Anahtar kelimeler: Harçlandırma Hasımsız Çekler Muhatap Önlemek Kıymetli Zorla İmzalattırıldığını Çeklerin Yasağı

T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO
: ████████KARAR NO
: ████████DAVA
: Kıymetli Evrak İptali (Çek İptali (Hasımsız))DAVA TARİHİ
: █████/2026KARAR TARİHİ
: █████/2026GEREKÇELİ KARARINYAZILDIĞI TARİH
: █████/2026Mahkememizde görülmekte olan Kıymetli Evrak İptali (Çek İptali (Hasımsız)) davasının dosya üzerinde yapılan incelemesi sonunda,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
:Davacı vekilinin, Bakırköy .... Asliye Ticaret Mahkemesine vermiş olduğu █████/2026 harçlandırma tarihli dava dilekçesinde ; Müvekkiline dava dilekçesine konu edilen 3 adet çeki zorla imzalattırıldığını, bu konuda ... Cumhuriyet Başsavcılığının .... Soruşturma dosyası ile şikayette bulunulduğunu, çeklerin karşılığının muhatap bankadan tahsil etme tehlikesi söz konusu olduğunu, çeklerin muhatap bankada çekleri tahsil etmesini önlemek için çeklerin iptali ile çekler hakkında muhatap bankada ödeme yasağı konulmasının gerekir olduğunu beyan ederek, anılan sebeplerle çeklerin muhatabı bankada ödeme yasağı konulmasına ve devamında çeklerin iptaline dair karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Uyuşmazlık; dava dilekçesinde ileri sürülen vakıaların hukuki nitelendirmesi yapılarak, açılan davanın gerçek konusunun ne olduğunun ve buna bağlı olarak davanın çekişmesiz yargı işi sayılan kıymetli evrak iptali davası kapsamında hasımsız görülmesinin mümkün olup olmadığının tespiti noktasında toplanmaktadır.Türk hukukunda kıymetli evrak iptali kurumu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 757 ila 765'inci maddeleri arasında genel hükümler olarak düzenlenmiş; bono ve poliçeler bakımından bu hükümlere açık atıf yapılmış, çekler yönünden ise TTK m. 818/1-s atfı ile aynı hükümlerin uygulanması esası benimsenmiştir. Söz konusu hükümler, senedin rızası dışında zilyetlikten çıkması, yani çalınma, kaybedilme, yangın, yırtılma, suya düşme gibi fiilî zayi halleri ile sınırlı olup; hak sahibinin elinde bulunmayan ve bu nedenle senede bağlı hakkını kullanma imkânından yoksun kalan kişinin, mahkemece verilecek bir iptal kararı vasıtasıyla, senet metnine bağlı kalmaksızın hakkını ileri sürebilmesi olanağını sağlamak amacıyla ihdas edilmiştir. Bu nitelikteki dava, senede zilyet bulunan bir kişinin mevcudiyetinin başlangıçta bilinmemesi veya kabul edilmemesi sebebiyle hasımsız ikame edilir; mahkeme, TTK m. 759 vd. uyarınca ilan yoluyla senedi elinde bulunduran kişiyi senedi mahkemeye ibraza davet eder, ibraz edilmediği takdirde senedin iptaline karar verir. Anılan iptal davası, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 382/2-e-7 hükmü kapsamında çekişmesiz yargı işi olarak nitelendirilmektedir (.... : Kıymetli Evrak Hukukunun Esasları, Ankara 2021; ....: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara 2018; ......: Kıymetli Evrak Hukuku, ...).Buna karşılık, senedin hâlen başkasının elinde bulunduğu ve fakat kambiyo taahhüdünün hiç doğmadığı ya da sonradan sona erdiği iddiasıyla (sahtelik, imzanın iradeyi sakatlayan sebeplerle alınması, bedelsizlik, hatır senedi, teminat senedi, ödeme, takas, zamanaşımı vb.) borçlu olmadığının tespitini amaçlayan davalar, mahiyetleri itibarıyla menfi tespit davası niteliğindedir. Menfi tespit davası, takipten önce ya da takipten sonra İcra ve İflas Kanunu m. 72 çerçevesinde veyahut HMK m. 106'da düzenlenen genel tespit davası kapsamında ikame