Anahtar kelimeler: Zaptının Kayyımı Tensip Kayseri Sağlıklı Yazim Atanması Gerçeğin Usulden Yöneticilerinin

T.C.
KAYSERİBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ6. HUKUK DAİRESİDOSYA NO
: █████████KARAR NO
: █████████T Ü R K M İ L L E T İ A D I N AB Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ
: KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ
: █████/2026 ARA KARARNUMARASI
: ████████ E.DAVANIN KONUSU
: Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan)İSTİNAF KARAR TARİHİ
: █████/2026KARAR YAZIM TARİHİ
: █████/2026TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
:Davacı vekili █████/2026 tarihli talep dilekçesinde özetle; " Mahkememizce █████/2026 tarihli tensip zaptının 17. Maddesi ile şirkete temsil kayyımı atanması taleplerinin reddedildiğini, kararın taraflarınca istinaf edildiğini, Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin ████████ Esas, ████████ karar sayılı ilamı ile söz konusu istinaf başvurusunun usulden reddedildiğini, bu nedenle yargılamanın sağlıklı yürütülmesi, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve şirketin uğradığı gerçek zararın tespiti bakımından; davalı yöneticiler ile şirket tüzel kişiliği arasındaki açık menfaat çatışması ve delillerin karartılması tehlikesi gözetilerek, HMK m. 389 ve devamı hükümleri uyarınca ihtiyati tedbir yoluyla temsil kayyımı atanmasını, mahkeme aksi kanaatte ise aynı davada davalı sıfatıyla yer alan ve şirketi zarara uğrattıkları iddiasıyla aleyhlerine sorumluluk davası açılmış bulunan şirket ortaklarının/yöneticilerinin, şirket tüzel kişiliğini bu davada ne şekilde ve hangi hukuki dayanakla temsil edebileceğinin, dosya kapsamı ile uyumlu somut ve denetlenebilir gerekçelerle açıklanmasını" talep etmiştir.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
:İlk derece Mahkemesi █████/2026 tarihli gerekçeli ara kararı ile;"...Limited Şirketlerin yönetim ve temsili 6102 sayılı TTKnun 623. maddesi ile düzenlenmiş olup, ”Şirketin yönetim ve temsili şirket sözleşmesi ile düzenlenir. Şirket sözleşmesi ile yönetim veya temsil müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa veya tüm ortaklara ya da 3.kişilere verilebilir. En azından bir ortağın şirketin yönetim hakkının ve temsil yetkisinin bulunması gerekir.” Şirket Müdürünün görev, yetki ve yükümlülükleri ve devredilemez yetkileri de takip eden maddeler ile düzenlenmiştir.Şirket müdürünün bulunmadığı hallerde ise şirkette yönetim ve temsil anlamında sorunlar doğacak ya da şirket müdürüne karşı açılmış olan bir dava ya da icra takibinde şirket adına hareket etmek noktasında temsil yetkisinin kime ait olacağı sorun oluşturacak ve bu noktada şirkete kayyum atanması gündeme gelebilecektir.TTK’da limited şirketlere kayyım atanmasını gerekli kılan sebeplere ve usulune dair özel bir düzenleme bulunmaması nedeniyle TTK’nın 1. maddesi yollaması ile TMK’nın bu konudaki ilgili hükümlerinin uygulanması gerektiği, düzenlenmiştir. TMK 426. ve devamı maddelerinde hangi hallerde kayyım atanacağı belirlenmiştir. Yasa'nın 426. maddesinde temsil kayyımlığı, 427. maddesinde ise yönetim kayyımlığı düzenlenmiştir. Bir şirketin yasal temsilcisinin görevini yerine getirmesine bir engel bulunduğu taktirde kendisine o iş için temsil kayyımı atanabileceği gibi, şirketin zorunlu organlarından olan yönetim kurulunun mevcut olmaması halinde TTK.nun 530.maddesi gereğince bu durumun feshe sebeb olabileceği de gözetilerek bir yönetim kayyımı atanabilir.Sorumluluk davası TTK'nun 553. Maddesinde düzenlenmiştir. TTK’nın 644. maddesi delaletiyle limited şirketler hakkında da uygulanması gereken TTK’nın 553. maddesine göre, şirket yöneticileri kanundan, esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına verdikleri zarardan sorumludurlar. TTK’nın 555. maddesine göre, şirketin uğradığı zararın tazminini, şirket ve her bir pay sahibi isteyebilir. Pay sahipleri ancak tazminatın şirkete ödenmesini isteyebilirler.Bu maddelerde şirket ortağına tazminatın şirket ödemesi şeklinde dava açma hakkı tanınmakta bununla birlikte davayı açan kişiye hükmün infazı için icra takibi yapabilme yetkisini de içermektedir. Yani sorumluluk davasını açan davacı elde ettiği ilamı icraya verebilecektir. Davacının bu imkanı bulunduğundan ve mevcut dosyada şirketin davacı konumunda değil, davalı olarak yer aldığı bu nedenle davalı yönetici ile davalı şirket arasında menfaat çatışmasının varlığından da bahsedilemeyeceğinden bu hususta şirkete ayrıca temsilci kayyumu atanmasına gerek yoktur. Yani davacının şirkete temsil kayyumu atanması talebinde hukuki menfaati bulunmamaktadır. Bu nedenle davacının HMK'nun 398 maddesi kapsamında tedbir talebi reddedilmiştir. (emsal Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi ████████ E., █████████ K., sayılı ilamı) ( Benzer nitelikte İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nin █████████ E., ████████K. Sayılı ████████ E., ████████ K.)KARAR
: Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davacının davalı şirkete temsil kayyımı atanması talebinin REDDİNE,2-Kararın bir suretinin davacı vekiline ve davalı tarafa tebliğine, tebligat giderinin davacının yatırdığı gider avansından karşılanmasına..., " şeklinde ara karar kurulmuştur.Davacı vekili işbu ara kararı yasal süresi içerisinde istinaf etmiştir.İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle ;"...AÇIKLAMALAR
:Yerel mahkeme, tensip zaptının 17. maddesinde; TTK m. 555 uyarınca pay sahibinin tazminatın şirkete ödenmesi talebiyle dava açabileceği ve çıkacak ilamı icraya koyabileceği, bu imkân bulunduğundan davacının şirkete temsil kayyımı atanmasında hukuki menfaati bulunmadığı gerekçesiyle kayyım tayini talebimizi reddetmiştir. Ancak bu karar, hukukun temel ilkelerine, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına açıkça aykırıdır. Şöyle ki:I. TTK M. 555 DAVA AÇMA YETKİSİNE İLİŞKİNDİR ve ŞİRKETİN YARGILAMA SÜRECİNDEKİ TEMSİL SORUNUNU ÇÖZMEZ.Yerel mahkeme, ret gerekçesinde; TTK m. 555 hükmü uyarınca müvekkilin tazminatın şirkete ödenmesini isteme ve çıkacak ilamı icraya koyma yetkisi bulunduğunu, bu nedenle şirkete ayrıca temsil kayyımı atanmasında "hukuki menfaati" olmadığını belirtmiştir. Ancak bu dar yorum hukukun temel ilkelerine açıkça aykırıdır.A. Dava Açma Ehliyeti ile Şirketin Temsili Birbirine Karıştırılmamalıdır: Yerel mahkemenin dayandığı TTK m. 555 hükmü, yalnızca yöneticilerin şirkete verdiği zararlarda ortakların kendi başlarına dava açabilmelerini, yani aktif husumet ehliyetini düzenler. Ancak bu durum, yargılama boyunca bir taraf konumunda olan şirket tüzel kişiliğinin mahkeme önünde kimin tarafından temsil edileceği sorununu kesinlikle çözmemektedir. İşbu davada mahkeme yargılama boyunca haklılığımızın ispatı için şirketten ticari defterler, karar defterleri, banka kayıtları ve belgeler talep edecektir. Şirketi şu an temsil eden ve bu belgeleri sunmakla yükümlü olan kişiler, bizzat kendilerine karşı dava açtığımız davalı yöneticilerdir. Doktrinde de açıkça ifade edildiği üzere, bir yargılamada yönetim kurulunun hem davalı (şahsen) hem de davacı (şirket temsilcisi olarak) konumunda olduğu durumlarda, ortaklığın artık kendisini bağımsız olarak temsil edecek bir organı kalmamış demektir ve bu durum hukuken bir "temsil imkânsızlığı" teşkil eder.B. Hukuki Menfaatimiz Delillerin Karartılmasını Önlemektir : Temsil kayyımı talep etmemizdeki hukuki menfaatimiz; yargılama sürecinde şirketin uhdesinde bulunan delillerin tahrif edilmeden, eksiksiz ve dürüstçe mahkemeye sunulmasını sağlamaktır. Davalıların, kendi aleyhlerine olan delilleri şirket temsilcisi sıfatıyla mahkemeye kendi elleriyle sunmalarını beklemek hayatın olağan akışına aykırıdır. Bu durum açık bir şekilde hukuki menfaatimizin varlığını kanıtlamaktadır.C. Kimse Kendi Davasının Hâkimi/Temsilcisi Olamaz : Doktrinde ve yerleşik Yargıtay içtihatlarında açıkça vurgulandığı üzere; yönetim kurulu üyelerine veya limited şirket müdürlerine karşı sorumluluk davası açıldığı hâllerde, şirket ile yöneticiler arasındaki menfaat çatışması nedeniyle şirkete temsil kayyımı atanması zorunludur. Bu durum hukukun evrensel prensiplerinden olan "hiç kimsenin kendi davasının hakimi olamayacağı (...)" kuralının da emredici bir sonucudur. Yerel mahkeme, yöneticilerin hem kendilerini hem de zarara uğrattıkları şirketi aynı davada temsil etmelerine göz yumarak adil yargılanma hakkını zedelemiştir.Sonuç olarak; TTK m. 555'in bize tanıdığı dava açma yetkisi, yargılama aşamasındaki delil karartma tehlikesini ve şirketin bağımsız temsili ihtiyacını ortadan kaldırmadığından, yerel mahkemenin "hukuki menfaat yokluğu" gerekçesi yasal dayanaktan yoksundur.II. TİCARET ŞİRKETLERİNE KAYYIM TAYİNİNDE TİCARET MAHKEMESİ GÖREVLİDİRA. Ticaret Şirketlerine Kayyım Tayini Mutlak