müvekkiline tanıtılıp empoze edildiğini, müvekkilinin bu yönde kandırıldığını; satışa konu ürünlerin üzerinde yabancı dilde yazıldığını, uluslararası güven verici logoların da bulunuşu (1 metre küp çevrenizde koruma kalkanı, havadaki bakterileri temizler, pandemi ve grip sezonlarında tavsiye edilir, virüs ve bakteri oluşabilecek durumlarda kullanın gibi yazıların oluşu) ve satıcının ısrarlı tavsiyesinin müvekkili aldattığını; bu dönemde Sağlık Bakanlığı, Türk Tabipler Birliği, televizyon ve gazetelerde her gün açıklanan uzman görüşleri ile hasta olmadan önce virüse yakalanmamak için yapılması gereken duruş ve davranışların belirtilip tavsiye edildiğini; bunun için de öncelikle maske ve mesafenin günlük yaşantımıza girdiğini; mesafeye dikkat edildiği gibi, değişik firmaların bakanlığın dağıtmış olduğu maskeler haricinde muhtelif görünüşlü değişik filtreler takılmış maskeler üreterek satışa sunduğunu,Reprezant tarafından tanıtılan ve tavsiye edilen dava konusu ürünün "... sterilazation kart özelliği" taşıdığı da ambalajı üzerinde yazılı olduğunu; ambalaj üzerinde ayrıca yavaş salınımlı ... ibaresi bulunduğunu; bu formulün de sahte olduğunun anlaşıldığını; kimyasal olarak ... diye bir kimyasal madde olmadığını, CIO2 kimyasal maddesi olduğunu; bunun da kalsiyum hipoklorit olup su arıtırımı, havuz temizleme, çamaşır yıkama maddesinde kullanıldığı araştırmalar sonucunda anlaşıldığını; sivrisinekten korunmak için piyasada satılan (off-kov vb.) marklarını taşıyan kimyasalları vücudumuza sürdüğümüzde veya bulunduğumuz havaya sıktığımızda sivrisineğin ölmeyeceğini ancak vücuttan uzak duracağını; söz konusu tabletin aynı işi yaptığı tavsiye ve empoze edilerek müvekkilinin kandırıldığını, aldatıldığını,Yerel mahkeme tanık ifadelerini nazar-ı dikkate almadığını, adeta yok saydığını; Tanık Fatih Alıcıoğlugil ifadesinde, ... Firması yetkilisi...'un ürün açısından USA Sağlık Örgütü, FDA, CE, Avrupa Güvenlik Belgesi olduğunu söylediğini hatta belgeler gönderdiğini, bu nedenle satışta güven oluştuğunu, yani alıcı müvekkilin ikna edildiğini ifade etmiştir. Hatta aynı ürünü...'un internet ortamında daha düşük fiyatla satışa sunduğunu, niçin düşük fiyatla satışa sunduğunu sorduğunda "söz konusu ürünlerin sahte olması nedeniyle bedelin düştüğünü...'un ikrar ettiğini ifade ettiğini,Diğer tanık ...'in ifadesinde, davacı müvekkil eczacı ... ürünlerin sahte olduğundan şüphelenince vatandaşı kandırmamak için piyasaya sürüp satmak istemedi, hala ürünler depoda beklemektedir, piyasaya satışa sunulmadı, şeklinde ifade ettiğini; müvekkili eczacı olarak davalıların sattıkları ürünün sahte olduğunu anlayınca dürüst davranarak satışa sunmadığnıı; isteseydi aldığı fiyattan veya daha düşük fiyattan piyasaya sürerek satış yapabileceğini ancak insan sağlığının önemli olması nedeniyle müvekkilinin dürüst davranıp ürünleri satışa sunmadığını ve halen deposunda muhafaza etmekte olduğunu; ürünlerin geri alınması konusunda davalılara ... ve mailden talep göndermişse de davalılarca da ürünlerin geri alınmadığını; bunun sebebinin de davalıların ürünlerinin sahte olduğunu bilmeleri olduğunu,Covid pandemisi döneminde tüm dünya ülkeleri söz konusu mikrobun yayılmasını önlemek için seferber olduklarını; bu nedenle