Anahtar kelimeler: Fasulye Şahsına Satımdan İlişkiye Satışı İlişki Anadolu Fatura İlamda Malı

T.C.
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ14. HUKUK DAİRESİDOSYA NO
: █████████KARAR NO
: ████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ
: İSTANBUL ANADOLU 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ
: █████/2022NUMARASI
: ████████ E. - ████████ K.DAVANIN KONUSU
: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı ve davalı vekillernice istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİDavacı, dava dilekçesinde özetle; şahsına ait ...ile davalı ... (...) arasında 01.11.2017 tarihinde bir miktar mal (fasulye) satışı suretiyle ticari ilişki tesis edildiğini, ticari ilişkiye uygun olarak malı davalıya teslim ettiğini, fatura düzenlediğini, ancak davalı yanca borcun ödenmediğini, mal satışı karşılığında 01.11.2017 tarihli ve ... numaralı faturayı düzenlediğini, davalının fatura bedeli olan 86.809,50 TL'den yaptığı kısmi ödemeler sonrasında 53.704,00 TL tutarında borç bakiyesi kaldığını, kısmi ödemelerin 28.12.2017 tarihli, ... numaralı tahsilat makbuzu, 29.12.2017 tarihli, ... numaralı tahsilat makbuzu, 10.01.2018 tarihli, ... numaralı tahsilat makbuzu, 10.01.2018 tarihli, ... numaralı tahsilat makbuzu ve16.03.2018 tarihli, ... numaralı tahsilat makbuzları ile yapıldığını, her ne kadar tarafına kalan borca ilişkin farklı bankalardan 3 adet çek verilmiş olsa da bu çeklerin karşılıksız çıktığını, buna ek olarak tarafına borca ilişkin verilen senetlerin de vadesinde ödenmemesi nedeniyle ilişkili bankalarca ödememe protestosu çekildiğini, davalının yapmış olduğu kismi ödemelerin sonrasında kalan borca ilişkin hiçbir surette ödemeye yanaşmaması üzerine .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile davalı aleyhine ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalının haksız olarak takibe itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptaline ve %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; davacının arabuluculuk başvuru formunda müvekkili ...'ı gösterdiğini, ancak vekil olarak kendilerini gösteremediğini, davacının kötüniyetli olarak ayrıca vekil adresini davalının adresi olarak gösterdiğini, dava şartı olan arabuluculuk görüşmeleri için vekil olarak kendilerine herhangi bir tebligat ulaşmadığını, dolayısıyla arabuluculuk görüşmelerinin davalının ve vekili olarak taraflarının bilgisi dışında, yokluğunda gerçekleşip sonuca bağlandığını, bu sebeple söz konusu arabuluculuk tutanağının usule ve yasaya aykırı olduğunu, davanın usulden reddi gerektiğini, dava dilekçesinin usulsüz tebliğ edildiğini, icra dosyasına vekil olarak itiraz ettiklerini, vekaletnamelerinin icra dosyasında bulunduğunu, ancak dava dilekçesinin vekil olarak kendilerine değil davalı asile tebliğ edilmesinin usulsüz olduğunu, davalının, davacı ile herhangi bir ticari ilişkisi bulunmadığını, davacı her ne kadar dava dilekçesinde fatura ve sevk irsaliyelerinden bahsetmiş ve bunlara ilişkin belgeleri dilekçenin ekine koymuş olsa da fatura ve sevk irsaliyelerinin hiç birinin gerçeği yansıtmadığını, davacının dayandığı faturaların müvekkiline hiçbir şekilde tebliğ edilmediğini, sevk irsaliyesinde davalının imzası bulunmadığını, söz konusu sevk irsaliyesinde incelendiğinde müvekkilince atıldığı iddia edilen bir imza bulunması durumunda söz konusu imzaya açıkça itiraz etiklerini, davalıya ait olduğu iddia edilen bir imzanın bulunması durumunda imza incelemesi gerektiğini, sevk irsaliyesinin üzerinde müvekkiline ait kaşe basılmış gibi gözükse de söz konusu kaşenin müvekkili tarafından basılmadığını, kaşenin herkes tarafından bastırılabilir