Ticari Dava Niteliğindedir : TTK m. 4/1 uyarınca, bu Kanunda öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri mutlak ticari dava sayılmaktadır. Aynı Kanun’un 5/1. maddesi gereğince ise, aksine bir hüküm bulunmadıkça tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir.Bu çerçevede, ticaret şirketlerine kayyım atanmasına ilişkin talepler de TTK’dan kaynaklanan ve şirketin temsili ile doğrudan bağlantılı bulunan uyuşmazlıklar olup, mutlak ticari dava niteliğindedir ve görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir.B. Yargıtay İçtihatları Uyarınca Atama Yetkisi Doğrudan Ticaret Mahkemesine Aittir : Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 01.10.2014 tarihli, E. █████████ ve K. ██████████ sayılı ilamında; limited şirkete kayyım tayinine ilişkin davaların TTK’nın 4 ve 5. maddeleri uyarınca mutlak ticari dava niteliğinde olduğu, bu nedenle davanın Ticaret Mahkemesinde görülmesi gerektiği hükme bağlanmıştır.SONUÇ VE İSTEM
: Yukarıda arz ve izah olunan nedenlerle; Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin ████████ Esas sayılı dosyasında davalı şirkete tedbiren temsil kayyımı atanması talebimizin reddine ilişkin 28.04.2026 tarihli ara kararın usul ve yasaya aykırı olması nedeniyle kaldırılmasına, şirket ile davalı yöneticiler arasındaki açık menfaat çatışması ve yargılama sürecinde şirketin bağımsız ve tarafsız şekilde temsil edilmesinin zorunluluğu gözetilerek davalı şirkete temsil kayyımı atanmasına karar verilmesini ...." talep etmiştir.HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ :Dairemizce HMK 355. Maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzeniyle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.Ön inceleme yönünden bir eksikliğin bulunmadığı anlaşıldığından davacı vekilince sunulan istinaf dilekçesinde ileri sürülen istinaf sebepleri hakkında esastan inceleme yapılmıştır.İstinaf dilekçesinde ileri sürülen istinaf sebepleri, mahkemece verilen ve istinaf edilen gerekçeli ara kararda mahkemece yazılı ayrıntılı açıklamalar ile bu aşamadaki mevcut derdest dava dosyası kapsamı birlikte incelenip değerlendiriliğinde ; Davacı tarafın davalı şirkete temsil kayyım atanmasına yönelik ihtiyati tedbir talebinin kabulü için gerek HMK 389.vd. Gerekse TMK 403, 426 vd. İle TTK 430. Vd ile 530 vd . Maddeleri gereğince aranan gerekli ve yaklaşık ispata dair yeterli koşulların , bu aşamadaki mevcut derdest dava dosyası kapsamına göre bulunmadığı anlaşıldığından , sözkonusu ihtiyati tedbir talebinin reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.Açıklanan nedenlerle ve mahkemece de, istinaf edilen gerekçeli ara kararı ile davacı tarafın söz konusu ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiş olduğundan istinaf edilen ara kararda usul, yasa ve mevcut derdest dava dosyası yönlerinden herhangi bir isabetsizlik ve aykırılığın bulunmadığı , ara kararının hukuka uygun olduğu bu nedenlerle de davacı vekilinin yukarıda yazılı istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşıldığından istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.HÜKÜM
: Yukarıda açıklanan nedenlerle ;Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ████████ Esas sayılı █████/2026 tarihli ara kararının hukuka uygun olduğunun anlaşılması nedeniyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun H.M.K. 'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,Alınması gereken istinaf karar ve ilam harcı istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırıldığından harçla ilgili yeniden karar verilmesine yer olmadığına,Davacı tarafından yapılan istinaf yoluna başvuru harcı ve istinaf posta giderlerinin derdest dava sonunda ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda değerlendirilmesine,İstinaf incelemesi aşamasında duruşma yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına ,HMK 302/5 maddesi gereğince işbu ilamın kesinleşme kaydı yapılan kararın yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin , harç tahsil işlemlerinin, HMK 359/4 Maddesi gereğince bu kararın taraflarına tebliği işlemlerinin yapılması ve artan gider avansının ilgili tarafa iadesi işlemlerinin İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılmasına,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme ile HMK 362/1-f ile 391/3 bendi uyarınca KESİN olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. █████/2026