dünyada yayılan ve Çin menşeili olduğu belirtilen Covid virüsünün bulaşmasının önlenmesi için üretildiği iddia edilen, buna ilişkin müvekkile sahte onay belgeleri ile gönderilen dava konusu ürünlerin; gelişen teknoloji ile birlikte, istenen korumayı sağlayabileceğini müvekkilinin düşünmesinin gayet normal olduğunu; bu noktada ilk derece mahkemesinin insan sağlığını tehlikeye sokan davalıların müvekkili kandırarak satışını yaptıkları ve tamamen sahte olan ürünlerin satışının yasalara uygun olduğu yönünde vermiş olduğu karara ve gerekçesine katılmanın mümkün olmadığını, ürün incelendiğinde orta zekalı herhangi bir insan bu ürünün kendisini virüsten koruyacağına inanabileceğini; herhangi bir eczaneden ilaç ve maske alan kişilerin tamamının sağlık ürünleri hakkında tecrübeli, kimyasal ve teknoloji konusunda bilgi sahibi olduğu düşünülemeyeceğini; dolayısıyla, ilk derece mahkemesinin orta zekalı bir insanı kıstas almayarak tamamen kendi öznel düşünceleri ile karara vardığını; bu karara göre, müvekkilin aldatılarak satın almaya ikna edildiği ve tamamen sahte olan ürünün satışının geçerli olarak kabul edilmesi, hukuku ve yasayı görmezden gelmek olacağını; davanın reddedilmesinin insan sağlığı ile oynar derecede sahte ürünlerin piyasaya sürülmesine onay vermek olacağını; tamamen yasaya aykırı olduğunu; dava konusu bir noktada sahte ürünün halkı kandırarak piyasaya satışa sunulup sunulamayacağını ilgilendirmekte olduğunu,Mahkeme karar gerekçesinin 9. sayfasında yer alan "4721 sayılı TMK'nun 2. maddesi uyarınca herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Yargıtay içtihatları ve teoride dürüst davranma, bir hakkın sahibinin hakkını kullanırken veya bir borçlunun borcunu yerine getirirken iyi ve doğru hareket etmesi yani, dürüst, namuslu, makul, fiilinin neticelerini bilen, orta zekalı her insanın benzer hadiselerde takip edecek olduğu yolda hareket etmesi olarak tanımlanmıştır." açıklamasından sonra "Eczacı olan ve bu hususları çok iyi bilmesi gereken davacı bu kadar basit bir ürünün virüse engel olacağını düşünerek satın alıp kendi müşterilerine arz etmiştir ve talep görmeyince aldatıldığını iddia ederek dürüstlük kuralına aykırı olarak sözleşmeden dönmüştür." gerekçesinin de hatalı olduğunu,Davadaki taleplerinin temeli alınan ürünün tamamen sahte olduğunu; mahkeme gerekçesinde hatalı olarak "ürün işe yaramadığı için satılamadı, satılamayınca da davacı aldatıldığı iddiası ile dava açtı" şeklinde düşünmüşse de dava açma sebebinin ürünün satılamaması değil, sahte olması olduğunu; müvekkili ürünün sahte olduğunu Sağlık Bakanlığından ve müvekkile gönderilen diğer yabancı dildeki yazılı belgelerin bu ürünle ilgili olmadığı, tamamen aldatma amacı ile düzenlenen belgeler olduğunu tespit edince keyfiyeti mail ile davalı ... ... Ltd. Şti. yetkilisi...'a ... (+... nolu telefonla) bildirmiş, ayrıca mail ile göndermiş olmasına rağmen davalı ... şirket yetkilisi...'un müvekkile yabancı dilde LST - FDA, ... belgelerini göndererek müvekkili iknaya çalıştığını; yapılan araştırmada bu belgelerin de sahte olduğunun ortaya çıktığını; dolayısıyla ürünün satılamaması sebebiyle değil, sahte olması nedeniyle dava açıldığını, vatandaşı kandırmamak nedeniyle müvekkilce satışa sunulmadığını; tüm