Anahtar kelimeler: Özetidavacı Zamandır Paya Çıkma Talepli Müdürü Paylı Ortağı Eşi Küçük

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO
:████████
KARAR NO
:████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
:BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ
:25.02.2026 tarihli ara karar.
NUMARASI
:████████ E.
DAVANIN KONUSU
:Şirketin Feshi Tasfiyesi ve Ortaklıktan Çıkma
Taraflar arasında görülen davanın ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sırasında, davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin reddine dair verilen 25.02.2026 tarihli ara karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
:Davacı vekili, ihtiyati tedbir talepli dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirkette %40 oranında paya sahip ortak olduğunu, davacının boşanma aşamasında olduğu eşi ...'in de davalı şirketin %60 paylı ortağı ve müdürü olduğunu, davacının ortaklıktan çok uzun zamandır en küçük bir geliri olmadığını, yöneticinin azlini gerektirir haklı nedenlerin bulunduğunu, şirketin her geçen gün çok daha büyük zarara gittiğini, davacının şirket müdürü ...'in azli için açtığı davada Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/ 1071 Esas, 2025/ 180 Karar sayılı kararı ile hâlen feshi istenen .... Şti.'nin %60 ortağı ve müdürü olan ...'in müdürlük görevinden azline karar verildiğini, kararda, TTK'nın 630/2. maddesi uyarınca her ortak, haklı nedenlerin varlığı halinde limited şirket yöneticilerinin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını mahkemeden talep edebilir; anılan maddenin sonraki fıkrasında ise yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesinin veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesinin haklı sebep olarak kabul olunacağı düzenlemelerinin yer aldığını, bu durumda davacının şirket müdürünün azli veya temsil yetkisinin sınırlandırılmasını gerektiren haklı sebeplerin varlığını ispat etmesi gerekmekte olup, mahkemece yapılan yargılama, toplanan deliler ve itibar olunan bilirkişi raporlarına göre davalının şirketten alacaklı olduğu tutarın 48.451.570,15 TL olup, bu miktarın şirketin aktif yapısı, satış tutarları, öz sermaye tutarı, net kâr tutarları, ortağın şirkete aktardığı para ile örtüşmediği, davalı ve şirket arasında uygun olmayan parasal ilişkinin mevcudiyetinin tespit edildiği, kayıt dışı satışa ilişkin emarelerin bulunduğu, davacının bilgi alma ve inceleme taleplerinin yerine getirilmediği, müdür olarak eylem ve işlemlerinin dava dışı şirketin çıkarlarını zedeleyecek nitelikte olduğu ve şirketi finansal olarak güç duruma düşürdüğü tespit edilmekle açılan davanın kabulü ile aşağıda yazılı olduğu biçimde hüküm kurulduğu gerekçesine yer verildiğini, Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/ 1071 Esas sayılı dosyada davalı şirkete denetim ve onay kayyımı atandığını, denetim ve onay kayyımı tarafından dosyaya tek bir rapor sunulduğunu, 24.01.2025 tarihli raporda şirketin son altı ayda aşırı borçlanma altında olduğu, bu gidişle bir yıl daha ayakta kalamayacağının, 01.01.2024-30.11.2024 döneminde 179.781.866,27 TL tutarında net satış gerçekleştirdiği, anılan faaliyet dönemini (-) 22.407.317,59 TL zararla kapattığı, nakit akışını bozan zararın uzun vadede sürdürülebilir olamayacağı, 2025/Ocak ayında vadesi gelen çeklerin ödenmesi için gereken nakit akışının şirket bünyesinden sağlanamadığı, şirket yetkilisinin şirkete nakit koymak suretiyle çekleri ödemek zorunda kalacağı, nakit akışında yaşanan sıkıntıların çözümü amacıyla şirket yetkilisi ...'in, hissedarların hisseleri oranında toplam 15 milyon TL tutarında sermaye artışı yapması gerektiği hususlarının belirtildiğini, işletme için hazırlanan kayyım heyeti raporu incelendiğinde 30.11.2024 tarihli gelir tablosunda işletmenin 22.407.317,59 TL zarar ettiğinin görüleceğini, işbu zararın sebebi araştırıldığında 30.11.2024 tarihli gelir tablosunda 181.824.092,52 TL brüt satış hasılatı olan işletmede satışların maliyeti olarak 184.301.128,99 TL tutar kayıt edildiğini, böyle bir durumun teamülen/ticareten olmasının mümkün bulunmadığını, zararına satış yapıldığının kayyım heyeti raporu ile tespit edildiğini, %-2,45 zararına satış