bir kaşe olduğunu, davacının da kötüniyetli olarak müvekkili adına kaşe bastırdığını ve o kaşeyi müvekkili adına sevk irsaliyesinin üzerine bastığını, davacının dilekçesinde belirttiği ve dosyada yer alan çekler ve senetler incelendiğinde söz konusu çeklerin senetlerin üzerinde müvekkilinin isminin, kimlik numarasının ve imzasının yer almadığının açıkça görüleceğini, söz konusu çekler ve senetlerin müvekkili tarafından düzenlenmediği gibi, müvekkili tarafından da cirolanmadığını, müvekkili ile hiçbir alakası olmayan çeklerin ve senetlerin dikkate de alınmaması gerektiğini, ayrıca müvekkili ile davacının arasında hiçbir şekilde hiçbir ticari ilişki olmadığını savunarak, davanın reddine ve %20 oranında kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİİlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Tarafların ticari defterlerinin birbirini doğrulamaması, mutabakatsızlık bulunması sebebiyle dosya kapsamında bulunan fatura ve irsaliye sebebiyle davalı asil isticvap edilmiştir. Mahkememizin █████/2022 tarihli duruşmasında İsticvap olunan davalı şirket yetkilisi ... duruşmadaki beyanın da; "davaya konu irsaliyede bulunan imzanın kendisine ait olmadığını, irsaliyede adı geçen şahısla herhangi bir alışverişim de olmadığını, söz konusu kuru fasulyeyi davacıdan teslim almadığını, Söz konusu imza kendisine ait olmadığını, söz konusu şahsı tanımadığını, söz konusu imza kendi çalışanlarından birine ait olup olmadığını bilmediği" şeklinde isticvap olunmuştur.Davacının delil listesinde yemin deliline dayandığı anlaşıldığından davacıya yemin delili hatırlatılmış, davacı tarafından usulüne uygun ihtara rağmen yemin metni sunulmadığı anlaşılmıştır. Davacı tarafça dosyaya sunulan çek ve bono görüntülerinde söz konusu senetlerin dava dışı ... tarafından davacı yana ciro edildiği/ düzenlendiği görülmekle borcun şahsiliği ilkesi gereğince ve davaya konu irsaliyedeki imzanın davalı tarafça kabul edilmediği dikkate alındığında usul ve yasaya uygun bilirkişi raporları hükme esas alınmış ayrıca davacı tarafça usulüne uygun yemin metninin sunulmadığı hususu bir bütün halinde değerlendirildiğinde ispat yükü üzerinde olan davacının alacağın varlığını ve faturaya konu mal teslimini ispat edememesi sebebiyle davanın reddine karar verilmiştir.Davacı tarafın kötüniyetli olduğu davalı tarafından ispat edilemediğinden davalı tarafın kötüniyet tazminatı taleplerinin de reddine karar vermek gerekmiştir.Arabuluculuk görüşmesine katılmayan taraf, davada haklı da çıksa haksız da çıksa yargılama giderlerini ödemeye mahkum edilir. Ayrıca davada haklı çıkması halinde lehine vekalet ücretine hükmedilmez. Bu halde arabuluculuk görüşmesine katılmayan taraf vekalet ücreti alamaz ve yargılama giderini ödemeye mahkum edilir. Davalı taraf usulüne uygun olarak davet edildiği arabuluculuk görüşmelerine katılmadığından dolayı lehine vekalet ücreti hükmedilmemiş ve yargılama giderleri üzerinde bırakılmıştır." gerekçesiyle, davanın reddine, şartları oluşmadığından davalı lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı ve davalı vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİDavacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davalı ...’ın oğlu ve çalışanı olan ... ve ... arasındaki iş ilişkisinin dikkate alınması gerektiğini, SGK Başkanlığı tarafından verilen cevapta ... adına kayıtlı işyeri dosyasına rastlanmadığı bildirilse de davalı tarafın ticari hayatında düzenlenen faturalar vb. incelendiğinde ...’a ait imzaların yer aldığının görüleceğini, aynı ticari bölgede çoğu kişi tarafından bilinen ve onaylanabilecek bir husus olan ...’ın davalı ...’