alınan malzemelerin halen dahi müvekkilinin deposunda olduğunu; aslında mahkemenin davayı kabul etmesi ve de akabinde halk sağlığının korunması amacıyla Sağlık İl Müdürlüğüne müzekkere yazarak ürünlerin imhasına karar vermesi gerektiğini,İlk derece mahkemesinin gayet yerinde olarak TMK m.2 uyarınca herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kuralına uygun hareket etmesi gerektiğini belirttiğini; ancak ilk derece mahkemesinin kaçırdığı bir husus olduğunu; bu hükmün davanın tüm tarafları için geçerli olduğunu ve sadece bir tarafın dürüstlük kuralına uygun hareket etmesi gerektiğinin ileri sürülemeyeceğini; davalı ... ... LTD. ŞTİ., müvekkiline satışını yaptığı ürünlerin sahte olduğunu, Sağlık Bakanlığı ve ilgili yerlerden alınmış hiçbir izninin ve denetiminin olmadığını bilmekte olduğunu ve buna rağmen müvekkilini aldatarak satışı gerçekleştirdiğini; o halde, niçin davalıların da haklarını kullanırken veya borçlarını yerine getirirken iyi ve doğru hareket etmesi yani, dürüst, namuslu, makul, fiilinin neticelerini bilen, orta zekalı her insanın benzer hadiselerde takip edecek olduğu yolda hareket etmesinin beklenmemekte olduğunu; bu hususun mahkemenin taraflı hareket edebiliyor olacağı ihtimalini akıllara getirmekte olduğunu; davalıların dürüstlük kuralına tamamen aykırı davranarak (sahte olduğunu bildikleri ürünü bilerek ve isteyerek satarak) hem bu satıştan kazanç elde etmekte hem de lehlerine kötü niyet tazminatına hükmedilerek adeta ödüllendirilmekte olduğunu; mahkemenin işbu davada müvekkilinin iyi veya kötü niyetinden önce incelemesi gereken hususun, insan sağlığını tehdit eder şekilde piyasaya sunulan sahte bir ürünün mevcudiyeti olduğnuu; eğer bu ürün boyuna takılan bir kart değil de, hiçbir onayı olmayan sahte bir ilaç olsaydı mahkemenin yine aynı kararı mı vereceğini; öncelikle incelenmesi gereken; sahte olduğu tespit edilmiş bu ürünün davalılar tarafından insan sağlığını hiçe sayılarak sanki orijinal, Bakanlıkça onaylı ürünmüş gibi satılmasının, müvekkilinin ve diğer birçok kişinin kandırılmasının hukuka aykırı olduğunun tespiti olduğunu; müvekkilinin yaptığı satış miktarının bu dava ile ilgisi olmadığını, müvekkilinin aldığı ürünlerin sahteliği anlaşılınca satışa sunmadığını; yani ürüne dair ayıplılık iddiası olmadığını, ürünün sahte olduğunu; satışa arz edilip talep görmeyince aldatıldığını iddia ederek dürüstlük kuralına aykırı hareket ettiği şekli ile mahkemenin müvekkili dürüst olmamakla nitelendirmesinin doğru olmadığını; davanın konusu, ürünlerin satılamamasından değil, sahte olmasından kaynaklandığını; müvekkilinin söz konusu ürünleri eczanesinde satışa arz etmiş olsaydı en az bin beş yüz kişiye satabileceğini; bu kadar kişiyi sahte ürünle kandırıp dolandırmış olacağını; müvekkilinin asla bu yolu tercih etmediğini; insan sağlığının önemini bildiğini ve dürüst davrandığını; hukuk sisteminin bir parçası olan mahkemenin, bilerek ve isteyerek toplum zararına hareket eden davalılara hukuki koruma sağlayarak hukuk kurallarına ve toplumun değer yargılarına tamamen ters davranmakta olduğunu; mahkemenin, davanın taraflarına aynı kuralı eşit şekilde uygulamaması bile kararın kaldırılması için başlıca bir sebep olduğunu,İlk derece mahkemesi basit