Anahtar kelimeler: Kasko Yazim Layihalar İzmir Dinlenip İstenmiş Süreli Üye Özetle Yine

T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
11. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO
: █████████
KARAR NO
: ████████
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
: İZMİR 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ
: █████/2023
NUMARASI
: ████████ Esas - ████████ Karar
DAVANIN KONUSU
: Sigorta (Kasko Sigortası Kaynaklı)
KARAR TARİHİ
: █████/2026
KARAR YAZIM TARİHİ
: █████/2026
İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin █████/2023 tarih ████████ Esas ████████ Karar sayılı kararının Dairemizce incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye .... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
DAVA
: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket tarafından davalı sigorta şirketine 25.03.2012 tarihinde bir yıl süreli 200200011618458 poliçe numaralı Ticari Kasko TK12 sigorta poliçesi yaptırıldığını, müvekkili şirkete ait aracın 04.12.2012 tarihinde karıştığı kaza sonucunda yaralanan 3. Kişi .... tarafından müvekkiline ait aracın şoförü, araç maliki olarak müvekkili şirket ve diğer sorumlular ( kazanın aynı zamanda iş kazası olması nedeni ile işverenler ve sair) hakkında İzmir 13. İş Mahkemesinde 2014 /504 Esas sayılı davası ile manevi tazminat davası açıldığını, davalı Sigorta şirketine, müvekkili firma tarafından İzmir 8. Noterliğinin 27.11.2014 tarih ve 9156 yevmiye numaralı ihtarı ile önce haricen davanın ihbar edildiğini, daha sonra mahkeme kanalı ile de ikinci kez ihbar edildiğini, İzmir 13. İş Mahkemesi 2014 /504 Esas sayılı davada 21.03.2019 tarih, ████████ Karar sayılı kararı ile mahkemece 20.000,00 TL tazminata hükmedildiğini ve bu rakamın önce kusur oranına göre 10.000,00 TL sinden müvekkilinin sorumlu tutulduğunu 10.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müvekkilinden tahsiline karar verildiğini, karar ihbar olunan olarak sigorta şirketine de mahkemece gönderildiğini, karar alacaklı tarafından İzmir 12. İcra Müdürlüğü'nün █████████ Esas sayılı dosyası ile icraya konulduğunu, ihbar olunan sıfatı nedeni ile sigorta şirketi hakkında takip yapılmadığını, icra emrinin e-mail yolu ile sigorta şirketine gönderildiğini ve ödeme yapılması istenmişse de ödeme yapılmadığı gibi karara karşı istinaf yoluna gidilmesi istendiğini, karar sigorta şirketinin talebi üzerine taraflarınca istinaf edildiğini, ancak bu kez Sigorta şirketi tarafında kararın kesinleşmediğinden bahisle ödeme yapılmadığını, mahkeme dosyasına müdahil olunduğu halde icra dosyasına müdahil olunmadığını ve icra takibine rağmen borç ödenmeyerek veya teminat sunulmayarak müvekkili şirketin mağdur edildiğini, müvekkili sigorta şirketinin hakları zarar görmesin diye yaptığı istinafın sigorta şirketince kendi aleyhine kullanıldığını, zira müvekkili şirketin bu kararı istinaf etmese idi zaten kararın kesinleşeceğini ve sigorta şirketinin, sigorta limitleri dahilinde olan bedeli ödemek zorunda kalacağını, dosyaya ödeme yapılmayıp/ teminat yatırılmayınca müvekkili hakkında alacaklı tarafın haciz işlemleri yaptığını, işyerine hacze gelmiş ve ağırlıklı işçi ve okul servis işleri yapan pandemi ve okulların tatil olması nedeni ile zaten zor şartlar altında kalan müvekkili şirketin ödeme taahhüdünde bulunmak zorunda kaldığını, Hazine Ve Maliye Bakanlığı Sigortacılık Genel Müdürlüğü Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu'na 27.11.2020 tarihinde şikayette bulunulduğunu ve gerekli müeyyidelerin tatbikinin talep edildiğini, Sigorta şirketine başvurular olmasına ve tüm belgeler ibraz edilmesine rağmen Bakanlığa kendilerine başvuru yapıldığını ,hasar dosyasının açıldığını , ancak başvuru dilekçesinde bahsedilen mahkeme kararı ve diğer evrakların başvuru ekinde bulunmadığına ve şirkete