ın çalışanı olarak görev yaptığı hususunun kaçınılmaz bir gerçek olduğunu, davalının oğlu ve çalışanı olan ...'ın imzasının olduğu bir adet başkaca ilişkiye dair sevk irsaliyesini de delil olarak dosya kapsamına sunduklarını, davalı, oğlu ...'ın çalışanı olmadığını iddia etse de davalı şirket adına ticari faaliyetlerde bulunduğunun açık olduğunu, sevk irsaliyesi ve mal ticari hayatın olağan akışı gereği çalışana teslim edilebileceğini, mahkeme tarafından malların teslim edildiği, sevk irsaliyesinde imzası bulunan kişinin davalı şirketin diğer ticari ilişkilerinde yer alıp almadığının araştırılmadığını, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ███████-426 E., ████████ K.sayılı kararında ''Önemle vurgulanmalıdır ki, satım sözleşmesinde malın teslim edildiği kişinin teslim almaya yetkili olması gerekir. Ancak yetkili olmamasına rağmen daha önce değişik zamanlarda, aynı veya değişik kişilerden mal teslim almış ise zımnen yetkili kılındığının kabulü gerekir. ...malı teslim alan S... H...’in davalı adına mal teslim almaya açık ya da zımni olarak yetkili kılınıp kılınmadığı, davalı çalışanı olup olmadığı, davalı şirketin diğer ticari ilişkilerinde de yer alıp almadığı, buna ilişkin belgelerde imzası bulunup bulunmadığının yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde araştırılıp incelenmesi ve oluşan sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde verilen direnme kararının bu değişik nedenle bozulması gerekmiş..." denildiğini, ...’ın resmiyete kavuşmamış bir çalışan sıfatının olmasının cezasını müvekkiline kesilmesinin hakkaniyete aykırı olacağını, kaldı ki adliyede gerçekleştirilen defter incelemesinde davalı tarafa ait defterlerin bile ... tarafından getirildiğin, sevk irsaliyesinde yer alan davalı yana ait kaşenin üzerinde imza da bulunduğunu, bu imzanın davalı ... çalışanı olan ve aynı zamanda vergi mükellefi olarak görünen şirket sahibi ...’ın oğlu olan ...’a ait olduğunu, davalı ...'ın 21.01.2022 tarihli duruşmada "Söz konusu imza benim çalışanlarımdan birine ait olup olmadığını bilemiyorum. Belki olabilir." diyerek söz konusu imzanın çalışanlarından birine ait olabileceğini beyan ettiğini, her ne kadar davalıya ait şirketin SGK kayıtlarında çalışanı gözükmese de bu beyanından anlaşılacağı üzere davalı şirketinin bünyesinde çalışanının olmadığını beyan etmemiş olup davalının çalışanlarının olduğunun inkar edilemez bir gerçek olduğunu, davalının oğlu aynı zamanda çalışanı olan ... isimli şahıs ticari ilişkinin başından beri davalı firmanın yetkili temsilcisi sıfatı ile hareket ederek müvekkili firma ile gıda temini konusunda irtibata geçtiğini, söz konusu malları davalı şirket adına alması konusunda anlaşma sağlandığı ve malları teslim aldığı hususunun müvekkili firma sahibi ile aralarında geçen ekte sunulan yazılı delil başlangıcı sayılan Whatsapp konuşmalarında da sabit olduğunu, malın teslimine ilişkin bilirkişi raporunda yer alan değerlendirmelerin sonucunda söz konusu malın teslimini ispat eden tek yazışma olması sebebiyle işbu yazılı delil başlangıcını içeren taraflar arasındaki yazışmaları ekte sunma zorunluluğu hasıl olduğunu, mahkeme tarafından tanık dinlenilmesi yönünde talepleri reddedilmişse de ürünlerin nakliye işlemi ... plakalı ... tarafından kullanılan tırla gerçekleştiğini, bu kişinin tanık olarak dinlenmesi gerektiğini, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı ███████████ Soruşturma Numaralı dosyasında ...'ın vermiş olduğu ifadesinde babası ...’a yardımda bulunduğunu ve ...’