Anahtar kelimeler: Konusukıymetli Davalihasımsız Kanalıyla Hamilinin Haricen Nakliye Bank Zayi Yasağı Keşidecisi

T.C.

ANTALYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
11. HUKUK DAİRESİ
KARAR TARİHİ
:█████/2026
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ
:Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
KARAR TARİHİ
:█████/2026
DAVALI
:Hasımsız
DAVANIN KONUSU
:Kıymetli Evrak İptali (Çek İptali)
GEREKÇELİ KARAR
YAZIM TARİHİ
:█████/2026
İlk Derece Mahkemesinin kararı ve dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.
Üye hakimin görüşü değerlendirildi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:
DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ
:
Davacı vekili; ... Bank A.Ş. / ... Şubesine ait, keşidecisi ... İnşaat Nakliye San. A.Ş. olan █████/2025 tarihli, 200.000,00 TL bedelli çekin yetkili hamilinin müvekkili olduğunu, ancak iradesi dışında zayi olan ve bedeli keşidecisi tarafından haricen banka kanalıyla ödenmiş olan çekin 3. şahıslara ödenmesinin önlenmesi için ihtiyati tedbir yoluyla ödeme yasağı konulmasını ve zayi nedeniyle çekin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ
:
Dava hasımsız olarak açılmıştır.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
:
Mahkemece; "6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun kıymetli evrağa ilişkin düzenlemeleri içeren genel hükümler kısmında yer alan 651/1. maddesine göre, kıymetli evrak zayi olduğu takdirde mahkeme tarafından iptaline karar verilebilir. TTK'nın 651/2. maddesinde ise kıymetli evrakın zayi olduğu veya zıyaın ortaya çıktığı anda senet üzerinde hak sahibi olan kişinin, senedin iptaline karar verilmesini isteyebileceği düzenlenmiştir. Yasanın kambiyo senetlerine ilişkin 759/1. maddesinde, poliçeyi eline geçiren kişi bilinmiyorsa, poliçenin iptaline karar verilmesinin istenebileceği, 818/1-s maddesinde ise, poliçeye ait iptal hükümlerinin çek hakkında da uygulanacağı ön görülmüştür.
Söz konusu yasal düzenlemeler uyarınca iptal davasının şartları; senedin zayi olması, senette yer alan hakkın halen mevcut olması, iptal talep edenin hak sahibi olması, senet zilyetliğinin yeniden iktisabının mümkün olmaması ve senedin kanunen iptali mümkün bir senet olmasıdır. İptal davası açan kimsenin senetteki hakkının ortadan kalkmamış olması gerekir. Eğer bir hak ödemeyle ortadan kalkmışsa, artık senedin iptaline gerek kalmaz (Hasan Pulaşlı, Kıymetli Evrakı Hukukunun Esasları, 6. bası, 2018, s.77-81).
Eldeki davada; davacı, çek keşidecisi "... ..." ünvanlı firmanın çek bedelini banka hesabına "... seri nolu ... Bank AŞ çeke istinaden" açıklamalı dekont ile ödediğini belirtmekle, sözkonusu çek üzerinde bir hakkı kalmadığından çekin iptalini istemekte hukuki yararı bulunmamaktadır. Ödemenin muhatap bankaya ibrazla yahut haricen yapılması, davacı yönünden çek üzerinde bir hakkın bulunmaması gerçeğini değiştirmemektedir. Bu nedenle davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar vermek gerekmiş olup aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesiyle davanın HMK 114/1-h bendi uyarınca hukuki yarar dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
:
İlk Derece Mahkemesince verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece tesis edilen kararın kıymetli evrak hukukunun temel prensiplerine, TTK m. 651 vd. hükümlerinin ruhuna ve hayatın olağan akışına aykırılık teşkil etmekte olduğunu, çek bedelinin haricen ödenmiş olmasının, zayi olan ve tedavülde bulunan kıymetli evrakın kötü niyetli üçüncü kişiler tarafından ibraz edilme ve mükerrer ödeme riski doğurma gerçeğini ortadan kaldırmadığını, bu durumun, hem müvekkilinin (hamilin) keşideciye karşı sorumluluğunu devam ettirmekte olduğunu, hem de hukuki belirsizliğe yol açtığını, bu nedenle Yerel Mahkemenin dar yorumla tesis ettiği "hukuki yarar yokluğu" tespitinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, kıymetli evrak hukukunda zayi nedeniyle