bir inceleme ile ürünlerin "FDA onayı" ve "CE" belgesi olmadığının tespit edileceğini hiçbir gerekçe göstermeden ileri sürdüğünü, "FDA onayı" ve "CE" belgesi, mahkemenin ileri sürdüğünün aksine, çıplak göz ile ürüne bakıldığında anlaşılabilecek hususlar olmadığını, ambalaj üzerinde uluslararası güven veren beş adet amblem ve yazı bulunduğunu, mahkemenin bu hususların araştırılması için 28.12.2021 tarihli tensip zaptında Sağlık Bakanlığı'na müzekkere yazılmasına karar verdiğini, bu durumda ilk derece mahkemesinin ürünlerin "FDA onayı" ve "CE" belgesinin olup olmadığının basit bir inceleme ile anlaşılabileceğini ileri sürmesinin tamamen maddi vakıalara aykırı olduğunu; mahkeme kendisi ürünlere baktığında basit bir inceleme ile bu onay ve belgenin bulunup bulunmadığını anlayamamış olacak ki Sağlık Bakanlığı'na bu hususta müzekkere yazılmasına karar verdiğini; mahkemenin karar gerekçesinde belirtilenin aksine, davacının söz konusu ürünler ambarla eczanesine indirildikten sonra satışa sunmadan araştırma gereği duyduğunu; Sağlık Bakanlığı'ndan, Eczacılar Odası'ndan, internet ortamından yaptığı araştırmada ürünlerin sahte olduğunu, vaad edilen özellikleri taşımadığını öğrendiğini, ürünleri depoya kaldırdığını; satışa konu ürünlerin ambalajlarının çıplak gözle incelendiğinde sahte olup olmadığını anlamanın mümkün olmadığını; ambalaj olarak aldatıcılık vasfı olduğunu; söz konusu ürünün ambalajda yazılı USA ..., FDA, ..., CE, ... mevcut olup olmadığını ambalajına bakarak anlamanın mümkün olmadığını; belgeleri veren firmalarda araştırma gerektiğini; ambalajda yazılan kullanım metodu, dikkat edilmesi gereken hususların doğru olup olmadığının çıplak göz ile ilk etapta anlaşılabilir nitelikte olmadığını; bu nedenle mahkemenin Sağlık Bakanlığı'ndan sorduğunu, bilirkişiye inceleme yaptırdığını; ayrıca davalı tarafça müvekkile gönderilen yabancı dilde yazılmış LST sertifikası ile FDA sertifikasının gerçek olmadığının araştırma sonucunda anlaşıldığını,İlk derece mahkemesinin, davalının söz konusu ürünleri satarken "kasten aldatma amacıyla hareket etmediğine" kanaat etmesinin ise gerçeklikten tamamen uzak olduğunu; bilirkişi raporunun 16. sayfasında genel değerlendirme bölümünde davacının aldatıldığının tespit edildiğini, buna rağmen mahkemenin davanın reddine ve davalılar lehine kötü niyet tazminatına hükmetmesiyle, hakkın kötüye kullanılmasını hukuk düzeni tarafından koruduğunu, eczacı bilirkişi yerine geçerek ürünlerin sahte olmadığına kanaat ettiğini, yerel mahkemece dosyaya sunulan delillere, bilirkişi raporuna, tanık beyanlarına itibar edilmemiş olmasının yasal olmadığını,Aynı konu ile ilgili Bakırköy 4. ATM ███████ E. Sayılı, .... .... Ltd. Şti. aleyhine açmış oldukları ve 225.000 TL bedelli bononun iptali talepli menfi tespit davasının, █████████ esasında işbu dava ile birleştirildiğini; .... Ltd. Şti. dava konusu virüs block kartlarının ambalajında görüldüğü gibi ithalatçı ve dağıtıcı firma olduğunu; şirket ticari adresinin de Ticaret Sicil müdürlüğü kayıtlarında görülmekte olduğunu; davalı ... Ltd. Şti. iddiasında ve savunmasında kendisinin satıcı olduğu, ithalatçı firmanın .... Ltd. Şti. olduğu yönünde beyanı olduğunu, aksinin kanıtlanmadığını,"..." yaka kartlarını ithal