yapıldığını, ancak işletmenin son 5 yıllık gelir tabloları/ kâr beyanlarında brüt satış kâr zarar/ net satışlar oranının eksiye düşmediğinin açıkça görüleceğini, dava sürecinden sonra şirketin bilerek ve isteyerek muhasebe hileleri ile zarara sürüklendiğini, bu kadar kısa sürede 22.407.317,59 TL zararın hukuken açıklanamayacağını, kayyım raporuna göre dahi şirketin tasfiyesinin zorunlu olduğunu, şirket 2023 yılı faaliyet dönemi baz alındığında ███████-02-03 dönemlerine ait toplam satış rakamının 87.512.194,38 TL olduğunu, bu satışlara oranla elde edilen kârın 1.000.342,27 TL olduğunu, FVÖK/NET SATIŞLAR oranına bakıldığında her birim satışın net kara etkisinin %1,14 olduğunu, buradan yola çıkarak kayyım heyeti raporunda şirketin 2024 yılına ait on birince ay sonu itibari ile 179.781.866,27 net satışının gerçekleştiğini, 2023 yılı FVÖK/NET SATIŞLAR oranı 2024 yılına uygulandığında (179.781.866,27 TL*(2023 Yılı Oranı)%1,14) 2.049.513,27 TL kâr olması gerekirken firmanın -22.407.317,59 zarar ettiğini, bu verilerin ile müvekkilin yönetimde yer almadığı şirketin iyi yönetilmediği ve ortak olarak kalmasının mümkün olmadığının açıka görüldüğünü, halen şirket müdürü olan ...'in kötü yönetimi sebebi ile vergi suçu işlediğini, şirketi ve devleti zarar uğrattığını, bu sebeple Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının 2023/ 71894 Soruşturma nolu dosya ile yapılan suç duyurusu üzerine dosya İstanbul Vergi Kaçakçılığı Denetim Daire başkanlığına dosya gönderildiğini, şirket müdürü ...'in davacının sahte imzasını atarak sahte şirket kararları aldığını, ...'in sahtecilik eylemi sebebi ile hakkında sahtecilikten dava açıldığını, Bakırköy 12 Asliye Ceza Mahkemesinin 2024 / 370 Esas sayılı dosyası ile davanın derdest olduğunu, tedbiren TTK'nın 636/4 hükmü kapsamında yönetim kayyımı atanması gerektiğini, Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/ 1071 Esas sayılı dosyası, bu dosyaya sunulan denetim ve onay kayyımı raporları, bilirkişi raporları, belge inceleme talebi kapsamında Küçükçekmece İcra Dairesinin 2023/ 36596 Talimat sayılı dosyaya sunulan 02.01.2024 tarihli Muhsin Bilgi tarafından hazırlanan bilirkişi raporu, İstanbul Vergi Kaçakçılığı Denetim Daire başkanlığı raporları dikkate alındığında, şirketin içinin hızlıca boşaltıldığının, zarara uğratıldığının, dava devam eder iken müvekkilinin sıfır hak elde edebileceğinin görüleceğini, davacının haklarını korumak adına, kayyım raporu ile görünen hızlı zarara son vermek için yönetim kayyımı atanması yönünde tedbir kararı verilmesi gerektiğini, davacının ortaklıktan çıkma payının teminat altına alınması için şirkete ait malvarlığı üzerine üçüncü şahıslara devir ve temlikin önlenmesi için ihtiyati haciz, mümkün olmaz ise ihtiyati tedbir konulması gerektiğini, şirket adına araç ve makine teşhizat olduğunu, menkul mallar olduğunu, ihtiyati haciz konulması gerektiğini ileri sürerek sonuçta; davalı şirketin feshine, bu mümkün olmaz ise TTK'nın 636/3. maddesi gereği davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesi sureti ile davacının ortakklıktan çıkarılmasına, TTK'nın 636/4 ve 638. maddeleri gereğince yönetim kayyımı atanmasına, şirkete ait malvarlığı üzerine üçüncü şahıslara devir ve temlikin önlenmesi için ihtiyati haciz, mümkün olmaz ise ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, savunmasında özetle; davalı şirketin aktif şekilde ticari faaliyetini sürdüren, piyasada alacağı ve taahhütleri bulunan bir şirket olup feshi ve tasfiyesinin kabil olmadığını, Yargıtay içtihatlarına göre ortaklıktan kâr payı dağıtılmaması, ortaklığın kötü yönetilmesi, ortaklığın mali durumunun iyi olmamasının fesih ve ortaklıktan çıkma sebebi olamayacağını, davanın haksız ve kötüniyetli olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ ARA KARARI ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince davacının geçici hukuki koruma taleplerinin değerlendirildiğic25.02.2026 tarihli ara kararıyla; "...Mahkememizin █████/2026 tarihli ara kararı gereğince '...3-Davacı tarafın ihtiyati tedbir/ihtiyati haciz ve yönetim kayyımı atanmasına yönelik taleplerinin celse arasında değerlendirilmesine,...' karar verildiği anlaşılmıştır.