iptal davasının, senedin hamilin rızası dışında elinden çıkması durumunda, senedin teşhis fonksiyonunu yerine getirebilmesini ve hak sahibinin hakkını senetsiz de ileri sürebilmesini sağlamayı amaçladığını, Yerel Mahkemenin, çek bedelinin tahsil edilmiş olmasını davanın konusuz kalması veya hukuki yararın sona ermesi olarak değerlendirdiğini, müvekkilinin, keşideciden çek bedelini haricen tahsil ettiğini, Türk Ticaret Kanunu ve yerleşik teamüller uyarınca, bedeli ödenen çekin fiziken keşideciye iade edilmesinin yasal bir zorunluluk olduğunu, müvekkilinin, çek zayi olduğu için bu iade borcunu yerine getiremediğini, iptal kararının bu noktada fiziki senedin yerini tutan ve müvekkilini iade borcundan kurtaran hukuki bir belge olduğunu, çekin tedavülde olduğunu, kötü niyetli bir üçüncü kişinin eline geçmesi ve bankaya ibrazı halinde keşideci tarafından mükerrer ödeme yapılma riski bulunduğunu, müvekkilinin, meşru hamil olarak bu riski bertaraf etmek ve keşideciye karşı olan güven ilişkisini korumakla yükümlü olduğunu, iptal davası açılmasındaki temel amaçlardan birinin de bu olduğunu, kıymetli evrakta hakkın senede mündemiç olduğunu, senet zayi olsa dahi, iptal kararı alınmadığı müddetçe senedin tedavül kabiliyetinin teorik olarak devam edeceğini, müvekkilinin, ileride kendisinden bu çek nedeniyle talepte bulunabilecek (sebepsiz zenginleşme, istirdat vb.) kişilere karşı kendisini savunabilmesi için elinde bir iptal ilamı bulunmasında tartışmasız hukuki yararı bulunduğunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 651. maddesinin 2. fıkrasında iptal davası açma hakkının "zayi anındaki hak sahipliğine" bağlandığını, somut olayda müvekkilinin, çekin zayi olduğu tarihte tartışmasız şekilde yetkili hamili olduğunu, keşideci tarafından sonradan yapılan harici ödemenin, zayi vakıasını ve buna bağlı olarak senedin kötü niyetli üçüncü kişilerin eline geçme riskini ortadan kaldırmadığını, zayi nedeniyle iptal davasının amacının, sadece senedin temsil ettiği hakkın tahsili olmadığını, senedin tedavül gücünün yok edilmesi ve senede bağlanan hukuki görünüşün (teşhis fonksiyonu) sonlandırılması olduğunu, Yerel Mahkemenin yorumuna göre; bedeli ödenen ancak zayi olan her çek için iptal davası açılamayacak olmasının, piyasada "başıboş" ve her an kötü niyetli kişiler tarafından bankaya ibraz edilerek keşideciyi zor duruma düşürebilecek senedin varlığına göz yummak olduğunu, bu durumun, ticari hayatın güvenliğine ve kıymetli evrak hukukunun ruhuna aykırı olduğunu, kıymetli evrakın en temel özelliğinin, hakkın senede bağlı olması ve senet ibraz edilmeden borcun ödenemeyeceği olduğunu, somut olayda keşidecinin, müvekkiline olan güvenine dayanarak ve dekont açıklamasında çek numarasını belirterek haricen bir ödeme yaptığını, ancak bu ödemenin çekin fiziken imhası veya iptali anlamına gelmediğini, çekin kimin elinde olduğu bilinmeyen bir şekilde tedavülde olduğunu, TTK uyarınca, çeki elinde bulunduran ve ciro silsilesi görünüşte düzgün olan herkesin bankaya ibrazda bulunabileceğini, böyle bir durumda keşidecinin, çek bedelini müvekkiline ödemiş olsa dahi, yetkili hamil gibi görünen üçüncü kişiye karşı bu harici ödemeyi (şahsi def'i) ileri süremeyeceğini, keşidecinin bu riski (mükerrer ödeme) göze alarak yaptığı ödemenin, müvekkilinin senedi iade borcunu ortadan kaldırmayacağını, müvekkilinin kendisinden çeki talep eden keşideciye karşı "iptal kararı" sunarak hukuki sorumluluğunu tamamlamak zorunda olduğunu, dolayısıyla Yerel Mahkemenin "ödeme yapıldıysa mesele bitmiştir" yaklaşımının, kıymetli evrakın teşhis fonksiyonunu ve üçüncü kişilere karşı etkisini göz ardı eden bir yaklaşım olduğunu, müvekkilinin bu davayı açmaktaki yararının hem kendi iade borcundan kurtulmak hem de iyi niyetli keşidecinin mükerrer ödeme yapmasının önüne geçerek ticari itibarını korumak olduğunu, kıymetli evrak hukukuna hakim olan en temel ilkelerden birinin 'mücerretlik' (soyutluk) ilkesi