iletilmediğine dair bilgi verildiğini, kararın mahkeme tarafından davalı tarafa bizzet tebliğ edilmesinden, davacı tarafından defalarca ibraz edilmesinden hiç bahsedilmediğini, Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından karşı beyanları beklenmeden, şikayet dilekçesinde belirtilen hususlar araştırılmadan kendilerince yapılacak bir işlem olmadığından bahisle talepleri hakkında işlem yapılamadığını, şikayet sonrasında sigorta şirketince tekrar yine başka bir çalışanlarının e mail adresi verilerek yeni bir başvuru alındığını, kararların yeniden istendiğini, kısa bir incelemeden sonra aynı gerekçe ile kararın kesinleşmediğinden bahisle başvurunun ikinci kez ret edildiğini, Sigorta şirketi ödeme yapmadığı için haciz baskısı altında icra dosyasına 18 ayda ilk 17 ay da aylık 1.500,00 ' er TL son ayda 1.064,69 TL olmak üzere toplam 26.564,69 TL olarak borcu ödeme taahhüdünde bulunan müvekkilince borcun taksitler halinde ödenmeye başlandığını, müvekkilinin sigorta şirketi ödeme yapmadığı için o güne kadar ödemek zorunda kaldığı bedel olan 7.500,00 TL ödemenin, ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek ticari işlere ait avans faizleri, yargılama gideri ve vekalet ücreti ile birlikte fazlaya ilişkin hakları ve sair talep hakları saklı kalmak kaydı ile karşı taraftan tahsili talepli olarak sigorta tahkim komisyonuna 22.06.2021 tarih ve 2020.E.120222 başvuru numarası ile başvurduğunu, Sigorta tahkim komisyonu 13.12.2021 tarih ve ███████████ Karar numaralı kararı ile 7.500,00 TL nin 13.05.2019 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsiline karar verildiğini, müvekkilinin başvurudan sonrada taahhütleri kapsamında 6 taksit (9.000,00 TL ) daha ödediğini, hakem kararında fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmaması ve sigorta şirketinin mahkeme, icra harç ve masrafları ile vekalet ücretlerini de ödemek zorunda olduğuna ilişkin bir hükme yer verilmemesi ve hükmün buna göre kurulmasının yerinde olmadığı belirtilerek Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti Kuruluna 21.11.2021 tarihinde itiraz edildiğini, Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti Kurulunun 28.11.2021 tarih 2021.i.64299 başvuru , 30.01.2022 tarih 2022/İHK-1359 sayılı kararı ile itirazlarının ret edildiğini, Tahkim Kuruluna başvurudan sonra arada geçen sürede müvekkilinin diğer ödemesi gereken taksitleri icra dosyasına ödemeye devem ettiğini, yine bu arada istinaf mahkemesi kararı ile hükmettiği 20.000,00 TL manevi tazminatı kusur oranlarına göre paylaştıran ve müvekkil firmayı 10.000,00 TL sinden sorumlu tutan iş mahkemesi kararının kaldırıldığını ve yeni bir hüküm kurularak kusur oranına göre paylaşımın yerinde olmadığını, müvekkili firmanın ve tüm davalıların 20.000,00 TL manevi tazminatın tamamından müteselsilen sorumlu olduğuna hükmedildiğini, Tahkim kuruluna başvurudan sonra da icra dosyasına taahhüt kapsamında 28.06.2021 - 22.06.2022 tarihlerinde 19.500,00 TL daha ödeme yaptığını ve taahhüt kapsamındaki borçlarını taahhüt ettiği miktardan ( 26.564,69 TL yerine 27.000,00 TL ) daha fazlası ile ödemiş ise de istinaf kararı sonrasında bu ödemelere rağmen borcunun tamamen kalkmadığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı olmak üzere İzmir 12 .