eden firma .... Ltd. Şti. ile piyasaya süren ... Standarts Ltd. Şti. fikir ve eylem birliği içerisinde olan iki şirket olduğunu; her ikisine de dava açıldığını; ... Ltd. Şti. müvekkilden almış olduğu 225.000 TL bedelli 11.01.2022 vadeli bono senedini .... Ltd. Şti.'ye ciro etmiş, .... Ltd. Şti. de müvekkilin borçlu olarak verdiği bono senedini QNB Finansbanka tahsile verdiğini, mahkemenin Sağlık Bakanlığı'na yazmış olduğu müzekkereye Sağlık bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü 641.99 sayı ile "yapılan inceleme neticesinde ... isimli ürün için ruhsat başvurusu yapıldığı ancak başvuru şartları uygun olmaması nedeniyle ilgi b de kayıtlı yazımız ile başvurunun uygun olmadığı resmi yazı ile bildirilmiştir." şeklinde cevap verdiğini, Bakanlık'ın da bu şekilde "..." isimli ürünün amacına uygun olmadığını teyit ettiğini, davacının aldatıldığını bakanlığın yazısından anlaşıldığını, mahkemenin bakanlığın cevabi yazısı ile yetindiğini, derinliğine bir inceleme yapmadığını,Mahkemece "davalının kötü niyeti ispat edilemediğinden" davalılar lehine, talep dahi olmadan, kötü niyet tazminatına hükmedildiğini; davalıların birlikte hareket ederek sahte ürünleri müvekkiline sattığı ortadayken kötü niyetli olmadıklarına kanaat edilmesi mahkemenin dosyayı neredeyse hiç incelemeden, eksik inceleme ile karar verdiğinin bir göstergesi olduğunu; davalıların bilerek ve isteyerek, müvekkili aldatma amacıyla hareket ettiklerini, ürünlerin var olduğu iddia edilen korumayı sağladığına müvekkilini ikna ettiklerini ancak yine de, mahkeme anlaşılamayan bir şekilde davalıların kötü niyetle hareket ettiklerinin ispatlanamadığını düşünmekte olduğunu; bir tarafın dürüstlük kuralına aykırı olacak şekilde, diğer tarafın zararına hareket etmesi kötü niyetin varlığının ispatı için yeterli olduğunu; bunun yanı sıra, Yargıtay'ın yerleşik içtihatları ve doktrindeki baskın görüş uyarınca da davalı-alacaklı lehine kötü niyet tazminatına hükmedilebilmesi için davacı-borçlu hakkında başlatılan bir icra takibi bulunmasının zorunlu oludğunu, dolayısıyla, davalılar lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesinin kabulü mümkün olmadığından bu yönüyle de kararın kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğini,İleri sürerek, açıklanan ve re'sen dikkate alınacak nedenlerle; istinaf başvurularının kabulüne, Sağlık Bakanlığı'na müzekkere yazılarak numunesi dosyada olan dava konusu "..." sterilizasyon kartını amacına hizmet etme özelliğinin bulunup bulunmadığını, satışına izin verilip verilmediğinin sorulmasına, ambalaj üzerindeki ... isimli kimyasalın bulunup bulunmadığı, yine ambalajın sertifikalar bölümünde yer alan sertifikalarının bulunup bulunmadığını ilgili kurumlara yazı yazılarak sorulmasına, 21.02.2023 tarihli bilirkişi raporunun nazar-ı dikkate alınmasına, ilk derece mahkemei kararının kaldırılmasına, asıl ve birleşen davaların kabulüne, aksi halde dosyanın yeniden incelenmek üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine, HMK m. 397/2 göre ihtiyati tedbir kararının nihai kararın kesinleşmesine kadar devamına, mürafaa taleplerinin kabulüne, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine, karar verilmesini talep etmiştir.İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık varsa resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Asıl dava; taraflar arasındaki virus block out isimli yaka kartı şeklindeki medikal malzemenin satışına ilişkin sözleşmenin hile ve temel hatası nedeniyle iptal edildiğinin tespiti ve bu sözleşmenin ifası amacıyla davalıya ödenen 225.000,00-TL'nin iadesi ile keşidecisi davacı lehdarı davalı olan 225.000,00-TL bedelli 11.01.2022 vade tarihli bonodan ötürü borçlu olunmadığının tespiti ile bononun iptali; birleşen dava ise asıl dava davalısı tarafından birleşen dava davalısına ciro edilen bonodan ötürü asıl davadaki gerekçelerle birleşen davalıya borçlu olunmadığının tespiti istemlerine ilişkindir.Asıl davada davacı yan; davalı tarafından reprezant aracılığı ile kendisine tanıtımı yapılan ve Covid 19 virüsüne karşı koruyucu olduğu, FDA onaylı ve CE belgeli olduğu ileri sürülen 15.000 adedinin davalıdan satın alınması hususunda tarafların anlaştığını, ürünler teslim edildikten sonra yaptığı araştırma neticesinde yaka kartı üzerindeki FDA onaylı olduğuna ve CE belgeli olduğuna dair yazıları gerçeği yansıtmadığının, yine ürüne ilişkin satış öncesi davacıya gönderilen FDA onayı ve CE sertifikalarının da sahte olduklarının tespit edildiğini, irade sakatlığı nedeniyle sözleşmenin iptal edildiğinin ve davalıya mail yolu ile bildirildiğini, ürünlerin iade alınmasının, ödenen bedelin ve senedin davacıya iadesinin istendiğini, davalının ürünün imalatçısı ve ithalatçısı olmadığı gerekçesi ile talebi kabul etmediğini ileri sürmüş; birleşen davada ise davalının dava konusu ürünlerin ithalatçısı olduğunu, asıl dava davalısına verilen bononun birleşen davalıya ciro edildiğini ve bu davalı tarafından tahsil için bankaya verildiğini belirterek bonodan ötürü borçlu olunmadığının tespitine ve bononun iptaline karar verilmesini talep etmiştir.Asıl davada davalı; davacıya ürün tanıtımı yapılmadığını, davacının kendisinin dava dışı kişiler aracılığı ile dava konusu ürüne talip olduğunu, ürünlerin tamamının davalıya teslim edildiğini, ithalatçı tarafından kendilerine gönderilen tüm belgeler ve numune yaka kartlarının da davacıya satış öncesi gönderildiğini, davacının ürünü inceleyerek satın aldığını, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.Birleşen davada davalı; dava konusu ürünün davalı tarafından yurt dışından ithal edilerek satılan sıradan bir dezenfektan ürünü olduğunu, davacının ticari gelir elde etmek amacıyla piyasadan ürün topladığını ve beklediği satışa ulaşamayınca eldeki davayı açtığını, davacının ürün ile ilgili olarak davalıya herhangi bir bilgi teyidi için de ulaşmadığını, davalının ürünü virüsten tamamen koruyucu özelliği bulunduğunu belirterek pazarlamadığını, davacı ile davalı arasında doğrudan bir satış ilişkisi de bulunmadığını, davalının Çin'den ithal ettiği ürünün toptan ve perakende satışını yaptığını, asıl dava davalısının da alıcılardan biri olduğunu, davacının ürünü asıl dava davalısından aldığını, davacının borçtan kurtulmaya yönelik iddialarının dinlenemeyeceğini savunmuştur.Dosya içeriği belgelere göre; mahkemece taraf delillerinin eksiksiz toplandığı, tanıkların dinlenildiği, dosya üzerinde bir mali müşavir, bir hukukçu ve bir eczacıdan oluşan bilirkişi heyetinden rapor