Dava, TTK'nın 636/3 maddesi uyarınca davalı limited şirketin feshi, bu mümkün olmazsa TTK'nın 638/2. maddesi uyarınca şirket ortaklığından çıkma ve çıkma payının tahsili istemine ilişkin olup, davacı tarafça ihtiyati tedbir ve şirkete yönetim kayyımı atanmasına karar verilmesi talep edilmiştir.
Davacının asli talebi davalı şirketin feshi istemine ilişkindir.
TTK'nın 636.maddenin 3.ve 4.fıkrasında 'Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir.
Fesih davası açıldığında mahkeme taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alabilir.' hükmünü içermektedir.
TTK'nın 636/4. maddesinde, fesih ve tasfiye davası açıldığında mahkemece gerekli önlemlerin alınacağı belirtilmiştir. Alınacak önlemler konusunda ayrıntılı düzenleme bulunmadığından, tamamlayıcı hüküm olarak HMK'nın ihtiyati tedbire ilişkin hükümleri uygulanacaktır.
Davacının tali talebi ise şirket ortaklığından çıkma olup, TTK'nın 638/2. maddesinde, 'Her ortak, haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabilir. Mahkeme istem üzerine, dava süresince, davacının ortaklıktan doğan hak ve borçlarından bazılarının veya tümünün dondurulmasına veya davacı ortağın durumunun teminat altına alınması amacıyla diğer önlemlere karar verebilir.' hümü yer alır.
Bu maddede, çıkma talep edenin haklarının korunması için gerekli tedbir kararlarının alınacağı belirtilmiş olup, ihtiyati tedbirin koşullarının bulunup bulunmadığının yine HMK'nın 389 vd. hükümlerine göre belirlenmesi gerekir.
Bir diğer deyişle, TTK'nın 638/2. ve 636/4 maddesindeki tedbirlere hükmedebilmek için, ihtiyati tedbirin koşullarının bulunması gerekir. Bu bağlamda davacı, geçici hukuki koruma kararı verilmezse telafisi güç veya imkansız zararların doğacağını ve davadaki haklılığını yaklaşık olarak ispatlamalıdır.
HMK'nın 389. maddesi uyarınca; 'Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme sebebiyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyat tedbir kararı verilebilir '. Aynı Yasa'nın 390/3 maddesi, 'Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkca belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır'' düzenlemesini içermektedir.
Somut olayda, bilirkişi incelemesi sürecinin devam etmekte olduğu, talep tarihi itibariyle yaklaşık ispat koşulunun gerçekleştiğinden söz edilemeyeceği, mahkememizin 2023/ 1071 Esas, 2025/ 180 Karar sayılı dosyasında davalı şirkete denetim ve onay kayyımı atandığı ve kayyımların halen görevlerinin devam ettiği, yargılamanın ilerleyen aşamalarında toplanacak delil durumuna göre talep edilmesi ve şartların oluşması hâlinde her zaman ihtiyati tedbir kararı verilmesinin mümkün olduğu da dikkate alındığında bu aşamada ihtiyati tedbirin koşulları oluşmadığı anlaşılmakla talebin reddine karar verilerek aşağıda yazılı olduğu biçimde hüküm kurulmuştur. "gerekçesiyle, davacı vekilinin ihtiyati tedbir/ihtiyati haciz ve yönetim kayyımı atanmasına yönelik taleplerinin reddine, karar verilmiştir.