olduğunu, bir çekin iptal edilmemesinin, o çekin temel borç ilişkisinden bağımsız olarak el değiştirmeye devam edebileceği anlamına geldiğini, Mahkemenin, müvekkili ile keşideci arasındaki 'temel ilişki' kapsamında bedelin ödenmiş olmasını yeterli gördüğünü, çekin zayi olduğu ve şu an nerede olduğu bilinmediği dikkate alındığında bu çekin ciro yoluyla iyi niyetli bir üçüncü kişiye geçmesi halinde o üçüncü kişinin, müvekkili ile keşideci arasındaki harici ödeme def'ini bilmek zorunda olmadığını ve bu def'inin kendisine karşı ileri sürülemeyeceğini (TTK m. 818/1-ç yollamasıyla m. 687), böyle bir ihtimalde keşidecinin bedelinin müvekkiline ödemiş olmasına rağmen, çeki ibraz eden iyi niyetli hamile tekrar ödeme yapmak zorunda kalacağını, müvekkilinin hukuki yararının tam da bu noktada ortaya çıktığını, müvekkilinin, keşideciye karşı 'çekin iadesi' borcu altında olduğunu, bu borcu yerine getirememesinin yaratacağı tüm hukuki ve mali risklerden kurtulmak için 'iptal kararı'na muhtaç olduğunu, Yerel Mahkemenin bu teknik riskleri göz ardı ederek davanın esasına girmeden 'hukuki yarar yokluğu' kararı vermesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, Yerel Mahkemenin uyuşmazlığı kökten çözmek yerine 'hukuki yarar' engelini öne sürerek davayı reddetmesinin usul ekonomisine ve adalete erişim hakkına aykırılık teşkil ettiğini istinaf sebepleri olarak ileri sürmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE
:
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Dairemizce de istinaf incelemesi bu çerçevede yapılmıştır.
Yargılamada ileri sürülen iddia ve cevaplar, mevcut deliller ve tüm dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde;
Dava; davacının elinde iken zayi olduğunu iddia ettiği çeke ilişkin kıymetli evrakın iptali davasıdır.
Mahkemece yukarıda yazılı gerekçeyle, davanın usulden reddine karar verilmiştir.
6100 sayılı HMK'nın 359/3. maddesi uyarınca; dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgiler, yasaya uygun gerektirici nedenler, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, çekin iptalinin talep edilebilmesi için: senedin zayi olması, iptal talebinde bulunanın hak sahibi olması, senette mündemiç hakkın varlığını sürdürmesi ve senet zilyetliğinin yeniden iktisap edilemeyecek olması gerektiği, somut olayda iptali talep edilen çekin keşideci tarafından ödendiği ve senetteki mündemiç hakkın sona erdiği, davacının çek üzerinde bir hakkı kalmadığından çekin iptalini istemekte hukuki yararının bulunmadığı, Yerel Mahkemece de bu yönde değerlendirme yapılarak davanın usulden reddine karar verilmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı, HMK'nın 355/1. maddesi gereği inceleme istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmakla, re'sen gözetilmesi gereken kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmadığı, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu, bu itibarla davacı vekilinin istinaf itirazlarının yerinde olmadığı anlaşıldığından davacının istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerektiği sonuç ve kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM
:Gerekçeleri yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacının İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu ve bağlı tarife gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcı peşin olarak alındığından başkaca harç alınmasına YER OLMADIĞINA,
3-Davacının istinaf başvurusu nedeniyle yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA,
4-Kullanılmayan istinaf gider avansının 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesince ilgilisine İADESİNE,
5-Kararın İlk Derece Mahkemesince davacı tarafa TEBLİĞİNE,
Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-ç. maddesi uyarınca kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. █████/2026
...

Tamamını görebilmek için üye olmanız gerekli :/ Tamamını görebilmek için üye ol!
Üye olmak için tıkla!