ın bilgisi ve rızası ile sevkiyat evraklarını imzaladığını ve dava konusu uyuşmazlığı oluşturan alacağımızın varlığını kabul ettiğini beyan ettiğini, mahkemece bu hususun hiç değerlendirilmediğini, bilirkişi kök ve ek raporunun hükme esas teşkil edemeyeceğini, eksik ve çelişkili olduğunu, itirazlarının değerlendirilmediğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş olmasına rağmen Arabuluculuk kanunu 18/A-(11) maddesi uyarınca yargılama giderlerinden müvekilinin sorumlu tutulmasına, lehe vekalet ücreti verilmesine yer olmadığına, arabuluculuk ücretinin davalı yanca ödenmesine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, arabuluculuk tutanağının usulsüz olduğunu, davacının kötüniyetli olarak davalıyı karşı taraf gösterip vekil olarak kendilerine yer vermediğini, davalının adresi olarak da vekilin adresinin belirtildiğini, davacının elinde bulunan karşı tarafa ait her türlü iletişim bilgisini arabuluculuk bürosuna verme yükümlülüğünü yerine getirmediğini, arabuluculuk süreciyle ilgili tebligatların usulsüz olduğu, arabuluculuk tutanağının usulüne uygun tutulmadığını, salt bu nedenle dahi zorunlu arabuluculuk başvuru yoluna başvurulmadığından dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, vekil ile takip edilen işlerde, tebligatın vekile yapılması zorunlu olmasına rağmen dava şartı olan arabuluculuk görüşmeleri için vekil olarak kendilerine tebligat yapılmadığını, dava dilekçesinin de usulsüz olarak icra dosyasına vekaletname sunulmasına rağmen davalı asile tebliğ edildiğini, dosya münderacatında davacının takibinde haksız ve kötüniyetli olduğunu, kötüniyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve arabuluculuk sürecinin usule uygun yürütülmediği, davacının vekalet ücreti, yargılama giderleri ve arabuluculuk ücretini ödemesi gerektiği ve %20 tazminata mahkum edilmesi gerektiği de gözetilmek suretiyle yeniden hüküm kurulmasına karar verilmesini istemiştir.İNCELEME VE GEREKÇEDava, İİK'nın 67. maddesi uyarınca, ticari satıma ilişkin faturaya bağlı bakiye alacağın tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın İİK'nın 67.maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı ve davalı vekillerince, yasal süreleri içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Dosya kapsamında bulunan....İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra dosyasının incelenmesinde; davacı takip alacaklısı tarafından davalı takip borçlusu aleyhine 53.659,00 TL asıl alacak, 3.483,06 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 57.142,06 TL alacak yönünden 01.08.2018 tarihinde icra takibi başlatıldığı, takip dayanağı olarak 20.12.2017 tarihli alacağın gösterildiği, ödeme emrinin 10.08.2018 tarihinde tebliğ edildiği, davalı tarafından 15.08.2018 tarihinde süresinde verilen itiraz dilekçesi ile borcun tamamına ve ferilerine itiraz edildiği, itiraz üzerine takibin durduğu ve davanın bir yıllık yasal hak düşürücü sürede açıldığı anlaşılmıştır. Davacı taraf, davalıya kuru fasulye satışı yaptığını, 01.11.2017 tarihli ve ... numaralı faturayı düzenlediğini, davalının fatura bedeli olan 86.809,50 TL'den yaptığı kısmi ödemeler sonrasında 53.704,00 TL tutarında borç bakiyesi kaldığını ileri sürerek eldeki davayı açmış; davalı ise, malı teslim almadığını, davacı ile ticari ilişkisi bulunmadığını, borcu bulunmadığını, sevk irsaliyesindeki imzanın kendisine ait olmadığını savunmuştur. Mahkemece, davacının teslim edimini yerine getirdiğini ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, eksik inceleme ile karar verildiği görülmektedir. Şöyle ki; Fatura tek başına akdî ilişkinin ve alacağın varlığını kanıtlamaz. Davalının fatura konusu mal veya hizmet bedelinden sorumlu tutulması için faturaların tebliği ve malların tesliminin veya hizmetin verildiğinin kanıtlanması