İcra Müdürlüğü 2019 /7252 Esas Sayılı dosyasına araç maliki /sigortalayan olarak müvekkili şirket tarafından 28.06.2021 - 22.06.2022 tarihleri arasında taksitler halinde - ödenen 19.500,00 TL nin ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama gideri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davaya konu aracın kasko sigorta poliçesi ile teminat altına alındığını ve kasko poliçesinde ihtiyari mali sorumluluk teminatı bulunduğunu, kabul manasında olmamak üzere yargıtay kararları ve poliçe genel şartları uyarınca maddi tazminata ilişkin talepler bakımından sıralı sorumluluk öngörülmüş olup, müvekkili şirketin ancak trafik sigortası limitini aşan miktardan sorumlu olduğunu, müvekkili şirket nezdinde teminat altına alınan poliçe Bireysel Genişletilmiş Kasko Sigorta Poliçesi olup söz konusu poliçede ihtiyari mali sorumluluk teminatı bulunmadığını, İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortasının ancak Zorunlu Mali Sorumluluk miktarını aşan kısım bakımından devreye girebileceğini, işbu nedenle söz konusu kazaya ilişkin kusur ve zarar tespitlerinin yapılarak, sadece trafik sigortası teminat limitini aşan bir zararın mevcut olması halinde İMMS poliçesinin devreye girebileceğini, poliçe teminatının işlerlik kazanabilmesi için, kazanın oluş şeklinin incelenmesi ve kusurun kime ait olduğunun belirlenmesi gerekmekle, davacıların zararını, sigortalı araç sürücüsünün kusurunu ve kaza ile zarar arasındaki illiyet bağını kanıtlaması gerektiğini, teminat limitlerinin belirtilmesi müvekkili şirketin sorumluluğunu kabul mahiyetine gelmediğini, ayrıca zarar sigortalarının mahiyeti gereğince müvekkili şirketin davacının zararı ile sınırlı olmak üzere teminat limitleri dahilinde sorumlu olduğunu, davacının zararı belirlenmeksizin doğrudan teminat limitleri üzerinden karar verilmemesi gerektiğini, kabul manasında olmamak üzere davacının manevi tazminata ilişkin taleplerinin fahiş olduğunu, manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkında hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesinin amaçlanması gerektiğini ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de göz önünde tutularak, hak ve nefaset kuralları çerçevesinde bir sonuca varılması gerektiğini, davacı tarafın kaza tarihinden itibaren faiz talebinin yasa ve içtihatlara aykırı olduğunu, davayı kabul manasında olmamak üzere faizin dava tarihinden itibaren yasal faiz olması gerektiğini, haksız ve mesnetsiz davanın öncelikle usulden reddine, usulden ret sebebinin şu aşamada kabul görmeyecek ise yapılacak yargılama sonucunda davanın esastan reddine, yargılama masrafları ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
: Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacıya ait aracın kaza tarihinde 50.000,00 TL manevi tazminat limitini içerir poliçe teminatının bulunduğu, kaza nedeniyle davacının da aralarında bulunduğu davalılar hakkında İzmir 13. İş Mahkemesi'nin ████████ Esas sayılı dosyasında manevi tazminat istemli dava açıldığı, mahkeme tarafından yapılan yargılama sonucu 10.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 04.12.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte dosya davacısı olan İş Mahkemesi dosyasında davalı....Şti.'den alınarak davacıya verilmesine karar verildiği, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi'nin █████████ Esas, █████████ karar sayılı ilamı ile iş mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile 20.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 04.12.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine kesin olarak karar verildiği, 13. İş Mahkemesi'nin ████████ Esas sayılı davasının davalı sigorta şirketine ihbar edildiği, davalı sigorta şirketinin 50.000,00 TL poliçe limitine kadar aracın sebebiyet verdiği manevi zararlardan sorumlu olduğu, üçüncü kişi tarafından davacı hakkında hüküm altına alınan manevi tazminatın tahsili amacıyla icra takibi başlatıldığı, icra takibinde belirtilen ve davacı tarafça ödenen 7.500,00 TL'nin 50.000,00 TL poliçe limitinden düşülmesi gerektiği, icra takibindeki ferilerin poliçe limiti kapsamında olmadığı, davalının sorumlu olduğu bakiye poliçe limitinin 42.500,00 TL olduğu, davacının ödediği ve talep ettiği, 19.500,00 TL'nin poliçe limitinde olduğu ve sigorta şirketinin bu bedelden sorumlu olduğu, davacı tarafça her bir ödeme yönünden ödeme tarihinden itibaren avans faizi talep edildiğinden yapılan ödemelere göre her bir ödeme yönünden ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizinden davalı sigorta şirketinin sorumlu olduğu gerekçeleriyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF NEDENLERİ
: Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesince hükme esas alınan mahkeme kararıyla davalı sigortayla herhangi bir sigorta ilişkisi bulunmayan kişi ve kurumlarla ilgili olarak müşterek ve müteselsil olarak hüküm kurulduğunu, tazminattan sadece davacı sorumlu tutulmadığı halde davacının tüm tazminatı ödeyip davalı şirkete rücu etmek istemesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, tazminatın belirlendiği yargılamada alınan bilirkişi raporlarının ve kararın davalı şirkete tebliğ edilmediğini, bu nedenle davalının savunma hakkının kısıtlandığını, anılan kararda verilen hüküm kesinleştikten sonra davalı şirkete bildirildiğini, bu nedenle davalının feri müdahale talebinde bulunamadığını, davalının hukuki dinlenilme ve savunma hakkı gözetilmeksizin verilen kararın hükme esas alınamayacağını, karara esas alınan tazminat raporu ve hesaplamalarının hatalı olduğunu, dava konusu olayın haksız fiil niteliğinde olması nedeniyle tazminata yasal faiz işletilmesi gerektiği halde avans faizine hükmedilmesinin hatalı olduğunu istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir.
GEREKÇE
: Dava, haksız fiil sorumlusunun zarar görene ödediği manevi tazminatın kasko sigortacısından rücuen tazmini istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.
Davalı vekilinin ilk derece mahkemesince hüküm altına alınan tazminat miktarına yönelik istinaf itirazlarının incelenmesinde, öncelikle davanın ihbarı konusunda açıklama yapılması gerekmektedir.
Görülmekte olan davanın taraflarından birinin, üçüncü bir kişiye bu davayı haber vermesine ve üçüncü kişiden bu davada kendisine yardım etmesini istemesine davanın ihbarı (duyurulması) denir. Davanın ihbarının iki amacı vardır:
Davanın ihbarının usul hukuku bakımından amacı, dava kendisine ihbar edilen üçüncü kişinin, davaya katılarak davayı ihbar eden tarafa yardım etmesinin sağlanmasıdır. Bu yardım da, iki şekilde olur:
Üçüncü kişi davaya (ferî) müdahale edebilir ya da dava kendisine ihbar edilen üçüncü kişi, davada ihbar eden tarafı temsil edebilir.
Davanın ihbarının maddi hukuk bakımından amacı ise, davayı ihbar eden tarafın, davayı kaybetmesi hâlinde üçüncü kişiye karşı açacağı rücu davasında (veya üçüncü kişinin ihbar eden tarafa karşı açacağı tazminat davasında) hakkını daha emin (güvenli) biçimde ileri sürebilmesidir (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, C:IV, 2001, s.3515 vd).
Davanın ihbarı ve şartları 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 61’inci maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; “(1) Taraflardan biri davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebilir.
(2) Dava kendisine ihbar edilen kişinin de aynı şartlarda bir başkasına ihbarda bulunması mümkündür ve bu şekilde ihbar tevali ettirilebilir.”
Davanın ihbar edilebilmesi için bazı şekli unsurların bulunması gerekmektedir. Bunlardan birincisi, açılmış ve görülmekte olan (derdest) bir davanın mevcut olmasıdır. Özel durumlar bir tarafa bırakılırsa, davanın ihbarından söz edilebilmesi için eşyanın tabiatı gereği her şeyden önce, ortada ihbar edilebilecek bir davanın mevcut olması gerekir. Bunun yanında, davanın ihbar edileceği üçüncü kişinin dava ehliyetine sahip olması, ayrıca görülmekte olan davanın taraflarına nazaran “üçüncü kişi” durumunda bulunması, davanın ihbarının diğer usuli şartlarıdır. Şüphesiz bütün bunların yanında, ihbarı haklı kılan bir “ihbar sebebi”nin, diğer bir ifadeyle, hukuki yararın da mevcut olması gerekir (Atalı, M.: Medeni Usul Hukukunda Davanın İhbarı, Yetkin Yayınları, Ankara 2007, s.71).