edilebilmekte olup; her hâlükârda çekişmeli yargı işi olduğundan davanın belirli bir hasma yöneltilmesini, uyuşmazlığın çekişmeli/iki taraflı yargı düzeni içinde görülmesini zorunlu kılar. Zira bu nitelikteki bir dava, davalı konumundaki lehtar veya hamilin senetten doğan haklarını doğrudan etkilemekte, onun savunma hakkının kullanılmasını, delil göstermesini ve hukuki dinlenilme hakkından (HMK m. 27, Anayasa m. 36) yararlanmasını zorunlu hâle getirmektedir.Senedin lafzına bağlı kalınması anlamına gelen kıymetli evrak iptali ile, senedin altında yatan kambiyo taahhüdünün hukuken doğmadığının ya da geçersiz olduğunun tespitine yönelik menfi tespit davası arasındaki bu ayrım, doktrinde ve Yargıtay .... Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında istikrar kazanmıştır. Anılan içtihatlarda; senedin zayi olmasına dayanmaksızın, imzanın iradeyi sakatlayan sebeplerle alındığı, bedelsiz olduğu, sahte düzenlendiği yahut yetkisiz temsilci tarafından imzalandığı iddialarının ileri sürüldüğü davaların, kıymetli evrak iptali çatısı altında değil menfi tespit davası olarak görülmesi gerektiği; bu nitelikteki davaların hasımsız ikame edilemeyeceği; mahkemelerin taraf teşkilini bir dava şartı olarak re'sen denetlemekle yükümlü bulundukları vurgulanmaktadır (...., ..../ ...., .../ ..., ....: Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, Ankara 2020; ..., ...: Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, Ankara 2018).Somut olaya gelindiğinde; davacı vekili, dava dilekçesinde ayrıntılı dökümü sunulan üç adet çekin müvekkiline zorla imzalattırıldığını açıkça ileri sürmüş; bu iddiasını desteklemek üzere ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... soruşturma dosyasına yapılan suç duyurusuna ve bu dosyada alınan müvekkili ifadesine dayanmıştır. Davacının ileri sürdüğü maddi vakıaların özü, çek imzalarının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 37 ve devamı maddelerinde düzenlenen ikrah (korkutma) hâli ile sakat irade altında alınmış olduğu, dolayısıyla çeklerin keşidesine ilişkin kambiyo taahhüdünün aslen geçerli biçimde doğmadığı yönündedir. Bu iddia, niteliği itibarıyla, çekleri elinde bulunduran lehtarın çek bedellerini tahsil hakkına karşı çıkılması ve davacı keşidecinin söz konusu çeklerden dolayı borçlu bulunmadığının tespitinin istenmesi anlamına gelmektedir. Bu hâl ise, yukarıda ayrıntılı biçimde açıklandığı üzere, kıymetli evrak iptali davasının değil; menfi tespit davasının konusunu oluşturur. Nitekim çekler, davacının iddiası bakımından zayi olmuş değildir; aksine, bizzat dava dilekçesinde çeklerin muhatap bankalardan tahsil edilme tehlikesine vurgu yapılmış olması, çeklerin hâlen davacının iradesini sakatlayan eylemi gerçekleştirdiği iddia edilen kişinin (yahut bu kişiden devraldığı bir hamilin) zilyetliğinde bulunduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Çek zilyetliğinin başkasının elinde olması ve bu zilyetten kaynaklanan kambiyo hakkına karşı borçlu olmadığının tespitinin amaçlanması karşısında, uyuşmazlığın TTK m. 757 vd.'nın koruma alanına giren bir zayi/iptal uyuşmazlığı olarak nitelendirilmesi olanaksızdır.Davanın menfi tespit davası niteliğinde olduğu sonucuna varıldıktan sonra; bu nitelikteki bir davanın hasımsız görülmesinin mümkün olup olmadığı meselesi değerlendirilmiş; menfi tespit davasının çekişmeli yargı işi olması ve davalı konumundaki kişinin senetten doğan haklarını doğrudan etkilemesi karşısında, davanın mutlaka hasım gösterilerek