alındığı, tahkikatın bitirildiği ve temel hatasına ilişkin koşulların somut olayda oluşmadığı, hile iddiasının ise ispat olunamadığı gerekçesi ile asıl ve birleşen davaların reddine, karar verildiği, asıl ve birleşen davalarda davacının ileri sürdüğü istinaf sebeplerinin ilk derece yargılamasında da ileri sürüldükleri ve mahkeme gerekçeli kararında ayrıntılı olarak karşılandıkları, mahkemenin bilirkişi raporunda yer alan hukuki tespitlerle bağlı olmadığı, eczacı bilirkişinin dava konusu ürünlere ilişkin FDA onayının ve CE sertifikasının sahte olduğuna ilişkin tespitinin ise tek başına irade sakatlığı iddiasını ispata yetmeyeceği, dava konusu yaka kartlarının ve ilgili belgelerin eczacı olan davacı tarafından satış öncesinde incelendikleri sabit olup, davacının yaka kartları üzerindeki yazım yanlışlarını satış öncesinde görmüş bulunduğu, yine FDA onayına ve CE sertifikasına ilişkin belgelerin de davacının bilgisi dahilinde bulunduğu, diğer ifade ile dava dilekçesi ekinde dosyaya sunulan ve gerçek olmadıkları basit bir inceleme ile anlaşılır durumda bulunan sertifika ve belgeler ile yazım hataları ile oluşturulmuş yaka kartının satış öncesinde zaten davacı tarafından görülmüş olduğu, bu durumda davacının iradesinin hile yolu ile sakatlandığı iddiasını ispat edemediği, temel hatası koşullarının ise mahkeme gerekçesinde belirtildiği üzere oluşmadığı, öte yandan birleşen dava davalısı ile davacı arasında doğrudan bir ticari ilişki bulunmadığından, asıl dava davalısı ile aralarındaki sözleşmeden doğan şahsi def'ilerin kambiyo alacaklısı olan birleşen dava davalısına karşı ileri sürülemeyeceği, mahkemece asıl ve birleşen davaların reddine dair verilen kararların dosya kapsamına uygun olduğu, yine mahkemece hem asıl hem de birleşen davalarda takibin durdurulmasına yönelik tedbir taleplerinin kabul edilmiş ve uygulanmış olması, asıl ve birleşen da davaların reddine karar verilmiş olması karşısında, asıl ve birleşen dava davalıları lehine İİK'un 72/4 fıkrasında düzenlenen tazminata hükmedilmiş olmasında isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmıştır.Sonuç itibariyle; dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, asıl ve birleşen davalarda davacının asıl ve birleşen davalara yönelik istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.HÜKÜM
: Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Asıl ve birleşen davalarda davacının asıl ve birleşen davalara yönelik istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından asıl ve birleşen davaya yönelik ayrı ayrı yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına,3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince asıl davaya yönelik alınması gereken 732,00-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 269,85-TL harcın mahsubu ile bakiye 462,15-TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince birleşen davaya yönelik alınması gereken 732,00-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 269,85-TL harcın mahsubu ile bakiye 462,15-TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,5-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına,6-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere █████/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.