Bu ara karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; sunulan beş kişilik bilirkişi heyeti raporunun son derece ayrıntılı, denetime elverişli olduğunu, davalının itirazlarının zaten raporda izah edildiğini, ilk derece mahkemesinin 17.03.2026 tarihli ara karar ile aynı heyetten ek rapor alınmasına karar verdiğini, bilirkişi raporunun yaklaşık ispat kuralını yerine getirildiğinin kanıtı olduğunu, ilk derece mahkeme kararının hukuka aykırı olup, kaldırılması gerektiğini, bilirkişi raporunun genel olarak hüküm kurmaya elverişli olduğunu, bunun ilk derece mahkemesinin ek rapor isteğinden de anlaşıldığını, davalının rapora itirazlarının dayanağı olmadığını, ilk derece mahkemesi tarafından tedbir talebinin kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, denetim ve onay kayyımının göreve devam ettiği gerekçesinin dosyaya sunulan belgeler ile kayyımların yeterli olmadığın açık olduğunu, denetim kayyımlarının şirket müdürü ...'in onay noteri gibi davrandıklarını, fatura görünce ödeme onayı verildiğini, şirket müdürünün şirkete sahte fatura soktuğunu, sahte faturaların bedellerinin şirketten ödendiğini, bu bedelleri Uygun Şahinin sonradan kendine aldığını, şirketin parasını da daha sonra şirkete borç olarak vererek şirketi kendine borçlandırdığını, ...'e karşı açılan VUK'na muhalefet davası ile sahte faturanın açık olduğunu, bu nedenle de kayyımların görev yapmadığını, sonucu önleyemediğini, kayyım raporlarında stokla ilgili hiç veri bulunmadığını, dava dışı şirkette stokları dengelemek için hurdanın fazla çıkmış gibi gösterilebildiğini şirketin geçmiş dönemdeki hurda oranı ve tutarı ile boşanma davası açıldıktan sonrası yani 2023 Eylül sonrasına bakılması gerektiğini, Küçükçekmece 10. Asliye Ceza Mahkemesinin 2025/ 745 Esas sayılı dosya ile Vergi Usul Kanunu 359/b, TCK m. 44 ve 53'e muhalefetten kamu davası açıldığını, kayyımların görev başında olduğu hususunun da gerçek dışı olduğunu, şirketin her geçen gün zarar gösterdiğini, işin sonunda davacının kuruş alamayacak hâle geleceğini, tedbir verilmesinde zorunluk bulunduğunu, bu sebeplerle de 25.02.2026 tarihli ara karar ile verilen ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz ve yönetim kayyımı atanmasına dair taleplerinin reddine ilişkin kararın, dosyaya sunulan beş kişilik bilirkişi heyet raporu ile tespit edilen hususlara göre yaklaşık ispat şartının gerçekleşmiş olması, ilk derece mahkemesi tarafından 17.03.2026 tarihli ara karar ile aynı heyetten ek rapor alınmasına karar verilmiş olması, bu durumun rapordaki hususlara mahkemenin de itibar ettiğinin karinesi olması, şirketin kötü yönetimi sebebi ile her geçen gün zarar ediyor olması, sürecin uzaması hâlinde müvekkilinin alacağına kavuşma durumunun olmayacağının dikkate alınması gerektiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu ara kararının usule ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, ara kararın kaldırılmasına ve ihtiyati tedbir talebinin kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, TTK'nın 636/3. maddesi uyarınca davalı limited şirketin feshi, bu mümkün olmazsa TTK'nın 638/2. maddesi uyarınca şirket ortaklığından çıkma ve çıkma payının tahsili istemlerine; istinaf başvurusu ise dava içinde verilen ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz ve şirkete tedbiren yönetim kayyımı atanması taleplerinin reddi ara kararına ilişkindir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sırasında tedbiren yönetim kayyımı atanması, ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir taleplerinin reddine dair 25.02.2026 tarihli ara karar verilmiş; bu ara karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzenine aykırılık yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı vekili; davacının davalı şirketin %40 paya sahip ortağı olduğunu, diğer ortağın da %60 pay oranı ile davacının eşi dava dışı ... olduğunu, adı geçen ortağın aynı zamanda şirketi temsile yetkili müdür olduğunu, davacı ile diğer ortağın çekişmeli boşanma davalarının devam ettiğini, şirketin zarar ettiğini, dava dışı müdürün şirketi kötü yönettiğini, bu sebeple açılan davada adı geçen müdürün müdürlük görevinden azline karar verildiğini, ortaklığın devamının mümkün olmadığını ileri sürerek, öncelikle şirketin feshine, bu mümkün olmaz ise davacının çıkma payı ödenmek suretiyle ortaklıktan çıkmasına karar verilmesini talep etmiş; ayrıca, şirkete tedbiren yönetim kayyımı atanmasını, çıkma payının teminat altına alınması için şirket malvarlığı üzerine ihtiyati haciz konulmasını, mümkün olmazsa ihtiyati tedbir konulmasını istemiştir.