ikame edilmesi gerektiği, hasımsız menfi tespit davası kavramının hukuken kabul edilemeyeceği kanaatine varılmıştır. Taraf teşkili, doktrinde ve istikrarlı yargısal uygulamada bir dava şartı olarak nitelendirilmekte; HMK m. 114/2 hükmünün, anılan maddenin birinci fıkrasında sayılan dava şartlarına ek olarak diğer kanunlarda yer alan ve yargılamanın çekişmeli/çekişmesiz işleyişini düzenleyen hükümlerden doğan dava şartlarını da kapsadığı kabul edilmektedir. HMK m. 115/1 uyarınca mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını davanın her aşamasında kendiliğinden araştırmak; m. 115/2 uyarınca dava şartı noksanlığı bulunduğu hâlde davanın usulden reddine karar vermek; ancak bu noksanlık giderilebilir nitelikte ise davacıya kesin süre verilerek noksanlığın giderilmesini sağlamakla yükümlüdür.Eldeki dosyada davanın baştan itibaren hasımsız olarak Kıymetli Evrak İptali (Çek İptali (Hasımsız)) sıfatıyla ikame edilmiş bulunması karşısında; sonradan davalı eklenmek suretiyle taraf teşkilinin tamamlanması, davanın hukuki niteliğinin ve sınıflandırılmasının köklü biçimde değiştirilmesi sonucunu doğuracak olup; HMK'nın taraf değişikliği (HMK m. 124), iradi taraf değişikliği ve ıslah (HMK m. 176 vd.) müesseselerinin çerçevesini aşacaktır. Esasen davacı, dava dilekçesinde çeklerin lehtarı yahut hâlihazırdaki hamilini hasım olarak göstermediği gibi, dilekçe içeriğinde herhangi bir hasım belirtilmemiş; çeklerin bizzat keşidecinin iradesi sakatlanarak başkasının zilyetliğine geçtiği iddia edildiği hâlde, çeklerin elinde bulunduğu iddia edilen lehtarın kim olduğu da somutlaştırılmamıştır. Bu hâlde, davanın menfi tespit niteliğinde olmasına rağmen hasımsız açılması suretiyle taraf teşkilinin sağlanamamış bulunduğu, anılan eksikliğin tensip aşamasında giderilebilir nitelikte olmadığı tartışmasızdır.Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; davanın gerçek konusunun, üç adet çek bedelinden dolayı davacı keşidecinin lehtara karşı borçlu olmadığının tespitini amaçlayan menfi tespit davası olduğu, bu nitelikteki davanın hasımsız ikame edilmesinin mümkün bulunmadığı, taraf teşkiline ilişkin dava şartı eksikliğinin giderilemez nitelikte olduğu sonucuna varıldığından; HMK m. 114/2 ve 115/2 hükümleri uyarınca davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği vicdani kanaatine ulaşılarak aşağıdaki şekilde hüküm fıkrası tesis edilmiştir.HÜKÜM
: Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-1-Davanın niteliği itibariyle menfi tespit davası olup, hasımlı açılması gerekirken hasımsız açıldığı anlaşıldığından, davanın taraf teşkiline ilişkin dava şartı noksanlığı nedeniyle HMK 114/2 ve 115/2 maddeleri uyarınca usulden REDDİNE,2-Harç peşin alındığından yeniden harç alınmasına YER OLMADIĞINA3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacı tarafça peşin olarak yatırılan 1.855,00.-TL yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya İADESİNE,5235 sayılı Kanunun geçici 2'nci maddesine göre ,Bölge Adliye Mahkemeleri'nin kurulmasına ve 20 Temmuz 2016 tarihinde göreve başlamalarına dair kararların ....... tarih ve .... sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği anlaşılmakla;6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ilâ 360'ncı madde hükümleri uyarınca,mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf,başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda karar verildi.█████/2026Başkan ...¸e-imzalıdırÜye ...¸e-imzalıdırÜye ...¸e-imzalıdırKatip ...¸e-imzalıdır