gerekir. Bu nedenle, somut olayda, ispat yükü davacıdadır. Davacı bu kapsamda 01.11.2017 tarihli ve 001701 sayılı bir adet sevk irsaliyesi sunmuş olup üzerinde davalının kaşesi ile imza bulunduğu görülmektedir. Davalı, imzanın kendisine ait olmadığını, malı teslim almadığını savunmakta, davacı ise bu imzanın davalının oğlu ...'a ait olduğunu iddia etmektedir. Davacının, davalı ve ... hakkında şikayetçi olması sonrasında yürütülen soruşturmada, ███████████ Soruşturma, ██████████ Karar sayılı kararı ile takipsizlik kararı verildiği, soruşturma sırasında şüpheli davalı ...'ın ifadesinde ''... Oğlum bir ara yanımda çalışmaktaydı ancak oğlum ... kaşe yoktur...'' şeklinde beyanda bulunduğu, şüpheli ... ise, babasına yardım amaçlı ...'ya ara sıra uğradığını, bu dönemde babasının bilgisi ve rızası ile sevkıyat evraklarına imza attığını, söz konusu borcun kendisine ait olduğunu belirttiği, yine davalının sevk irsaliyesine ilişkin isticvabı sırasında ''... Söz konusu imza benim çalışanlarım dan birine ait olup olmadığını bilemiyorum. Belki olabilir.'' şeklinde beyanda bulunduğu görülmektedir. Öte yandan, davacı taraf dava dilekçesinde, bir kısım tahsilat makbuzları ve çek teslim evrakları sunmuş olup ... imzalı iki ayrı belgede adı geçen kişi tarafından davacıya iki adet çek teslim edildiği, ... tarafından davacıya cirolandığı, bu çeklerin 86.809,50 TL'lik kuru fasulye borcuna istinaden yapıldığı, bu borcun ilk çek ile 70.309,50 TL'ye düştüğü, 10.01.2018 tarihli teslim belgesindeki çek ile de 55.309,50 TL'ye düştüğünün belirtildiği, davacı ve ... tarafından imzalandığı görülmektedir. Yine davacı tarafından istinaf dilekçesinde sunulan ve davalı taraf ait olduğu anlaşılan bir başka ilişkiye ait sevk irsaliyesinde ise davalı adına teslim alan kısmında ... isimli kişinin imzası bulunduğu, bu imza ile yukarıda bahsi geçen 10.01.2018 tarihli çek teslim belgesindeki ... imzası arasında çıplak gözle görünür benzerlik bulunduğu anlaşılmaktadır. Ancak mahkemece, yukarıda yer verilen savcılık beyanları, ... ile davacı tarafından imzalanan çek teslim evrakları ve davalının başka ticari ilişkisi kapsamında ... tarafından ürünlerin teslim alındığına ilişkin sevk irsaliyesi ve bu irsaliyedeki ...'ın davalı adına mal teslim alması ve imzaların benzerliğinin dikkat alınıp bu konularda inceleme ve değerlendirme yapılmadığı, bu haliyle mahkemece eksik inceleme ile karar verildiği görülmektedir. Bu durumda mahkemece, hazırlık soruşturma sındaki beyanlar, ... ile davacı tarafından imzalanan çek teslim evrakları ve davalının başka ticari ilişkisi kapsamında ... tarafından ürünlerin teslim alındığına ilişkin sevk irsaliyesi ve bu irsaliyedeki ...'ın davalı adına mal teslim alması ve imzaların benzerliği konularında inceleme yapılarak, oluşacak vicdani kanıya göre bir karar verilmesi için ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın yukarıdaki açıklamalar ışığında yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.KARAR
:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına,2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,3-Taraflarca yatırılan istinaf peşin karar harçlarının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince yatıran taraflara iadesine,4-Kaldırılan ilk derece mahkemesi kararının icrasıyla ilgili olarak İİK'nın 36. maddesi uyarınca yatırılan teminatların, yatıran taraflara iadesine,5-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, yeniden verilecek hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,6-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine dair;HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.28.04.2026