İlk derece mahkemesince, 20.05.2025 tarihli ara karar ile yaklaşık ispat sağlanamadığından davacının ihtiyati tedbir isteminin ve kayyım atanması isteminin reddine karar verilmiş, bu ara karara yönelik davacı vekilinin istinaf başvurusu ise Dairemizin 17.07.2025 tarihli ve █████████ Esas, █████████ Karar sayılı kararı ile esastan reddine karar verilmiştir. Daha sonra ilk derece mahkemesince dosya bilirkişiye tevdi edilmiş olup 29.01.2026 tarihli bilirkişi heyet raporu dosyaya sunulmuş, davacı vekili 25.02.2026 tarihli duruşmada '' ... önceki dilekçelerimize konu tedbir ve yönetim kayyımı atanması taleplerimiz reddedilmiş idi gelinen bu aşamada bilirkişi raporu ile iddialarımız sübut bulmuştur bu yöndeki taleplerimizi yineliyoruz '' şeklinde beyanda bulunarak tedbir ve yönetim kayyımı atanması taleplerini yinelemiş; mahkemece, aynı tarihli ara karar ile davacı vekilinin ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz ve yönetim kayyımı atanması taleplerinin reddine karar verilmiştir.Davacı vekili, mahkemenin 25.02.2026 tarihli ara kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, bilirkişi raporu ile yaklaşık ispatın sağlandığını belirterek, ihtiyati tedbir ve yönetim kayyımı atanması isteminde bulunarak ara kararı istinaf etmiştir. Alınan bilirkişi raporunda; davalı şirketin 2024 takvim yılı faaliyetlerinin zararla kapandığı, 2025 yılının ilk üç geçici vergi döneminde de zararla devam ettiği, öz sermayesi erimeye başlayan şirketin, bu şekilde devam etmesi hâlinde ileriki süreçlerde borca batık hâle geleceğinin kaçınılmaz olacağı, mevcut ihtilafların şirket faaliyetini etkilediğinin açık olduğu, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenerek şirketten çıkarılmasına karar verilmesi durumunda, davacının %40 hissesine karşılık olarak 32.225.317,60 TL ödenmesi gerektiği kanaatine varıldığı, çekişmeli boşanma yaşayan iki ortağın birlikte şirket faaliyetlerine devam etmelerinin mümkün olmadığı, davalı ortağın müdürlük görevini suistimal ettiğinin gerek dosyaya sunulan kayyum raporlarından gerekse heyetteki muhasip bilirkişilerin tespitlerinden anlaşıldığı, haklı fesih davasının açılmasıyla birlikte şirket bilançolarının davacının çıkma payı alacağını azaltacak şekilde dizayn edilmesinin açık bir TMK'nın 2. maddesinin ihlali anlamına geldiği, tüm bu hususların haklı sebep olarak kabul edilebileceği, davacı bakımından ortaklığın çekilmez hâle geldiği kanaati bildirilmiştir. Mahkemece, 17.03.2026 tarihli ara kararı ile tarafların itirazlarının karşılanması hususunda ek rapor alınmak üzere dosyanın yeniden aynı bilirkişi heyetine tevdiine karar verildiği görülmektedir.Davacının asli talebi davalı şirketin feshi istemine ilişkindir.TTK'nın 636. maddenin 3. ve 4. fıkraları, "Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir.Fesih davası açıldığında mahkeme taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alabilir." hükmünü içermektedir. Anılan 4. fıkrada, fesih ve tasfiye davası açıldığında mahkemece gerekli önlemlerin alınacağı belirtilmiştir. Alınacak önlemler konusunda ayrıntılı düzenleme bulunmadığından, tamamlayıcı hüküm olarak HMK'nın ihtiyati tedbire ilişkin hükümleri uygulanacaktır.Davacının tali talebi ise şirket ortaklığından çıkma olup, TTK'nın 638/2. maddesinde,"Her ortak, haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabilir. Mahkeme istem üzerine, dava süresince, davacının ortaklıktan doğan hak ve borçlarından bazılarının veya tümünün dondurulmasına veya davacı ortağın durumunun teminat altına alınması amacıyla diğer önlemlere karar verebilir." hümü yer almaktadır.Bu maddede, çıkma talep edenin haklarının korunması için gerekli tedbir kararlarının alınacağı belirtilmiş olup, ihtiyati tedbirin koşullarının bulunup bulunmadığının yine HMK'nın 389 vd. hükümlerine göre belirlenmesi gerekir. Bir diğer deyişle, TTK'nın 638/2.ve 636/4 