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “İhbarın şekli” başlıklı 62’nci maddesine göre, “(1) İhbar yazılı olarak yapılır; ihbar sebebinin gerekçeleriyle birlikte açıklanması ve yargılamanın hangi aşamada bulunduğunun belirtilmesi gerekir.
(2) Davanın ihbarı sebebiyle yargılama bir başka güne bırakılamaz ve ihbarın tevali etmesi gibi zorunlu olan durumlar dışında süre verilemez.”
Bu düzenlemeler karşısında davanın ihbarının yazılı yapılması gerektiği, bunun dışında bir sınırlama bulunmadığı görülmüştür. Ayrıca gerek kötü niyetli davranışların önüne geçebilmek gerekse ihbar edilen üçüncü kişinin doğru ve sağlıklı karar vermesini sağlayabilmek için, ihbar sebebinin ve yargılamanın bulunduğu aşamanın açıkça belirtilmesi de maddede vurgulanmıştır. Maddenin ikinci fıkrasında ise, davanın ihbarı ile yargılamanın başka bir güne bırakılamayacağı açıkça öngörülerek, yargılamanın gereksiz uzaması ve kötü niyetli ihbarda bulunulmasının da önüne geçilmeye çalışılmıştır. Ancak, ihbarın tevalisi gibi zorunlu hâllerde bir süre verilerek yargılamanın başka güne bırakılması kabul edilmiştir.
Davanın ihbarı mahkeme aracılığı ile yapılabileceği gibi mahkeme dışı vasıtalarla da yapılması mümkündür. Davanın ihbarını mahkeme aracılığı ile isteyen taraf dilekçe ile mahkemeye başvurmalıdır. Mahkeme, davanın ihbarına ilişkin dilekçenin üçüncü kişiye tebliği için davanın ihbar şartlarının bulunup bulunmadığını inceleyemeyeceği gibi ihbar talebinin reddine ya da kabulüne de karar vermemelidir.
Açıklanan bu maddi ve hukuki olgular ışığında somut olay değerlendirildiğinde, davalı vekili tarafından rücu istemine esas İzmir 13.İş Mahkemesi yargılaması sırasında davanın davalı sigorta şirketine ihbar edilmediği ileri sürülmüş ise de, görülmekte olan dosya ekinde yer alan İzmir 13.İş Mahkemesi'nin ████████ Esas ████████ Karar sayılı dosyasının fiziken incelenmesinde anılan yargılamada davalı olarak yer alan sigortalı .....Şti. Vekilinin 24.06.2015 tarihli ihbar dilekçesiyle davanın davalı ... A.Ş.'ye ihbarının talep edildiği, ihbar dilekçesi içeriğinde açıkça dava konusu kazayı gerçekleştiren aracın davalı .... A.Ş. Nezdinde 25.03.2012-25.03.2013 tarihleri aralığında ticari kasko poliçesiyle sigortalı olduğunun belirtildiği, ihbar dilekçesi, dava dilekçesi ve dosyaya sigortalı tarafından sunulan cevap dilekçesinin ... A.Ş.'nin tebligatları almakla görevli evrak memuruna 07.07.2015 tarihinde tebliğ edildiği, nitekim .... A.Ş. Vekili Av..... tarafından dosyaya 05.08.2015 havale tarihli "İhbara karşı beyanlarımız" konulu bir dilekçe sunulduğu, dilekçede özetle davanın reddi talep edilmekle birlikte feri müdahale talebinde bulunulmadığı görülmüştür.