maddelerindeki tedbirlere hükmedebilmek için, ihtiyati tedbirin koşullarının bulunması gerekir. Bu bağlamda davacı, geçici hukuki koruma kararı verilmezse telafisi güç veya imkânsız zararların doğacağını ve davadaki haklılığını yaklaşık olarak ispatlamalıdır.HMK'nın 389. maddesinde; "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme sebebiyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyat tedbir kararı verilebilir " hükmü, aynı Yasa'nın 390/3 maddesinde ise''Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkca belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır" düzenlemesi yer almaktadır.Bu açıklama ve tespitlere göre; Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/ 1071 Esas, 2025/ 180 Karar sayılı dosyasında davalı şirkete denetim ve onay kayyımı atandığı ve kayyımların hâlen görevlerinin devam ettiği de nazara alındığında, ilk derece mahkemesince tedbiren yönetim kayyımı atanması isteminin reddi yerinde olmuştur. Ancak mahkemece alınan ve yukarıda yer verilen bilirkişi raporu uyarınca, dava dışı diğer ortağın ve davacının eşinin şirketi fiktif borç altına soktuğuna, şirketi kendisine borçlandırdığına, şirket hacmiyle mütenasip olmayan borçlanmalar yapıldığına dair tespit ve değerlendirmeler dikkate alındığında ihtiyati tedbir için yaklaşık ispat koşulunun sağlandığı, yukarıda yer verilen Yasa maddeleri uyarınca mahkemece gerekli önlemlerin alınacağının belirtilmiş olması karşısında, davacı vekilinin ihtiyati tedbir isteminin kabulü ile davalı şirketin mal varlığının korunması bakımından şirkete ait tesis ve makinelerin, demirbaşların, şirkete ait araçların ve taşınmazların üçüncü kişilere devrinin ve bunlar üzerinde şahsi ve ayni hak tesis edilmesinin önlenmesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesi gerekirken, bu talebin reddi usul ve yasaya aykırı olmuş, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesinin 25.02.2026 tarihli ara kararının kaldırılarak malvarlığı üzerine ihtiyati tedbir talebinin kısmen kabulüne karar vermek gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, ihtiyati tedbir talep eden davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu 25.02.2026 tarihli ara kararının kaldırılmasına, davacı vekilinin tedbiren yönetim kayyımı atanması talebinin reddine, diğer tedbir talebinin teminat karşılığında kabulüne dair aşağıdaki karar verilmiştir.
HÜKÜM
:Yukarıda açıklanan nedenlerle;İhtiyati tedbir talep eden davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu 25.02.2026 tarihli ihtiyati tedbir talebinin reddine dair ara kararın kaldırılmasına, davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebi hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine, bu doğrultuda;
1-Davacı vekilinin davalı şirkete yönetim kayyımı atanması yönündeki tedbir talebinin reddine,
2-Davacı vekilinin davalı şirketin mal varlığı üzerine ihtiyati tedbir konulması talebinin TTK'nın 636/4 ve HMK'nın 389 vd. maddeleri uyarınca kabulü ile davalı .... Şti.'nin tesis demirbaşlarının, şirkete ait araçların ve taşınmaz mallarının üçüncü kişilere her türlü devrinin ve ayrıca bunların üzerinde ayni veya şahsi hak tesisinin ihtayati tedbir yoluyla önlenmesine,
3-HMK'nın 392. maddesi uyarınca takdiren 200.000 TL nakdî teminatın ilk derece mahkemesi veznesine yatırılması yahut aynı tutarda kesin ve süresiz banka teminat mektubunun ilk derece mahkemesine ibrazı hâlinde, kararın yerine getirilmesi için gerekli işlemlerin ilk derece mahkemesi Yazı İşleri Müdürlüğünce yapılmasına,
4-Davacı tarafından yatırılan 2.002,00 TL istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; istinaf peşin harcının ise talep hâlinde davacıya iadesine,
5-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerin, İlk Derece Mahkemesince, hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,
6-Gerekçeli kararın İlk Derece Mahkemesince taraflara tebliğine,
7-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 352/1.b.2. ve 391/3. maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 07.05.2026 tarihinde oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.
KANUN YOLU
: HMK'nın 391/son ve 362/1.f maddeleri uyarınca karar kesindir.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!