Bu durumda davalının rücu istemine konu tazminat davasının görülmesi sırasında yargılamanın başından itibaren ihbar yoluyla haberdar edildiği halde feri müdahale talebinde bulunmadığı anlaşıldığından 6100 sayılı HMK'nın 64/1.maddesi yollamasıyla 69/2.fıkrasında yer alan "Fer’î müdahilin, tarafla rücu ilişkisinde, asıl davadaki uyuşmazlık hakkında yanlış karar verildiği iddiası dinlenilmez. Ancak, müdahil, zamanında ihbar yapılmadığı için davaya geç katıldığını veya yanında katıldığı tarafın iddia ve savunma imkânlarını kullanmasını engellediğini ya da kendisince bilinmeyen iddia ve savunma imkânlarının, tarafın ağır kusuru sebebiyle kullanılamadığını belirterek, yanında katıldığı tarafın yargılamayı hatalı yürüttüğünü ileri sürebilir." hükmü uyarınca ihbar olunan davalının 2.cümlede yer alan davanın geç ihbarı veya tarafın ağır kusurlu olduğu haller dışında yanlış karar verildiğine yönelik savunmaları dinlenemeyeceğinden ilk derece mahkemesince hükme esas alınan tazminat miktarı olan 20.000,00-TL manevi tazminatın yüksek olduğuna yönelik istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir.
Davalı vekilinin tazminattan birden fazla tarafın sorumlu tutulmasına rağmen yalnızca davacı tarafça ödenerek tamamının davalıya rücu edilmesinin hakkaniyete aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de, Kaza tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 61 ve 62'nci maddelerinde düzenlenmiş bulunan teselsül kuralları, birden çok kişinin birlikte bir zarara yol açması ve aynı zarardan dolayı sorumlu olmaları durumuna ilişkin olup zarara yol açanlar ile zarar gören arasındaki ilişkinin düzenlenmesine yöneliktir. İzmir 13.İş Mahkemesi'nde görülen iş kazası davasında, diğer akdi ve kusur sorumlularıyla birlikte dava dışı işçinin uğradığı zararlardan sorumlu olan davacı, tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödediği takdirde, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olur. Tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur. Diğer bir deyişle; olay nedeniyle davacı şirket tarafından karşılanan zarar miktarı, zarar görenin sorumlulardan veya sigorta şirketlerinden talep edebileceği zarar oranında diğer müteselsil sorumlulara rücu edilebilir. Bu noktada davalı sigorta şirketi, Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları'na göre kasko poliçesi kapsamında sigortalının zararını karşılamakla, ödediği tazminat tutarınca sigortalıya halef olacak ve ödediği bu tazminatı gerçek zarar miktarı üzerinden üçüncü kişinin kusur oranına isabet eden bedel nispetinde zarara neden olan ve sigortacısına rücu edebilecektir. Bu durumda davacı şirketin müşterek ve müteselsil sorumlu olarak tazminatın tamamını poliçe limitleri dahilinde davalı kasko sigortacısından talep etmesinde bir hukuka aykırılık bulunmayıp, davalı şirket sigortalısının sorumlular arasındaki iç ilişkide kendi kusuruna denk gelen zararın üzerinde karşılanan miktarı diğer sorumlulara rücu etme hak ve imkanına sahip olacağından bu yöndeki istinaf itirazlarının da reddi gerekmiştir.
Taraflar arasındaki ilişki 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda (6102 sayılı Kanun) düzenlenen sigorta sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Bu tür sözleşmeler, 6102 sayılı Kanun'un 3. ve 4. maddeleri gereğince tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın mutlak ticari işler kapsamındadır. Bu nedenle kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda avans faizine hükmedilmesi yerinde olduğundan davalı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazı da yerinde değildir. (Yargıtay 4.Hukuk Dairesi'nin 27.05.2025 tarih ██████████ Esas █████████ Karar sayılı ilamı)
Bu durumda, istinaf kanun yoluna başvuranın dilekçesinde yer verdiği itirazların açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM
: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davalı yönünden istinaf karar harcı olan 1.332,04 TL'den peşin alınan 333,01 TL'nin mahsubu ile bakiye 999,03 TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-İstinaf başvurusu nedeniyle davalı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere █████/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!